İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 25. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

Sosyal sigortalar kanununda değişiklik yapılması hk.kan.tas.(ss.687)

İzzet Çetin

Kocaeli Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 25. Birleşim · 3. yasama yılı · 2 Aralık 2004 · 1.706 kelime · yaklaşık 9 dakikalık okuma

Kaynak göster

İzzet Çetin (CHP), 2 Aralık 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 25. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: SOSYAL SİGORTALAR KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HK.KAN.TAS.(SS.687)); konuşma 1.706 kelime.

İzzet Çetin (CHP, Kocaeli). “Sosyal sigortalar kanununda değişiklik yapılması hk.kan.tas.(ss.687)”. TBMM Genel Kurulu, 25. Birleşim tutanağı, 2 Aralık 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/izzet-cetin-22-2004-12-02-sosyal-sigortalar-kanununda-degisiklik-yapilmasi-hk-kan-tas-ss-687 (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA İZZET ÇETİN (Kocaeli)Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Görüşülmekte olan kanun tasarısı, Sosyal Sigortalar Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı. Böyle bir kanun tasarısının gündeme gelmiş olmasına ne iktidarın ne de muhalefetin karşı olmasının olanağı var. Yani, bir ihtiyacın giderilmesi, bir hakkın kullanımı için düzenlenmiş bir yasa tasarısı.

Değerli arkadaşlarım, her ne kadar AKP'nin sayın sözcüsü ve Sayın Bakanımız açıkça ifade etmemişse de, toplumuzda zaman zaman hepimizi rahatsız eden olayların basına yansıdığına tanık oluyoruz; bu, kimi zaman bir şiddet olayı neticesinde cep telefonunun çalınması olayında, trenden atılan üniversitede okuyan genç olabiliyor veya beş yaşında, ilik nakli yapılması gerekirken, bu yasa tasarısının özünü, nedenini oluşturan küçük Esin olayında olduğu gibi yurt dışına tedaviye gönderilemeyip kamuoyu baskısı oluşunca, yasalara dönüp; nerede eksiklik varsa onu gidermenin telaşı içerisinde bir düzenleme yapıyoruz.

Buradan defalarca söyledik, gerçekten bir yasa yapılırken yasadan yararlanacak kesimlerin çok iyi hesap edilmesi gerekir. Sosyal Sigortalar Kurumumuz, sağlık hizmetlerinin sunumunda gerçekten ileri bir noktaya geldi; 148 sağlık kuruluşuyla, bugün, 35 000 000 insana sağlık hizmeti veren bir kurum konumunda.

Sayın Çalışma ve Sosyal Güvelik Bakanımızın da pek çok yerde belirttiği gibi, Sosyal Sigortalar Kurumu, bugün ülkemizde sosyal devletin görevlerini sırtlanmış götüren bir kurum. Yani, Türkiye'de tedavisi pahalı olan ne kadar hastalık varsa, o hastaların hemen hemen tamamının tedavisini üstlenen bir kurum konumuna gelmiş. Yakın zamana kadar kanser hastalarının hemen hemen tamamı, böbrek hastalarının tamamı, cücelerin hemen hemen tamamı, bir biçimde Sosyal Sigortalar Kurumundan yararlanıyordu, bir bakıma da sigortalılıkları yasaya karşı hile yoluyla olsa bile.

Aktif sigortalıların yurtdışı tedavilerine imkân verilmişti; ama, onların bakmakla mükellef olduğu ana, baba, eş ve çocuklarının yurtdışı tedavisi mümkün değildi. O nedenle küçük Esin yurtdışına gidemediği için oluşan kamuoyu baskısı, bu kurumda böyle bir düzenleme yapılmasına önderlik etti.

Kurumlararası eşitlik diyoruz, sağlık hizmetlerinin sunumunda ana hedefin, ana rahminden ölüme kadar sağlık hizmetlerinin tüm yurttaşlar için kolay ulaşılabilir, nitelikli ve eşit olması sosyal devletin bir zorunluluğudur diyoruz; ama, hiç kusura bakmayın, bunu, zaman yok ya da teknik nedenlerle Bağ-Kurluları bir kenara bıraktık mantığıyla buraya getirmek doğru değil. Komisyonda konuşurken, bu eşitsizliği de giderelim, Bağ-kurlular da bu haktan yararlansın denildi; ama, görüyoruz ki, bu hakkın kullanımı yine bir kişi için. Tabiî ki, o kardeşimizi, küçük evladımızı tedavi ettirmek hepimizin görevi, bu yasayı çıkaracağız, bunu gerçekleştireceğiz; ama, aynı durumda olanlar için bu yasa imkân veriyor mu, esas ona bakacağız.

Bir başka konuda da, Sayın AKP sözcüsü arkadaşım, hiç tasarının gündeminde olmamasına rağmen. AKP'nin Sağlıkta Dönüşüm Programının, bu yasa tasarısı nedeniyle, burada propagandasını yapar bir konuma geldi.

Değerli arkadaşlar, biraz evvel söyledim, Anayasanın 56 ncı maddesini açın bir daha okuyun. Orada, sağlık kuruluşlarının tek elde toplanması diye bir kavram varsa, getirin, beni de ikna edin. Orada, sağlık kuruluşlarının, tek elden, Sağlık Bakanlığında planlanması öneriliyor. Yani, kamuoyunu rahatsız edecek şekilde, sendikaları, sivil toplum kuruluşlarını, Türk Tabipler Birliğini, hatta, Sayın Çalışma Bakanımızı da olaya alıştırmaya kalkışırcasına, burada, gündem bir tarafa kaydırılarak, önümüze getiriyorsanız, eğer onu tartışmak istiyorsanız, bunu bir kenara bırakalım -buna destek vereceğiz- onu konuşalım sayın sözcü; ama, konumuz o değil. Yani, hastanelerin tek elde toplanmasından önce, yapılması gereken çok kolay işler var.

Sosyal Sigortalar Kurumunda sorun yok değil, kuyruklardan herkes rahatsız. Eğer, rahatsızsa, getirirsiniz SSK Yasasının 118 inci maddesine ilişkin bir değişiklik, burada kabul ederiz, o kuyrukları kaldırırız. İlaç sorununu çözmek zor değil. Emekli Sandığına tabi yurttaşlarımız nasıl yararlanıyorlarsa, o yararlanma imkânı bu kuruma da getirilebilir. Aslolan sağlık hizmetlerinin tek elden planlanması -biz de buna karşı değiliz- Sağlık Bakanlığınca koordine edilmesi ve tek elden yönetilmesi. Gidip, maden ocaklarında, fabrikalarda, dağın doruğunda zor koşullarda çalışırken yaşamını yitirmiş işçilerin ödediği primler ve onlar adına işverenlerin ödediği primlerden oluşan kurumun varlıklarına Anayasaya aykırı bir biçimde el koyacaksanız, ondan sonra da, bunu "efendim, Anayasada böyle öngörülüyor..." Anayasa öyle öngörmüyor sayın sözcü, bakar, okursanız, Anayasada öyle öngörülmüyor.

Değerli arkadaşlarım, bu yasa, özü itibariyle, gerçekten, üzerinde durulması gereken bir yasa. Biraz evvel söyledim; yani, bir yasa, bir tek çocuğumuz için çıkarılan bir yasa olmamalı. Bu yasadan... Sayın Bakanımız az evvel söyledi, 1987 yılından 2000 yılına kadarki sürede yurt dışına tedaviye gönderilen aktif sigortalı sayısı 169. Kaç yılda; onüç ondört yılda. 2000'den bu yana kaç kişi gönderildi; 2000'den bu yana gönderilen kişi yok. Niye yok; çünkü, gerçekten işçilerin büyük bir bölümü Atatürkçü; tıpkı Atatürk gibi "beni Türk hekimlerine emanet ediniz" diyen Atatürk'ün yolundan gitmekte kararlılar; gözleri, hevesleri orada değil. Teknolojik gelişmeler ülkemize tam gelmemişse -hastanelerimizde tedavi hizmetlerinin büyük bir bölümü görülüyor olmasına rağmen- eğer imkânsızlık varsa yurtdışına da gidebilsin; ama, bir tek küçük Esin gitmesin. Aynı duruma Allah kimseyi düşürmesin, düşen tüm küçük Esinleri, tüm analarımızı, babalarımızı gönderebilelim. Sosyal Sigortalar Kurumu, Türkiye Cumhuriyeti Devletinde en büyük bütçeye sahip kurumlardan biri, birkaç kişinin yurtdışı tedavisiyle batmaz. Eğer, ihaleleri yanlış yapılmazsa, geçmişte olduğu gibi kaynakları başka alanlara kullanılmaz ise, Sosyal Sigortalar Kurumunun öyle bir batık durumu da olmaz.

Değerli arkadaşlarım, bakınız, hastalığın anlaşıldığı tarihten önceki bir yıl içinde en az 300 gün prim ödenmesi koşulu var. Değerli arkadaşlar, 1 yıl kaç gün; 365 gün; 300 gün prim ödemek...

Bakınız, geçtiğimiz yasama döneminde bu Mecliste 4857 sayılı Yasayı çıkardık, 1475'i ilga ettik. Ne kadar esnek çalışma biçimi varsa, çalışma kurallarını istismar edebilecek ne kadar kanal varsa hepsini yasaya koyduk; parttime çalışma girdi, kiralık işçi girdi, geçici işçi zaten vardı, iyice kurumsallaştı, mevsimlik işçi var. Şimdi, Türkiye'de kamuda çalışan işçi sayısı 300 000 civarına indi; kayıtdışı ekonomi, bugün gerçek ekonominin yüzde 50'sinden fazla; neredeyse ekonominin yarısından fazla bir konuma geldi; işsizlik had safhada. İşsizlik baskısı nedeniyle iş bulan genç, kendisine nasıl çalışma koşulu dayatılırsa o biçimde çalışmak zorunda. İşverenlerin büyük bir bölümü, 30 gün yerine 15 gün prim ödüyor, 10 gün prim ödüyor; hem SSK kaybediyor hem işçi prim gün sayısını dolduramıyor hem devlet vergisinden oluyor; bunlara önlem almamışız. 300 günü tamamlayabilen, bir yılda, sigortalı işçi sayısının, Türkiye'de, 300 000'den fazla olmadığını iddia ediyorum. Dolduramaz; yani, bu yasadan küçük Esin kardeşimizden, çocuğumuzdan başka yararlanabilecek bir tek yurttaş yoktur, olamaz, çıkmaz. Mevsimlik işçi 4 ay çalışıyor; onun anası, babası, çocuğu yok mu?.. Esas muhtaç olan, toplumun korunmaya muhtaç kesimleri, yoksul kesimler, işsiz kesimler, mevsimlik iş bulup karnını doyurmak için birkaç gün sigortalı olarak çalışan insanlar. Onlara "siz durun, biz, bir kişi için yasa çıkarıyoruz" demeye hakkınız olmamalı. Eğer, bu yasanın küçük Esin'in durumuna düşen herkes için uygulanabilir konuma gelmesini istiyorsanız Sayın Bakanım, bu staj süresinin 120 gün olarak değiştirilmesi gerekiyor.

Sağlık Komisyonunda konu görüşülürken, Sağlık Komisyonu Başkanımız başta olmak üzere, arkadaşlarımız "bunu düzelteceğiz" diye söz verdiler "önergeyle düzeltiriz" dediler. Ben "peki" dedim; yani, pek çok konuda inandırıcılığınızı ortadan kaldırmış olmanıza rağmen, herhalde, bu konuda samimidirler diye düşündüm ve geldim, Komisyon Başkanıyla, diğer arkadaşlarla görüştüm "Sayın Bakanımızı ikna edemedik" diyorlar. Sayın Bakanım, bu vebalin altında siz kalmayınız. Bu, sizin günahınız olamaz. Biz, sizi tanıyoruz ve seviyoruz. Onun için, bunun, verilecek önergeyle, 300 günü 120 gün olarak değiştirerek, bir hakkı tüm yurttaşlar tarafından kullanılabilir konuma getirmek hepimizin görevidir diye düşünüyorum.

Değerli arkadaşlar, Bağ-Kurlular açısından konuya baktığımız zaman, Bağ-Kurlunun -yani, yazık; gerçekten, neresinden bakarsanız bakın, Bağ-Kurlu yurttaşlarımızdan, ister 1479 sayılı Esnâf Ve Sanatkârlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu kapsamında olanların; isterseniz, 2926 sayılı Tarımda Kendi Hesabına Çalışanlar Hakkında Kanuna tabi sigortalıların durumuna bakın- durumu vahim. Yani, 15 gün oldu daha, kendi hesabına köyde üretim yapan Bağ-Kurlu bir çiftçi- zaten soğanı para etmemiş, buğdayı para etmemiş, pancarı kotaya bağlanmış, üretimi kısıtlı- Polatlı'dan gelmiş, üniversite hastanesine gidecek, muayene ve tedavisi için kendisinden 8 milyar lirayı yatırması isteniyor. Araştırdım, evet, gerçekten 8 milyar lirayı yatıracak hastaneye, onu, bilahara Bağ-Kur ödeyecek. 8 milyar lirayı, elde ettiği ürünle borcunu ödeyemeyen köylü nereden bulup da yatıracak, nasıl tedavi olacak, bunu düşünen yok. Bunun çocuğu yok mu, bunun ana babası yok mu?! Efendim, sen, Bağ-Kurlusun, köylüsün, dur; sen esnafsın, dur...

Değerli arkadaşlarım, biraz evvel internetten aldım, bugün, Bağ-Kurun eğer 20 katrilyon 266 trilyon 400 milyar lira alacağı var ve bunu alamıyorsak, o sisteme bir bakmamız lazım, o sistemi gözden geçirmemiz ve düzeltmemiz gerekir.

Değerli arkadaşlarım, gerçekten, Bağ-Kurlularla bu ilgili düzenleme, çok büyük bir haksızlık ve eğer bu düzenleme bununla birlikte yapılmıyor ve öteleniyorsa, görmezden geliniyorsa; köylü, esnaf, çiftçi yok sayılıyorsa, sizin, sosyal devlet kavramını, sosyal adalet kavramını, sosyal yardımlaşma ve dayanışma kavramını bu kürsüden ağzınıza almanıza imkân olmaması gerekir. Ayıptır, günahtır, yapmayın böyle bir şeyi. Niye ayırıyorsunuz Bağ-Kurluyu, niye ayırıyorsunuz esnek çalışma biçimleriyle prim ödeme gün sayısını tamamlayamayan, o, toplumun en yoksul kesimlerini, asgarî ücretlileri, işsizleri? Onun için, Sayın Bakanım, düzenleme yapılırken, bu önergenin dikkate alınmasını rica ediyorum.

Tabiî, değerli arkadaşlarım, bu konuyla ilgili olarak Bağ-Kurun sorunları pek gündeme gelmiyor. Önceki gün, organik tarımla ilgili konular görüşülürken çiftçinin genel durumu görüşüldü; ama, onların sigortalılık durumlarını, onların sağlık sorunlarını sosyal devlet anlayışı içinde ele alıp çözüme kavuşturmak pek düşünülmedi. Bugün, Bağ-Kurluların büyük bir bölümünün aldığı ücret, asgarî ücretin bile altında. Yine, emeklilerin ortalama aylıkları 440 000 000 lira dolayında; ama, 4 kişilik bir ailenin açlık sınırı 490 000 000 lira, yoksulluk sınırı 1 490 000 000 lira. Böyle bir dönemde eğer bir düzenleme yapacaksak, bir ek maddeyle bir şeyi düzenleyeceksek, hiç olmazsa, onu düzgün yapmamız lazım.

Gerçekten, ülkemiz, sadece Avrupa Birliğine endekslendi, bütün yasal düzenlemeleri ona göre yapıyoruz. Onun için, bir bütünün parçasıdır, Avrupa Birliği böyle istiyor, IMF böyle istiyor diye sık sık yasal düzenlemeler geliyor. Biraz evvel sözcünün de belirttiği o, SSK hastanelerinin birleştirilmesine ilişkin, Sağlık Bakanlığına mülkiyetlerinin devrine ilişkin düzenleme elbette bütünün bir parçası; elbette sizin içinizde de, Sayın Bakanım başta olmak üzere, bunun yanlış olduğunu gören, söyleyen, kendi aralarında sohbet eden arkadaşlarımız var. Ama, Sağlık Bakanlığı, geçtiğimiz yıl, temmuz ayında, kendisinin kullanımına sunulmuş hazine mallarının satışına ilişkin yetki aldı. Verdik Mecliste o yetkiyi. Şimdi, SSK hastanelerini de üzerine aldıktan sonra, onların da satışını kolaylaştıracak, kimler yine nasıl zengin yapılacak o belli değil; sözcü arkadaşım çıkmış bunu överek anlatıyor.

Sayın arkadaşım, sayın sözcü, SSK hastanelerinin Sağlık Bakanlığına devrine ilişkin düzenlemeniz Anayasaya aykırı, insan haklarına aykırı, kurumun tüzelkişiliğine aykırı. Bakın, SSK'nın kuruluş kanununun daha ilk maddesinde, SSK "idarî ve malî açıdan özerk, özel hukuk hükümlerine tabi kamu tüzelkişisi" diye tanımlanıyor. SSK'nın malları bir tek ceza hukuku açısından kamu malı sayılabilir; aksi takdirde, hiçbir şekilde, kamu malı olarak, devlet malı olarak değerlendirilemez ve el konulamaz. Bunun böyle bilinmesinde yarar var. Zamanı geldiğinde, bu konuyu ayrıntılarıyla bu kürsüden konuşacağız; dersinize iyi çalışmanızı salık veriyorum.

Değerli arkadaşlarım, gerçekten, bir tek kişi için çıkmış olsa bile, toplumda kanayan bir yarayı tedavi etmeye yönelik bu düzenlemeye olumlu oy vereceğiz; ama, o 300 günlük staj süresinin de 120 güne düşürülmesi koşuluyla.

Hepinize saygılar sunuyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

20 konuşma daha · 2 Aralık 2004

20 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook