İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 67. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Vakiflar kanunun 9.11.2006 tarihli ve 5555 sayılı kanunda bazı maddelerinde değişiklik yapılması hakkında (s.s.98)

İsa Gök

Mersin Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 67. Birleşim · 2. yasama yılı · 20 Şubat 2008 · 624 kelime · yaklaşık 3 dakikalık okuma

Kaynak göster

İsa Gök (CHP), 20 Şubat 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 67. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: VAKİFLAR KANUNUN 9.11.2006 TARİHLİ VE 5555 SAYILI KANUNDA BAZI MADDELERİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.98)); konuşma 624 kelime.

İsa Gök (CHP, Mersin). “Vakiflar kanunun 9.11.2006 tarihli ve 5555 sayılı kanunda bazı maddelerinde değişiklik yapılması hakkında (s.s.98)”. TBMM Genel Kurulu, 67. Birleşim tutanağı, 20 Şubat 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/isa-gok-23-2008-02-20-vakiflar-kanunun-9-11-2006-tarihli-ve-5555-sayili-kanunda-bazi-maddele-2 (erişim: 29 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

İSA GÖK (Mersin)Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, saygıyla selamlıyorum yüce Meclisi.

Hemen konuya gireyim. Sayın Bakan dediler ki: “Biz asla bu İnsan Hakları Mahkemesi kararını, bu Kanun’un getiriliş gerekçesi olarak ağzımıza almıyoruz.” Hemen, efendim 14 Şubat tarihli tutanak incelenirse o tutanakta beyanlar var Sayın Bakanım, 14 Şubat tarihli tutanak beyanlarınız. Ayrıca, geçen dönem geldiğinde -konuşması yine Hükûmet adına- Sayın Bakan “Mevzuatı toplayalım diye.” demiş, çok komik. Neden? Bu Kanun da çıksa her hâlükârda tüzük, yönetmelik çıkaracaksınız. “AB’ye uyum sağlamalıyız” gerekçesini göstermiş. Bu, yine çok komik. Neden? AB içerisinde Yunanistan haricinde bir ülkede böyle bir mevzuat yok. Olmayan kanunun Türkiye’de uyumu mu olur? Bu gerekçe de gene anlamsız.

“Restorasyon yapamıyoruz, restorasyon yapmayı sağlayacağız.” diyor. Açın, Kanun’u okuyun, hiçbir vakıf binası üzerinde restorasyon yapmayı engelleyen bir hüküm yoktur. Bu Kanun’un gerekçesi bu da olamaz.

Haa, işte, 1974 Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararı ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin aleyhe kararından dem vuruluyor, doğrudur. İşte, gerekçesi buraya geliyor.

İki net sorum var: Birincisi –Sayın Bakan cevapladı gerçi bunu- bu mahkeme kararını, 2. Daire kararını temyiz ettiniz mi? Bakan cevapladı: “Temyiz etmedik.” dedi, gerekçesini de söyledi. Dedi ki Sayın Bakan: İki ihlalden dolayı başvurulmuştu Avrupa Konseyine.” Başvuru tarihi 1996 arkadaşlar, 1996. Birinci ihlal gerekçesi, mülkiyet hakkının ihlali, 1 no.lu protokol, madde 1; ikincisi, ayrımcılık ilkesinin ihlali, ana protokol, madde 14. Mahkeme ayrımcılığı reddetti, böyle bir şey yok dedi. Mülkiyet ihlalinden ihlal verdi mahkeme. Sayın Bakan dedi ki: “Ayrımcılık konusunda kazandığımız için temyizini yapmadık ve üstelik de bu benim sorumluluğuma girmez, Sayın Dışişleri Bakanlığını ilgilendirir.” Hükûmet bütün, devlet bütün.

Eğer ki ayrımcılık yapıldığı korkusu var idiyse de veya bu ayrımcılık yapıldığı korkusu var da “Yaa, bir de temyiz etmeyelim bunu, başımız ağrır.” diye mi etmediniz, böyle bir korkunuz mu var? Artı, temyizin bir özelliği vardır: Siz, ayrımcılıktan ihlal yememeyi temyiz etmiyorsunuz, ihlal yemediniz, onun temyizi yapılmaz. Neyin temyizini? O saklı, mülkiyet ihlalinin temyizine gidersiniz, mülkiyet ihlalinin. Buna gitmediniz; bu bir.

İkincisi, az önce arz etmeye çalıştım size arkadaşlar, bakın -bu arada- mahkeme kararından okuyorum: “Mahkeme, İçtüzüğünün 55’inci maddesini yani davalı yani Türkiye, tarafın kabul edilemezlik itirazında bulunmak istemesi hâlinde bunu başvurunun kabul edilebilirliğine ilişkin yazılı veya sözlü mütalaasında belirtmesi gerektiğini, aksi hâlde hakkın düşeceği hususunu hatırlatır. O hâlde –diyor mahkeme- hükûmet, itirazlarını kabul edilebilirlik aşamasında bildirebilirdi ama bildirmemiştir.” Mahkeme kararında diyor bunu. Hükûmetin bu konudaki ihmalini haklı gösterecek bir neden olmamasını ve söz konusu mevzuat değişikliğinin, kabul edilebilirlik kararının verildiği 2004 tarihinden önce yapıldığını göz önüne alarak, Mahkeme hükümetin bu konuda itiraz hakkının olmadığını kabul etmektedir.”

İkinci sorumu soruyorum: Hükûmet kabul edilebilirlik itiraz süresi dâhilinde bu hakkını kullanmış mıdır kullanmamış mıdır? Cevap kararda: Kullanmamıştır. Türk Ceza Kanunu -eskiler var burada, çoğunluk- 765 sayılı Kanun, ihmal, 230; suistimal, 240. Bu, Ceza Kanunu anlamında ihmal mi suistimal mi? İhmal ağırlık teşkil eder.

Sayın Komisyon Başkanı tazminat hukukunda uzman bir üstattır. Bunun tazminatı olur mu, rücuen tazminatı? Tam yargı davası mı, yoksa -hazinenin zarara uğratılmasından dolayı 900 bin avro ödenmiştir- Hükûmetten tazminat mı? Hazineye ödenmesi lazım, çünkü burada kusur var, kusur var. Ne temyiz ediyorsunuz ne de itiraz süresinde itirazınızı yapıyorsunuz. Aynı, bir Leyla davası vardı, o davadaki tavır gibi. Bu olmaz, bu hatadır. İster Dışişleri Bakanı bu hatayı yapsın ister Başbakan yapsın, hükûmet bütündür, bu hata yapılmıştır. Bu hatanın giderilmesi lazım.

Gelelim Mahkeme kararının yorumuna arkadaşlar. Bakın, bu kararı hep hatalı olarak, bilerek yanlış yorumluyorsunuz. Ne diyor Mahkeme? İhlali neden dolayı vermiş? Lozan falan değil buradaki sorun. Yasallık ilkesinden vermiş. “İç hukuk kurallarının ulaşılabilir, açık ve tahmin edilebilir olmasını ifade etmektedir.” diyor. Yani, senin getirdiğin düzenlemenin açık, ulaşılabilir ve tahmin edilebilir olması lazım diyor. Ne diyor Mahkeme? “Kuşku yok ki, 1. Protokolün 1. maddesi mal ve mülk edinme hakkını güvence altına almamıştır.” Almamıştır. Mal mülk edinme güvence altına alınmaz. Protokolde böyle bir şey yok.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

46 konuşma daha · 20 Şubat 2008

46 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook