Atatürk'ün ölüm yıldönümü münasebetiyle
Ankara Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 16. Birleşim · 3. yasama yılı · 10 Kasım 2004 · 1.679 kelime · yaklaşık 8 dakikalık okuma
Kaynak göster
Oya Araslı (CHP), 10 Kasım 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 16. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ATATÜRK'ÜN ÖLÜM YILDÖNÜMÜ MÜNASEBETİYLE); konuşma 1.679 kelime.
Oya Araslı (CHP, Ankara). “Atatürk'ün ölüm yıldönümü münasebetiyle”. TBMM Genel Kurulu, 16. Birleşim tutanağı, 10 Kasım 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/oya-arasli-22-2004-11-10-ataturk-un-olum-yildonumu-munasebetiyle (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA OYA ARASLI (Ankara)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Aile Araştırma Kurumu Genel Müdürlüğü Teşkilât ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisinin görüşlerini sunmak için söz almış bulunuyorum; Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Asırlardır önemli başarıların yanında güç dönemlerden de geçen ülkemiz, dünyada, güçlü aile yapısıyla özel bir konumda bulunmaktadır. Türkiye'de, aile, toplumun çekirdeğini oluşturduğu ve nesillerin devamını sağladığı gibi, geleneksel ve tarihî değerlerin sürekliliğini de koruyan en önemli kurumdur. Aile bireyleri arasındaki dayanışma sayesinde ülkemizde pek çok kriz hasarsızca atlatılmış, toplumsal kargaşalar aile bağlarının yarattığı direnç gücüyle önlenebilmiştir.
Türkiye'deki eşlerin boşanma oranı, diğer ülkelere göre son derece düşüktür. Avrupa Birliği ülkelerinde, Almanya'da 1996 yılındaki boşanma oranı yüzde 2,14 olarak gerçekleşirken; İsveç'te yüzde 2,42; Fransa'da 1,90; Amerika Birleşik Devletlerinde yüzde 4,33; bizde ise yüzde 0,48 idi; 2000'de de bu oran yüzde 0,53 olmuştur.
İki yaz önce, Fransa'da, kavurucu yaz sıcaklarının etkisiyle üç ay içerisinde 11 000'e yakın yaşlı hayatını kaybetmiştir. Bu kimseler, tek başlarına yaşadıkları evlerde ancak ölümlerinden sonra bulunmuşlar ve cenazelerini almaya bile gelen olmamıştır. Bu durum, gelenek ve göreneklerinde aile büyüklerine saygı ve korumanın önemli yer aldığı ülkemiz için korkutucu ve ürküntü verici bir örnektir.
Cumhuriyet Halk Partisi Bilim, Yönetim, Kültür Platformu tarafından yapılan son araştırmada da, Türk toplumunun sağlam aile yapısı üzerinde durduğu ortaya çıkmaktadır. Ailenin temeli, çekip çevireni kadındır. Bu araştırma sonuçlarından, Türk kadınının, dünyaya açık, aile ve çocuklarının geleceğine hassas, yaşam ve gelecekle ilgili çağdaş düşünceler içerisinde olduğu anlaşılmaktadır. Kadınlar, Atatürk'ün kurduğu laik ve çağdaş Türkiye Cumhuriyetinin modernleşme ideolojisine sahip çıkmaktadırlar; aynı zamanda, değerleri, kimlikleri, bedenleri ve aile köklerinin devamı konularında da son derece duyarlıdırlar.
Kadın olsun erkek olsun, hepimiz için, ailemiz, hayatımızda en fazla önem verdiğimiz ve korumak için mücadele ettiğimiz en kutsal değerimizdir. Bu önemli kurumun toplumdaki yeri, Anayasamızda da hükme bağlanmıştır. 41 inci madde "aile, Türk toplumunun temelidir ve eşler arasında eşitliğe dayanır. Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması ve aile planlamasının öğretimi ile uygulanmasını sağlamak için gerekli tedbirleri alır, teşkilatını kurar" hükmünü içermektedir. Bu nedenlerle, Türk toplumunun temeli olan ve anayasal bir kurum sayılan ailenin bütünlüğünün korunması, güçlendirilmesi ve sosyal refahının artırılmasını sağlamak için gerekli araştırmaları yapmak, bu konuda projeler geliştirerek uygulamaya konulmasını sağlamak, aileyle ilgili bir politikanın oluşmasına yardımcı olmak üzere Başbakanlığa bağlı bir Aile Araştırma Kurumu kurulmasına karar verilmiştir. Bu şekilde bir kamu araştırma kurumu olarak, 6.12.1989 tarihli ve 396 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameyle kurulan kurum, Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği ülkelerinde aileyle ilgili kuruluşların bir benzeri olarak devlet yapımız içinde yer almıştır. Ancak, ne yazık ki, o günden bu yana, kurumun bağımsız ve Başbakanlığa bağlı olacak şekilde teşkilat kanununun çıkarılması çeşitli denemelere rağmen gerçekleştirilememiştir.
Cumhuriyet Halk Partisi olarak, 22 nci Dönemde, Anayasamızın açık ve amir hükmüne karşın yasal statü sorunu yaşamakta olan Aile Araştırma Kurumuyla ilgili yasal düzenlemelerin Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine getirilmiş olmasını memnuniyetle karşılıyoruz. Böylece, anayasal bir yükümlülüğü yerine getirirken, kuruma hukukî bir kimlik kazandıracak ve personelinin verimli ve etkin çalışmasına olanak sağlayacağız.
Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu tarafından adı Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü olarak değiştirilen ve genel müdürlük şeklinde yapılaştırılan kuruma, bugün, Türkiye'nin gerçekten gereksinimi var mıdır?
Değerli arkadaşlarım, yapılan tüm araştırmalar, ülkemizdeki mevcut aile yapısının, bireylerin ilişkilerinden kaynaklanan ve sosyal ve kültürel etkenlerin yarattığı sorunlarla tehdit edildiğini ortaya çıkarmaktadır. Aileyi ve aile bireylerini tehdit eden, aileden veya aile dışından kaynaklanan sorunları, aileiçi şiddet ve istismarı, kanun tasarısına haklı ve doğru olarak eklenen töre cinayetlerini, kötü alışkanlıkları ve bağımlılıkları, tüm bunları doğuran nedenleri, çevresel, sosyal etkilerini incelemek, araştırmak, bunların önlenmesine, çözümlenmesine yönelik ve aileyi destekleyici ve eğitici programlar hazırlamak ve hazırlatmak gereklidir; çünkü, ne yazık ki, geleneksel mutlu aile tablomuzu biraz daha yakından inceleyince gerçeklerin pek de iç açıcı olmadığını fark ediyoruz. Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü tarafından yapılan "kadına yönelik şiddet" konulu araştırma, Türkiye'de aileiçi şiddetin dehşet verici boyutunu gözler önüne seriyor. Araştırmaya katılan kadınların sadece yüzde 3'ü, eşinden şiddet görmediğini belirtmiştir. Şiddet gördüğünü iddia eden kadınların yüzde 46,8'i ara sıra az, yüzde 34,6'sı bazen orta, yüzde 15,6'sı sık sık çok şiddete uğramaktadır; yüzde 62'sinin kocası, kadın onun düşüncesine katılmazsa kızmaktadır; yüzde 74'ünün kocası kadına bağırıp azarlamakta; yüzde 35'inin kocası ise kadını başkalarının önünde azarlayıp hakaret etmektedir. Ancak, bu, sadece kocalarla ilgili bir olgu da değildir. Kadınların yüzde 58'i, kadın akrabalar ve kocalarının ailelerinden de şiddet görmektedirler. Ailedeki çocuklar da bu şiddet ortamından paylarını almaktadırlar. Geçenlerde annesi tarafından feci şekilde dövülen kız çocuğunun içler acısı görüntüsü hatırlardadır.
Ege Üniversitesi Psikoloji Bölümünün yaptığı bir başka araştırma, en çok şiddet uygulayanların yüzde 15'inin baba, yüzde 13'ünün koca olduğunu açıklamaktadır.
Bütün bu sorunlara rağmen aile içinde barışı sağlamak gibi bir inanca sahip kimi polisler, bu konuda eğitimli olmadıkları için çoğunlukla kadınların şikâyetlerini ciddîye almamaktadırlar; tabiî, kadın şikâyet edecek cesareti bulabildiyse !..
Zaten, yeteri kadar kadın sığınağı da yoktur. Avrupa Birliği Komisyonu Türkiye Raporunda, tüm yurtta sadece 9 sığınmaevi olduğu vurgulanarak belirtmektedir.
Değerli arkadaşlarım, tahmin edeceğiniz gibi, Avrupa Birliği İlerleme Raporunda, aileiçi şiddetle ilgili veriler yer almaktadır. Ancak, hemen belirtmeliyiz ki, Avrupa ülkelerindeki durum bizimkinden farksızdır. Avrupa Konseyinin Avrupa'da kadınlara yönelik aileiçi şiddet raporunda, 5 kadından 1'inin eşinin şiddetine maruz kaldığı ve olayların yüzde 95'inin aile konutunda gerçekleştiği belirtilmektedir. Bu raporda Türkiye'deki aileiçi şiddetin boyutları da değerlendirilmiş ve yüzde 32 oranı, veri olarak Türkiye tarafından sunulmuştur.
Bir başka özelliğimiz de, cezaevlerinde bulunan kadınların yüzde 38'inin koca katili olarak tutuklu olmalarıdır. Yine de, araştırmalara katılan kadınların büyük çoğunluğu "şiddete karşı ne tepki veriyorsunuz" sorusuna "sabrediyorum" cevabını vermektedirler. Kadınlarımızın sabırtaşı haline gelmelerinin başlıca nedeni, aile bütünlüğünü korumaya çalışarak, çocuklarının babasız kalmasını önlemektir. Tabiî, sorunların kökeninde kendine güvensizlik, ekonomik bağımlılık ve bilgisizlik yatmaktadır; fakat, dünya, kadınların bu ortak kaderine, artık, sessiz kalmamaktadır. Bizimle aynı sorunları yaşayan Avrupa Birliği ülkelerinin çoğunda aileiçi şiddete karşı bilinçlendirme ve önlem almaya yönelik kampanyalar başlamıştır. Önemli olan, Türkiye'nin de meseleyi gözardı etmekten vazgeçmesidir. Yeni Türk Ceza Kanunundaki köklü düzenlemelerle başta töre cinayetleri ve aileiçi tecavüz olmak üzere pek çok alanda önemli aşamalar katettik.
Bu vesileyle, DİSK'le imzaladığı toplusözleşmede eşini dövenin maaşının yarısının eşine ödenmesini öngören ve kızlarını okula yollamayanlara eğitim yardımını kesen Diyarbakır-Kayapınar Belediyesinin uygulamasının da son derece ilginç ve önleyici niteliği üzerinde durmak istiyorum.
Aynı şekilde, Hürriyet Gazetesi, Çağdaş Eğitim Vakfı ve İstanbul Valiliğinin işbirliğiyle başlayan ve Eşlerarası İlişkiler Destek Programı adı altında yürütülen eğitim kampanyasının da örnek olmasını diliyorum. Pek çok sivil toplum örgütü, zaten, bu yönde değerli hizmetler vermektedirler.
Bununla birlikte, yapılacak daha pek çok iş var. Kadınlarımıza sağlık ve aile planlaması konularında yeterli hizmetleri veremiyoruz. Ortalama evlenme yaşı, 1935-2000 yılları arasında, kadınlarda 19-22, erkeklerde 22-25 arası olarak görülüyor. Bebek ölümlerinde çok önemli azalmalar olmasına rağmen, Avrupa Birliği ülkeleri içinde halen en fazla oranı oluşturuyor.
Erken evlendirme ve zorla evlendirme, 21 inci Yüzyılda gençlerimizin karşılaşmak zorunda kaldığı insan hakları ihlalleri olarak görülüyor. Aynı şekilde, akraba evlilikleri, istenmeyen sağlık sorunlarına neden oluyor.
Bütün bu veriler içimizi karartıyor. Ancak, bugün oylayarak kabul edeceğimiz Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü Teşkilat Kanunuyla, kurumun, eskisinden daha etkin çalışarak, bu sorunları, önce, tarafsız olarak masaya yatırmasını, doğru analizler yapmasını ve çözümler önermesini bekliyoruz. Yüzyıllardır süren saplantı, alışkanlık ve yanlış fikirlerin hemen değişmesinin zor olduğunun farkındayız; ama, işe bir yerlerden başlamak gerekiyor. İşte, bu kurumun yasal bir statüye kavuşturulması ve çalışmalarına başlaması da bu başlangıç noktalarından birini oluşturacak. Bu açılardan, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, yasa tasarısını olumlu karşılıyoruz.
Ancak, belirtmek istediğimiz bir husus var. Kurum, daha önceki yasal statüsünde, aile planlaması görevlerini de üstlenmiş bir kurum olarak yapılandırılmıştı; ama, bugün önümüze konulan tasarıda, görev tanımları içerisinde, aile planlamasıyla ilgili ödevlerin kurumdan alınmış olduğunu görüyoruz. Halbuki, bu kurum, Başbakanlığa bağlı bir kurumdur, bir koordinasyon işlevini yerine getirmek durumunda, yetkisinde ve kudretinde olan bir kurumdur. Cumhuriyet Halk Partisi olarak, bu görevin bu kuruma verilmesinin çok daha olumlu sonuçlar doğuracağını düşünüyoruz.
Diğer yandan, vurgulamak ve tartışmaya açmak istediğimiz bir başka husus daha var; bu da, tasarının 15 inci maddesinde oluşturulmuş olan Aile ve Sosyal Araştırmalar Danışma Kurulunun yapısı. Bu kurulda, Diyanet İşleri Başkanına da üye olarak yer verilmiş. Şimdi, bu ve benzer bütün genel müdürlüklerin, bütün kurumların bünyesinde oluşturulacak danışma kurullarında veya bünyelerinde Diyanet İşleri Başkanlığına bir danışma yeri olarak yer verilmesi, laiklik ilkesiyle ne derece bağdaştırılabilecektir, doğrusu bunu tartışmaya açmak istiyoruz.
Bir olgu daha var; Türkiye'deki vatandaşlarımızın, Türk Ulusunun bütünü İslam dinine inananlardan oluşmuyor. Gerçi, nüfusumuzun çok büyük bir çoğunluğu Müslüman; ama, başka dinlere inanan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları da var. Eğer Diyanet İşleri Başkanına, dinî, aileyi ilgilendiren birtakım hususlarda görüşünden yararlanmak için bu kurumda yer veriyorsak, o zaman, diğerleriyle ilgili hususları kime danışacağız? Bu açıdan, eşitlik ilkesi bakımından da, sakıncalı, tartışılmaya değer bir durum oluşturduğuna, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, değinmek istiyoruz.
Üzerinde durmak istediğimiz bir başka husus da şudur: Eğer her kurumda dine uygunluk açısından bir danışma ihtiyacı ortaya koyacak olursak, o zaman, şeriata uygunluk fetvası alma doğrultusunda, laik devlet öncesi dinî devlet yönetimi benzeri bir devlet yapısıyla karşı karşıya gelebiliriz. Bunun da birtakım hukukî sorunlar ve Anayasaya uygunluk problemleri ortaya çıkarabileceğini düşünüyoruz.
Diğer taraftan, kurum bünyesinde eskiden çalışan personelin intibakları yapılırken de özlük haklarının yeteri kadar güvence altına alınmadığı kanısındayız; çünkü, daha yüksek maaş gerektiren bir makamdayken, daha az maaş almasını gerektiren bir göreve alınan, intibakı bu şekilde yapılan memurların, aradaki fark giderilinceye kadar bu farkı tazminat olarak almaları öngörülmüş. Bu düzenleme, bir ölçüde özlük haklarını güvenceye alıyor; ama, düşününüz ki, o memur, eski görevinde kalsaydı, her sene terfilerle, kendine verilmek istenen bu maaştan çok daha fazla, çok daha yüksek bir meblağı maaş olarak alabilecekti. Bu hususun da gözetilmesinin özlük hakları, kazanılmış haklar bakımından birtakım sorunları giderebileceğini düşünüyoruz.
Mevcut düzenlemenin hukuk devleti, kazanılmış haklar bakımından, memurun özlük haklarını korumak bakımından birtakım sorunları davet edebileceğine inanıyoruz ve bu hususu da, siz değerli milletvekillerimizin tartışmalarına açmak istiyoruz.
Dikkat çektiğimiz bu hususlar dışında, böyle bir kurumun, böyle bir genel müdürlüğün -bugünkü adıyla- Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde, bu tasarıda yer alan görevleri yapmasının, aile yapımızı korumak, toplumsal yapımızı güçlendirmek bakımından çok önemli, çok değerli katkılar yapacağına inanıyoruz ve bu kurumun bir genel müdürlük olarak bir yasal statüye kavuşturulmasının, hem burada çalışanların özlük hakları bakımından hem kurum çalışmaları bakımından hem Avrupa Birliği raporlarında bir eleştiri olarak dikkat çekilen hususları ortadan kaldırmak bakımından sayısız yararları olacağına inandığımızı belirtmek istiyoruz.
Cumhuriyet Halk Partisinin bu tasarıyla ilgili görüşlerini bu şekilde özetlemek mümkündür; özet halinde size ifade ettim.
Saygılarımı sunuyorum. (Alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
52 konuşma daha · 10 Kasım 2004