İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 90. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Türkiye cumhuriyeti anayasasının bazı maddelerinin değişiklik yapılması hakkında (s.s.497)

Kamer Genç

Tunceli Milletvekili ·

Genel Kurul, 90. Birleşim · 4. yasama yılı · 21 Nisan 2010 · 1.176 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma

Kaynak göster

Kamer Genç, 21 Nisan 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 90. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASININ BAZI MADDELERİNİN DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.497)); konuşma 1.176 kelime.

Kamer Genç (Tunceli). “Türkiye cumhuriyeti anayasasının bazı maddelerinin değişiklik yapılması hakkında (s.s.497)”. TBMM Genel Kurulu, 90. Birleşim tutanağı, 21 Nisan 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/kamer-genc-23-2010-04-21-turkiye-cumhuriyeti-anayasasinin-bazi-maddelerinin-degisiklik-yapilmas (erişim: 29 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

KAMER GENÇ (Tunceli)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Barış ve Demokrasi Partisi Grubunun hayvancılığın sorunlarının araştırılmasıyla ilişkili olarak verdiği araştırma önergesinin gündeme alınması konusunda verilen grup önerisinin aleyhinde değil, aslında üzerinde söz aldım. Tabii, benim ilimde, Tunceli ilinde en önemli geçim kaynaklarından birisi hayvancılıktır. Özellik-le ilimizin Çemişkezek, Pertek ve Hozat ilçelerinde çok sayıda koyun, küçükbaş hayvan ve keçi beslenmektedir. İlimizin Ovacık, Nazımiye ve Pülümür ilçelerinde de çok yaygın yaylalıklar var ve bu “Erzincan tulum peyniri” dedikleri peynir, aslında bizim Tunceli’deki koyunların peyniridir ama nedense işte “Erzincan peyniri” diye söyleniyor.

Şimdi, tabii ilimizdeki bu hayvancılık çok sıkıntılı şartlar altında yapılmaktadır. Hele 12 Eylülden sonra yaylalar yasaklandı, o insanların hayvan besleme imkânları aşağı yukarı yok edilmeye çalışıldı ama o şartlarda çok ciddi mücadeleler vermek suretiyle, hayvanların yaylalara gönderilmesi için epey mücadele verdik. Tabii yine de hâlâ o sıkıntılar devam etmektedir. İşte, yaylaya giderken bir il komisyonu karar alıyor. “Yok efendim kamyonlarla nakledilsin, dönüş kamyonlarla sağlansın.” gibi birtakım sorunlar da var. Aslında, biliyorsunuz, son zamanlarda et fiyatlarında yüzde 300’e yakın artış oldu, 10, 13, 15 lirayken şimdi 30, 40 liraya çıktı etin kilosu.

Bence, her şeyden önce, hayvancılığın sorunlarının halli için Hükûmetin ve Meclisin çok acil bir tedbir alması lazım. İşte, ihracatın engellenmesi lazım. Yaylaların en iyi şekilde, hayvan yetiştiricilerinin orada hayvan yetiştirmesini sağlayacak bir düzene getirilmesi lazım. Birçok ilde maalesef yaylaya giden vatandaşlardan çok fahiş miktarlarda ücret alınmaktadır Mera Kanunu’na göre. Alınan bu ücretlerin bir kısmı meraların ıslahı için kullanılmamakta, birçoğu maalesef mülki idare amirlerinin özel makam arabalarının alınmasında kullanılmakta, çok lüks harcamalarda kullanılmakta. Bence bunları ciddi bir denetim altına almak gerekiyor.

Yaylada o kadar zor şartlarda insanlar yaşıyor ki bir bakıyorsunuz, kadın, üç aylık, beş aylık bebeğini sırt çantasına almış, dağın en tepesinde, çok zor şartlar altında yaşantısını devam ettiriyor. Bence, evvela, o yaylalarda, yaylaya giden vatandaşların orada barınabilecekleri yayla evleri yapmak lazım, en azından, insanların rahatça orada barınmasını sağlayacak, o soğuk şartlarda kendisini koruyacak bir düzen kurulması lazım. O yaylalarda barınılacak evlerin yanına yeteri miktarda altyapı yani işte tuvaletini yapmak lazım, suyunu getirmek lazım, elektriğini getirmek lazım.

Bunlar Türk ekonomisine, ekonomimize çok büyük katkı veren faaliyetlerdir. Özellikle, birçok yerdeki ürünlere getirilen taban fiyatı buraya da getirmek lazım. Koyuna taban fiyatı, keçiye taban fiyatı, ineğe taban fiyatı getirmek lazım. Onların ürettikleri süte ve peynire taban fiyatı getirmek lazım. Devletin, bunların işte vatandaşın elinde kalmaması için, bozulmaması için ve sıhhat şartlarına uygun o yaylalarda üretilen sütten sağlıklı peynir elde etmek için, oralarda bu insanlarımızı eğitmesi ve orada sağlıklı bir peynir üretilmesi için var olması gereken sıhhi şartlar neyse o konuda tedbir alması lazım ve bu insanlarımıza özellikle yaylalar için koyun başına veya hayvan başına ödenen ücretin bir kısmını devletin karşılaması lazım, burada sponse edilmesi lazım. Ama o kadar zor şartlarda, işte hayvan üreticiliğini yapan ve ülke ekonomisine çok büyük bir katkı sağlayan bu vatandaşlarımıza -işte bizim memleketimizde özellikle Şavak grubu diye bir grup var- maalesef devlet hiçbir tedbir almamaktadır, üstelik de yaptıkları o insanların hayatını çekilemez hâle sokmaktadır.

İşte, geçmiş 12 Eylül sıralarında ben çok olaylarla uğraştım. Bir gün Pülümür’den geliyorum, sabahın saat sekizi. 15 tane aile, işte eşek ve katır sırtında, yanlarında çocuklar. Baktım, orada bekliyorlar, Kırmızı Köprü’de. “Niye bekliyorsunuz kardeşim” dedim, “Efendim, buradaki güvenlik kuvvetleri hüviyetlerimizi aldı.” Saat daha sekiz. “Niye aldılar?” “Sabahleyin gidemezsiniz, akşam saat dokuzu bekleyeceksiniz.” Gittim, arkadaşa dedim: “Niye bekletiyorsun bunları kardeşim?” “Efendim, işte yanlışlık oldu.” “Peki, hüviyetleri ver.” dedim, “Peki, vereyim.” dedi, verdi hüviyetleri. Ben aşağı gittim, bir kahvede oturdum. Yani bunları niye anlatıyorum? İnsanlarımızın çektiği sıkıntıları dile getirmek için anlatıyorum. Gittim, biraz çay, kahve içtim. Baktım, yine adamlar orada. “Niye gitmediniz?” “Hüviyetlerimizi vermedi.” dedi. “Niye?” dedim, “Bakın, sabah saat sekiz, akşam sekizde gideceksiniz.” Keyfî uygulamalar… Yani insanlarımız o kadar keyfî uygulamalarla karşı karşıya kaldı ki…

İşte, Elâzığ’dan Pertek’e geçerken bir feribotla geçiyorsunuz, Elâzığ tarafında arama var; geçiyorsunuz karşı tarafta arama var; yani bir feribottan bir feribota biniyorsunuz, orada arama var; oradan geçiyorsunuz öteki tarafa… Yani çok büyük sıkıntılar yaşandı insanlarımız üzerinde. Bunlar kısmen giderildi ama hâlâ eski alışkanlıklarına devam etmeye çalışan birtakım insanlar var. Bunların şiddetle önüne geçmek lazım. Yani, vatandaş koyununu, ta Erzurum’dan -çünkü Tunceli’deki hayvanların büyük bir kısmı Erzurum yaylalarına gidiyor, Bingöl yaylalarına gidiyor- tutuyor, sürüyor getiriyor Tunceli hududuna. Bir bakıyorsunuz, Tunceli hududunda “Dur” diyor yani “Yürüyemezsiniz” diyor. E ne yapacak kardeşim? “Kamyon tutacaksın.” Yahu kardeşim, bir kamyon, 100 milyon, 200 milyon lira, niye veriyor? Vatandaş burada sürüklesin getirsin. Yani, gecenin saat on ikisinde, sabahın yedisinde çok insanlar bana telefon etti “Sayın Milletvekilim, biz bu hayvanlarımızı götüremiyoruz.” dediler ve çok da yani zor şartlarda. Mümkün olduğu kadar, bu insanlara yardımcı olmaya çalıştım. Hatta, yani inanınız ki o Şavaklı bir hemşehrimizin dağ başında koyununun bacağı kırılsa yine beni arar, buna bir çare bulmaya çalışırız. Yani, bu insanlarla da bu kadar ilgili olduğumu da belirtmek istiyorum.

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur)Sen de bizim mesleğe göz diktin ya!

KAMER GENÇ (Devamla)Şimdi, değerli arkadaşlarım, bir de memleketimizde, son mart ayında bir deprem meydana geldi. İşte, bu deprem sonuçlarına göre, mesela, bakın, bana şu anda ulaşan şeye göre: Tunceli merkezde az hasarlı 132, orta hasarlı 125, ağır hasarlı 57; Mazgirt’te 631 az hasarlı, 504 orta hasarlı, 365 ağır hasarlı; yine Nazımiye’de 214 az hasarlı, 144 orta hasarlı ve 111 ağır hasarlı; Tunceli Pertek’te 123 az hasarlı, 167 orta hasarlı, 200 tane de ağır hasarlı var, iş yerlerinde de kısmen var.

Şimdi, burada, bu Elâzığ’da meydana gelen deprem, işte görüyorsunuz ki Tunceli’de çok büyük, ağır, orta ve hafif hasarlı bir duruma sebebiyet verdi. Şimdi, araştırıyoruz, Hükûmete diyoruz ki: Kardeşim, o zaman, bu Nazımiye, Mazgirt ve Pertek’in bu bölümlerini afet bölgesi ilan et. “Yok efendim, etmeyiz.” E, niye etmiyorsunuz? Diyorlar ki: “Vay efendim işte 6 büyüklüğündeki bir depremin ancak yayabileceği bir hasarlı alan var.” Yahu, kardeşim, sen ortada kendin tespit etmişsin. Niye bunları afet bölgesi ilan etmiyorsun?

Bu kadar ev hasarlı -orta hasarlı, ağır hasarlı ve az hasarlı- e, peki, bunları ne yapacaksın? Yok, karşımızda suskun bir Hükûmet var. Yani ulaşacağımız da bir kesim yok.

Ben, kim yetkiliyse, burada kendilerine sesleniyorum. En azından, meydana gelen bu deprem nedeniyle bütün herkes gitti, oraları gezdi. Bundan sonra… Ama Tunceli’ye kimse gitmedi. Bir de diyorsunuz ki: “Tuncelililer bize niye oy vermiyor?” İşte bunun için vermiyorlar, orayı ayrıma tabi tuttuğunuz için. Yani, işte, Elâzığ’a gidin… Tabii ki Elâzığ’a ben de gittim. Oradaki insanlarımız da insan, hemşehrilerimiz ama Tunceli’deki insanlar da Türkiye Cumhuriyeti devletinin vatandaşları. Bunların evleri hasarlı. Ne yapacaksınız? Allah rızası için birisi -Hükûmetten kimse var mı, yok mu burada- çıksın burada bize bir cevap versin. Bunu ne yapacaklar? Bu vatandaşlar şimdi orada oturmuyorlar.

Bir de çadır göndermiyorlar. Düşünebiliyor musunuz arkadaşlar? Kaymakama telefon ediyorum, diyorum ki: “Yahu, Kaymakam Bey, şuraya bir çadır gönder.”, “Yahu, valla bize gelmiyor çadır.” diyor. Yani böyle bir şey olur mu arkadaşlar yahu? Çadırı taa, bilmem, Pakistan’a gönderiyorsunuz, yahu oraya da gönderin. Bilmem, Afganistan’a gönderiyorsunuz, Cide’ye gönderiyorsunuz. E, bu Tunceli’deki vatandaş da Müslüman, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıdır.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas)Buzdolabı, televizyon gönderiyorlar ya, yetmiyor mu canım?

KAMER GENÇ (Devamla)O da “Ben de Müslüman’ım.” diyor. Yahu bu kadar ayrımcılık olmaz değerli milletvekilleri.

Bakın, biz gerçek dışı konuşuyorsak, buyurun, açın, ilgililere sorun. Yani bir çadır bile…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

90 konuşma daha · 21 Nisan 2010

90 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook