Maliye bakanı kemal unakıtan hakkında verilen gensoru hakkında (11/5)
İstanbul Milletvekili ·
Genel Kurul, 74. Birleşim · 4. yasama yılı · 14 Mart 2006 · 1.939 kelime · yaklaşık 10 dakikalık okuma
Kaynak göster
Emin Şirin, 14 Mart 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 74. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN HAKKINDA VERİLEN GENSORU HAKKINDA (11/5)); konuşma 1.939 kelime.
Emin Şirin (İstanbul). “Maliye bakanı kemal unakıtan hakkında verilen gensoru hakkında (11/5)”. TBMM Genel Kurulu, 74. Birleşim tutanağı, 14 Mart 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/emin-sirin-22-2006-03-14-maliye-bakani-kemal-unakitan-hakkinda-verilen-gensoru-hakkinda-11-5 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA EMİN ŞİRİN (İstanbul)Sayın Başkan, muhterem milletvekilleri; Sayın Unakıtan hakkında verilmiş olan gensoru için Anavatan Partisi adına söz almış bulunuyorum; hepinizi hürmetle selamlarım.
Samimî söyleyeyim, üzgünüm; yani, bir Maliye Bakanı hakkında bir gensoru görüşmesi için çıkıp, bazı konuları burada belgeleriyle anlatmak insana kolay gelmiyor, ağır geliyor, hakikaten ağır geliyor.
Bir kere, gensoru meselesinin bir felsefesi üzerinde iki kelime etmek istiyorum. Gensoru, belirli iddiaların ispat mekanizması değil, etik davranıp davranmadığı, ahlaklı davranıp davranmadığı, dürüst davranıp davranmadığı söz konusu olan veya kamu menfaatını zedelediği düşünülen bir bakan veya başbakan hakkında işletilen bir mekanizma.
Dolayısıyla, bazen "müddei, iddiasını ispatla yükümlüdür" gibi sözlerin edildiğini görüyoruz. Bu konuda da size hak vermek suretiyle, bazı iddiaları da ispat edecek belgeleri de getirdim. Ancak, ortada çok ciddî sorumluluklar ortaya çıkaran bazı hususlar olduğunu sizlerle paylaşmak istiyorum.
İşin detaylarına girmeden evvel, Maliye Bakanımızın iki görevi olduğunu hatırlamak lazım: Bir Maliye Bakanlığı görevi var, bir de özelleştirmeden sorumlu bakanlık görevi var; iki şapkayı taşıyor. Kendisini Maliye Bakanı olarak hatırladığımız zaman, eğer bugün konuştuğumuz bu iddialar olmasaydı, muhtemelen iyi bir bakan olarak da hatırlanacaktı; zira, devraldıkları ve sonra da takip ettikleri IMF programı içinde, Sayın Bakan, malî disipline dikkat eden, Türkiye'ye malî disiplini büyük ölçüde getiren, vergi toplama konusunda azamî hassasiyeti gösteren bir bakan olarak, iktidara gelinen 1 220 gün içinde -şaka gibi geliyor ama, AK Parti 1 220 gündür iktidarda; yani, programlar 100 günden, 500 günden yapılırken, 1 220 gün oldu- iyi bir performans gösterdi; ama, gelin görün ki, kendisini bu iyi meziyetleriyle hatırlama imkânımız olmayacak.
Bir kere, Maliye Bakanı olarak kendisine sorduğumuz sorular var, onların cevaplarını bekleyeceğiz. Bunlardan birincisi, yüksek vergi uzlaşma kurulunda ne olup bittiği. Yüksek vergi uzlaşma kurulunda olan bitenler, kamuyu alakadar eden hususlar; çünkü, orada uzlaşma yaparken, bazı vergi gelirlerinden vazgeçiyorsunuz; uzlaşıyorsunuz ama, vazgeçiyorsunuz. Ben, şimdi, burada, birinci sorumu soruyorum, isim vererek: Citibankın ne kadar vergisini sildi Sayın Bakan, bunu bir açıklasın. Neden Citibankın vergisini sildi, cezalarını sildi, onun açıklamalarını da bekliyoruz.
Demin, Kemal Kılıçdaroğlu Beyefendi söylediler "belgesiz konuşmuyoruz" diye. Bizim de aksine hareket etmediğimizden, herhalde bir tereddüdünüz yok.
İkincisi, kendisine bağlı olan Millî Emlakin satışları hakkında bize bir bilgi versin; Millî Emlakten kime, ne satıldı, onları da öğrenmek kamunun hakkı. Eğer bunlar, doğru bedellerden, usulüne uygun, ihaleli bir şekilde satılıyorsa, kendisini, demin takdir ettiğimiz konular kapsamında da takdir ederiz; ancak, çıkacak neticelerden epey tereddütlüyüz.
Burada Sayın Kılıçdaroğlu, TÜPRAŞ, Galataport, hayalî ihracat, vergi barışı, yumurta, ihaleden önce görüşmeler, Ofer meselesi, Millî Piyango, Çekmeköy'deki 2/B arazisi gibi konuların üzerinde durdu. Tekrar etmek herhalde doğru olmayacak. Sayın Kılıçdaroğlu'nun bütün söylediklerinin de altına imza atarak; bu soruların cevaplarını bizim de beklediğimizi belirtmek istiyorum.
Burada, başka konular da var; kaçak villa sorunu var "o sorun beni alakadar etmiyor" diyor. Ondan sonra, yumurta fabrikasının arıtma tesisi var, cezaları var, Kuşadası Limanının özelleştirilmesi var, Galataport var, AB firması var; var, var, var.
Şimdi, ben, burada, evvela, maalesef, doğruyu söylemediğini size belgesiyle ortaya koymak istiyorum.
AK Partili milletvekili kardeşlerimiz, bu hafta sonu Kızılcahamam'dalardı; Kızılcahamam'da, Sayın Bakan, kendilerine bir kitapçık dağıttı. Bu kitapçığı biz de internet sitesinden indirdik, okuduk.
Sayın Bakan, Libananco'yla ilgili… Biliyorsunuz, Uzunlarla, ÇEAŞ'la, Kepez'le ilgili olarak Libananco diye bir şirket, ÇEAŞ ve Kepez meselesiyle ilgili olarak Türkiye aleyhine 10 milyar dolarlık bir dava açtı. Bu Libananco şirketinin açtığı uluslararası tahkim davasında, Sayın Unakıtan'ın oğlunun yabancı avukatlara aracılık yaptığı iddiaları ortaya atıldı. Bu arada, belirteyim, bu iddialar ortaya atılmasaydı, Avukat Mr. Moore -ismini de veriyorum- geçen perşembe günü, Sayın Abdullah Unakıtan vasıtasıyla randevu almıştı, hadise ortaya çıkınca iptal edildi.
Sayın Unakıtan'ın 11 Mart günü -11 Mart, tarihe dikkatinizi çekerim- Kızılcahamam'da, AK Parti milletvekillerine dağıttığı ve sitesinde bulunan "Hakkımdaki Haksız, Yersiz, Gerçeklerle Bağdaşmayan ve Maksatlı İddialar ve Gerçekler" başlıklı kitapçıkta bu konuyla ilgili ne yapıyor, ne yazmış; okuyalım: "Mevcut mevzuat çerçevesinde uluslararası yatırım uyuşmazlıklarının çözümü merkezinde -bunun kısaltılmış ismi ICSID- Bakanlığıma bağlı olarak çalışan hazine avukatlarının temsil yetkisi yoktur, bulunmamaktadır. Bu nedenle, bu makamda, ICSID nezdinde görülecek olan söz konusu davayla ilgili olarak, dışarıdan hizmet alınması konusunda yetki Enerji Bakanlığına verilmiş olup, söz konusu davayla ilgili olarak Bakanlığım tarafından yapılacak herhangi bir işlem bulunmamaktadır." Açık değil mi?.. "Dolayısıyla, Maliye Bakanı olarak, bu konuyla ilgili herhangi bir kişi veya kurumla görüşmem söz konusu olmadığından, oğlumun veya başka bir kişinin böyle bir görüşme ya da randevuya aracılık edildiği iddiası da hayal mahsulüdür" diyor.
"Halkımız tarafından ciddiye dahi alınmayacak bu tür iddialar, hakkımda şerefsizce ve haysiyetsizce, körü körüne yürütülen bir karalama kampanyasının parçasıdır." Açık değil mi söyledikleri?..
Şimdi, elimde bir yetki belgesi var; bu yetki belgesinin tercümesini okuyorum; orijinalini de, şu anda, gruptaki mesul arkadaşlarımız basına dağıtıyorlar. Sayın Bakan da isterse, ya takdim ederiz ya basından alır.
"Antet: Türkiye Cumhuriyeti Maliye Bakanlığı." Sizin Bakanlığınız.
"Konu: Libananco Holding tahkim davası için yetki belgesi talebi."
Ana konu: Sayın Hüsnü Tunç Ceyhan, malî müşavir Bakanlıkta. Sayın Ümit Pamukçu, yardımcı Hazine avukatı ve Neslihan Beşli Göksel, Hazine avukatı ve İlker Çetin, Hazine avukatı.
Maliye Bakanının, 10 Mart 2005 tarihinde; yani, o açıklamayı "şerefsizdir bunu diyenler" açıklamasını yaptığı günden bir gün evvel, 10 Mart 2006 tarihli ve B.07.0.BHM.41512 sayılı onayıyla, Bakanın onayıyla, Libananco Holding tarafından Türkiye aleyhine başlatılan tahkim davası için yetkili kılınmışlardır.
"İmza: Mehmet Şirin, Yardımcı Müsteşar." "Şirin" soyadı bir tesadüf, akrabalığım veya tanışıklığım yok.
Şimdi, yani, 11 Mart günü, sizlere, sevgili dostlarım "böyle bir şeyi söyleyen şerefsizdir" derken Bakan, bir gün evvel, kendi onayıyla, "vermedim" dediği onayların hepsini vermiş. Şimdi, buna ne diyeceğiz biz?! Ne diyeceğiz buna; yalan değil de, nedir bu?! (CHP sıralarından alkışlar)
Orada da bitmiyor. Bu hanımlar ve beyler yazışmaları yapmışlar, Türkiye'nin itirazlarını iletmişler; karşı taraf da, bu yetki belgesini kabul ettiğini, yani, Maliye Bakanlığının yetki belgesini kabul ettiğini burada bildirmiş.
Şimdi, gensorunun… Belge istiyorsunuz, müddei, iddiasını ispatla mesuldür diye. Sayın Başbakanımız da, yanlış hatırlamıyorsam, Sayın Unakıtan'ın yalan söylediğine dair bana belge getirin demişti. İşte belge, burada belge, yalanın belgesi!..
Kamunun malları satılırken, gensorunun bir etik sorunu olduğunu da dikkate almak suretiyle, yapılan bazı genel hataları sayıp, özellikle İktidar Partisi Grubundan, bu konulara dikkat etmesini istiyoruz. Bu konuların yalnız Yüce Divana gidip gitmemesi söz konusu değil. Bu konular, Türkiye'nin başına iş açıyor; lütfen, bu konulara dikkat edin.
Bir, satılan malların şartnameleri kamuoyuna açık değil. Siz, bir milletvekili olarak, Özelleştirme İdaresi Telekomu satarken, bu satış gerçekleşmeden şartnameyi göremiyorsunuz, gidip para vermeniz lazım. Para vermeden, milletvekilinin şartnameyi görme imkânı yok. Böyle bir şey olabilir mi?! Aynı şekilde, Telsim satılırken de şartnameyi görme imkânınız yok. Böyle bir şey olabilir mi; bu makul mü?!
Devam edelim… Gayrimenkul özelleştirmelerinde, imar planları sonradan değişiyor. Şimdi, size, somut bir örnek vereceğim: Hilton satıldı İstanbul'da, 250 000 000 dolara Hilton satıldı. Hilton'un etrafında çok geniş araziler var. Şimdi, buradan uyarıyorum: 4,5 milyar dolarlık bir kule inşaatı için imar talebinden geliyor satın alan. Şimdi, bu imar verilebilir; doğru; ama, bu imarı vereceksiniz, ihaleyi yapmadan evvel verin. İhaleyi yapmadan evvel 4,5 milyar dolarlık inşaat yapılabilme imkânını siz oraya koyarsanız, yüzde 50 inşaatçı payından 2 milyar doların üzerinde, yüzde 30'la da 1,5 milyar dolar civarında bir arazi değerinden bahsediyorsunuz. Özelleştirme İdaresi burayı kaça satmış; 250 000 000 dolara. Bu konuştuğumuz ipotetiktir dersiniz, diyebilirsiniz; ancak, Galataportta da aynı şeyi gördük, Hilton'un özelleştirmesinde de aynı şeyi görüyoruz, başka gayrimenkul satışlarında da aynı şeyi görüyoruz. Bir gayrimenkülü satmadan oraya verilecek olan azamî imarı ilan etmek mecburiyetindesiniz. Bunu yapmamanızın sebebi nedir?!
Üçüncü konuya geleceğim; malî ödeme şartları. Herhangi bir şeyi satıyoruz, TÜPRAŞ'ı satıyoruz, Telekomu satıyoruz; arkasından, satın alanları bile hayrete düşürecek şekilde vergi indirimleri sağlıyoruz. Allahaşkına, bu vergi indirimleri, Kurumlar Vergisinin yüzde 10 indirileceği bu özelleştirmeler yapılmadan önce ilan edilemez mi veya şartnamenin içine, nakit akımını devletin bir tasarrufuyla etkileme durumu çıkar ise fiyatta değişiklik olacağı konulamaz mı, bunlar bu kadar zor işler mi?!
Şimdi, gelelim en önemli konuya ve bakın, Türkiye'nin başına ne işler açıyorsunuz. Güvenlik konusu… Bunların hepsinden, etik olarak, özelleştirmeden sorumlu Sayın Unakıtan sorumludur, Başbakan sorumludur. Başbakan niye sorumludur; onu da size anlatayım. Ben, buradaki bazı sevgili arkadaşlarımla beraber, Unakıtan, Sayın Unakıtan'la aynı bölgenin milletvekiliyim ve Unakıtan, Sayın Unakıtan listede bile yoktu. Sayın Başbakan, adaylığı kabul edilmeyince listeden düştü; sonra, biliyorsunuz, Siirt'ten seçildi, hepimiz de bu adaletsizliğin ortadan kalktığına memnun olduk ve geldi, Başbakan oldu. Başta listede olmayan Unakıtan, fevkalade yakın bir dostluk gösterisiyle, Başbakanımızın yerine aday oldu, birinci bölgenin birinci sırasından. Burada bir mesuliyet olmadığını Başbakanın söylemesine imkân yok. Neden yok; onu da söyleyeyim, onun da cevabını bekliyorum -Sayın Başbakan, Yardımcısını yollamış, kendisi yok- ocak ayının ortasında, Sayın Unakıtan'ın oğlu, Sayın Başbakanın oğluyla Kanada'da buluştular. Niye Kanada'da buluşuyorlar, ne var Kanada'da, Türkiye'de buluşamazlar mı, bu kadar samimiyet mi var aralarında?! Başbakanımızın oğlu, niye Amerika'da, oturduğu yerde buluşmuyor da Unakıtan'ın oğluyla, ocak ayının ortasında Kanada'da buluşuyor?! Bu da yeni bir soru. Yeni şeyler söyleyelim; söyleyelim, olur; merak ediyoruz, öğrenelim.
Şimdi, bu güvenlik sorusuna gelelim, fevkalade önemlidir. Türk Telekom satıldı. Türk Telekom satılmadan evvel, özellikle, özellikle, soru önergeleriyle, güvenlik belgesi istenip istenmediğini sorduk; istenmedi. Hatırlıyorsunuz, Mesut Yılmaz, Türkbank ihalesiyle ilgili olarak gelen istihbarat bilgilerini zamanında okumadığı veya değerlendirmediği için Yüce Divana gitti. Biz, şimdi, Türk Telekomu satarken güvenlik belgesi istemiyoruz. Böyle bir şey olabilir mi?!
Bugün, Türk Telekomda, eskiden İngiliz istihbaratında çalıştığı bilinen İngiliz mühendisler çalışıyor; neden?! Türk Telekom Türk mühendislerle bugüne kadar idare edilemedi mi, yeni İngiliz mühendisler mi lazım?! Neden geldi bu adamlar?!
Biraz daha devam edeyim. Yine, soru önergesinin sonunda ispat edilmiş şekildedir. Herhangi bir şekilde Telekomu satın almış olan Suudi Arabistanlı ve Lübnanlı şirketin, bu hisselerini, herhangi bir izin almadan Türk mevzuatından, Türk otoritelerinden, istediğine satma hakkı var. Yarın, Kıbrıs Rum kesimine satarsa ne yapacaksınız?! Ne hakkınız var bunu durdurmaya şimdi?! Bu şartlar konulmadan bir özelleştirme yapılabilinir mi?!
Buna benzer bir şekilde, gerek mesuliyetinde olmamakla beraber, Vodafondan bahsedeyim, Telsimden bahsedeyim. Vodafone şirketi, Yunanistan'ın en büyük mobil telefon işletmecilerinden biri. Bundan beş altı ay evvel, Vodafonda çalışan bir Yunanlı mühendis genç, evlenmek üzereyken -tırnak içinde- intihar ederek öldü. Araştırma başladı. Bu araştırmanın sonucunda, bundan üç hafta evvel, Yunanistan'daki Vodafon yetkilileri, kendi ağızlarından, bütün telefonları dinlediklerini, bu telefon dinlemelerinin içine üst kademe bürokratların, siyasîlerin ve askerlerin girdiğini tespit ettiler. Orada da bitmedi; Ericssonun malzemeleriyle, bu bütün dinlemelerin Amerikan sefaretine nakledildiği ortaya çıktı. Biz bunlara karşı ne tedbir aldık bu özelleştirmelerde?!
Şimdi, Vodafonun istediğine satması bir tarafa, biz, bugün, Sayın Başbakanımız ile bir bakanın konuşması eğer GSM üzerinden yapılacaksa, Türk Telekoma da girip çıkacaksa bunun emniyetini koruyabilecek durumda değiliz, biliyor musunuz bunu? Böyle bir özelleştirme olabilir mi?! Güvenliği bu kadar ikinci plana atabilecek bir özelleştirme olabilir mi?! Niçin yapıyoruz bunu? Niçin yaptığımızı da söyleyelim:
Bütçe disiplinine dikkat eden bakanımız sayesinde, 35 milyar dolar civarında faiz ödeyeceğiz bu sene, günlük faiz 100 000 000 dolar. 6 milyar dolara sattığınız, bir bedelle sattığınız bir varlık altmış günlük faize gidiyor. 4,5 milyara sattığınız bir varlık, kırkbeş günlük faize gidiyor. Pek tabiî özelleştirme yaparsınız. Doğru yapılan özelleştirmenin değerini de alkışlayacağımıza hiçbir tereddüt yok; ancak, güvenlik unsurunu dikkate almazsanız, şartnameleri kamuya açık bir şekilde ilan etmezseniz, milletvekillerinden bile saklarsanız, bu şekilde bir özelleştirmenin herhangi bir manası olabilir mi?!
Sayın Bakana son bir sözüm var. Etik olarak… (Anavatan Partisi sıralarından "kaçtı, kaçtı" sesleri) "Kızım benimle görüşmedi" diyor. "Kızım Telsimle görüşmedi" diyor. Kayıtları var Sayın Bakan, 5 Eylül günü görüştü. O görüşmenin ötesinde bir şeyleri daha tetkik edin, belki kızınız size söylememiştir. Acaba, kayıtlı veya kayıtdışı kontör alıp satma işine de girdiler mi?! Bu konuyu da kızınızla çok ciddî tetkik etmenizi tavsiye ederim. Cevapları bulduğunuz zaman biz de size gerekli cevapları vereceğiz.
Sevgili dostlarım üzüldüğümü söylemiştim, hakikaten üzülüyorum. Bir bakanın, bu kadar yanlış bir özelleştirme sistematiği içinde olması; kamunun vergilerini silerken, bunları kamuya açıklamadan saklaması, Vergi Usul Kanununa saklanarak -kapalı oturumda gelip bize burada anlatabilir değil mi; onu da yapmıyor- Millî Emlak satışlarının ne şekilde satıldığını, yapıldığını göstermemesi, zannederim, etik bakımdan çok zedeleyici bir durum ortaya çıkardı. Keşke, kendisini ilk tanıdığımız günlerdeki gibi sempatik "Kemal Abi" olarak hatırlasaydık; ancak, Kılıçdaroğlu'na iştirak ediyorum, maalesef, hortumcular vadisinin içinde Kemal Bey kayboluyor.
Hepinize saygılar sunarım. (Anavatan Partisi ve CHP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
10 konuşma daha · 14 Mart 2006