İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 87. BİRLEŞİM · SALI

Danışma kurulu önerisi

Kamer Genç

Tunceli Milletvekili ·

Genel Kurul, 87. Birleşim · 2. yasama yılı · 8 Nisan 2008 · 1.372 kelime · yaklaşık 7 dakikalık okuma

Kaynak göster

Kamer Genç, 8 Nisan 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 87. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: DANIŞMA KURULU ÖNERİSİ); konuşma 1.372 kelime.

Kamer Genç (Tunceli). “Danışma kurulu önerisi”. TBMM Genel Kurulu, 87. Birleşim tutanağı, 8 Nisan 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/kamer-genc-23-2008-04-08-danisma-kurulu-onerisi (erişim: 28 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

KAMER GENÇ (Tunceli)Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Yeni bir çalışma haftası nedeniyle tüm arkadaşlarımıza başarılar diliyorum.

Değerli milletvekilleri, bu hafta polisimizin kuruluşunun 163’üncü yıl dönümü haftasıdır. Tabii, aslında 10 Nisanda bu 163’üncü yıl dönümü, fakat o gün işte söz sırası bulup bulmayacağımız da belli olmadığı için bugünden polisimizin 163’üncü kuruluş yıl dönümünü kutluyorum, görevi başında şehit olan polislerimize Tanrı’dan rahmet diliyorum. Hakikaten, Türkiye’de silahlı kuvvetler içinde polisin görevi çok ağır bir görevdir. Çok sıkıntılı bir görev yapan bu meslek grubuna özellikle iktidar tarafından verilen sözlerde durulması gerektiğini de hatırlatmak istiyorum. Geçmişte, biliyorsunuz, seçimden önce AKP Hükûmeti polislere 200 ile 400 liralık zam yapacağı sözünü verdi, fakat seçim geçtikten sonra bu sözünde durmadı. Bu sözü tekrar kendilerine hatırlatıyorum.

Ayrıca, geçen gün vatandaşın birisi bana bir şikâyette bulundu, dedi ki: “Bazı lokantalarda, ünlü sanatçılar gidiyor yemek veriyor. Fakat sabaha kadar o lokantaların kapısında polis bekletiliyor.”

Bu, bence çok haksız bir uygulamadır. Eğer özel kazanç için oraya birtakım özel kişiler geliyor yemek yiyorsa, polisi orada sabaha kadar bekletmek yerine herkes kendi özel güvenliğini alsın ve polise de bu işkenceler yapılmasın. Zaten AKP İktidarının başındaki kişiler düğünlerinde binlerce polisi getirdiler, saatlerce polisi kapıda beklettiler. Polise davranışları da budur. Bu gibi davranışların da artık olmamasını diliyorum.

Bugün bir taksiye bindim. Arkadaş bana diyor ki: “Biz şoför olarak çalışıyoruz, bizim sigortamız yok.”

Yani, özel taksilerde çalışan kişiler var. Aslında bunu ben bilmiyordum gerçekten. Hâlbuki, bana göre, trafik polisleri taksilerin belgelerini incelerken, orada çalışan şoförün sigortalı olup olmadığını araştırması lazım. Yani birtakım taksi patronları var -ki, taksiler de çok büyük değer kazanan varlıklardır- burada çalıştırdıkları şoförlerin hiç olmazsa sigorta yapma zorunluluğunu getirmek durumunda. İsterseniz SSK kanununda da bunu şey ederiz.

Şimdi, değerli milletvekilleri, Türkiye’de, dinliyoruz televizyonlarda, Türk tarımı bu Hükûmet zamanında öldürüldü, yani tarım diye bir şey kalmadı. TİGEM’in çok güzel, zengin arazileri vardı, bu arazilerde çok güzel tohumluklar üretiliyordu. Ama, maalesef, nedense bu Türkiye Cumhuriyeti devletinin temel kaynakları, can damarları birtakım çevrelerin direktifiyle kesiliyor ve işte, artık İsrail’den tohumlar getiriliyor. Bu tohumlar da Türkiye şartlarına müsait değil. Aslında, geçen dönem tarımın daralmasında kuraklık yanında bu getirilen kalitesiz tohumların da büyük etkinliği olduğu herkes tarafından söyleniyor. Bence, artık, devleti yöneten insanların, bu devletin menfaatlerine, geleceğine sahip çıkmaları lazım. Yani, her gün devletin uçaklarına kendi yandaşlarını bindirerek, ondan sonra siyasi amaçları için devletin uçaklarını kullanmak, insanlığa da sığmaz, adalete de sığmaz, bu devleti tarafsız yönetmesi gereken kişilerin göstermesi gereken tarafsızlığa da sığmaz. Siyaset yapacaksan kendi cebinden para ver, git yap kardeşim! Yani, bir gün üç ili gezerek, ondan sonra gidip de devletin uçaklarıyla… Akşama kadar devletin yemeğini yiyorsun, uçağını kullanıyorsun, yandaşlarına bunu kullandırıyorsun; bu, hangi hak ve adalette var?

Şimdi, değerli milletvekilleri, bir Başbakan gidiyor Trabzon Valisini ziyaret ediyor. Köpeklerle gidiyorlar, valinin makamında bomba arıyorlar. Bu nasıl bir zihniyet, bu nasıl bir olay? Yani, o valinin Türkiye’deki valilerden farkı ne acaba? Ben onu öğrenmek istiyorum. Acaba bu valinin kimliğinden duyulan bir şüphe midir? Tabii, ben valinin öz geçmişini de bilmediğim için, yani böyle bir şey yakışır mı? Türkiye Cumhuriyeti devletinin bir valisinin… Yani, orası devletin makamı sayılır. Devletin makamına siz köpek getirip kontrol ettiriyorsunuz ve acaba burada bomba var mı? O zaman bu memleket bitmiş demektir. Yani, siz o zaman bu memlekete nasıl Başbakanlık yapacaksınız? Nasıl bu memleketin yöneticisi olacaksınız? Evvela bunu yapanların hemen istifa etmesi lazım. Böyle bir şey olur mu?

Sayın milletvekilleri, şimdi, Türkiye Cumhuriyeti devleti sahipsiz kalmış bir devlet. Bir devletin parlamentosunda, o devletin bölünmez bütünlüğü ilan ediliyor ve o devleti yönetenler buna sahip çıkmıyorsa; bir devlette soygun yapılıyor, o soygun Türkiye Büyük Millet Meclisinde, Meclisi yöneten kurullarda dile gelmiyorsa, araştırılmıyorsa; bir memlekette cumhuriyetin temel nitelikleri, devlete hayat veren temel nitelikleri ortadan kayboluyor da o devleti yöneten insanlar bunlara sahip çıkmıyorsa, peki, o devlet nasıl ayakta kalır sayın milletvekilleri? Gökten mi adamlar gelecek, yani bu devleti ayakta tutacak? Düşünebiliyor musunuz, bu devleti, Türkiye Cumhuriyeti devletini koruyan bir kurum yok, bir kurul da yok, bir güç de yok, devleti yönetenler de yok. Bunlar nereye gidiyor? Bunlar akşama kadar ancak başkalarına gidip de kendi günlük makamlarını korumak için devletin bütün itibarını sarsacak davranışları gösteren kişilere gidip yağ çekiyor. Verheugen ne diyor: “Yahu, biz bu Türklere akıllı insanların anlayabileceği bir lisanla dedik ki, sizi Avrupa Birliğine almayacağız.” Şimdi, AKP Hükûmeti sıkıştığı zaman gidiyor Avrupa Birliğinin kapısını çalıyor, milletin dikkatini oraya topluyor “Vay efendim, biz demokratikleşme konusunda adım atacağız.” Yahu, sen demokratikleşme konusunda adım atacaksan, Türkiye’nin şartlarına göre, Türk milletinin ve Türk devletinin menfaati gerektiriyorsa, bu devletin birliğini, bütünlüğünü sağlayacak düzenlemeler yapacaksan, Türkiye’de demokratikleşmeyi sağlayacaksan kendi iradenle yap bunları, birilerinin sana illa telkinde bulunmasına gerek yok.

Şimdi, sayın milletvekilleri, bu Türkiye Büyük Millet Meclisinde, bakın, altı seneden beri bu memlekette o kadar büyük soygunlar yapıldı ki, bir tane soygunun üzerine gittiler mi! Mesela -geçen gün bir arkadaşımız da söyledi- Bursa’da kamu kurumuna ait bir arazi 12 milyon dolara satılıyor, 150 dönüm. Bu, imarsız satılıyor. Arkasından burayı alan bu iktidarın yandaşları –aslında, yarın, bunlar araştırıldığı takdirde çıkar- buraya korkunç derecede bir inşaat yapıyor, 250-300 bin metrekarelik inşaat yapıyor ve orada yaptığı dükkânların aylık kirası 15 milyon dolar. Bunun gibi, mesela Seydişehir tesislerini verdiler. Yok pahasına verdiler. Gidip bunları da araştıracağız. Kime verdiler? Kendi yandaşlarına verdiler. Geçmişte, hatırlarsanız, Tayyip Erdoğan, Rize’de bir saray yaptı. Bu sarayı kimler yaptı? Bunlara devletten acaba ne kaynaklar sağlandığını araştırmamız lazım. Ama bunların üzerine kimse gitmiyor.

Ama Seydişehir’de, bakın orada bir Antalya…

KEMALETTİN GÖKTAŞ (Trabzon)Saray değil, köy evi.

KAMER GENÇ (Devamla)Efendim?

KEMALETTİN GÖKTAŞ (Trabzon)Saray değil, köy evi. Senin evin ondan daha…

KAMER GENÇ (Devamla)Köy eviyse… Köy evi maksadıyla satıyor musunuz? Satıyorsanız alalım onu. Köy evi olur mu, tamamen küçük bir saray yavrusu! Nereden yapıldı, hangi parayla yapıldı ve kim yaptı? O yapan müteahhitler şimdi devletten ne kaynaklar alıyor? Acaba Seydişehir tesisleri satılan kişinin bununla bir ilgisi var mı? Bir araştırmamız lazım.

Değerli milletvekilleri, şimdi, eğer bir memlekette bu kadar soygun olmasına rağmen o memleketin Türkiye Büyük Millet Meclisinde, yani Meclisinde o soygunlar araştırılmıyorsa, denetim yapılmıyorsa o memleket nasıl ayakta kalır, ben hayret ediyorum.

Yani, ben geçen gün Maliye Bakanına diyorum ki: Yahu, sen, şu zaman içinde Merkezî Uzlaşmaya ne kadar ihtilaf geldi, ne kadar üzerinde anlaştın? Bana burada da cevap veriyor. Ben sordum, diyorum ki: Uzlaşmaya ne kadarlık miktar vergi aslı ve ceza için müracaat edilmiş, ne kadarı uzlaşmada silinmiş, ne kadarı da kalmış? Bana diyor ki: “769 milyon lira uzlaşılmış.” O, kalan. Sen esas sildiğini söyle bana. 32 milyon cezada uzlaşılmış. Ben sana uzlaşılan miktarı sormuyorum ki, uzlaşmada senin sildiğin miktarı soruyorum. Yani, böyle kaçamak, denetimden kaçan, sorulara cevap vermeyen bir Bakanlar Kurulu olur mu? Sayın milletvekilleri, mümkün değil. Yani, devletteki sıkıntılara çare bulunmuyor, Hükûmet yok ortada. İşte, geçen gün gittim, sizin en geniş koltuğunuzda oturdum. Bununla bir şey göstermek istedim. Yani, diyorlar ki: “Nasıl olsa bizim çocuklar Mecliste parmak kaldırıp indiriyorlar. Bizim de Meclise gitmemize gerek yok.” Böyle bir Meclis yapısı olur mu, böyle bir hükûmet anlayışı olur mu, böyle bir memleket yönetimi olur mu? Ondan sonra sen de uçakları doldur, doldur yandaşlarını, bizim verdiğimiz vergilerle, nasıl olsa açlıktan kırılan insanların canı çıksın, onlar nasıl olsa Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları değil! Ondan sonra, satın aldığın birtakım basın köşelerinde de kendini övdür, övücü yazılar yaz, ondan sonra devlet yöneteceksin diye…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKANBuyurun Sayın Genç.

KAMER GENÇ (Devamla)Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

MEHMET NİL HIDIR (Muğla)Danışma Kurulu önerisine gel!

KAMER GENÇ (Devamla)Yahu, bunlar işte Danışma Kurulu kararları… Siz biraz da bu Danışma Kurulunun ne anlama… Meclisin çalışmasıdır.

Geçen hafta burada söyledim, İstanbul Başıbüyük Mahallesi’nde üç bin yedi yüz tane ev yıkıyorlar. Bütün polisler gidiyorlar, vatandaşın evinde, zorla, biber gazını sıkıyorlar, üç bin yedi yüz tane hanenin işgal olduğu, yani ikamet ettiği yeri yıkıyorlar, yerine polis gücüyle, efendim, bunu getirip TOKİ’ye veriyorlar. Böyle bir anlayış olmaz sayın milletvekilleri! Yani, siz, gidip de bu insanlara biber gazı sıkarak bu insanları evinden barkından atacağınıza, eğer hakikaten sizin hakkınızsa, evvela, gidin bunlara bir yer verin, bir gayrimenkul verin. Siz, nasıl üç bin yedi yüz tane haneyi bir anda yıkıyorsunuz? Nasıl bunları polis zoruyla atıyorsunuz ve polisi de buna alet ediyorsunuz? Bu insafa, merhamete sığar mı sayın milletvekilleri? Şimdi, o insanlar her gün polisle karşı karşıya geliyor. Devlet böyle yönetilmez sayın milletvekilleri.

Saygılar sunuyorum. Ben de Meclisin doğru dürüst çalıştırılmasını istiyorum. Bu Danışma Kurulu kararına da karşıyım.

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

31 konuşma daha · 8 Nisan 2008

31 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook