Türk ceza kanununun bazı maddelerinde değişiklik yapılmasına dair kanun teklifi hakkında (s.s.215)
Şırnak Milletvekili ·
Genel Kurul, 96. Birleşim · 2. yasama yılı · 29 Nisan 2008 · 756 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma
Kaynak göster
Hasip Kaplan, 29 Nisan 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 96. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRK CEZA KANUNUNUN BAZI MADDELERİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ HAKKINDA (S.S.215)); konuşma 756 kelime.
Hasip Kaplan (Şırnak). “Türk ceza kanununun bazı maddelerinde değişiklik yapılmasına dair kanun teklifi hakkında (s.s.215)”. TBMM Genel Kurulu, 96. Birleşim tutanağı, 29 Nisan 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/hasip-kaplan-23-2008-04-29-turk-ceza-kanununun-bazi-maddelerinde-degisiklik-yapilmasina-dair-kanu-2 (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
DTP GRUBU ADINA HASİP KAPLAN (Şırnak)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ilerleyen bu saatte, kanun teklifinin sahibi olarak, ama, 301’inci maddenin tamamen kaldırılmasını isteyen biri olarak önce şunu açıklıkla söylemek istiyorum: Düşünce özgürlüğü devlet gibi düşünmeme özgürlüğüdür; kurulu düzeni sorgulamayı, gerektiğinde kınamayı, mahkûm etmeyi de içeren bir özgürlük olarak demokratik düzenin kurucu bir unsuru ve vazgeçilmez şartıdır. Eğer bireysel özgürlük çoğunluğun onaylamadığı görüşleri desteklemek ve savunmak, çoğunluktan farklı bir davranış yolu izlemek hakkını içermiyor ise, bu özgürlüğün hiçbir anlamı yoktur.
Şimdi, 301’inci madde söz konusu olduğunda, teklifimiz, Adalet Komisyonunda görüşüldükten sonra gelen elimizdeki teklif metni sanki 301 öncesinden çok farklı bir tasarı metniymiş gibi aslında kıyametleri boşa koparıyoruz; yani, havanda su dövüyoruz sabaha kadar. Sanki çok derin hukuksal, siyasal, felsefi tartışmalar yapıyormuş gibi gözüküyoruz ama, ne yazık ki, kendi kendimizle çelişen, yaptıklarımızı inkâr eden, o yaptıklarımızı savunanları çok ağır ithamlarla eleştiren ve kavram kargaşasıyla 70 milyon insanımıza yanlış bilgi veren, yönlendiren bir görüntünün doğru olmadığını ifade etmek istiyorum. Çünkü, cumhuriyetimizin kuruluş felsefesi, kuruluşu ve tarihten gelen zengin kültürel çoğulculuğu, farklılığı, farklı etnik, dini, mezhepsel, dilsel yapısı gereği bizim ayrımcılık hastalığından kurtulmamız ve farklılıkları ayrılık nedeni değil, demokrasimizin harcı olarak görmemiz, birliğimizin harcı olarak görmemiz gerektiğinin altını önemle çizmek istiyorum.
Evet, yakın zamana şöyle bir seyahat yaptığımız zaman her yerde görüyoruz. Başbakanlık “İnsan Hakları nedir?” diyor. Bir zincir ucunda bir kelebek “İnsan hakları onurlu, eşit ve özgür yaşamaktır” diyor. Bunun başında demokratik toplumlarda düşünce özgürlüğü ve örgütlenme özgürlüğü gelir. Partiler mezarlığına dönen, kapatılan siyasi partilerin mezarlığına dönen ülkemizde, ülkemizin çizdiği rotada emeği geçenleri burada sayarak hepsine yüce Meclisin huzurunda teşekkür etmek istiyorum.
301’inci maddenin kaynağı ve anası 159’uncu maddedir. 159’uncu maddede on binlerce insanımız bugüne kadar yargılanmıştır. Sağdan, soldan, her alandan ve… Baktığımız zaman Başbakanlık kitapçığında bile -16 Şubat 2002- 159’uncu maddede değişiklikler vardır, cezalar indirilmiştir ve hafifletilmiştir. 3’üncü Uyum Paketi’nde -değerli bir hatip burada gökkuşağı koalisyonundan bahsetti, yedi partinin katkısının olduğunu söyledi orada da 312’nci maddede değişiklikler yapılmıştır ve dahasını söyleyeyim, Terörle Mücadele Kanunu’nun 8’inci maddesi olan bölücülükle ilgili maddesi dahi kaldırılmıştır. Ve bunlar şüphesiz ki, Türkiye'nin gelişiminde, rotasında, Avrupa Birliği sürecinde devletin bütün kurumları, siyasi partileri ve yüce Meclisinin özgür iradesiyle aldığı kararlarla yöneldiği Avrupa Birliği sürecinde, bugün Avrupa Birliği sürecine karşı da olsa tüm partilerin imzası onayı ve katkısı vardır. Şimdi, bu süreci yaşamış, daha sonra da bu 3’üncü Uyum Paketi’nden 10’unun Uyum Paketi’ne kadar geçmiş bir süreçte, her partinin imzasının olduğu bir süreçte hiçbir yüce Meclisin değerli üyesini bu kürsüden ağır ithamlarla suçlama gibi bir şeyi düşünmek bir yana, bu demokratik gelişime zerre kadar katkısı olanların hepsinin önünde saygıyla eğilmeyi bir borç bilirim. Ülkemizin demokrasisi için, insan hakları ve hukuk için, düşünce özgürlüğü için bir çivi çakana, herkese burada teşekkür etmek istiyorum. Yapılması gereken, Türkiye'nin çağdaş yüzüne, uygar yüzüne yakışan da budur. Onun için, AB uyum yasaları dayattı değil arkadaşlar. Hiç kimse… Buradan çıkarılan ulusal program yüce Meclisten geçti. 2001 Anayasa değişiklikleri yüce Meclisten geçti. Yüce Meclis, milletin iradesinin tecelli ettiği yerdir. Bu iradeye saygıyı bütün partilerin göstermesi gerektiğini düşünüyoruz ve buna sahip de çıkılmasını istiyoruz. Bu nedenledir ki Avrupa Birliği sürecinde, 2004’te, 2002 seçimlerinden sonra, 301’in altında da iki partinin imzası vardı çünkü iki parti o zaman barajı aşmıştı; CHP ile AKP’nin mutabakatıyla çıkan bir yasa. Ancak, bu Yasa’yı makyajla düzenlemenin, değiştirmenin, sadece kavramları değiştirmenin, üç yılı iki yıla indirmenin, inanın düşünce özgürlüğüne, demokratik topluma hiçbir katkısı yoktur; Avrupa Birliğinin istediği de bu değildir. Eğer bu olsaydı, Anayasa’nın 90’ıncı maddesi hükmünde uluslararası sözleşmeleri, ki bu Meclisimizden kabul gören, kanunla kabul edilen sözleşmeleri iç hukukumuzda kanun hükmünde saydıktan sonra, kabul ettikten sonra, bunları hükûmet komiserleri, dayatmalar olarak görmek büyük bir yanılgıdır.
Yine bir büyük yanılgıdan bahsetmek istiyorum: “Avrupa’da da bu tür yasalar var…” Hayır, yok. İtalya ve Polonya yasaları benzer olsa bile bunun örneklerini zaman zaman arkadaşlarımız açıkladılar. Evet, İtalya’da da var bir yasa ama 28 kişi hakkında açılmış dava, hüküm ve para cezaları, Türkiye’de de 1.122. Polonya’da var, benzeri değil. Burada ifade etmek istediğimiz, olayı biraz da siyasi malzeme, seçim, biraz oradan kamuoyuna mesaj verme noktasından alıp Türkiye'nin gerçek demokratikleşmesine, düşünce özgürlüğünün önünü açacak, ifade edecek bir şekilde koyarken, gelin hep beraber Türklüğü de, Türk milletini de, Türkiye Cumhuriyeti’ni de onu bir araya getiren, yapıştıran İstiklal Savaşı’nda omuz omuza çarpışan Türk’ünü de, Kürt’ünü de, Çerkez’ini de, Laz’ını da, Gürcü’sünü de, Arnavut’unu da, Boşnak’ını da, Pomak’ını da, Arap’ını da bu ülkenin asli bütün vatandaşlarını ayrımcılık yapmadan kucaklayacak bir anlayışı bu yüce Mecliste hayata geçirelim. Biz bu duygu ve inançla bu teklifi verdik. Bugün inanın her zamankinden çok birliğe ihtiyacımız var. Eğer bunu idrak edemiyorsak çok açıklıkla ifade edeyim…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
81 konuşma daha · 29 Nisan 2008