2006 merkezi bütçe kan.tas.(hazine müst.,ab gen.sekr.,basın-yayın ve enf.gen.müd.,sos.yard.ve day.gen.müd.,türk işb.ve kalk.ida.bşk.,türkiye istatistik kur.bşk.) 6 ncı tur
Hatay Milletvekili ·
Genel Kurul, 34. Birleşim · 4. yasama yılı · 17 Aralık 2005 · 1.149 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma
Kaynak göster
İnal Batu, 17 Aralık 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 34. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2006 MERKEZİ BÜTÇE KAN.TAS.(HAZİNE MÜST.,AB GEN.SEKR.,BASIN-YAYIN VE ENF.GEN.MÜD.,SOS.YARD.VE DAY.GEN.MÜD.,TÜRK İŞB.VE KALK.İDA.BŞK.,TÜRKİYE İSTATİSTİK KUR.BŞK.) 6 NCI TUR); konuşma 1.149 kelime.
İnal Batu (Hatay). “2006 merkezi bütçe kan.tas.(hazine müst.,ab gen.sekr.,basın-yayın ve enf.gen.müd.,sos.yard.ve day.gen.müd.,türk işb.ve kalk.ida.bşk.,türkiye istatistik kur.bşk.) 6 ncı tur”. TBMM Genel Kurulu, 34. Birleşim tutanağı, 17 Aralık 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/inal-batu-22-2005-12-17-2006-merkezi-butce-kan-tas-hazine-must-ab-gen-sekr-basin-yayin-ve-e (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA İNAL BATU (Hatay)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Avrupa Birliği Genel Sekreterliği bütçesi üzerinde CHP Grubunun görüşlerini sunmak amacıyla huzurunuzdayım; hepinize saygılar sunuyorum.
AKP Hükümetinin dışpolitikamızın tüm alanlarında üç yıldır sergilemekte olduğu dağınık ve kararsız politikalar, AB'yle ilişkilerimize ve bu çerçevede bugün burada bütçesini görüşmekte olduğumuz AB Genel Sekreterliğinin durumuna da yansımış bulunmaktadır. Yıllarca süren bir gecikmeden sonra nihayet tarama sürecine başladığımız bu kritik dönemde AB Genel Sekreterlik makamı aylardır münhal bulunmaktaydı. Yeni Genel Sekreter Değerli Meslektaşım Büyükelçi Oğuz Demiralp'in görevine ancak bugünlerde başlamak üzere olduğu anlaşılmaktadır. Acaba, hükümet bu aylardır devam eden boşluğu nasıl izah edecek böyle bir dönemde, çok merak ediyorum.
Genel Sekreterliğin kadro sorunları da devam etmektedir, ödenek sorunları da devam etmektedir. Bu önemli kuruluşumuzda görev yapan yetkililerin kendilerini devredışı bırakılmış hissettikleri, daha geçtiğimiz günlerde gazete sütunlarına yansımıştır.
Tarama sürecinde etkili olan belli başlı 3 kurum, yani, Dışişleri Bakanlığı, Devlet Planlama Teşkilatı ve Avrupa Birliği Genel Sekreterliği arasında etkili bir koordinasyonun sağlanmış olduğunu söylemek mümkün değildir. Esasen, görevine AKP'deki iç çekişmeler nedeniyle çok geç atanmış olan Devlet Bakanı Sayın Ali Babacan'ın bu kurumlar arasında gerekli koordinasyonu henüz sağlayamadığı görülmektedir.
Tarama sürecine 50'şer kişilik kalabalık heyetlerle katılınmaktadır; bu da çok dikkati çekiyor. En kritik başlıklardan biri olan tarım konusundaki tarama toplantısı sırasında, Sayın Tarım Bakanının, Sayın Başbakanın o meşhur on günlük Yeni Zelanda-Avustralya gezisine katılmış olması ayrı bir dağınıklık örneğidir.
Sayın milletvekilleri, Türkiye'nin, 3 Ekim 2005 tarihinden itibaren tarama müzakerelerinin başlaması yoluyla da olsa AB tam üyeliği yolunda önemli bir adım atmış olduğu ve statüsünün yükseldiği doğrudur. Ne var ki, 3 Ekimden sonra, biraz evvel değindiğim dağınıklıklar ve diğer bazı gelişmeler nedeniyle -ki, bunlara aşağıda değineceğim- ülkemizin AB'yle yakınlaşma değil, neredeyse AB'den uzaklaşma sürecine girdiği, iki tarafın birbirlerine daha fazla yaklaşması değil, âdeta, bir çatışma ortamına sürüklendiği üzüntüyle görülmektedir. Bir taraftan AKP'nin bu en son içki yasağı girişimleriyle daha da belirgin hale gelen birçok alandaki çağdışı dayatmalarının yarattıkları gerginlikler ve bunların AB ülkelerindeki olumsuz algılanış tarzı, diğer taraftan Türkiye'yle müzakere belgesindeki ayırımcı, önyargılı ve tam üyelik hedefimiz hakkında kuşkuları güçlendiren zihniyet, halkımızın Avrupa Birliği tam üyeliğinin gerçekleşebileceğine yönelik güvenini daha da sarsmış bulunmaktadır.
Değerli milletvekilleri, AKP Hükümeti, bugün birinci yıldönümünü idrak ettiğimiz 17 Aralık 2004 tarihinden bugüne kadar geçen süreyi, maalesef, müzakere şartlarını düzeltmek bağlamında iyi değerlendirememiştir. Önümüzdeki yol, hâlâ, önemli zorluklar ve tuzaklarla doludur. AB'nin yıllardır Türkiye'ye karşı uyguladığı çifte standartlar ve haksızlıklar, müzakere çerçeve belgesinde varlıklarını sürdürmüşlerdir. Türkiye'ye son aşamada tam üyelik değil imtiyazlı ortaklık verilmek istendiğini çağrıştıran ifadeler bugün de karşımızdadır. Ucu açık müzakere kavramı, bundan önce hiçbir aday ülkeye karşı kullanılmadığı kadar, âdeta, kafamıza vurulurcasına müzakere belgesinde yerini almıştır. Türk işgücüne ve hatta turistlerine tam üyelikten sonra dahi kalıcı kısıtlamalar uygulanabileceği tehdidi yine gündemdedir. Fransa'nın, Türkiye'nin olası tam üyeliğini referanduma sunma niyeti de, başlıbaşına bir haksızlıktır.
Değerli milletvekilleri, Avrupa'da kuşatma altındaki son halk olan Kıbrıslı Türklere karşı Avrupa Birliğinin yıllardır sergilediği haksızlıklar bütün hızıyla devam etmektedir. Türkiye'nin, çetin pazarlıklardan sonra, 29 Temmuz 2005 tarihinde uyum protokolünü imzalamak zorunda kalmasından sonra, ülkemiz adına yayımlanan bir deklarasyonla, bu protokolün imzasının Türkiye'nin Kıbrıs Rum Yönetimini Kıbrıs Cumhuriyeti olarak tanıdığı anlamına gelmeyeceği dünyaya duyurulmuştu. AB'nin o zamanki Dönem Başkanı İngiltere ve üst düzey AB yetkilileri de, bu tutumumuzu destekleyen açıklamalar yapmışlardı, çok açık vaatler verilmişti Türkiye'ye, bu protokol tanıma anlamına gelmeyecektir Kıbrıslı Rumları diye. Uyum protokolünün daha mürekkebi kurumadan, Fransa, Avusturya, Yunanistan ve tabiî Kıbrıslı Rumlar, Türkiye'nin deklarasyonunu değersiz bir kâğıt parçası haline getirecek bir karşı deklarasyon yayımlama girişimlerine başladılar. Fransa, Kıbrıs Rumlarını dahi şaşırtan ve endişeye sevk eden bir çıkışla, Türkiye Kıbrıs Cumhuriyetini tanımadan tam üyelik müzakerelerinin başlatılmamasını talep eden bir tavır sergiledi. Dönem Başkanı İngiltere'nin çabalarıyla, karşı deklarasyon metninin nispeten makul bir içerik kazanması beklenirken, Fransa'nın başını çektiği cephenin inadıyla, metne önemli olumsuz hükümler ilave edilmiştir. Metnin ilk taslağında, Güney Kıbrıs Rum Yönetiminin Türkiye tarafından tanınması konusu "üyelik öncesi gereklilik" şeklinde dile getirilirken, bu kez, Rumların istediği şekilde "tüm üye ülkelerin tanınması katılım sürecinin gerekli bir unsurudur" ibaresi yer almaktadır. Böylece, müzakere sürecine atıfta bulunulmak suretiyle, karşı deklarasyon Türkiye aleyhine kuvvetlendirilmiş olmakta ve Kıbrıslı Rumlar başta olmak üzere, malum ülkelere, tanıma şartını Demokles'in kılıcı gibi başımızın üzerinde tutma imkânı sağlanmış bulunmaktadır.
İkinci bir unsur, ekprotokolün tam olarak tüm üyelere uygulanmasına ilişkin ibaredir. Metinde, protokolün tam olarak uygulanmaması halinde, ilgili müzakere başlıklarının açılamayacağının altı çizilmektedir. Bu hususu daha da ağırlaştıracak şekilde, yükümlülüklerin tam olarak uygulanmasının başarısızlığa uğraması halinde, müzakerelerin genelinin bundan etkileneceği ifadesine yer verilmektedir. Böylece, Türk deniz ve hava limanlarının Rumlara açılması, müzakerelerin başlaması açısından olmasa dahi, bu sürecin sağlıklı bir şekilde yürütülebilmesi açısından şart haline getirilmektedir.
Değerli arkadaşlar, böylece, görülüyor ki, sürecin tümü esnasında ve her yeni müzakere başlığı gündeme geldiğinde, Kıbrıs sorunu aleyhimize istismar edilebilecektir; bu olanaklar, bu karşı deklarasyonla Avrupa Birliğine sağlanmış olmaktadır.
Avrupa Birliğinin, Türkiye'ye, defalarca, Kıbrıs sorununun tam üyelik yolunda bir engel oluşturmayacağı yolunda verdiği sözlerin ne kadar büyük bir aldatmaca olduğu, bugün gelinen noktada bir kez daha açıkça görülmektedir. Bazı Avrupalı liderlerin, Kıbrıslı Rumların Avrupa Birliğine alınmasının büyük bir hata olduğu şeklindeki pişmanlık ifadelerini de ciddîye almamak ve bu tür ifadeleri, timsah gözyaşları olarak nitelendirmek gerekmektedir.
Kofi Annan Planının Kıbrıs Rum toplumunca reddedilmesi ve Kıbrıslı Türkler tarafından kabulünden sonra, Kıbrıs Türk Halkına uygulanan tecridin kaldırılacağı sözünü veren Avrupa Birliğinin, bu sözünü de unutarak, şimdi, Türk hava ve deniz limanlarının Rumlara açılması üzerindeki ısrarı ibret vericidir. Yine, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan'ın, Kıbrıslı Türklere uygulanan tecride son verilmesini tavsiye eden raporu, birbuçuk yıldır, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin gündemine dahi getirilememiştir; kabul edilmek şöyle dursun, daha gündeme dahi girememiştir bu önemli rapor ve oradaki sözde dostlarımız, en ufak bir girişimde dahi bulunmamaktadırlar bu raporun Güvenlik Konseyinde kabulü için.
Geçtiğimiz günlerde, Kıbrıslı Türklere uluslararası ticaret olanağı sağlanması karşılığında, hiç de gündemde olmayan, Maraş'ın, Kıbrıslı Rumlara devri ve Kuzey Kıbrıs'taki gayrimenkul satışlarının durdurulması gibi ağır ve insafsız koşullar ileri sürülmesi yeni bir haksızlık örneğidir. Zaten bu koşullar, ticaret ambargosunun kaldırılacağı sözünün tutulmaması için bir bahane olarak yaratılmıştır. Daha sonra bu koşullar geri çekilmiş olsa da…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
İNAL BATU (Devamla)Sayın Başkan, toparlıyorum sözlerimi.
BAŞKANBuyurun Sayın Batu.
İNAL BATU (Devamla)…Kuzey Kıbrıs'a ticaret ambargosunun sona erdirilmesi vaadi buzdolabına kaldırılmış bulunmaktadır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Avrupa Birliğiyle ilişkilerimiz gerek ülkemizdeki yapılanma ve kurumlar arası koordinasyon zaafları, gerek Avrupa Birliğinin önyargılı ve ayırımcı tutumları dikkate alındığında, maalesef, hiç de iyi gitmemektedir. Avrupa Birliği tam üyeliği konusunda Türk Milletinin haklı beklentilerini tatmin etmek için hükümetin, öncelikle, Türkiye Büyük Millet Meclisine bir karar tasarısı getirerek, Avrupa Birliğine tam üyelik hedefimizin netlik kazanması için, müzakere heyetimizin yetkisinin tam üyelik hedefiyle sınırlı olduğunu tüm dünyaya ilan etmesi yararlı olacaktır. Ayrıca, müzakereleri yürüten kurumlarımız arasında bir an evvel etkin bir eşgüdüm sağlanması gereklidir. Nihayet, Kıbrıs konusunda Avrupa Birliğinden gelen haksız dayatmalara karşılık hükümetin, Kıbrıs Rum Yönetiminin tanınmasının nihaî siyasal çözüme ve ülkemiz havaalanı ve limanlarının Kıbrıs Rum uçak ve gemilerine açılmasının ise, Kuzey Kıbrıs'a uygulanan tecridin tümüyle kaldırılmasına bağlı olduğunu daha kararlı bir üslupla ifade etmesini bekliyoruz.
Hepinize saygılar sunuyorum.
Sayın Başkan, müsamahanız için teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
45 konuşma daha · 17 Aralık 2005