Çalışma saatleri ve konuları hk.
Tunceli Milletvekili ·
Genel Kurul, 80. Birleşim · 4. yasama yılı · 31 Mart 2010 · 1.208 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma
Kaynak göster
Kamer Genç, 31 Mart 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 80. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ÇALIŞMA SAATLERİ VE KONULARI HK.); konuşma 1.208 kelime.
Kamer Genç (Tunceli). “Çalışma saatleri ve konuları hk”. TBMM Genel Kurulu, 80. Birleşim tutanağı, 31 Mart 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/kamer-genc-23-2010-03-31-calisma-saatleri-ve-konulari-hk (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
KAMER GENÇ (Tunceli)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; MHP Grubunun verdiği grup önerisi üzerinde söz almış bulunuyorum. Hepinize saygılar sunuyorum.
Değerli milletvekilleri, tabii, bir ülkenin ayakta kalabilmesi için, vatandaşlarının kişilikli, nitelikli, haysiyetli ve şerefli olabilmesi için o memleketin ekonomisinin güçlü olması lazım. O memleketin vatandaşlarının iş bulması lazım, aş bulması lazım, eğitim yapması lazım, başka bir ülkeye muhtaç olmaması lazım. Dış ülkeler karşısında, ancak güçlü bir ekonomiyle o ülkenin vatandaşlarının başı dik durur. Bir ülke düşünün ki ekonomisi yok, gençleri sokakta, iş bulamıyor. Aşağı yukarı her tarafı bir işsizler ordusuyla çevrilmiş bir ülke düşünün. Şimdi, o ülkenin o gençleri ne kadar zeki olursa olsun, ne kadar haysiyetli olursa olsun, o ülkenin gençlerinin bir kişiliği olur mu? Yani ekmeğe muhtaç olan, bir iş sahibi olmayan bir genç ne yapar? Bir sadaka gelir, dilenci durumuna düşer. Onun için, evvela Türkiye Büyük Millet Meclisinin halletmesi gereken konu, bana göre, Türkiye’de sağlıklı bir ekonominin oluşması için gerekli çabaları göstermesi lazımdır.
Şimdi, AKP iktidara gelince ne oldu? Bütün üretim kaynakları özelleştirildi. Ama nasıl özelleştirildi? Yani bunun başında şeker fabrikaları geliyor. Şeker fabrikalarını alan kişiler şeker üretmediler. Bunların bir kısmı, tabii bir kısım yerlerinde var… Burada, eskiden KİT’ler zamanında, şeker fabrikaları bir yerlerde kurulurken oralara geniş araziler verdiler. Şimdi, buraları alan kişiler ne yaptılar? Çoğu, faaliyetlerini üretimden değil de bu arazileri ve arsaları değerlendirmek üzere bu yerleri aldılar ve çoğu da bedava aldı. Yani işte gördünüz, geçenlerde altı tane şeker fabrikası -600 milyon, pardon yani tam rakam aklımda değil de- çok düşük bir fiyatla özelleştirildi. Mesela bunların içinde Kütahya Şeker Fabrikası var; alan, sizin Bitlis Milletvekiliniz. Kaça aldı? Aralık ayında -yani 2003’ün, vallahi 2003 müydü, 2004 müydü, hepsini aklımda tutmam mümkün değil- teslim aldı, 23 milyon dolara aldı. O seneki Şeker Fabrikasının kârı 11 trilyon. Yani ne oldu? 11 trilyonu ondan çıkarırsanız o koskoca Şeker Fabrikasını aşağı yukarı 14-15 milyon dolara aldı. Bu, tamamen orayı bağışlaması demektir. Yani burada bu şeker fabrikasının bu kişiye bedava verilmesi demektir.
Bu konuda ben de kendisiyle bir bahse de girdim. Olay şöyle oluyor arkadaşlar: Bu şeker fabrikası özelleştirildikten sonra, orada Kütahya Şeker Fabrikasının bir bölümü var, 113 dönümlük bir arazi ama bunun üzerinde tesisler de yani sosyal tesisler var. Bu, Türkiye Şeker Fabrikaları Anonim Ortaklığı adına kayıtlı. Fakat özelleştirme yapıldıktan bir sene sonraya yakın bir zamanda tapuya gidiyor, hiç Türkiye Şeker Fabrikaları Anonim Ortaklığı muvafakati yok, orada kütükte malik hanesindeki “Türkiye Şeker Fabrikaları Anonim Ortaklığı”nı siliyor, yerine “Kütahya Şeker Fabrikası” yazıyor. Dolayısıyla o 113 dönüm öyle geldi, beyefendinin mülkiyetine geçti. Hatta bir gün uçakta gelirken dedi ki: “Ben böyle bir tahrifat yapmamışım, eğer tahrifat yaptığımı ispat edersen şeker fabrikasını sana bağışlarım. Eğer tahrifat yapmadığımı kanıtlarsam milletvekilliğinden istifaya söz veriyor musun?” Ben dedim: “Sana şeref sözü. Eğer sen tahrifat yapmamışsan ben milletvekilliğinden istifa ediyorum ama yapmışsan fabrikayı da bana bağışlayacağına da söz ver.” O zaman Ulaştırma Bakanı da buna şahitti. Şimdi, geçen gün gazeteler de yazdı, bu tahrifatın sabit olduğu tamamen tapu kadastronun kayıtlarıyla sabit. Ama tabii karşımızda yiğit adam isteriz, verdiği sözü tutan insan isteriz. Böyle olmayınca… Ben eğer kaybetseydim milletvekilliğinden de istifa ederdim.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya)Fabrikanız mı oldu Kamer Bey, fabrikanız mı oldu?
KAMER GENÇ (Devamla)Efendim, kanıtlandı.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya)Fabrikanız var mı şimdi?
KAMER GENÇ (Devamla)E, yok işte, verirse olacak.
Şimdi, değerli milletvekilleri, Meclisimiz çok ciddi bir durumla karşı karşıya. Bir Anayasa değişikliği meselesi var. Şimdi, dün Beşir Atalay’ı dinledim, diyor ki: “Efendim, bu Meclis Anayasa değişikliğini yapamaz diyorlar.” Kim diyor bunu? Diyen var mı arkadaşlar? “Bu Meclis Anayasa değişikliği yapamaz.” diyen kimse var mı? Yok. Kendi kendilerine uyduruyorlar. Ya, bu Meclis Anayasa değişikliğini de yapar, daniskasını da yapar ama yeter ki bir uzlaşma olsun. Şimdi, diyorsunuz ki: “Darbe Anayasası’nı değiştireceğiz.” Askerî darbe Anayasası’nı değiştirip de yerine bir sivil darbe anayasasını getirmek olur mu? Şimdi, anayasaların, anayasa kültürü almış insanların belirli bir altyapısı var. Şimdi ne yapıyorsunuz? Anayasa Mahkemesini kaldırıyorsunuz. E peki, yerine ne getiriyorsunuz? Bir şey yok. Hâkimler ve Savcılar Kurulunu kaldırıyorsunuz. Kimi getiriyorsunuz oraya? Efendim, kendinize uygun bir sistem getiriyorsunuz.
Değerli arkadaşlarım, bazıları ya dayak yememişler veyahut da hayatı tanımıyorlar.
Şimdi, alt mahkemelerden 8 tane adli hâkim getirdiniz, 3 tane idari yargıdan getirdiniz. Bu gelen arkadaşlarımız orada ne yapacak? Önce kendilerini Danıştay ve Yargıtay üyeliğine seçtirmek için gayret gösterecekler. Yahu yetki bendeyken evvela ben kendimi seçtireyim diyecek. Böyle bir şey olur mu?
Ayrıca da bakın, maalesef, bugünkü Adalet Bakanı ve Müsteşarı hiçbir surette buraya yakışan bir davranış içinde değil. Hâkimler ve Savcılar Kurulunu çalışamaz hâle getirmiştir. Diyor ki: İlle benim dediğim adamları atayacaksın. Yahu sen kimsin kardeşim! Orada belli kurallar var. Ondan sonra, kendisi Hâkimler ve Savcılar Kuruluna katılmamak suretiyle Anayasa’nın hâkimlerle, savcılarla ilgili maddesini yürürlükten kaldırıyor. Dolayısıyla, YARSAV, Ankara Cumhuriyet Başsavcısına ihbarda bulunmuş. Ben de kendilerini göreve davet ediyorum, Ankara Cumhuriyet Başsavcısını çünkü Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 250’nci maddesinin 3’üncü fıkrasına göre yapılan bir uygulaması var Adalet Bakanlığının, Erzincan Cumhuriyet Başsavcısını yargılama yetkisi Yargıtaya aitken Adalet Bakanlığının bir yazısı üzerine Erzurum Ağır Ceza Mahkemesi yapıyor. O zaman, aslında 250’nci maddenin 3’üncü fıkrasında “Yargıtay ve Anayasa Mahkemesince yargılanacak suçlular bu kapsam dışındadır.” diyor ama siz orada bunu ihmal ettiğinize göre, o zaman, Adalet Bakanını da, buyurun, Anayasa Mahkemesinin yargılaması gereken konudur, dolayısıyla, haydi bakalım yargılayın. Ama tabii, Türkiye'de hukuk işlemiyor ki.
Değerli milletvekilleri, bakın, memleket ciddi bir bunalıma gidiyor. AKP’li milletvekillerine özellikle seslenmek istiyorum: Bu getirilen Anayasa, gerçekten, üç maddesini çıkarırsanız, siyasi partilerin kapatılmasıyla ilgili maddeyi, Hâkimler ve Savcılar Kurulunun kuruluşuyla ilgili maddeyi, bir de Anayasa Mahkemesiyle ilgili o üç maddeyi çıkarırsanız biz destek veririz ama bunları çıkarmazsanız, bakın, bu, tamamen Türkiye'de bir dikta anayasası olur ve bunu burada halledelim. Hiç de referanduma meferanduma da, götürmeye zaten gücünüz yetmez de, şimdi…
ORHAN KARASAYAR (Hatay)Millete gitmekten niye korkuyorsunuz?
KAMER GENÇ (Devamla)Efendim, millet… Bakın, millete gidelim de… Hayır, millete gidelim. Yiğitliğiniz varsa, bakın, şimdi ara seçime gidelim. Bakın, Anayasa’ya göre, otuz ayı doldurduktan sonra ara seçime gidiliyor. Bu, Anayasa’nın açık ve net hükmü ve riayeti gereken… “Otuz ay dolduktan sonra ara seçime gidilir.” diyor. Niye gitmiyorsunuz? Şu anda Türkiye Büyük Millet Meclisinde galiba 10’un üzerinde milletvekili açığı var, gidelim işte millete, niye kaçıyorsunuz? Ondan sonra, üç ay sonra ne olacak? Tabii, Anayasa’nın başka maddesine sığınacaksınız, “Efendim, seçime bir yıl kala ara seçim yapılmaz.” diyeceksiniz. Yani mesela, bana göre, orada da bir değişiklik yapılması lazımdı, yani o otuz ay beş yıla göre hazırlanmış ara seçimdi, bence o otuz ayı yirmi dört aya indirmek lazımdı.
Yani, tabii, sizin anayasa hukukçularınızın Anayasa’nın hangi maddelerinde eksiklikler olduğunu pek kavrayacak nitelikleri yok. Bir Anayasa Komisyonu Başkanınız var. Onun nasıl Anayasadan başarılı olduğuna ben hâlâ hayret ediyorum. Yani okuduğunu anlamayan bir arkadaşımız, tam kuzu beyinli birisi. Yani böyle bir şey olmaz gerçekten. İç Tüzük’te hüküm var: “Komisyonlarda eğer milletvekillerinin teklifi varsa onları davet edeceksin, dinleyeceksin.” diyor ama bizim teklifimiz var, hiç dinlemeden, bizi de Komisyona davet etmeden işlem yapıyor. Yani hukuku bu kadar askıya almak kimin haddine arkadaşlar?
Onun için, değerli milletvekilleri, bence, Türkiye’de üretimin artırılması, bu Meclisin en öncelikle ele alması gereken konudur. Bakın, tarımı öldürdünüz. Ya arkadaşlar, hep dışarıdan borç almakla bu memleketi nereye götürebilirsiniz? Sizin, iktidara geldiğiniz günden bugüne kadar, yani 2002’ye kadar, cumhuriyet kurulduğu tarihten bugüne kadar yapılan dış borç 147 milyar dolar, sizin zamanınızda, bu, yedi senede 148 milyar artmış. Peki, borç ala ala nereye kadar götüreceksiniz bu memleketi?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
65 konuşma daha · 31 Mart 2010