İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 120. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Türk ceza kanunu tasarısı (ss.664) ve (664'e 1inci ek)

İzzet Çetin

Kocaeli Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 120. Birleşim · 2. yasama yılı · 15 Eylül 2004 · 869 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma

Kaynak göster

İzzet Çetin (CHP), 15 Eylül 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 120. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRK CEZA KANUNU TASARISI (SS.664) VE (664'E 1İNCİ EK)); konuşma 869 kelime.

İzzet Çetin (CHP, Kocaeli). “Türk ceza kanunu tasarısı (ss.664) ve (664'e 1inci ek)”. TBMM Genel Kurulu, 120. Birleşim tutanağı, 15 Eylül 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/izzet-cetin-22-2004-09-15-turk-ceza-kanunu-tasarisi-ss-664-ve-664-e-1inci-ek (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA İZZET ÇETİN (Kocaeli)Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Ben, öncelikle, Türk Ceza Yasası Tasarısının bu görüşmelerini sürdürürken, belki, ilk kez, bu tasarıda, çalışma yaşamına ilişkin birtakım müeyyidelerin girmiş olmasını sevinçle karşılıyorum. Her ne kadar 4857 sayılı Yasa görüşülürken, işverenlerin çalışma yaşamına ilişkin kurallara uymaması durumunda uygulanmak istenen para cezalarının azlığını, 50 000 000, 100 000 000 gibi para cezalarının caydırıcı olmayacağını söylemiş olmamıza rağmen gerekli duyarlılık gösterilmemişse de, Ceza Yasamızda buna yönelik düzenlemenin yapılmasını sevinçle karşılıyorum. Tabiî ki burada, herhalde biz, Türkiye Cumhuriyetinde çalışan insanlarımızın ya da işverenlerimizin ilişkilerini düzenlerken, kendi insanlarımızın ihtiyaçlarından çok, başkalarının, yani Avrupa Birliğine uyum süreci nedeniyle böyle bir düzenlemeye ihtiyaç duymuşuz, belki bireysel olarak pek çok çekincelerim olmasına rağmen, Avrupa Birliğinin böyle bir düzenlemeyi bize göstermiş olmasını da sevinçle karşılıyorum.

Değerli arkadaşlarım, tabiî, bir kanun yapılırken, yasa yapma tekniklerinin son derece iyi olması gerekir. Bu 117 nci maddede "cebir veya tehdit kullanarak ya da hukuka aykırı başka bir davranışla" diye başlayan cümle -yani, 112 nci maddede de var "hukuka aykırı bir başka davranış" ibaresi- gerçekten kanunların netlik ilkesine pek uygun değil, muğlak, neyi içerdiği çok anlaşılabilir değil; o nedenle, düzenlemenin daha açık ve net bir dille yapılmasında yarar vardı.

Tabiî, bizim iş ve çalışma hürriyetinin ihlaline ilişkin bu düzenlememiz, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin 23, Avrupa Sosyal Şartının 1, 2, 3 ve 4 üncü maddeleri ve cebrî ya da zorunlu çalışma üzerine ILO'nun 29 sayılı Sözleşmesine de uygun hale getirilmiş; ama, demin de değindiğim gibi, esas çalışma yaşamının ihlaline ilişkin düzenlemeleri yine de tam olarak içerdiğini söylememiz mümkün değil.

Tabiî, işyerlerinin teftiş ve denetimi Türkiye'de tam olarak yapılamamakta. İşte en son, Kastamonu'nun Küre İlçesinde 19 işçi arkadaşımızın yaşamını yitirdiğini hepimiz üzülerek öğrendik. Biz parti olarak, oraya arkadaşlarımızı görevlendirdik, neden bu iş kazasının meydana geldiğini araştırdık. Tabiî, bunlara iş kazası demenin olanağı yok, bunlar iş cinayeti! Para ve kâr hırsı ile işçiyi bir kefeye koyup, aynı gözle bakma mantığının doğal sonucu!

Bugün işyerlerimizde 4857 sayılı Yasayla getirilen yeni çalışma koşullarıyla birlikte ve de özellikle kayıtdışı ekonominin olabildiğince yaygınlaşması nedeniyle, çalışma koşulları ve çalışma hürriyeti alabildiğine ihlal edilmektedir; yani, bugün işyerinin yasal gereklerini yerine getirip getirmediğini bildirmeyen işverene 50 000 000 lira para cezası uygularsanız, öyle bir işyerinin olup olmadığını da bilemezsiniz. Buna ilişkin düzenleme açık değil; yani, 4857 sayılı İş Yasamızdaki 98, 99, 100, 101, 102, 103, 104, 105, 106, 107 nci maddelerde, işverenlere uygulanan, daha doğrusu yasalara uymayan, uymamakta ısrar eden, niyeti işi ve işçiyi korumak olmayan, ülkesinin kalkınmasından çok kısa yoldan, kestirme yoldan zengin olmayı hedefleyen art niyetli işverenlere bile cezaî müeyyideden kaçınırsak, dün Kastamonu'da yaşadığımız iş cinayetini, önümüzdeki günlerde, aylarda -hiçbirimiz arzu etmeyiz ama- Türkiye'de pek çok işyerinde duyacağız ve yine, üzüntümüzü belirtmekten öte bir işlem yapmayacağız.

Değerli arkadaşlarım, gerçekten, bu maddenin 2 numaralı fıkrası son derece güzel; yani, çaresizliğini, kimsesizliğini ve bağlılığını sömürmek suretiyle kişi veya kişileri ücretsiz olarak veya belirlenen ücretin altında çalıştıran işverenlere hapis cezası öngörülmüş; altı aydan üç yıla kadar hapis veya yüz günden az olmamak üzere adlî para cezası.

Gerçekten "veya" kelimesi yerine "ve" desek; yani, cezadan amaç ıslahsa, caydırıcılıksa, birtakım önlemleri almayan ya da yasadışı çalıştırma yoluna teşebbüs eden işverene uygulanacak ceza para cezası olursa ve onun kazancı, ödeyeceği cezanın çok çok üzerinde ise, hiçbir caydırıcı etki yapmaz. Cezadan amacı caydırmak olarak algılıyorum ve o nedenle, burada 2 numaralı fıkrada belirtilen "... veya yüz günden az olmamak üzere adlî para" kelimelerinin çıkarılması, bu maddenin daha da güzelleşmesine neden olur; yani, ülkemizde insanların istismar edilmesine engel olacak bir düzenleme konumuna gelebilir.

3 numaralı fıkra, gerçekten işçi simsarlığıyla ilgili. Biz, tasarıda, 2 numaralı fıkraya atıfta bulunarak, işçileri bu duruma düşürmek isteyen işverenlere ceza uygulamaya kalkıyoruz; ama, burada da, İş Yasamızdaki çalışma ilişkileriyle ilgili açık çelişkilere dikkatinizi çekmek istiyorum. 4857 sayılı Yasamızda, iş ve çalışma hürriyetinin ihlal edilmesiyle ilgili her türlü suç para cezasıyla cezalandırılıyor; o para cezası da çok önemli değil, 50 000 000 lira, 250 000 000 lira, 150 000 000 lira, 100 000 000 lira gibi komik cezalarla geçiştirilmiştir. Şimdi, burada da yeni bir düzenleme getiriyoruz -tabiî, ben hukukçu değilim, her ne kadar hukuk alanında kısmen tahsil yapmışsam da, hukukçu arkadaşlarımdan af dileyerek konuşmak istiyorum- iki yasa arasında bir çelişki varsa... Örneğin, 4857 sayılı Yasanın 105 inci maddesinde, işçi sağlığı ve işgüvenliğiyle ilgili gerekli önlemleri almayan işverenlere, her bir önlem için 50 000 000 lira ceza öngörülüyor. Şimdi, Kastamonu'nun Küre İlçesinde, yeterli güvenlik önlemlerinin alınmamış olması sebebiyle, işçi sağlığı ve iş güvenliği tüzüğündeki önlemlerin alınmaması nedeniyle 19 işçimizin yaşamını yitirmesine neden olan işverene, bakın ne ceza veriliyor: Eğer bir tek önlem almamış ise, geçtiğimiz yıl İş Yasasında öngördüğümüz ceza 50 000 000 lira. Şimdi, burada da para cezasıyla birlikte hapis cezası tehdidi var. Yani, bunun netleştirilmesinde yarar var. Her şeye rağmen, böylesi, iş ve çalışma hürriyetinin ihlaline ilişkin bir düzenlemenin Türk Ceza Yasasına, eskiye oranla açık ve net bir dile yakın bir düzenlemeyle girmiş olması, yetersiz de olsa bir ileri aşamadır; ama, yasa tasarısının bütünü bize dün burada toplandıktan sonra verildi, üzerinde yeteri kadar çalışma olanağı bulamadık. Keşke biraz zamanımız olsa da bu düzenlemeyi Türkiye'nin koşullarına uygun, Avrupa Birliği normlarına ve uluslararası çalışma normlarına yakın hale getirebilsek, elin kuruluşları bize şurayı düzeltin, burayı düzeltin diye talimat vermese.

Yine de emeği geçen arkadaşlarıma teşekkür ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

24 konuşma daha · 15 Eylül 2004

24 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook