İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 16. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Aile araştırma kurumu genel müdürlüğü teşk.ve gör.hk.kan.tas. (ss: 661 )

Yaşar Tüzün

Bilecik Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 16. Birleşim · 3. yasama yılı · 10 Kasım 2004 · 1.388 kelime · yaklaşık 7 dakikalık okuma

Kaynak göster

Yaşar Tüzün (CHP), 10 Kasım 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 16. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: AİLE ARAŞTIRMA KURUMU GENEL MÜDÜRLÜĞÜ TEŞK.VE GÖR.HK.KAN.TAS. (SS: 661 )); konuşma 1.388 kelime.

Yaşar Tüzün (CHP, Bilecik). “Aile araştırma kurumu genel müdürlüğü teşk.ve gör.hk.kan.tas. (ss: 661 )”. TBMM Genel Kurulu, 16. Birleşim tutanağı, 10 Kasım 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/yasar-tuzun-22-2004-11-10-aile-arastirma-kurumu-genel-mudurlugu-tesk-ve-gor-hk-kan-tas-ss-661 (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA YAŞAR TÜZÜN (Bilecik)- Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü Teşkilat ve Görevleri Hakkında 661 sıra sayılı Kanun Tasarısının 8 nci maddesi hakkında Cumhuriyet Halk Partisinin ve şahsımın görüşlerini açıklamak üzere söz almış bulunuyorum.

Değerli arkadaşlar, Anayasamızın 41 inci maddesi, ailenin Türk toplumunun temeli olduğunu belirtir ve devletin, ailenin huzuru ve refahıyla, özellikle, ananın ve çocukların korunması ve aile planlamasının öğretimiyle, uygulanmasını sağlamak için gerekli tedbirleri alacağını ve teşkilat kuracağını hükme bağlamıştır.

Bu nedenle, Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü kurulması son derece önemlidir. Ailenin korunması, güçlendirilmesi ve sosyal refahın artırılması için politikalar oluşturmak bu kurumun görevleri arasında olmalıdır.

Ben, burada, aileyi oluşturan bireylerden olan ve hepimiz için önemli olan çocuklar üzerinde durmak istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, son yapılan nüfus araştırmalarına göre, toplam doğurganlık hızı 2,23'e gerilemiştir. Türkiye'de nüfus piramidinin tabanının daralması, doğurganlıktaki bu hızlı düşüşü göstermekte ve Türkiye nüfusunun en büyük kesiminin 24 yaş altı olduğunu ortaya koymaktadır.

Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşmede 0-18 yaş arası bireyler "çocuk" olarak tanımlanmakta ve bu sözleşmedeki haklardan yararlanmaları evrensel insan haklarının gereği olarak görülmektedir.

Koruma hakları dahil olmak üzere çocuk haklarının gerçekleştirilmesi, herkesin yalnızca çocuklara karşı görevlerini anlamakla ve bu görevlere saygı göstermekle kalmayıp, aynı zamanda, bu görevler doğrultusunda hareket ettiği bir davranış biçimi geliştirmesiyle olur.

Çocuğun korunması, öncelikle, onun temel haklarının güvence altına alınmasını gerektirir. Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme de, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası gibi, aileyi temel kabul ederek, çocuğun ailesi yanında korunmasına büyük önem verir. Bu bakımdan, çocuğun korunması denilince, aynı zamanda, çocuğun ailesinin korunmasını da anlamak gerekir. Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşmenin 5 inci maddesiyle düzenlenen, devletin, ailenin çocuğu yönlendirme hak ve sorumluluğuna saygı gösterme yükümlülüğü, ailenin bu sorumluluğunu yerine getirirken desteklenmesi için gerekli hizmetlerin üretilmesini de içerir. Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşmenin 27 nci maddesi, devlete, çocuğun yeterli yaşam standardına sahip olabilmesi için, ana-babaya ve çocuğun bakımını üstlenen diğer kişilere yardımcı olmak amacıyla gerekli önlemleri almak ve gereksinim olduğu takdirde, özellikle beslenme, giyim ve barınma konularında maddî yardım ve destek programları uygulamak görevini vermektedir. Bu, çok önemli bir değişikliktir. Destek, ailenin yetersiz kaldığı hallerde, onun yerine geçmek suretiyle değil, ailenin görevini yerine getirebilmesi için ve varlığını sürdürebilmesi için verilecektir.

Öte yandan, çocuğun korunması hedefi, en basit biçimiyle, her çocuğun zarara maruz kalmama hakkını ele almaktadır. Bu hak, çocukların yaşamak, gelişmek ve büyümek için ihtiyaç duyduklarını almalarını sağlayan diğer hakları tamamlayıcı niteliktedir.

Çocuk Hakları Sözleşmesine göre, çocuğun yetişmesinde birincil sorumluluk ana babaya aittir. Anne ve baba bu sorumluluğu yerine getirmediğinde, aileye yardım etmek devletin görevidir. İşte, bu genel müdürlüğün böyle bir işlevi olacağını da düşünüyorum.

Değerli arkadaşlar, çocuğun yaşamındaki en önemli aktörler, genellikle, anne ve babasıdır ve böyle de olması gerekir. Bu durumda, çocuğun korunup korunmadığının belirlenmesinde en önemli etken, aile olabilir. Çocuğun yaşamında ailenin bu kadar merkezde oluşu dikkate alındığında, ailenin şiddet, istismar, ayırımcılık ve sömürü kaynağı olduğu durumlarda tehlikenin ne kadar büyük olduğu daha iyi anlaşılır.

Ev ve okulda şiddet gibi konular, yoksulluk ve cehaletle yakından ilgilidir ve bazen yanlış oluşmuş toplumsal değer yargıları, normlar ve geleneklerle de bağlantılıdır. Şiddete, sömürüye, istismara ve ihmale maruz kalan çocuklar, daha kısa ömürle, beden ve ruh sağlığının kötü olmasıyla, eğitim sorunlarıyla -buna, okulu terk etmeyi de katabiliriz- karşı karşıya kalır; yaşamının daha ileri evresinde ise, kötü anne ve babalık becerileri, evsizlik, derbederlik, yerinden edilme gibi risklerle karşılaşır.

Ev içerisinde ya da eğitim kurumlarında belli düzeyde şiddetin toplum tarafından kabul görmesi, daha ağır şiddet türlerine kapı açmakta olup, çocukların şiddet kullanımı konusunda sosyalleştirme eğilimindedir. Şiddete maruz kalan çocuklar, şiddet içeren davranış biçimleri kazanmaktadırlar. Aile, bu durumda, saldırganlık konusundaki eğitimin temel kurumu olmaktadır.

Ayrıca, psikolojik ve duygusal taciz, öncelikle, mağduru yıldıran, gözünü korkutan, aşağılayan ve inciten sözlü davranışlardır ki, bunlara da aile içinde rastlamaktayız. Çocukların, özellikle bedensel ve fiziksel engelli çocukların bu tür psikolojik ve duygusal tacizlere maruz kaldığını biliyoruz ve duyuyoruz. Bu tür tacizler, mağduru olağanüstü etkilemektedir.

Ayrıca, aile içi şiddet, sadece bu şiddetin mağduru değil, tanığı çocuklar açısından da ciddî sorunlar doğurmaktadır. Aile içi şiddet ortamında yaşayan çocukların okul başarıları da düşmektedir. Kadınların şiddete maruz kaldığı evlerde yaşayan çocuklar, okulu, diğer çocuklardan ortalama olarak üç yıl önce terk etmektedirler.

Değerli arkadaşlar, çocuklara yönelik tehlikeler sadece evde veya okuldaki şiddetle de sınırlı değildir. Çocuklar erken yaşta ve kötü koşullarda çalışmak zorunda kalmak, ihmal ve terk edilmek, suça itilmek gibi pek çok tehlikeyle karşı karşıya kalmaktadır. Eğer, çocuğun çalıştığı iş tehlikeli değilse ve çocuğun okula devam etmesini ve diğer normal çocukluk faaliyetlerini engellemiyorsa, çocuklar çalışabilir; yani, çocuklar ev işlerinde, ailenin tarım işlerinde veya ticarî işlerinde anne-babalarına yardım edebilirler. Bu işler, genellikle hafif işler olarak anılır. Çocuk işçiliği, çocuk haklarını ihlal eden ve yasaklanması gereken istihdam biçimlerini veya ücretsiz işleri ifade eder. Bu tanıma giren iki tür çocuk işçiliği vardır. Çocuk yaşta çalışma ve tehlikeli işlerde çalışmadır.

İhmal, çocuğun maddî ve duygusal ihtiyaçlarının karşılanmamasını, fiziksel ve zihinsel uyarımı, yeterli gözetim ve rehberlik sağlanmamasını içeren geniş kapsamlı bir kavramdır. Çocukların terk edilmesi bir ihmal ürünüdür. Çocuğu terk etme kararı bazen destek mekanizmalarının eksikliğine veya kültürel geleneklerin ağırlığına bir tepki olabilir.

Sayısız araştırma, yetersiz gözetim, tutarsız disiplin ve olumlu sosyal davranışı güçlendirmemenin, çocukların yasalarla ihtilafa düşme riskine katkıda bulunduğunu da göstermektedir. Her yıl sayısız çocuğun hakları ihlal edilmektedir. Okula gönderilmeyerek, çalıştırılarak, şiddet ve taciz uygulanmaktadır. Elbette, çocukları bu risklere karşı korumak biz yetişkinlerin de görevidir.

Değerli arkadaşlar, eğitim, her çocuğun temel hakkıdır. Eğitim, çocukların zihinsel ve toplumsal gelişimini teşvik eder ve geçimlerini onurlu biçimde sağlama yeteneklerini artırır. Ulusal gelişmenin de yaşamsal bileşimidir. Bireyin daha iyi anne-baba, bilinçli bir yurttaş ve sivil toplumda aktif bir katılımcı olmasına yardım eder. Bunlara ek olarak suç ve aile içi şiddet gibi sorunlar üzerinde de yararlı bir etkisi vardır; iyi bir eğitim sistemi, aynı zamanda etkileyici ve koruyucu bir kurumdur.

Çalışmak zorunda kalmak, suça itilmek veya başkaca nedenlerle eğitim sistemi dışında kalan tüm çocukların okul sistemine geri dönmeleri de yasal olarak sağlanabilmelidir.

Değerli arkadaşlar, cinsel taciz ve sömürü mağdurları için ailelerin ve toplumun çocuk mağdurlara yönelik tavırlarını değiştirmek amacıyla programlar geliştirilmeli ve uygulanmalıdır.

Çocuklar, anne ve babaları veya aileleri tarafından bakılma hakkına sahiptir; ancak, ailesi olmayan, ailesinden ayrı düşen veya sağlığı ve gelişimi için ailelerin ciddi tehlike arz ettiği çocuk, alternatif bakım hakkına sahiptir. Çocuk Hakları Sözleşmesi madde 20 de bunu söylemektedir. Ailelerinin bakımından uzak kalan çocukların kurumlarda bakımına son verilerek aile benzeri kurumlarda korunmalarını sağlayıcı hizmetler de geliştirilmelidir.

Değerli arkadaşlar, çocuğu koruyan bir çevre oluşturmamız gerekli. Bunun için hükümetin çocuğun korunmasına ilgi gösterilmesi, bunu taahhüt etmesi gerekir. Tavır ve geleneklerin istismarı kolaylaştırdığı toplumlarda, örneğin küçüklerle cinsel ilişki, ağır dayak cezasının uygulandığı, kız ve erkek çocuklarının statüleri ve değerlerinin farklı algılanması ve zararlı geleneksel uygulamalarla ilgili bir çevre, çocuğu koruyan bir çevre olamaz.

Öncelikle, yerel yönetimler ve belediyelerce, imar planında kişi başına düşen 7 metrekarelik yeşil alanlar aynı statüde korunmalı, çocuk oyun alanları ve parkları imar planları hazırlanırken mutlaka korunmalı ve devlet, bunu, yasa halinde belediyelere zorunlu kılmalı diye düşünüyorum.

Değerli arkadaşlar, bütün çocukların, Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesinin 27 nci maddesi gereğince, bedensel, zihinsel, ruhsal, ahlaksal ve toplumsal gelişmelerini sağlayacak yeterli bir hayat seviyesine sahip olma hakkı vardır. Bu hak, aileleriyle birlikte yeterli destek ve bakım hizmetlerinden yararlanma ve temel sosyal hizmetlere ayrımcılık gösterilmeden erişme hakkını da içerir.

Bu nedenle;

1- Ekonomik ve sosyal yoksulluğun etkisinin ele alınıp, bunun hafifletilmesi gerekir.

2- Toplumsal davranış değişikliği için çaba gösterilmesi, çocuğu istismar edebilecek geleneklerden vazgeçilmesi gerekir.

3- Çocukların durumunun ve ihtiyaçlarının, onlarla ilgili uygulamaların, kısacası, onlarla ilgili olarak neler olup bittiğinin açıklıkla bilinebilmesi gerekir.

4- Çocuğun katılımının sağlanması için, bu Genel Müdürlüğün, her düzeyde araştırma yapması ve gerektiğinde de, hükümeti ve devleti uyarması gerekir.

İşte bugün burada konuştuğumuz Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü, çocukların ve ailelerin içerisinde bulunduğu durumu ve onları etkileyen sosyal sorunları anlamamızı sağlayacak verileri toplamalı, araştırmalar yapmalı ve bu sorunların telafisi için etkili yöntemlerin geliştirilmesine yönelik çalışmalar yürütmeli ve bunları, kamuoyuyla, özellikle de Yüce Meclisle paylaşmalıdır.

Değerli arkadaşlar, sözlerimi burada tamamlarken, geçtiğimiz ay, Sayın Bakanımız, Bilecik İline yapmış olduğu ziyarette, Bilecik Huzurevini Yaşatma ve Koruma Derneği Başkanı Sayın Efsun Gönül Şahin ve yönetim kurulu üyeleriyle yapmış olduğu görüşmede, Bilecik'teki huzurevi inşaatının yüzde 80'inin tamamlandığını ve Bakanlık olarak, her türlü katkı ve desteği bu yıl içerisinde verip, bu huzurevini en kısa zamanda tamamlayacağını belirtmişlerdir, Bilecik halkı önünde söz vermişlerdir. Ben de, Sayın Bakanımızın, 2005 yılı içerisinde, Bilecik İli için gerçekten çok önemli bir ihtiyaç olan huzurevi derneğini en kısa zamanda tamamlamasını bir kez daha talep ediyorum.

Yaklaşmakta olan Ramazan Bayramınızı kutluyor, Yüce Meclise saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

52 konuşma daha · 10 Kasım 2004

52 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook