İmar kanunu ile bayındırlık ve iskan bakanlığının teşkilat ve görevleri hakkında kanun hükmünde kararnamede değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı(s.s.:397 ve 397'ye 1 inci ek)
Tunceli Milletvekili · Bağımsız
Genel Kurul, 28. Birleşim · 4. yasama yılı · 9 Aralık 2009 · 1.125 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma
Kaynak göster
Kamer Genç (Bağımsız), 9 Aralık 2009 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 28. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: İMAR KANUNU İLE BAYINDIRLIK VE İSKAN BAKANLIĞININ TEŞKİLAT VE GÖREVLERİ HAKKINDA KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMEDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI(S.S.:397 VE 397'YE 1 İNCİ EK)); konuşma 1.125 kelime.
Kamer Genç (Bağımsız, Tunceli). “İmar kanunu ile bayındırlık ve iskan bakanlığının teşkilat ve görevleri hakkında kanun hükmünde kararnamede değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı(s.s.:397 ve 397'ye 1 inci ek)”. TBMM Genel Kurulu, 28. Birleşim tutanağı, 9 Aralık 2009. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/kamer-genc-23-2009-12-09-imar-kanunu-ile-bayindirlik-ve-iskan-bakanliginin-teskilat-ve-gorevler (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
KAMER GENÇ (Tunceli)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 397’ye 1'inci Ek sıra sayısıyla karşımıza gelen yasa tasarısı ve teklifinin tümü üzerinde söz almış bulunuyorum. Hepinize saygılar sunuyorum.
Tabii, dün de burada söyledim, bugün de hâlâ acısını içimizde paylaştığımız 7 askerimizin şehit edilmesi, bizim için telafisi güç ıstıraplar ve acılar yaratmıştır. Diliyoruz ki bu acılar bir daha olmasın. Yine bir kızımızın otobüse yapılan bir saldırı sonucu hayatını kaybetmesi, yine Diyarbakır’da yapılan gösteriler sırasında bir gencimizin hayatını kaybetmesi, bizi aynı derecede acılara boğmuştur.
Özellikle, ben bu çocuklarımıza da hitap etmek istiyorum; bu polisimize ve askerimize taş atan çocuklara ve babalarına da hitap etmek istiyorum: Bu memleket bizimdir. Bu memleketi birtakım hain insanların parçalaması için oynadıkları oyuna gelmeyelim. Ey çocuklar, bu memleketin geleceğini siz yaşayacaksınız. Bu memlekette ne kadar huzur olursa, güven olursa, çağdaş olursa, gelişmiş olursa bu memlekette en güzel hayatı siz yaşayacaksınız; bu memleketi ne kadar karanlığa götüren şer güçler olursa onların zararını siz çekeceksiniz.
Bu çocukların babalarına da hitap etmek istiyorum: Bu yaptığınız doğru değildir, çocuklarınıza hâkim olun çünkü bu ülkenin birlik ve bütünlüğünü korumak hepimizin namus ve şeref borcudur. Bunu herkesin bilmesi lazım. Birtakım şer güçler bizi parçalamaya çalışıyorlar ama o şer güçlerin o hain emellerine karşı el birliğiyle, akıl birliğiyle karşı koyarsak kimse bizimle mücadele edemez.
Değerli milletvekilleri, tabii bir İmar Yasa Tasarısı geldi. Bu daha önce gelmişti. Bunun üzerinde incelemeler yaptık. Anayasa Mahkemesinin verdiği bir bozma kararı üzerine komisyon düzenlemiş, getirmiş. Anayasa Mahkemesindeki bozulma gerekçesi, burada imar para cezalarında ceza 500 milyon lira ile 25 milyon lira arasında olması nedeniyle çok açık bir fark olduğu için, bu kadar isabetsiz bir sınırdan dolayı, yargının ve idarenin çok geniş takdir yetkisi olduğundan dolayı bunun adil ölçülere çekilmesi gerektiği belirtilmiş, buna göre bir düzenleme getirilmiş. Tabii burada komisyon adına konuşan Komisyon Başkanı “Bütün partiler ittifak içinde…” Ama ben bir ittifak içinde değilim, onu peşin söyleyeyim. Ben bu kanunun yazdırılmasında bazı hatalar olduğuna da inanıyorum. O vesileyle bu arada da düzeltmek istiyorum.
Şimdi, değerli milletvekilleri, biz istiyoruz ki aslında bu çatı altında… Bu çatı, memleketimizin can damarıdır. Burada Türkiye’nin sorunlarının en iyi şekilde dile getirilmesi… Özellikle, bakın, şu Hükûmet sıralarına bakın, Meclisi kale almayan bir Hükûmet. Böyle bir Hükûmet olur mu? Bu sizin zamanınız dışında burası, Bakanlar Kurulu sıraları doluydu. Buraya göstermelik bir tane kişi gönderiyorlar, bakan. Peki bu adam hastalandığında ne olacak? Ne olacak şimdi? Ne olur yani, olur mu böyle bir şey? Böyle bir gayriciddi Hükûmet olmaz.
İkincisi: Bakın, temel meselelerden biri, bugün bir şeker fabrikalarının özelleştirme meselesi var. Altı tane şeker fabrikasını niye birleştiriyorsunuz? Altı tane şeker fabrikasını verdiğiniz adam kim? Cengiz İnşaat. Cengiz inşaat kim? Tayyip Erdoğan İstanbul Belediye Başkanıyken Rize’de bir saray yavrusunu kendisine inşa eden müteahhidin olduğu söyleniyor. Doğru mu, yanlış mı? İşte burada ahkâm kesiyor Hükûmet temsilcisi, çıksın desin ki yanlış. Yani bu kişiler, hep devletin kaynakları bunlara peşkeş çektirdi.
Bakın arkadaşlar, altı tane şeker fabrikasının birden ihale edilmesinin bir mantığı var mı? Her birisini ayrı ayrı ihale etseler bugünkü fiyatın üç misli gidecek ama bunları bir kişiye veriyorlar ki ve bunun arkasında da Hükûmet desteği olduğu için, burada devletin en temel kaynaklarını yandaşlarına peşkeş çektirmek… Bu kişi daha önce Seydişehir Alüminyum Tesislerini aldı. Seydişehir Alüminyum Tesislerini alırken Seydişehir’de depolarda mevcut olan, imal edilmiş çinkonun, demirin, yani mamul maddenin fiyatını bile vermedi.
Arkadaşlar, bunları araştırın, araştırın. O kadar fabrika binası, o kadar arazi, sabit tesisler de bedava. Oradaki mamul maddenin fiyatını vermedi. Bugün de altı tane şeker fabrikasını veriyorsunuz. Bu altı tane şeker fabrikasını vermekle Türk çiftçisinin, pancar çiftçisinin kalbine bıçak sapladınız. Yani ne demek? Çiftçi şeker pancarı ekmeyecek, boş kalacak. Ne yapacak, taş mı yiyecek bu insanlar? Efendim, alternatif ürün… Alternatif ürün mürün yok.
Uluslararası emperyalist güçler Türkiye’nin tarımını bitirdiler ve sizin sayenizde bitirdiler. Ne ettiler? En kıymetli varlık, yani işte, şekeri, tütünü, buğdayı, en önemli tarım ürünlerini ne yaptılar? Arazileri burada ekemez hâle getirdiler. Dolayısıyla, işte o neoconcu sermaye sahipleriyle sizin işbirlikçileri işbirliği yapıyorlar ve Türkiye’yi maalesef felakete götürüyorlar.
Yani, şimdi, burada biz de isteriz ki bu kürsüye çıktığımız zaman güzelliklerden bahsedelim. Karşımızda hakikaten soygun yapmayan, alnı açık, temiz bir iktidarla karşılaşalım ama nerede. Burada hep birbirimizi kandırıyoruz. Türkiye’de…
Şimdi, burada biraz önce TOKİ’den bahsedildi. Arkadaşlar, TOKİ’nin kimin hesabına çalıştığını bilmiyor muyuz? TOKİ’nin bizzat Tayyip Erdoğan tarafından yönetildiğini bilmiyor muyuz? TOKİ’nin devletin en güzel kaynaklarını, en güzel arazilerini bedava alıp da ondan sonra kendisine göre imar planı yapıp da orada, en güzel yerlerde inşa ettikleri yapıları kendi yandaşlarına âdeta peşkeş çektirdiğini bilmiyor muyuz? Bunun hesaplarını Yüksek Denetleme Kurulu inceliyor diyorlar, yok öyle bir şey. Sıkı mı bir tane müfettiş çıksın da Tayyip Bey’in denetimi altında olan bir tane yeri denetlesin de ondan sonra da o makamda kalsın! Biz bilmiyor muyuz? İstanbul Belediye Başkanlığında Tayyip Bey’in hesaplarını inceleyen müfettişlerden kim Tayyip Bey’in aleyhine rapor verdi ise görevine son verildi, ikinci, üçüncü makamlara itildi; kim, lehine haksızlıkları örtbas ettiyse vali oldu, genel müdür oldu. Biz bilmiyor muyuz? Hatta Tayyip Bey’in oğlu, trafik kazasında öldürdüğü bir kadının, efendime söyleyeyim, yüzde 100 suçlu olduğuna dair adli tıpta rapor veren kişi de geldi, çok rant kaynağı olan bir yere de genel müdür oldu veya müsteşar oldu. Yani bunları uygulayan bir Hükûmetin bizim burada karşımıza çıkıp da dürüstlükten, ahlâktan, insanlıktan bahsetmesinden ben utanıyorum yani ya. Böyle bir şey olmaz ki arkadaşlar, böyle bir şey olmaz. Sen, evvela, sicilin bozuk arkadaşım, sicilin, sicilin. Temiz bir sicille çık bizim karşımıza. Şimdi, kamu personelinin atamasında o kadar keyfîlikler var ki, o kadar ayrım var ki. Bunların hepsi bilinen şeyler.
Değerli milletvekilleri, biz de istiyoruz ki yani bu memlekette yıllarca burada, bu kürsülerde konuşan insanlar olarak -yani gerçekten üzülüyorum- ben de istiyorum ki yani burada çıkan yöneticilere çıkıp da bir sevgiden, bir dürüstlükten bahsedeyim ama yani görmüyorum ki bir tane işlem. İşte bu Hükûmetin buradaki bu sıralarının görüntüsü, işte bu Hükûmetin felaket içinde olduğunu gösteriyor, Türkiye’yi getirdiği makamları gösteriyor. Yani her gün, ondan sonra, uçaklara doldur yandaşlarını, getir, dışarıda canı istedi mi ye, iç, gel. Arkadaşlar, bir tane Başbakan uçağının, bir tane Cumhurbaşkanının yurt dışındaki seyahati 500 bin dolar. Ben iddia ediyorum, bu paralar da örtülü ödenekten ödeniyor. Çıksınlar, burada desinler ki: “Yalan.” Bunların hepsi… Sorduk, sorularımıza da cevap vermiyor. Bunlar 500 bin dolara böyle yandaşlarını alıp da getirip de en güzel yerlerde yaşatıyorlar.
Tayyip Bey’in emrinde çalışan polis 724 kişi, 724 tane polis… Kaç tane araç var, kaç tane makam aracı var. Bugün siz iktidara geldiğiniz zaman bütün resmî plakaları kaldırdınız, hepsi sahte plakalar takıyor. Niye? Çünkü hepinizin altında devletin arabası var ama plakası resmî değil. Böyle hep görüntüyü sahteleştirdiniz, görüntüyü halktan sakladınız. Böyle bir iktidarla neye, kime… İşte, ekonomiyi getirdiğiniz durum böyle.
Şimdi, şu kanunda da getirilen, benim gördüğüm kadarıyla, yani çok önemli şeyler yok ama mesela bu kanunda bir madde var. Yani, işte, yapısını güçlendirmeyen kişiye 10 milyar lira para cezasını veriyorsunuz. Yahu, yapısını bir gecekondu da güçlendirmez yahut…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
40 konuşma daha · 9 Aralık 2009