İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 115. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Kültür ve tabiat varlıklarını koruma kan.tekl.(ss.641)

Naci Aslan

Ağrı Milletvekili ·

Genel Kurul, 115. Birleşim · 2. yasama yılı · 14 Temmuz 2004 · 1.046 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma

Kaynak göster

Naci Aslan, 14 Temmuz 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 115. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KÜLTÜR VE TABİAT VARLIKLARINI KORUMA KAN.TEKL.(SS.641)); konuşma 1.046 kelime.

Naci Aslan (Ağrı). “Kültür ve tabiat varlıklarını koruma kan.tekl.(ss.641)”. TBMM Genel Kurulu, 115. Birleşim tutanağı, 14 Temmuz 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/naci-aslan-22-2004-07-14-kultur-ve-tabiat-varliklarini-koruma-kan-tekl-ss-641 (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA NACİ ASLAN (Ağrı)Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; gecenin bu geç vaktinde Sayın Başkan lütfederek bana bu konuşma hakkını tanıdı -ki, nedenini biraz sonra açıklayacağım- kendisine teşekkür ediyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, 641 sıra sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu ile Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Yasa Tasarısının 28 inci maddesi üzerinde söz almış bulunuyorum; sizleri, tekrar, saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, tabiî, maddenin içeriği belli. Bugün, Yüce Meclisimiz gerçekten, kıvançla söyleyebilirim ki, ülkemiz insanları lehine ve gerçekten demokratik açılımlarla dolu birçok yasa tasarısını kabul etti. Onur duydum. Gerek kadınlarımızın hamilelik sırasındaki ve çocuğunu emzirme ve büyütmedeki izinli sayılacakları zaman sürecinin uzatılması gerek sinemamızı -ki, sinema bir halkın kan damarları gibidir, kültür kanallarıdır- düzenleyip, gerçekten buna emek veren yüce sanatçılarımızın kısmen de olsa rahatlatılması yönünde çok olumlu adımlar atılmıştır.

Bu maddeyi bahane ederek -ki, yarın, Yüce Meclis yarın tatile giriyor, bir daha gündemdışı konuşma şansı elde etme imkânım olmadığı için -şu anda Meclisi yöneten Başkanvekilimiz Sayın Yılmaz Ateş Beyefendi, resepsiyonda "isterseniz, herhangi bir madde üzerinde söz alarak, Ağrı'da meydana gelen tabiî afetle ilgili olarak yapmış olduğunuz gezi hakkındaki izlenimlerinizi Yüce Meclisin bilgisine sununuz" dediler. Bu fırsatı bana tanıdıkları için, kendilerine, tekrar, teşekkür ediyorum.

Hepinizin malumu, Doğubeyazıt İlçemizin Yığınçalı Köyünde, 2 Temmuz günü saat 01.35 sıralarında 5,1 şiddetinde bir deprem meydana geldi; depremin merkezi bu köyümüzdü. Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanımız, Bayındırlık ve İskân Bakanımız, Sağlık Bakanımız ve İlimizin İktidar Partisine mensup 4 milletvekili, özel uçakla Ağrı İline, deprem bölgesine sabahleyin ulaştılar. Ben de, o ilin milletvekili olarak ve o topraklarda, o coğrafyada ellidört yıldır yaşayan, hasletiyle, kederiyle, halkıyla bir olan, Türkiye Cumhuriyetinin bir vatandaşı ve aynı zamanda bu Yüce Meclisin bir üyesi olarak davet edilmedim. Eğer, sayın bakanlarım buradalar ise, ben, bunu, zatıâlinize ve Yüce Meclisin bilgisine sunmak için, özellikle üzüntülerimi sunmak için söz aldım.

3 bakanımı da kınıyorum. Gönül isterdi ki, o üç bakanımız, Anamuhalefet Partisinin bir milletvekili olarak ilk daveti bana yapmış olsunlar. O üzüntülerimi, daha sonra Sayın Genel Başkanım Deniz Baykal'a anlattım, bölgeye intikal etmemizin gerekliliğini söyledim. Sayın Genel Başkanım da, Ersin Arıoğlu'nun başkanlığında 8 kişilik bir heyet kurarak bölgeye intikalimizin çok iyi olacağını söylediler. Dolayısıyla, biz, ikinci günü, 8 arkadaşımız ve deprem uzmanlarıyla birlikte Erzurum uçağıyla Erzurum'a intikal ettik. 25-28 Martta Kandilli ve Aşkale'de meydana gelen tabiî afetten dolayı hayatlarını kaybetmiş 9 yurttaşımızın köyüne gittik. Kandilli'de, Aşkale'de incelemelerde bulunduk. Oralara, gerçekten, zamanında gidilmiş, konutların ihale edilmesi sözü verilmiş, hatta, bazı konutlar da ihale edilmiş; ama, ne yazıktır ki, ikibuçuk ay gibi bir zaman geçmesine rağmen, konutların daha temeli bile atılmamış. O nedenle, ben, bunları, şu anda, burada -Erzurum için, Aşkale ve Kandilli için- Hükümetimizin ve Yüce Parlamentonun bilgisine sunmak istiyorum.

Memleketimizin kışı 30 Eylülden sonra başlar. Bayındırlık ve İskân Bakanlığının yönetmeliğine göre, zaten, 15 Kasım itibariyle sulu imalat yapılmaz. Bu nedenle, bu yurttaşlarımızın, gerçekten, bu tabiî afetten sonra, hiç olmazsa, insanca -ki, en kutsal hak yaşam hakkıdır- yaşayabilmeleri için, bu konutların, mutlak surette, eylül sonu itibariyle bitirilmesi gerekiyor.

Malını kaybetmiş, çocuğunu kaybetmiş; büyük ve küçükbaş hayvanlarını kaybetmiş; evi ve yuvası tamamen yok olmuş olan yurttaşlarımızın söylediği şudur: "Aman, ne yaparsanız yapın, hükümetle işbirliği yaparak, eylül ayı sonu itibariyle, bizim, başımızı sokacağımız ve bu -30 derecedeki soğuktan korunacağımız evlerimizin yapımı için bir tedbir alın."

Oradan sonra Erzurum Valiliğimizi ziyaret ettik. Erzurum Valimiz izne çıkmış. Bizi -9 milletvekilinin bulunduğu- bir odaya aldılar; ama, kiminle konuşacağımız belli değil. Bir Vali Yardımcımız, 15 dakika sonra, lütfetti, Cumhuriyet Halk Partisinin 9 milletvekilinin bulunduğu o toplantı salonuna girebildi. O Vali Yardımcısı, bize bilgi verirken de, sanki, biz, Türkiye Cumhuriyetinin vatandaşı veya milletvekilleri değilmişiz gibi davranarak, acaba, tarafımızdan bir sır mı saklanılıyor veyahut da, biz, birileri için bir bahane mi arıyoruz, acaba, biz, bir suçlu mu arıyoruz gibi bir pozisyonun ve psikolojik bir halin içindeydi.

Değerli arkadaşlarım, ondan sonra, Doğubeyazıt İlçesine intikal ettik. İşte, burada -biraz sonra ismini de söyleyeceğim- gerçekten, devlet adamlığının bütün literatürüne sahip Doğubeyazıt Kaymakamı, kriz merkezinde, oradaki tüm bürokratlarımızla birlikte çok güzel bir hazırlık içerisinde ve bize birbuçuk saatlik bir brifing verdi; yani, depremin başladığı dakikadan o dakikaya kadar yapılmış bütün maddî ve manevî yardımların ve müdahalelerin örneğini bize gösterdi; gurur duydum, onur duydum. Hükümetimiz de elinden gelen her şeyi yapmış, yapmaya da devam ediyordu; ama, onu orada organize eden, onu halkıma ulaştıracak, halkımın yarasını saracak oradaki mülkî idare amiriydi ve mülkî idare amiri, öyle bir kültürel zenginlik içerisindeydi ki, siyasî partilere öyle eşit mesafedeydi ki, işte, ben, arkadaşlarımla birlikte dedim ki, cumhuriyetin temsilcisi böyle olmalıdır. Yoksa, iki gün önceden tüm programı dakikası dakikasına bildirmeme rağmen, geleceğimizi söylememize rağmen, Sayın Ağrı Valisi, telefonda konuşurken bana aynen şöyle diyor: "Naci Bey, sakın orada bir politik şov olmasın." Ben de Sayın Valiye dedim ki: "Sayın Valim, bana, acaba, siz, siyaset dersi mi vermeye kalkışıyorsunuz. Siz, Türkiye Cumhuriyetinin valisisiniz ve Cumhurbaşkanını orada temsil ediyorsunuz. Biz, oraya gelirken (A) partisi (B) partisi veya iktidar partisi, muhalefet partisi olarak hataları bulmak için gelmiyoruz. Biz, önce, bir yurttaş olarak vatandaşlarımızı kucaklayıp, ondan sonra da, Türkiye Cumhuriyetinin bir milletvekili olarak onların yaralarını sarmak, hükümetimizin gözünden kaçan veya oradaki mülkî idare amirlerinin gözünden kaçan eksiklikler varsa, onları, yine, iyi niyet kavramı içerisinde hükümetimize intikal ettirip tedbirlerin bir an önce alınması için geliyoruz; yoksa, biz, Cumhuriyet Halk Partisinin milletvekilleri olarak, orada, hükümetimizi, idarecilerimizi, mülkî idare amirlerimizi kötülemek, halkla onları karşı karşıya getirmek için gelmiyoruz."

Nitekim, ondan sonra Doğubeyazıt Belediye Başkanlığını ziyaret ettik. Belediye, yine tüm birimleriyle oradaydı ve onlar bizimle, o köyleri tek tek gezdi.

Değerli arkadaşlarım, ben, orada, bir saat tercümanlık da yaptım. o Türkçe bilmeyen yurttaşlarıma Kürtçe tercüme yapmak kaydıyla, dertlerini, ıstıraplarını, hasretlerini, kederlerini direkt olarak, oradaki mülkî idare amirlerine aktardım. Bunu yaparken de hem Türkçe hem onların anadili olan Kürtçeyle, sabırlı olmalarını, hükümetin her şeyi yapmaya muktedir olduğunu, devletin her şeyi yapmaya hazır olduğunu, yeter ki, birbirinize tahammül ederek, birbirlerinizin hakkına ve hukukuna saygı göstererek, zararı yüzde 90 olanın ihtiyaçlarının ayrı bir boyutta olduğunu, zararı yüzde 10 olanın ihtiyaçlarının da ayrı bir boyutta olduğunu söyleyerek, zararı yüzde 10 olanın yüzde 90 kadar "şunu da bana verin" dememesi gerektiği üzerinde durdum.

Değerli arkadaşlarım, orada gördüğümüz, bizim iki köyümüzde çok acı bir durum mevcut; çünkü, köylerin yerleşim alanı oradaki yaşama müsait değil; betondan da yapsanız, teknik olarak, demir ve çimento donatılarını istediğiniz şekilde yapsanız da, zemin kaygan olduğu için orası iskâna müsait değil; mutlak surette, o iki köyümüzün düz bir alana kaydırılması gerekiyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

40 konuşma daha · 14 Temmuz 2004

40 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook