Kültür yatırımları ve girişimlerini teşvik kan.tas.(ss.644)
Çanakkale Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 115. Birleşim · 2. yasama yılı · 14 Temmuz 2004 · 1.880 kelime · yaklaşık 9 dakikalık okuma
Kaynak göster
İsmail Özay (CHP), 14 Temmuz 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 115. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KÜLTÜR YATIRIMLARI VE GİRİŞİMLERİNİ TEŞVİK KAN.TAS.(SS.644)); konuşma 1.880 kelime.
İsmail Özay (CHP, Çanakkale). “Kültür yatırımları ve girişimlerini teşvik kan.tas.(ss.644)”. TBMM Genel Kurulu, 115. Birleşim tutanağı, 14 Temmuz 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ismail-ozay-22-2004-07-14-kultur-yatirimlari-ve-girisimlerini-tesvik-kan-tas-ss-644 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA İSMAİL ÖZAY (Çanakkale)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Çanakkale yöresinde Troya'nın olması nedeniyle, etkilenerek, 16 yaşında İlyada'yı okumak istedim. Kütüphaneye gittiğimde, tozlu kütüphanede, bana, Millî Eğitim Bakanlığının çevirisi, incecik bir kitap sunuldu. Bir hafta içerisinde kitabı okumaya çalıştım, dönerek okudum, anlamaya çalıştım; işin doğrusu, anlayamadım. 16 yaşındayken, Troya'yla ilgili öyküye yönelik aklımda kalan anılar, Troya Lokantasıydı, Troya Oteliydi ve Troya Turizm Seyahat Şirketiydi.
Aradan yıllar geçtikten sonra, 1999 yılında, bir gezi nedeniyle Japonya'ya gittiğimizde, bir anaokulunu ziyaretimizde, 6 yaşındaki bir Japon çocuğu, Troya'yı, bana, çok anlamlı bir şekilde anlattı. Çocuğun söylediği şu: "Savaş çözüm değil; savaş sevgiyi öldürüyor. Troya güzel bir kentti; savaş Troya'yı yıktı" dedi. 6 yaşındaki Japon çocuğun bununla ilgili bir başka algılaması: "Yaşamda, Troya atı gibi hilelerle karşılaşabilirsiniz; o bakımdan, yaşamda size sunulan her türlü hediyeyi kabul etme konusunda zaaf göstermemelisiniz."
Aradan zaman geçtikten sonra aradaki farkı şöyle yorumladım: Yetiştiğimiz ortamda, yaşadığımız coğrafyanın, kültürel değer olarak bize yeterince aktarılmamasının eksikliğini, maalesef, tüm yaşamımız boyunca hissettik.
Geçen pazartesi günü, Troya filmini ikinci kez izleme olanağını buldum. Troya filmini anlatmayacağım; ama, orada görülen çarpıcı birkaç şey var; kişisel hırs, ihtiras, barış, savaş ve tutku gibi olaylar çok işlenmiş. Örneğin, Yunan Kralı Agamemnon'un bir iddiası var "güçlü devlet, ancak, savaş gücüyle, silah gücüyle sağlanır" diyor ve krallığını maceraya sürüklüyor; ama, karşısında bir Troya Krallığı var. O da güçlü bir devlet; ama, onun oluşturduğu güç, Troya bahçeleri, heykeller, imarlı bir kent, üreten çiftçi. O bakımdan, güç, sadece silahta değil. Üçbin yıl önce ortaya çıkan değer, gücün, sadece silahla oluşmadığı noktasında. Aradan üçbin yıl geçtikten sonra akılda kalan, Agamemnon'un silah gücü değil, Troya'nın güzelliği. O bakımdan, artık, globalleşen dünyamızda, biz, gerçek gücün silahta olmadığını, kültürün ve sanatın gerçek ulusal gücü oluşturduğunu giderek çok daha iyi kavrıyoruz. Örneğin, Sovyetler Birliği ile Amerika, geçtiğimiz yılların, dönemlerin hiç tartışmasız, büyük nükleer güçleri, büyük silahları idi. onbeş sene önce Sovyetler Birliği ne oldu; bir karton kule gibi devrildi gitti. Peki, Vietnam'da Amerika ne oldu?! Peki, Afganistan'da Sovyetler Birliği ne oldu?! Peki -sorgulayacağız ve yakında göreceğiz- Irak'ta Amerika ne olacak?! Ben inanıyorum ki, Vietnam'daki çocuklar, Amerika'nın, o gün, Vietnam'da kurduğu baskıyı ezilerek, üzülerek anımsamaya çalışıyorlar; ama, Amerikalı Joan Baez'in şarkılarını dinlerken içlerine büyük bir sevgi doluyor. İnanıyorum ki, Afgan çocuklar, şimdi, Sovyet askerlerinin ıstırabını hissediyorlar, babalarından dinliyorlar; ama, Tolstoy'un öykülerini okuduklarında içlerine coşku doluyor. Öyle inanıyorum ki, Iraklı çocuklar, U2'nin Bosna Hersek için yazdığı ezgiyi, şarkıyı dinledikleri zaman içleri zevkle dolacak. O bakımdan, Türkiye, bölgemiz, hiç tartışmasız, silaha yatırım değil, kültüre, sanata ve bilime yatırım yapabilmeli.
Biraz uzun giriş yaptım; ama, yasa tasarısını bu çerçeve içerisinde ele almak istiyorum ve gerçekten, bu yasa tasarısının, bu anlamda, ülkemize çok önemli katkılar getireceğini ifade etmek istiyorum.
Değerli arkadaşlarım, Türkiye'de kültürel değerlere yaklaşımımızı 1937 yılından beri oldukça hızlandırmışız, önemli dört yasa çıkarmışızdır. Tarihsel bir yapı içerisinde tek tek girmek istemiyorum; ama, cumhuriyet kadrolarının, devrim kadrolarının kültüre yaklaşım noktasında çok önemli çabalarının olduğunu biliyoruz. Ondan sonra, İkinci Dünya Savaşı, tüm dünyanın kültürel değerlerden uzaklaşmasına etken oldu. Türkiye, kültürel ve tarihsel değerlerini, ancak, 1973 yılında, eski eserler kanununu çıkardı, 1983 yılında Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununu çıkardı ve maalesef, aradan yirmi yıl geçtikten sonra, bu akşam, çok ciddî şekilde hatırlıyor.
Değerli milletvekilleri, bu yasa tasarısı çok önemli. Bu yasa tasarısında, şüphesiz ki, herkese göre çok önemli olan noktalar var; ama, ben çok önemli olan 4 noktanın altını çizmek istiyorum.
Yasa tasarısının genel gerekçesinde bir değerlendirme var; bu, Türkiye'de yasalara yansımış olan çok önemli ulusal ve uluslararası bir kavram; "Kültür ve tarih mirasımız, kültür varlıklarımız ve değerlerimiz hepimizin ortak malıdır." Bu anlayış, gerçekten çağdaş bir yaklaşımın göstergesi olarak bu yasa tasarısında önemli bir yapıyı oluşturuyor. Bu çerçeve içerisinde kültürel değerlerimize, tarihsel değerlerimize yaklaştığımızda, kültürel değerlerimizi, tarihsel değerlerimizi çok daha canlı şekilde yaşatabileceğimize kesinlikle inanıyorum. Bu anlayışı Türkiye Büyük Millet Meclisine sunmak, bunu kabul etmek, bunu yüceltmek, Türkiye'deki bu değerlerin yükselmesi adına çok önemli bir kazanımı oluşturuyor.
Bir başka yaklaşım bence çok önemli; günümüzde tartışılan küreselleşme, globalleşme. Globalleşmenin, bu ülkeye, dünyaya, ezilen uluslara etkisi, ekonomi ve silah olarak, savaş sanayii olarak yansıyor; ama, globalleşmeyi, sadece ekonominin yaptırdığı olumsuz bir yapı içerisinde ele alıp karşı çıkmak mümkün değil. O, kendi yapısı içerisinde belki yönlenecek, devam edecek; ama, globalleşmenin, küreselleşmenin acımasızlığına karşı küreselleşmenin kültür ve sanat boyutundaki değerini artırmak durumundayız.
Gene, Plan ve Bütçe Komisyonu raporunda -övünerek okuyorum- "küreselleşme olgusu, kültüre yönelik ihtiyacı ve kültürün önemini giderek artırmaktadır" belirlemesi yapılıyor. Bunu da çok önemli bir kazanım olarak değerlendiriyorum.
Bir başka belirlemeyi müsaadenizle yapmak istiyorum; o belirleme de "Amaç" kısmında. Hepimizin savunduğu, zaman zaman koruma anlayışının giderek tüketici bir yapı içerisinde ele alındığı, hatta, korumayı istediğimiz değerlerin yıkıldığı, bu koruma anlayışının yıkma anlayışına yönelttiği eleştirilerini hep yaşadık. "Amaç" başlıklı 1 inci maddenin gerekçesinde şöyle deniliyor: "Kanunun kültürel varlıkları ve değerleri koruyan, korurken kullanan, kullanırken yaşatan ve gelecek nesillere aktaran sürdürülebilir bir kültür anlayışı çerçevesinde..." Bu çok önemli, gerçekten çok önemli; ama, orada bakanlığımızın bir ölçüde dikkatini çekmek istiyorum. Biz, koruyan, korurken kullanılan değerlerimizi, eğer Kız Kulesinde yaptığımız gibi kullanacak olursak, gerçekten, belli erozyona uğrayabiliriz. Bunun çok iyi belirlenmesi gerekiyor. Bugünün yaşamı içerisinde, örneğin Aspendos'u kullanırken, örneğin Efes'i kullanırken, eğer sadece kullanma adına hoyratça kullanacak olursak, bu tarihî değerlerimizi geleceğe miras olarak bırakmama ihtimali var. O nedenle, gerçekten çok önemli ilkenin, çok iyi ayrıntılara dökülmesi gerekiyor.
Yine, bir başka yaklaşım, çok önemli bir yaklaşım da şudur: Biz, kültürel değerlerimizi, tarihsel değerlerimizi, hep, kalıcı, sabit, elle tutulur gözle görülür değerler olarak anımsamaya çalışıyoruz; ama, durum öyle değil. Özellikle, 3 üncü maddenin (d) bendinde "somut olmayan tarih" diye bir kavram dile getiriliyor; bu, çok önemli bir kavram. Tarih Vakfının yıllardır üzerinde durduğu "sözel tarih", "yaşayan tarih" kavramını yasa tasarısına aktaran bir değerlendirme.
Bu anlayış içerisinde, gerçekten, yasa tasarısının, içerik olarak önemli boyutları, önemli kazanımları getirdiğini burada söylemek istiyorum.
Değerli arkadaşlarım, şüphesiz ki, hiçbir şey mükemmel değildir, bu yasa tasarısı da mükemmel değildir, bu yasa tasarısının da eleştirilecek, dikkat çekilecek yönleri var. Müsaade ederseniz, onlara da çok kısa, özde biraz değinmek istiyorum.
Bunlardan bir tanesi, şüphesiz ki, teşvik yapılmalı, teşvik değerlendirilmeli; ama, teşvik, sadece yapım ve restorasyon aşamasında ele alınmış. Örneğin, yasa tasarısında, işe, biraz ortadan başlanılmış; yani, başlangıcı olan planlamadan, planlama aşamasındaki teşvikten çok söz edilmiyor. Biraz bu noktasının eksik olduğunu görüyorum.
Özellikle, kentlerin dokusunu, tarihî kent dokusunu korurken, koruma plan anlayışının yapılması, bunun teşvik edilmesi ülkemizde çok önemli. Eğer, biz koruma planlarını gerçekleştiremezsek, bu konuda hazırlıklarımızı yapamazsak, yasa tasarısında söylediğimiz bu çok güzel değerleri, bu güzel anlayışları uygulamakta güçlük çekebiliriz.
Bununla ilgili bir somut yaşamımı, izlenimimi de aktarmak, belirtmek istiyorum. Aslında, biraz sonra görüşeceğimiz 2863 sayılı Yasanın değişikliğinin 17 nci maddesinde olumlu bazı açılımlar var. Örneğin, açık planlama anlayışını getiriyor. Gerçekten, koruma imar planını hazırlarken, ihale yöntemiyle yapılacak olan koruma imar planının yaşama geçmesinin güç olduğunu pratikte görüyoruz. O bakımdan, açık planlama anlayışıyla koruma planlarının gerçekleştirilmesi gerekiyor.
Biz, Çanakkale'de -çok kısaca, kendi dönemimize yönelik bir şey anlatmak için söylemiyorum ama- açık planlama anlayışı içerisinde 1994 yılında planlamayı sürdürürken, birbuçuk yıllık bir çalışma içerisinde şunları belirledik: Örneğin, kültür, tarih kurumları çeşitli binaları tescil ediyorlar; ama, bakıyorsunuz, incelediğinizde, gerçekten işin içerisine girdiğinizde, o binaların bir kısmının tescillenmesinin hiçbir anlamı, hiçbir tarihî değeri yok. Kâğıt üzerinde soyut olarak tescillenmiş; ama, bazı binalar, bazı değerler görüyorsunuz ki, onların tescillenmesi unutulmuş.
Binanın sadece tümünü tescillemek de çözüm değil. Örneğin, binanın kapısı, o binada kullanılan bir yüklük, binanın çerçevesi, bir balkon korkuluğu; belki, bunların tescillenmesiyle, bu tarihî değerlerin kurtarılmasıyla da amaca ulaşılabilir.
Bir başka konu, özellikle, açık planlama anlayışı içerisinde çalıştığınızda şunları görebiliyorsunuz: Sokak korumasını, siluet çalışmalarını önplana çıkarabiliyorsunuz. Bir başka korunacak değeri ortaya çıkarıyoruz; örneğin, yaşamın korunması. Burada, bu tasarıda çok göremedim. Bir ölçüde bahsettiğim somut olmayan tarih bunun içerisine girer; ama, özellikle bazı grupların, insan kümelerinin yaşamı gerçekten korunmaya muhtaç. Örneğin, hiçbirimizin kolay kolay itiraf etmediği, bu ülkede Roman vatandaşlar dediğimiz göçer vatandaşlarımız var; bir kısmı göçer; ama, şu anda yerleşik. Mesela, bunların yaşamı gerçekten bir kültürel korunmaya açık bir yaşam anlayışı. Nedir bu yaşam anlayışı; siz, ne kadar, kapitalizmin baskısı içerisinde, üretim ilişkileri içerisinde baskı altına da alsanız, bu insanların paylaşma, ortak yaşam sevinci, sokağı kullanma içgüdüsü ve yaşama olan bağlılıklarını ortadan kaldıramıyorsunuz. Aslında, bu yaşam anlayışının korunması ve bu yaşam anlayışının geliştirilmesi gerekiyor.
Değerli arkadaşlarım, bu tasarının en önemli maddesi, bence, 15 inci maddesi. Şüphesiz ki, orada bakanlığımızın yönetmelik çıkarması söz konusu, önemli bir açılım, madde sınırlı olarak değerlendirmiş; belgelendirme anlayışı; korunması söz konusu olan belgelerin tarihî değerlerinin korunmasıyla ilgili belge verilecek; doğru bir yaklaşım; ama, bu belgelendirme anlayışı, örneğin, turizmde olduğu gibi -son dönem için söylemiyorum, son dönemde iyi çalışmalar var- geçtiğimiz dönemlerde hep istismara açık olmuştur. Bu belgelendirme anlayışında, yönetmelik düzenlenirken, diliyorum ki, özellikle katılım öğesinin önplana alınmasında yarar vardır. Nasıl bu yasa tasarısı hazırlanırken, Tarihî Kentler Birliği, ÇEKÜL, Türk Tarih Vakfı, Mimarlar Odası gibi kurumlarla işbirliği yapıldıysa, bu yönetmeliğin hazırlanmasında, özellikle belgelendirme aşamasında bu katılımın da sağlanması gerekiyor. Aslında, 2863 sayılı Yasaya değinmeyeceğim, bu gündem içerisinde değil; ama, koruma anlayışının finans anlayışıyla bütünleşmesine yönelik olarak daha sonra görüşülecek, bundan sonra görüşülecek olan tasarının 6 ncı maddesi fonu özel hesaba çeviriyor. Bu da olumlu bir yaklaşım; ama, bu özel hesabın çok eksik olacağına inanıyorum. Sadece Emlak Vergisinden yüzde 10 değerlendireceğiz.
Değerli arkadaşlarım, bakın, gerçekten ayağa kaldırmamız gereken çok önemli tarihî değerlerimiz var; bununla yeni kaynaklarımızı artırmamız gerekiyor; ülkenin, hükümetin kullandığı kaynaklar sınırlı. O bakımdan, mantıklı olabilecek, o kenti, o tarihî değerleri kullanan insanların belli ölçülerde buna katılması gerekiyor. Örneğin, inşaat yapımı konusunda harçlandırmaya gidilebilir. Bugün metrekaresi 364 000 000 TL civarında; her kente yaptığımız bir bina, bir iş merkezi, bir yapı, sonunda, oradaki tarihî değerlerin erozyona uğraması noktasında bir katkı veriyor, nüfus hareketi getiriyor. O nedenle, belki, yapım için diye belli bir harç -binde 5, binde 1, neyse, bilemiyorum, hesabı yapılır- alınabilmeli; alım satımdan bir değer alınabilmeli. Örneğin, Antalya'da eğer rant yüksekse; Antalya'daki rantın yüksekliği şüphesiz ki, Aspendos'tandır, Olimpos'un değerindendir, oranın tabiî güzelliklerinden kaynaklanmaktadır. O nedenle, bunun değerlendirmesinin yapılması gerekiyor.
Değerli arkadaşlarım, değerlendirme derken, tabiî ki, İstanbul'a dikkat çekmek istiyorum. İstanbul'la ilgili, maalesef, geçtiğimiz günlerde UNESCO'nun yaptığı bir toplantıda, İstanbulumuz, biliyorsunuz, 1985'te dünya kültür mirası içerisine alınmıştı; ama, maalesef yeterince önlemler alamadığımız için geçtiğimiz dönemde tehdit altında; dünya mirası noktasına dönüşüyor. Hükümetimiz bu konuda bir uygulama planı sunacak, iyi çalışmalar var; ama, iki yıl içerisinde bazı şeyleri yapmamız gerekiyor; bunun için kaynak gerekli. Özellikle İstanbul'u kurtarabilmek, bu tarihî bölgeyi kurtarabilmek, yeni envanter çalışmalarını hızla yapabilmek, restorasyon çalışmalarını sürdürebilmek için, hiç olmazsa, İstanbul adına, bu kaynağın, tüm Türkiye'de olmasa bile, söylediğim ölçüler içerisinde ele alınması gerekiyor.
Değerli arkadaşlarım, sevgili milletvekillerimiz; siyasî bir değerlendirme yaparak, müsaadenizle, sözlerime son vermek istiyorum.
İlkönce, Sayın Bakanı kutluyorum -kutluyorum Sayın Bakanım- şunun için kutluyorum: Bir kere, eğer, bana soracak olursanız, Cumhuriyet Halk Partisine soracak olursanız, bu yasa eksik, yetmeyen yönleri var; ama, o, bana göre, ben odaklı. Herkesin kendine göre, Adalet ve Kalkınma Partisinin de, şüphesiz, kendine göre bir tasarısı var, bir değerlendirmesi var; ama, burada yapılanı, bir gerçeği, inanın, ilk kez görüyorum ve o bakımdan Sayın Bakanı kutluyorum. Burada, ortak akıl bulunma noktasında çok önemli çaba sarf edilmiştir. Bu metin, bu yaklaşım, sekiz ay önce, Türk Tarih Vakfı tarafından bana ulaştırılmıştı; inceledim, yetmedi, arkasından Mimarlar Odasının katkısı, arkasından Cumhuriyet Halk Partisinin katkısı; biraz önce değerli milletvekilim söyledi; israrla ve inatla, ortak aklı bulma konusunda çok önemli çaba sarf edildi. O anlamda, ortak aklı yaratması bakımından ve bu yasanın uzun süre ülkeye hizmet edeceğini görebildiğim için Sayın Bakana teşekkür ediyorum.(AK Parti sıralarından alkışlar)
Teşekkür ederim.
Değerli arkadaşlarım; bu arada, Sayın Bakanımızın deneyiminden iktidardaki tüm bakanlarımızın yararlanmasını diliyor; hepinize saygılar sunuyorum. (Alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
40 konuşma daha · 14 Temmuz 2004