İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 16. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Milli eğitim temel kanununda değişiklik yapılması hk.kan.tasarısı (ss :671)

Hüseyin Çelik

Van Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 16. Birleşim · 3. yasama yılı · 10 Kasım 2004 · 2.131 kelime · yaklaşık 11 dakikalık okuma

Kaynak göster

Hüseyin Çelik (AK Parti), 10 Kasım 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 16. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: MİLLİ EĞİTİM TEMEL KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HK.KAN.TASARISI (SS :671)); konuşma 2.131 kelime.

Hüseyin Çelik (AK Parti, Van). “Milli eğitim temel kanununda değişiklik yapılması hk.kan.tasarısı (ss :671)”. TBMM Genel Kurulu, 16. Birleşim tutanağı, 10 Kasım 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/huseyin-celik-22-2004-11-10-milli-egitim-temel-kanununda-degisiklik-yapilmasi-hk-kan-tasarisi-ss (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Van)Sayın Başkan, Yüce Meclisin değerli üyeleri; hepinizi en derin saygılarımla selamlıyorum.

Okul aile birliklerinin yasal altyapıya kavuşturulmasıyla ilgili olarak getirdiğimiz tasarının geneli üzerinde, özellikle muhalefet partisi temsilcisinin yapmış olduğu konuşmada yönelttiği bazı eleştirilere cevap vermek üzere söz almış bulunuyorum.

Sayın İnce, yaptığı konuşmada "koruma dernekleri artık para alamıyorlar" dedi ve "dolayısıyla, koruma derneklerinin yerini almak üzere, okul aile birlikleri tesis ediliyor" anlamına gelebilecek cümleler sarf etti. Doğru söylüyor. Koruma dernekleri artık para toplayamıyor, okulların bünyesinde faaliyet gösteremiyor.

Bildiğiniz gibi, kamu vakıfları içerisinde en büyük gelire sahip olan vakıf, Millî Eğitim Vakfı idi, yıllık 200 küsur trilyon geliri vardı. Bu gelir nereden geliyordu; bu gelir "eğitime katkı payı" adı altında, her dönemin başında, hem zengin öğrencilerden hem fakir öğrencilerden, bütün öğrencilerden alınan paralardı, kantinlerin işletilmesinden büyük çapta elde edilen paralardı.

Hükümetimiz, bence, son derece isabetli ve basiretli bir karar alarak, kamu vakıflarını, vatandaştan âdeta adı konulmamış vergiler toplayan, haraç toplayan kurumlar olmaktan çıkarmıştır.

Biliyorsunuz, Mevleviler, sema ederken, ellerinin birini yukarı tutarlar birini aşağıya indirirler. Bu, Hak'tan alıp halka vermek, yukarıdan alıp aşağıya vermek anlamına gelir. Bizim kamu vakıfları şöyle çalışıyordu: Aşağıdan alıp yukarıya devrediyorlardı. Bu paralar nereye harcanıyordu diye sorarsanız, bunu araştıran değerli arkadaşlarımız bunu çok iyi bilirler. Hayırlı hizmetler de yapmışlardır. Ancak, Hükümetimiz, vakıflar... Bazı okulların müstakil vakıfları var, bazı büyük liselerimizin hâlâ vakıfları vardır, isim değiştirerek faaliyetlerine devam ediyorlar. Okullarımıza çok ciddî katkı yapan vakıflar da var. Koruma dernekleri var, okul aile birlikleri var.

Sayın İnce, okul aile birlikleri şu anda vardır ve sizin sözünü ettiğiniz endişeler, bugün, kayıtdışı olarak devam ediyor. Biz, okul aile birliklerine şeffaflık kazandırmak, özellikle bağış adı altında toplanan paraların... Özel olarak komisyonda zikredilmiş, yasa metninde de "kesinlikle, vatandaş, veli, hiçbir şekilde bağışa zorlanmayacaktır" ifadesi yer almıştır. Bağış zaten gönüllülük esasına dayanan bir şeydir. Aslında, böyle bir ifadenin yer almasına da belki çok gerek yoktu; ama, teyiden, tekiden komisyon tarafından teklif edilmiştir ve bu dağınıklık, bu keşmekeş, bu kaos giderilmiştir.

Şimdi, bunun dışında, Sayın İnce, konuşmasının çok önemli bir kısmında, okul aile birlikleriyle hiç ilgisi olmayan konulara değindi. Mesela "İstanbul Millî Eğitim Müdürü 30 milyar maaş alıyor" dedi. Pek yakında, bu ithamınızdan dolayı, eminim ki, İstanbul Millî Eğitim Müdürü size dava açacaktır.

MUHARREM İNCE (Yalova)İnşallah.

MİLLİ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla)Bakın, İstanbul Millî Eğitim Müdürü ve diğer millî eğitim müdürleri, sürücü kurslarının sınavlarından, üç ayda bir 70 000 000 para alıyorlardı. Biz iktidara geldikten sonra, bu sınavlar, merkezî olarak yapılıyor, Eğitim Teknolojileri Genel Müdürlüğü tarafından yapılıyor; bu para da alınamıyor Sayın İnce.

MUHARREM İNCE (Yalova)Diğer sınavlar?..

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla)Bakın, okullarda açılan kurslardan millî eğitim müdürleri ayda 240 000 000 lira alıyordu, birbuçuk yıldan beri...

ÖNER ERGENÇ (Siirt)Üç aylık...

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla)Üç ayda bir 240 000 000 lira alıyorlardı; birbuçuk yıldan beri, Millî Eğitim Bakanlığına atandığım tarihten itibaren, bu da kaldırılmıştır.

MUHARREM İNCE (Yalova)Her okul için ayrı ayrı.

MİLLİ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla)Kesinlikle kaldırılmıştır Sayın İnce.

MUHARREM İNCE (Yalova)Peki, kaldırılmadan önce, her okul için bu parayı almıyorlar mıydı?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla)Bakın, bize, kendi iktidarımızdan ve dönemimizden sorun. Ben size bugünkü uygulamadan söz ediyorum.

MUHARREM İNCE (Yalova)Efendim, siz üç aydır mı iktidarsınız?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla)Israrla, üzerinde dura dura diyorsunuz ki "İstanbul Millî Eğitim Müdürü 30 milyar maaş alıyor." Böyle bir şeyi nasıl söyleyebilirsiniz?!

Sayın İnce, siz Millî Eğitim Komisyonu üyesisiniz ve diyorsunuz ki "Hükümet, Millî Eğitim Bakanlığı, ilk beş sınıf için müfredat değiştirmiştir." Hayır, biz, ilk beş sınıf için müfredat değiştirmedik; ilköğretim sekiz yıldır; biz sekiz yıllık müfredatı değiştirdik; sizin bundan da haberiniz yok ve bu müfredat değişikliği, şu anda, internette, Millî Eğitim Bakanlığının web sayfasında vardır. Aylardan beri... Bakın, bunun bir hazırlık süreci var. Bir yıl öncesinden, 11 üniversiteden uzmanların, yurt dışından getirilen uzmanların, Talim Terbiye Kurulu üyelerinin, Türkiye'de eğitim alanında söyleyecek sözü olan insanların hepsinin görüşü alınmıştır ve müfredat değişikliği, Türkiye'de büyük bir takdirle karşılanmıştır; sağdan soldan, ortadan kenardan, bütün insanlar, bunun hayırlı bir hizmet olduğunu söylemiştir.

Biz, başlangıçta, 6 ilde pilot uygulama yapma kararı aldık. Sayın Başbakanımız, Türkiye coğrafyasını kapsasın diye, 3 ili daha ilave etmemizi emretti, 3 ili de ilave ettik. Şu anda, 120 okulda bu pilot uygulama devam etmektedir. Sürekli olarak, öğretmenlerimiz, bu yeni müfredata göre kurslara tabi tutulmaktadır. Ayrıca, sanal ortamda bu eğitim verilmektedir ve bu süre, bir demlenme, bir olgunlaşma süresidir. Gördüğümüz eksiklikleri, aksaklıkları, olabilecek problemleri de derhal ele alıyoruz ve bunları gideriyoruz.

Bize zaman zaman söylediler; efendim, bu, böyle, kolay oturacak bir şey değil; bu, beş yıllık bir süre alır. Evet, biz de, zaten, bu sistemin mükemmel çalışması için beş yıllık bir süre öngördük; ama, değerli arkadaşlar, eğer, biz bu sene başlarsak -ki, başladık- beş yılda bu sistem oturur; ama, beş yıl sonra başlarsanız, bu, on yıl demektir.

Bakın, müfredatımız, 1967 yılında çıkarılmış olan bir müfredattır. 1967'den beri köprülerin altından çok sular geçti; 1967'den beri, dünyada, eğitim alanında büyük büyük değişiklikler oldu ve Türkiye hepsini ıskaladı. Yıllardan beri, sağcı-solcu, bu ülkenin geleceği konusunda, bu ülkenin eğitimi konusunda endişe sahibi olan bütün insanlar, eğitimimizin ezberci bir yapıya sahip olduğunu, öğretmen merkezli olduğunu, öğrencilere âdeta bilgisayar disketlerine bilgi kopyalar gibi bilgi yüklendiğini, öğrencilerin papağan gibi yetiştirildiğini, tek tip insan yetiştirildiğini, bunun için gayret gösterildiğini ifade ettiler; ama, biz dedik ki, eğitimimiz demokrasiye duyarlı olmalıdır, üretime duyarlı olmalıdır, ekonomiye duyarlı olmalıdır ve her şeyden önce, öğrenci merkezli olmalıdır; öğrencinin problem görme, problem çözme, analiz yapma, sentez yapma, kendini ifade etme kabiliyetlerini önplana çıkarmalıdır; enformatif değil, konstraktif, yani inşacı olmalıdır. Bunu gerçekleştirdik. Bu, dünyanın bugün yakaladığı, geldiği yerdir. Biz, dünyanın dışında kalamayız. İlericilik diyorsanız, çağdaşlık diyorsanız, ilericilik, çağdaşlık budur; lafla ilericilik, çağdaşlık olmaz. Biz, gerçek anlamda çağdaş eğitim yapıyoruz. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Şimdi, yine bir başka polemik veya mugalata konusu var. Nedir; efendim, bir taraftan diyorsunuz ki "ezbercilik olmayacak" bir taraftan da şiir ezberletiyorsunuz." Bunun ne anlama geldiğini, allahaşkına, bilmiyor musunuz?! Şimdi, ezbercilik olmayacak demek, öğrenciler çarpım tablosunu ezberlemeyecek; böyle bir şey olabilir mi?! Ezbercilik olmayacak, öğrenci şiir ezberlemeyecek... Bari, öğretmeninin adını da ezberlemesin!.. Arkadaşlar, ezberci eğitim şu demektir: Bakın, İngilizce'de 4 kelime vardır, özür dileyerek, bunları ifade etmek zorundayım; çünkü, bunların motamo Türkçe karşılıkları yok, bunları izah etmeye çalışacağım özellikle bilmeyen arkadaşlarıma.

Bakın "data" diye bir şey var; bu, bilgi deposudur, bilgilerin ham olarak bulunduğu yerdir. Sonra "enformasyon" diyorlar, "information" diyorlar; bu, belli bir konuya yönelik olan bilgidir. Sonra "knowledge" diyorlar; bu, anlamlı hale getirilmiş bilgidir ve sonra "wisdom" diyorlar; bu, hikmettir.

V. HAŞİM ORAL (Denizli)"Wisdom" hikmet değil...

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla)Şimdi, bir öğrenci bilgi alacak; ben niçin öğreniyorum, bu ne için lazım, bu nasıl değerlendirilir? Bunu bilmeyen bir öğrenci, bunu sorgulamayan bir öğrenci olabilir mi?! Şimdi, biz bunu gerçekleştiriyoruz; hikmet boyutuna kadar varmış olan bir öğrenci tipi yetiştireceğiz.

Şimdi, ezbercilik olmayacak demek, öğrenci hiçbir şeyi ezberlemeyecek demek değildir. Ezberci eğitim, dediğim gibi, öğrencinin hiçbir şeyi sorgulamadan, sadece "bana bunu veriyorlar, benim de bunu almam lazım ve bunun karşılığında sınavlarda tekrar cevap vermem lazım" anlayışına dayalı bir eğitimdir. Bunun ne anlama geldiğini bilmeniz lazım.

100 kitap meselesine gelince... Değerli arkadaşlarım, bakın, biz, bu toplumun entelektüel birikiminden yararlanmak zorundayız. Şimdi, biz, eğer, sağdan soldan, Türkiye'nin yazarlarını, fikir adamlarını, edebiyatçılarını çağırmışsak, "Ey Türk aydınları! Liseyi bitirinceye kadar Türk çocukları, sizce, doğudan batıdan, bizim klasiklerimizden hangi kitapları okumalıdır" sorusunu sormuşsak ve onlardan gelen listeleri bir ortak paydada buluşturmuşsak, bunun neresi fena, bunun neresi yanlış allahaşkına!

Bir taraftan, her yasa tasarısı buraya geldiğinde "toplumun geniş kesimlerine ulaşarak, onların görüşlerini alarak, bir konsensüs sağlayarak bunu buraya getirin" demiyor musunuz? Biz, getirdiğimiz bütün tasarıları böyle getiriyoruz. Bakın 100 kitap dediğimiz şey, Batı'da uygulanan şeydir değerli arkadaşlarım. Bu kitap dayatma değildir, çocukları "ille de sen şu kitabı okuyacaksın"a zorlama değildir. Biz tavsiyede bulunuyoruz. "Lecture kitapları" diye Batı'da bir sistem vardır. Müfredatın içerisinde, bakın, Türkçe ders kitaplarında metinler vardır, örnek metinler vardır. Örnek metinler olduğu gibi, örnek kitaplar vardır. Kimi koymuşuz; Hindistan'dan Tagor'u bilsinler, Kelile ve Dimne'yi bilmeyen bir lise öğrencisi olmasın, Beydaba'yı bilsinler demişiz. Bunun neresi fena?! Hugo'yu bilsinler, Goethe'yi bilsinler demişiz; Tolstoy'u bilsinler, Balzac'ı bilsinler demişiz. Sonra kendi edebiyatımızdan, kendi klasiklerimizden kitaplar tavsiye ediyoruz.

Bakın, sonucu söyleyeyim ben size: Bugüne kadar bu listeyi eleştiren birkaç yazar oldu: "Burada Bahattin Özkişi diye birisi vardır, o kimdir" dediler. "Bu kimdir" diyenler, onlarca, yüzlerce yazar tarafından cehaletle suçlandı. "Siz nasıl bilmezsiniz!.. Bahattin Özkişi'nin kim olduğunu..." Bahattin Özkişi çok meşhur olmayabilir; ama, bu, değersiz olduğu anlamına gelmez. Bunun dışında bir eleştiri gelmedi. Netice itibariyle, bakın, bugünkü gazetelerde var; bu 100 kitap meselesi, Türkiye'de kitap piyasasını canlandırmıştır. Okullarda henüz ortaöğretim müfredatı tamamlanmadığı halde, lecture...

MUHARREM İNCE (Yalova)Millî Eğitim Bakanının görevi piyasayı canlandırmak değil ki Sayın Bakan...

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla)Bakın, ben Türkiye'nin entelektüel faaliyetinden, birikiminden söz ediyorum. Çocuklarımıza okuma alışkanlığını kazandırmamız gerektiğinden söz ediyorsunuz. Kitapçılar ne diyor biliyor musunuz değerli arkadaşlarım; kitapçılar diyor ki: "Bu kitapları almaya gelenler, bu arada başka kitaplar da alıyorlar." Türk çocuklarının kütüphanesinde ortak kitaplar olmasının, ortak bir kitaplık olmasının neresi kötüdür?!

Bir de, ben, Sayın İnce'nin, doğrusunu isterseniz, o yaklaşımını da hiç anlamadım. "Efendim, biz bunları kütüphanelere koyarsak, evlere koyarsak, bunların üzerine dantelli örtüler koyarlar..." Yani, kendi halkımızı da bu kadar aşağılamanın bir anlamı yok. Bizim halkımız kitabın ne olduğunu, kitap okumanın ne olduğunu bilir ve bunu öğretmek zorundayız. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Yine, bir taraftan dedi ki Sayın İnce, efendim, Maliye Bakanlığı ile Millî Eğitim Bakanlığı arasında, okul kantinlerinin işletilmesiyle ilgili bir yönetmelik hazırlanmış; burada da denilmiş ki, yüzde 10 ilçeye, yüzde 20 ile verilsin. Millî Eğitim Vakfı kantinleri kiraya verdiği zaman da bu yapılıyordu; niçin yapılıyordu; onu söyleyeyim size:

Pertevniyal Lisesinin kantinini kiraya verirsiniz, Kabataş Lisesinin kantinini kiraya verirsiniz, oradan muazzam bir gelir gelir; çünkü, çok fazla öğrencisi vardır, öğrenciler, genellikle, hali vakti yerinde olan ailelerin çocuklarıdır; ama, Alibeyköy'deki bir okulun kantininden bir gelir gelmez. Oradaki ilçe millî eğitim müdürü bu gelire sahip olduğu zaman, kayıtla bu gelire sahip olacak, bunun hesabı kitabı olacak, bir havuzda oluşacak ve özellikle fakir semtlerdeki, durumu iyi olmayan okullara bu paralar harcanacak; bu, bunun için konulmuştur. Yine, buna dayalı çıkarılacak bir başka yönetmelikte de bu muhafaza edilecektir.

Ben, Sayın İnce'ye, daha iki gün önce telefonda bunu söylediğim halde, burada hazır bir ortam bulmuşken tekrar aynı şeyi söylemesini, doğrusunu isterseniz yadırgıyorum.

Geçen sene bütçe yasasında, bakın, ücretsiz kitap için ayrılan paranın sosyal harcamalar kapsamında harcanacağı ifade edilmiştir; bu, madde olarak belirtilmiştir. Konsolide bütçeden ücretsiz kitap için para ayrılmıştır; öyle bildiğiniz gibi 150 trilyon değil, bu sene 200 trilyona yakın para harcanmıştır ve bu, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonunun parası değildir; o Fon üzerinden harcanmıştır, bütçeden konulmuştur. Ben, bunu kendisine izah ettiğim halde, 2004 yılının bütçesini açıp bakarsa bunu göreceğini, okuyacağını söylediğim halde, burada bunu tekrar dile getirmesi, bence, siyasî etik açısından sorgulanmalıdır.

Şimdi, Sayın İnce fizikçi bir arkadaşımızdır; bakın, ben, edebiyatçıyım. Bizim Millî Eğitim Bakanlığının hizmet arabaları, 1991-1992 model Renault serisinden eski Concorde'lar, Optima'lardı; bu arabaları satsanız 1 milyar etmezdi; her birinin, yılda, aşağı yukarı 10-12 milyar tamir parası vardı. Şimdi, bu arabaların devredışı bırakılması gerekiyordu.

MUHARREM İNCE (Yalova)Hiç itirazım yok.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla)Kendiniz söylüyorsunuz, Millî Eğitim Bakanlığı Türkiye'nin en büyük bakanlığıdır; sadece merkez teşkilatında 3 000 kişi çalışıyor.

MUHARREM İNCE (Yalova)Sayın Bakan, orada sizi suçlamadım, Vakıfbankı suçladım; tutanaklara bakın.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla)Müsaade eder misiniz.

Sayın İnce, bakın, Vakıfbank, bir kamu bankasıdır. Vakıfbank, bunlar için ne kadar kira veriyor, samimiyetle söylüyorum, İdarî Malî İşler Daire Başkanım da bilmiyor, ben de bilmiyorum; siz o 50 küsur milyarı nereden öğrendiniz onu da bilmiyorum.

MUHARREM İNCE (Yalova)Soru önergesinin cevabında yazıyor Sayın Bakan!

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla)"900 milyar" dedi, bunun doğru olduğunu varsayalım ve dedi ki "3 000 kişi çalıştığına göre, bu çalışanların hepsi 3 milyar alacaklıdır Millî Eğitim Bakanından." Bakın, "3 milyar" dediniz değil mi?

MUHARREM İNCE (Yalova)300 000 000 diyecektim.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla)Fizikçisiniz, fencisiniz, o hesabı bile doğru yapamıyorsunuz; bütün hesaplarınız yanlıştır. (AK Parti sıralarından alkışlar) Siyasî hesaplarınız da yanlıştır.

MUHARREM İNCE (Yalova)Milletin 300 000 000 lirası ile 3 milyar lirası arasında fark yoktur!

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla)Bakın, 300 000 000'dur. Kaldı ki, bakın, ben, Vakıfbank Genel Müdürüyle...

MUHARREM İNCE (Yalova)Çıkacağım, buradan bunları açıklayacağım.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla)Vakıfbank Genel Müdürüne yarın soracağım; bu 900 milyarın da doğru olmadığını...

MUHARREM İNCE (Yalova)Soru önergesinin cevabı; kendiniz yazmışsınız, ben yazmadım!

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla)Müsaade edin...

Efendim, bu arabaların plakası da "AK"mış.

Şimdi, Sayın İnce, bugün gidip bir araba alırsanız, Ankara'daki trafiğe bunu kaydederseniz, size de AK plaka verirler, belki aklanırsınız. (AK Parti sıralarından alkışlar) Niye; çünkü, arkadaşlar...

MUHARREM İNCE (Yalova)Sayın Başkan, şahsıma hakaret yapılmıştır. "Belki aklanırsınız" derken, neyi kastetmiştir Sayın Bakan?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla)Yani, bu sözlerinizden dolayı...

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

52 konuşma daha · 10 Kasım 2004

52 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook