İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 74. BİRLEŞİM · SALI

Kocaeli dilovası beldesindeki kansere bağlı ölümlerle sanayi atık bağlantısının araştırılarak sorunların tespiti ve alınması gereken önlemlerin belirlenmesi hk. (10/254,258)

İzzet Çetin

Kocaeli Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 74. Birleşim · 4. yasama yılı · 14 Mart 2006 · 1.969 kelime · yaklaşık 10 dakikalık okuma

Kaynak göster

İzzet Çetin (CHP), 14 Mart 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 74. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KOCAELİ DİLOVASI BELDESİNDEKİ KANSERE BAĞLI ÖLÜMLERLE SANAYİ ATIK BAĞLANTISININ ARAŞTIRILARAK SORUNLARIN TESPİTİ VE ALINMASI GEREKEN ÖNLEMLERİN BELİRLENMESİ HK. (10/254,258)); konuşma 1.969 kelime.

İzzet Çetin (CHP, Kocaeli). “Kocaeli dilovası beldesindeki kansere bağlı ölümlerle sanayi atık bağlantısının araştırılarak sorunların tespiti ve alınması gereken önlemlerin belirlenmesi hk. (10/254,258)”. TBMM Genel Kurulu, 74. Birleşim tutanağı, 14 Mart 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/izzet-cetin-22-2006-03-14-kocaeli-dilovasi-beldesindeki-kansere-bagli-olumlerle-sanayi-atik-bagl (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA İZZET ÇETİN (Kocaeli)Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Kocaeli İli Gebze İlçemiz Dilovası Beldesinde son yıllarda, özellikle son on yılda gerçekleşen ölümlerin büyük bir bölümünün kansere dayalı ölümler olması nedeniyle, bu bölgenin sanayi kuruluşlarının, biraz evvel Sayın Bakanımızın da söylediği şekilde, çevreye, havaya, suya, toprağa etkilerini yerinde incelemek amacıyla vermiş olduğumuz Meclis araştırma önergesi hakkında söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, her şeyden önce amaç üzüm yemek. Gerçekten, biraz evvel Sayın Bakan da işaret etti, Sayın Bakanımızın, Dilovası konusunda söyledikleri rakamlar ve alınması gereken önlemlere aynen iştirak ettiğimi belirtmek istiyorum.

Tabiî, bu ele aldığımız önergede bahsedilen konu, aslında, kalkınma süreçlerinde pek çok ülkenin karşı karşıya kalmış bulunduğu sorunlardan birisi. Hızlı sanayileşme ve çarpık kentleşmenin doğal sonucu olarak, en belirgin, en çarpıcı bir biçimde Dilovası'nda, insanlarla sanayi kuruluşları iç içe olduğu için çok ciddî sorunlar var. Çevre kirliliği, salt kirliliğin kaynağındaki yerleşim birimlerini değil, kirliliğin şekline bağlı olarak, Çernobil olayında olduğu gibi, bir bölgeyi, hatta çok geniş alanları etkileyerek tüm insanlığı tehdit edebiliyor. O nedenle, çevre konusunda, iktidar ya da muhalefet ayırımı ya da şu bu siyasî görüş farklılığını gündeme getirmenin doğru olmadığını düşünüyorum.

Gerçekten, çevreyi, yani, tüm insanlığın üzerinde ortak hareket etmesini gerektiren sorunlara baktığımız zaman, öncelikle, küresel ısınma, sera etkisi ve iklim değişmeleri sorununu, atmosferdeki ozon tabakasının incelmesi sorunu, genel olarak kirlenme ve hava kirlenmesi sorunu, içmesuyu kaynakları ve denizlerle ilgili sorunlar, tüm insanlığın ortak sorunları. Bu sorunlara ortak çözüm bulmak zorundayız.

Değerli arkadaşlarım, İkinci Dünya Savaşı sonrasında yaşanan hızlı kentleşme ve sanayileşmeyle birlikte, doğa üzerinde baskının artması, kalkınma anlayışına 1970'li yıllarla birlikte yeni bir boyut eklemiş. Eklenen bu yeni boyut çevre boyutu. Bu da, 1972 yılından bu yana, Birleşmiş Milletler düzeyinde ele alınmakta ve konferanslar düzenlenerek, deklarasyonlar, raporlar yayınlanarak, politikalar geliştirilmektedir. Bir insan hakkı olarak çevre hakkını, ilk kez, 1972'de, Birleşmiş Milletler ve Çevre Konferansı sonucunda yayınlanan Stockholm Bildirisinde yer aldığını görüyoruz. Bu tarihten sonra, konuyla ilgili olarak geliştirilen birçok uluslararası belge, çevre hakkını, insan hakları içerisinde değerlendirmiş. Bizim de Anayasamızın 17 nci maddesi "Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir" derken, 56 ncı maddemiz Anayasada "Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir." Çevreyi geliştirmek ve çevre kirlenmesini önlemek devletin ve yurttaşların görevidir diyor.

Yine, 43 üncü madde kıyılardan yararlanmayı, 44 ve 45 inci maddeler toprağın korunmasını, 169 uncu maddeyse ormanların korunması ve geliştirilmesine ilişkin konuları düzenliyor. Yani, insanlarımızın sağlıklı bir çevrede yaşama hakkı hem uluslararası belgelerde hem de Anayasamızda güvence altına alınmış.

Değerli arkadaşlarım, çevre sorunlarının insanlar ve diğer canlılar üzerindeki ciddî tehditleri her geçen gün artmakta. Çevre kirliliğinin canlılar üzerinde meydana getirdiği hastalıkların tek tek sıralanmasına hiç gerek yok. Bunlar, kalp ve damar hastalıklarından böbrek hastalıklarına, astım ve kronik bronşitten kolera gibi çeşitli salgın hastalıklara kadar insanlığı tehdit eden hastalıklar.

Yani, ilimiz Kocaeli'ne geldiğimiz zaman, gerçekten Kocaeli'nin sanayileşmede ulaştığı nokta itibariyle çevre sorunlarıyla uğraşan illerimizin başında geldiğini görmezlikten gelemeyiz. Biraz evvel, Sayın Bakan da verdi rakamları, bir kez de ben buradan belirtmek istiyorum.

Gerçekten, Kocaeli, sahip olduğu yaklaşık 400 adet birinci sınıf ve 7 000'den fazla ikinci ve üçüncü sınıf sanayi kuruluşuyla bir sanayi kenti konumunda. Bu özelliğiyle, Türk imalat sanayiine yaptığı yüzde 20'lik üretim katkısıyla, İstanbul'dan sonra en büyük katkıyı veren küçücük bir coğrafyaya sahip il. Hemen hemen bu oran yirmi yıldan bu yana değişmedi.

Kocaeli'ne ait gayri safî yurtiçi hâsılanın yüzde 70'ini sanayi sektörü, yüzde 27'sini de hizmetler sektörü, yüzde 3'ünü de tarım sektörü gerçekleştiriyor.

Değerli arkadaşlarım, biraz evvel yine belirtildi. 500 sanayi kuruluşundan 75'i, ilk 100 büyük sanayi kuruluşundan da 18'ine Kocaeli evsahipliği yapıyor; ama, bu, 75 sanayi kuruluşu ya da Kocaeli'ndeki en büyük 100 sanayi kuruluşunun sadece 13'ü Kocaeli'ndeki vergi daireleriyle ilişkilendirilmiş; bunların dışındakilerden 84'ü İstanbul, diğerleri de başka illerle ilişkilendirildiği için, Kocaeli'ni ve Kocaeli'ndeki çevreyi kirletmelerine rağmen, Kocaeli'ne bir katkılarından, ne vergi olarak ne de başka biçimde katkılarından söz edebilmek mümkün değil.

Yine, tüm Türkiye'de tüketilen elektriğin yaklaşık yüzde 10'unu Kocaeli tüketiyor; bu da, Kocaeli'ndeki sanayiin boyutlarını göstermesi açısından önemli. Kocaeli, 90 civarında da yabancı sermayeli kuruluşu, 20 civarında organize sanayi bölgesini de bağrında taşıyor.

Değerli arkadaşlarım, araştırma önergemizde de belirtildi; Dilovası'nda, biraz evvel Sayın Bakanımız 171 olarak verdi rakamı, o bölgede uzun yıllar belediye başkanlığı yapan Salih Gün arkadaşım, yeni rakam aldı, 186 diyor, ben de 170 civarında sanayi kuruluşunun olduğunu biliyorum. Bu 180 ya da 170 sanayi kuruluşu ne kadarlık bir alanda derseniz; hemen hemen çoğunuz İstanbul'a giderken Tavşancıl'ı geçtiğinizde bir dereye iner, Tavşanlı'ya doğru bir yokuşa tırmanırsınız arabayla; bir iniş ve bir yokuşun o vadisinde, Dilderesi'nin sağında ve solunda 175-180 sanayi kuruluşu. Tabiî, bunların önemli bir bölümü uzun yıllardan bu yana orada faaliyetini sürdürüyor. Örneğin, Çolakoğlu Demir-Çelik Sanayii 1966 yılında kurulmuş; Diler Demir-Çelik Sanayii, 1950'li yıllarda Karabük'te haddehane olarak başlamış, 1970'li yıllarla o bölgeye gelmiş. Daha sonra, hızlı bir şekilde çarpık sanayileşme ve özellikle çarpık kentleşmeye neden olan göç olayları nedeniyle, zamanında önlem alınmadığı için, bugün küçücük bir alanda hem 50 000'e yaklaşan nüfus hem de 170 büyük sanayi kuruluşu iç içe yaşıyor.

Değerli arkadaşlarım, Sayın Bakanımız da belirtti; hava, gürültü ve su kirliliği o bölgede inanılmaz boyutlarda. Burada faaliyetlerini sürdüren fabrikaların, atıklarını Dilderesi'ne bıraktıkları hem çevre halkı tarafından biliniyor hem de Sayın Çevre ve Orman Bakanımız tarafından, bir konuşmasında açıkça teyit ediliyor.

Marmara Denizindeki kirliliğin yüzde 25'ini, tek başına Dilovası'ndaki kuruluşlar gerçekleştiriyor. Körfez kirliliğinin de yüzde 42'den fazlasını, yine Dilovası'ndaki sanayi kuruluşları gerçekleştiriyor. Bu biliniyor, Çevre ve Orman Bakanımız tarafından da biliniyor, yöre halkı tarafından da biliniyor, artık Kocaeli Büyükşehir -yani, geçtiğimiz yıl yapılan düzenlemeyle, İstanbul'la birlikte, belediye sınırlarımız il sınırları olarak kabul edildi- belediye başkanları da biliyor; ama, her ne hikmetse, konuşmalardan öteye bir önlem alınamıyor.

Değerli arkadaşlar, son yıllarda Dilovası'nda meydana gelen ölüm olaylarında kanser nedenlerinin anormal derecede artmış olması, ister istemez, bölgedeki sanayi kuruluşlarının faaliyetleri ve bunların atıklarının insan sağlığı üzerindeki etkisini dikkatle incelememizi gerektiriyor. Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Sayın Onur Hamzaoğlu tarafından, Dilovası'nda yaşanan kanser nedenli ölümlere ilişkin bir araştırma ve bu konuda bir ön rapor hazırlanmış. Sayın Hamzaoğlu ile dün yaptığım görüşmede, nihaî raporunu bir hafta-on gün içerisinde tamamlayacağını söyledi. Bu raporda yer alan bilgilere göre, Dilovası'nda, son sekiz yılda gerçekleşen ölümlerin yüzde 32,3'ü kanser nedeniyle. Kanser nedenli bu ölümlerin yüzde 44'ü akciğer, yüzde 19,5'i de mide kanseri. Dünya Sağlık Örgütünün verilerine göre, dünyadaki ölümlerin yüzde 12'si kanser nedeniyle. Türkiye'deki ölüm olaylarının da yüzde 12 civarında kansere dayalı ölüm olduğu biliniyor. Yani, Dilovası'ndaki ölümlerin, dünya ve Türkiye ortalamalarının 2,5 katından daha fazlası kansere dayalı ölümler. Görüldüğü gibi, Dilovası'nda yaşanan kansere bağlı ölümler, hem dünyadaki rakamların hem de ülkemizdeki rakamların çok çok üzerinde.

İlimizde, bu konuda görevli kamu kurumları ve yerel yönetimlerin gerekli hassasiyeti gösterdikleri kanaatinde değilim. Üstelik, Çevre ve Orman Bakanının da, bölge milletvekili olmasına rağmen, bölgenin bu konudaki kötü talihini yenecek ciddî çalışmalarını, maalesef görebilmiş değiliz. Biraz evvelki konuşmasında, Sayın Bakanımız da, bizim gibi o bölgenin sorunlarını dile getirmekten öteye, çok fazla önlem ya da çok fazla tedbir alındığını ortaya koymuş değil.

Gerçekten en köklü çözüm, o bölgede sanayi kuruluşları ile insanları birbirinden ayırmak belki; ama, bu, bugünkü Türkiye koşullarında fiziken imkânsız gibi gözüken tabloyu önümüze koyuyor.

Gerçekçi olursak, bizim Kocaeli'nde, 1970'li yıllarda, doğusundan şehre girenler, kokudan, otobüslerde bile burunlarını kapatırdı. 1990'lı yılların başında ilimize vali olarak atanan bugünkü Sayın Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterinin önderliğinde, yine -o zaman büyükşehir değildi- İzmit Belediye Başkanı Sayın Sirmen'in ortak çabalarıyla, Kocaeli'ndeki o koku bir yıl içerisinde temizlenebildi.

Kocaeli Körfez'deki balık çeşidi yok olmuştu; evsel atıklarının ve sanayi kuruluşlarının filtre ve doğrudan atıklarını denize göndermesinin önü kesilince görüldü ki, denizdeki canlılar; yani, balık çeşidi artmaya başladı; hatta, bazı bölgelerde yeniden denize girilmeye başlandı.

Şimdi, gerçekten Kocaeli'nde olduğu gibi Dilovası'nda da eğer fabrikaların, sanayi kuruluşlarının, boya fabrikalarının ve o bölgeyi kirleten diğer kuruluşların alması gereken önlemler hatırlatılır ve yapması gerekenler yapılırsa, yapmadıkları takdirde yaptırım uygulanırsa, bugünkü değerlerin çok altına inebilir.

Değerli arkadaşlar, o bölgede halkın rahatsız olduğu bir başka ana sorun da, gürültü kirliliği; yani, Çolakoğlu ve Diler Demir-Çelik Fabrikalarının, o demir eritme ve döküm sırasında yapmış olduğu gürültüden, o yöredeki halk, gece yatağından fırlayıp uyanabiliyor. Eğer arabayla geçerseniz oradan, gürültüyü, E-5'ten de, TEM Otoyolundan da duyabilirsiniz.

Şimdi, değerli arkadaşlar, tabiî, ülkemiz ne yazık ki, bazı fabrikaların üzerine gittiğinde, fabrika sahipleri, alması gereken önlemler yerine, diyebilirler ki, biz istihdam yaratıyoruz, adam çalıştırıyoruz, vergi veriyoruz, ülke ekonomisine katkı yapıyoruz; eğer üzerimize gelirseniz, Çek Cumhuriyetine gideriz, Bulgaristan'a gideriz, Türkî cumhuriyetlere gideriz ya da şuraya gideriz, buraya gideriz diye tehditkâr yaklaşabilirler. Şunu çok açıkça söylüyorum ki, özellikle Dilovası'ndaki sanayi kuruluşları gibi kuruluşlar, ancak Türkiye'de faaliyet sürdürebilir. Dünyanın hiçbir ülkesi, o tarz çalışma metoduyla, o tip, kendini yenilememiş, kırk yıldır, elli yıldır yenilememiş kuruluşlara çalışma izni vermez; bu, ancak Türkiye'de rastlanabilecek bir durum.

Değerli arkadaşlarım, Sayın Bakanımız çevreyle ilgili olarak basında yer alan bir demecinde, Türkiye'nin Avrupa Birliğinin çöplüğü olmaktan çıktığını, çevre konseptine uymayan fabrikaların faaliyetlerine son verileceğini, 2005'ten sonra bütün fabrikaların çevreye duyarlı bir şekilde üretim yapmak zorunda kalacaklarını, aksi takdirde, 500 000 dolardan 1 000 000 dolara kadar para cezasına çarptırılacaklarını açıkladı.

Bu demecinin üzerinden ondört ay geçti; şimdi, buradan, Sayın Bakanıma sormak istiyorum: Dilovası'nda kaç fabrikayı çevreye duyarlı üretim yapar hale getirdiniz? Çevreye uygun üretim yapmayan fabrikalar, bugüne kadar kaç milyon dolar cezaya çarptırıldı? Örneğin, ses kirliliği, hava kirliliği, görüntü kirliliği, deniz kirliliği ve termik kirlilik yaratan ve bölge halkının en çok şikâyet ettiği Çolakoğlu ve Diler Demir-Çelik Fabrikalarına ne kadar ceza yazdınız? Bunların çevreye duyarlı üretim yapmalarını sağlamak için neler yaptınız? Polisan hakkında, o, solventleri en çok filtre kurmadan havaya yayan o büyük fabrika konusunda ne yaptınız?

Değerli arkadaşlarım, hepiniz biliyorsunuz, bu tip kuruluşlar, zaman zaman çevreye yönelik ağaçlandırma yaparlar; zaman zaman -üzerine gittiğiniz zaman- bir okul ya da kamuya hibe niteliğinde bir şeyler yaparlar ya da çevre düzenlemesi adı altında birkaç çiçek dikerler; arkasından ödül alırlar. Çok kolaydır onlar için o ilişkileri kurmak, geliştirmek; ama, hem çalışanları açısından hem yörede yaşayanlar açısından hem insanlık açısından, çevre açısından alması gereken önlemleri almaktan her zaman kaçınırlar.

Gerçekten, o bölgede, Dilderesi 1970'li yıllarda -en iyi Salih Gün Başkan bilir. Sayın Bakan da, ben de 1970'li yılların başında Kocaeli'ne geldik- benim en çok gittiğim köy Gebze'nin Tavşanlı Köyü idi. Tavşanlı Köyünde o bölgenin en güzel meyvesi; şeftalisi, kirazı birbirinden güzel meyvelerdi. Bugün, o Dilderesi dediğimiz dereye, kış aylarında yağan karın erimesiyle birlikte Gebze çöplüğü de iniyor, normal yağmur sularıyla birlikte -Sayın Bakan da belirtti- kömür atıkları da, tozları da olduğu gibi iniyor. 70'li yıllarda balık avlanılan dere bugün insan sağlığını tam anlamıyla tehdit eder bir konuma gelmiş, ölmüş vaziyettedir.

Değerli arkadaşlarım, gerçekten, Kocaeli'ndeki sorunlar bitecek gibi değil. Bakınız, bundan dört ay önce, Sayın Bakanımıza, cevaplandırması istemiyle yazılı bir soru önergesi vermiştim. Buna bugüne kadar cevap alamadım; yani, 9 Kasım 2005 tarihinde verdiğim önerge… Derince'de uzun yıllardan beri 3 000 ton "benzen heksa klorür" adı verilen atık madde son derece elverişsiz koşullarda depolanmış, Kocaeli için atom bombası niteliği taşıyan bir depolama Kocaeli'nin merkezinde… Sayın Bakanımız da, bu konuda, bunun, mutlaka tasfiye edileceğini, kaldırılacağını vaat etmiş olmasına rağmen, bırakınız, o benzen heksaklorür tanklarını, varillerini oradan attırmayı, benim yazılı soruma bile cevap verme zahmetinde bulunmadı.

Yine, değerli arkadaşlar, geçtiğimiz ay, Kocaeli Büyükşehir Belediyesinin bir Çevre Komisyonu var. Bu Çevre Komisyonu inceleme yapıyor Kocaeli'nde; Pakmayanın, Depa ilaç fabrikasının, Pirellinin, Goodyearın, Berksanın, Brissanın, Hyundainin, Yıldız Suntanın çevreyi kirlettiğini; bunun yanında, bazı fabrikaların, örneğin, Kartonsan, Güncallar Piliç, Kordsa, Sakosa, Enerjisa, Çelik Halat gibi fabrikaların da çevreye duyarlı olduklarının tespitini yapmış. Şimdi, İzmit'in doğusundaki bu fabrikalar konusunda Çevre Sağlığı Komisyonunun raporu, Büyükşehir Belediyesince ya da Çevre ve Orman Bakanlığımızca incelenecek mi, takip edilecek mi, bunu bilmiyorum.

Yine, Kocaeli'nde -Sayın Bakanımız ikide bir söylüyor- serbest bölge var, Gölcük'te kuruldu, Gölcük'ün girişinde Yazlık Köyü sınırları içerisinde. Depremden sonra denizde bir çökme olmuştu. Ben merak ettim, geçtiğimiz ekim ayında o serbest bölgeye girdim, İzmit'e doğru o daracık körfez tam 950 metre dolduruldu; bu da bir çevre tahribatı. Nereden dolduruldu; Kocaeli'nin en güzel beldelerinden birisi olan Halıdere sırtlarında koskoca bir alan, şimdi uzaktan gördüğünüzde bir toz duman yığını oralarda…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İZZET ÇETİN (Devamla)Toparlıyorum Sayın Başkan.

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

10 konuşma daha · 14 Mart 2006

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook