Türkiye cumhuriyeti anayasasının bazı maddelerinin değişiklik yapılması hakkında (s.s.497)
Tunceli Milletvekili ·
Genel Kurul, 95. Birleşim · 4. yasama yılı · 26 Nisan 2010 · 1.171 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma
Kaynak göster
Kamer Genç, 26 Nisan 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 95. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASININ BAZI MADDELERİNİN DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.497)); konuşma 1.171 kelime.
Kamer Genç (Tunceli). “Türkiye cumhuriyeti anayasasının bazı maddelerinin değişiklik yapılması hakkında (s.s.497)”. TBMM Genel Kurulu, 95. Birleşim tutanağı, 26 Nisan 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/kamer-genc-23-2010-04-26-turkiye-cumhuriyeti-anayasasinin-bazi-maddelerinin-degisiklik-yapilmas (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
KAMER GENÇ (Tunceli)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisinin, sendikal faaliyet, örgütlenme hakkında verdiği araştırma önergesinin gündeme alınması konusunda verdiği grup önerisinin lehinde söz aldım. Hepinize saygılar sunuyorum.
Sayın milletvekilleri, aslında tabii, bağımsız bir milletvekili olarak hem Türkiye Büyük Millet Meclisi kürsüsünde hem de maalesef taraflı basın yayının karşısında savunmasız kalmaktayız. Daha önce burada Suat Kılıç yaptığı konuşmada, benim, milletin imanıyla, milletin inancıyla, milletin peygamberiyle dalga geçtiğim biçiminde bir ifade kullandı. Dün bunları ben burada tekzip ettim, aksine, Yüce Peygamberimizin bizim için çok yüce bir değer olduğunu; Peygamberimiz biz Müslümanlara “Ben size iki tane eser bırakıyorum, birisi ehlibeytim birisi de kitabım Kur’an-ı Kerim, buna sahip çıkın.” dedi ve bizim buna inancımızla, davranışımızla, her şeyimizle Yüce Peygamberimizin bu getirdiği kutsallıklara sahip çıkmamıza rağmen ve burada bunu ifade etmeme rağmen basının hepsi Suat Kılıç’ın beyanlarını veriyor, biz milletin karşısında zor duruma düşüyoruz. Böyle bir şey olmaz arkadaşlar yani savunmasız kalıyoruz. Vakit gazetesi çıkıyor, hemen başlık atıyor, işte, “Halkın tasvip etmediği kişi…” Bizi tabii şey gösteriyor.
Ya, ben kimsenin böyle hedef göstermesinden de korkmam. Korksaydım zaten siyaset de yapmazdım ama zaman zaman tabii burada halkın dertlerini, gerçeklerini dile getirdiğim için maalesef AKP Grubu tarafından şiddetle karşı karşıya bırakılmaktayım. Bundan da yine çekinmiyorum, korkmuyorum. Herkes elinden geleni yapabilir ama tabii bu memlekete karşı yapmamız gereken bir görev var.
Şimdi, bir Anayasa değişikliği getirmişler arkadaşlar. Bu getirilen Anayasa değişikliğiyle sendikal faaliyet öldürülüyor. “Memurlar ve diğer kamu görevlileri toplu sözleşme hakkına sahip.” E, peki, kim yapacak o toplu sözleşmeyi? Sendikayı bile kaldırmışsınız. Sonra, “Kamu Görevlileri Hakem Kurulu” diye bir kurul getiriyorsunuz. Kimdir bu? Bu kimdir evvela? Yani bir anayasa… Mademki Kamu Görevlileri Hakem Kurulunu getiriyorsanız bunun kimden teşekkül ettiğini burada belirtmeniz lazım. Yarına siyasi iktidarların eline vereceğiniz bir… Burada bir yasayla da düzenlemeye bırakılmayacak kadar, bana göre, önemli bir husus.
Yine bir Anayasa değişikliğinden bahsediliyor. Burada Anayasa değişikliği üzerinde tartışma yapılmıyor maalesef. Yani bir grubun getirip de burada on dakika konuşması -hiçbir milletvekilinin- iktidar partisi milletvekillerinin aşağı yukarı bütün sözleri kapatmasıyla Anayasa yapılmaz değerli arkadaşlar. Anayasa, çok ciddi bir düzenlemedir. Bu ciddi düzenleme üzerinde çok, enine boyuna tartışılması lazım.
Şimdi, Tayyip Bey Amerika’ya gitmeden önce, Anayasa Komisyonuna gidince dedi ki: “Biz anlaşabiliriz.” “Anlaşabiliriz.” deyince millet de zannetti ki hakikaten anlaşır fakat gitti geldi, “Yok efendim, anlaşmayız.” dedi. Şimdi, yine atıyorlar lafı ortaya, işte Adalet Bakanı “İşte, efendim, uzlaşabiliriz.” Yahu, arkadaş, eğer uzlaşabiliyorsanız bu milleti birbirine kavga ettirmeyin yani hemen bunun adımını atın. Bu Meclisi, işte, on altı saat, on yedi saat burada insanları çalıştırarak, birbirine kavga ettirerek, Parlamentonun görüntüsünü kamuoyunda düşürerek zor duruma düşürecek davranışlarda bulunacağınıza, o zaman aklınızı başınıza toplayın, gelin muhalefetle de konuşun. Bu ülke hepimizin. Bu ülkede var olması gereken doğrular nedir, onları beraber konuşalım, bu işte birlikte hareket edelim.
E şimdi, yani, neyi şey ediyorsunuz? Bir diktatörlüğe heves etmek kime ne fayda getirebilir arkadaşlar? Kime ne… Yani, Tayyip Bey “Ben diktatör olacağım…”
AHMET YENİ (Samsun)Kim dedi öyle bir şeyi? Kim söyledi?
KAMER GENÇ (Devamla)Yahu, Tayyip Bey, senin bir mücadelen yok, senin bir geçmişin yok. Bir İstanbul Belediye Başkanlığı yapmışsın, hakkında aşağı yukarı onlarca dokunulmazlığın kaldırılmasıyla ilgili dosyalar var. E tamam, zengin oldun ama bu zenginliğin de hesabını veremiyorsun. Dolayısıyla yani… Bir İstiklal Savaşı’nı mı kazanmışsın, büyük bir âlim misin? Doğru dürüst bir eğitimin de yok. Peki, neye istinaden sen, geliyorsun “İlle ben diktatör olacağım, Parlamento benim emrimde olacak, efendim, yasama, yürütme benim emrimde olacak, yargı de benim emrimde olacak…” Yahu, böyle bir şey olur mu?
İşte, Adana Belediyesinde yapılan rezalet ortada. Bir belediye başkanı, bileğinin hakkıyla belediye başkanlığını kazanıyor, ondan sonra onları kaybediyor; gidiyor -yüz tane fırıldak çevrilmek suretiyle o arkadaşı görevden alıyorlar- ondan sonra dava açıyor; davanın aleyhine sonuçlanması için maalesef Adalet Bakanlığından kaynaklanan birtakım tezgâhlar var ve tehditler var. Böyle bir devlet olur mu arkadaşlar? Yani, bir Adana Belediye Başkanlığını 5-6 defa kendi bileğinin hakkıyla kazanan bir kişi bu kadar ezilir mi, bu kadar hukuksuzluktan yoksun bırakılabilir mi? İşte Türkiye’de, maalesef burada, Adalet Bakanlığının yaptığı uygulamalar ortada. Bugün -sekiz senedir iktidarda AKP- AKP’nin herhangi bir bakanıyla ilgili veya herhangi bir genel müdürüyle ilgili karar veren bir hâkim yerinde bırakılmış mı? Derhâl bir yerlere kaydırılmıştır, derhâl mağdur edilmiştir, telefonları dinlenmiştir. İşte, Erzincan Cumhuriyet Başsavcısının dört ayı aşan bir süredir orada haksız ve hukuksuz olarak içeride tutulmasına tahammül edilecek bir durum kalmamıştır.
Sayın milletvekilleri, bir başsavcı bu kadar hukuksuzlukla, bu kadar keyfî, bu kadar Anayasa ve hukuk ihlal edilmek suretiyle içeriye alınıyor ve hak arayacak bir merci bulmuyorsa bizlerin evvela, öncelikle halletmemiz gereken bu.
Dolayısıyla burada sabahları toplanıyoruz, “Anayasa, Anayasa” diye bir müzakere etmiyoruz. Bu Anayasa’da boşluklar nedir? Bu uygulamaya konulduğu zaman insanlar… Hakikaten bu Anayasa’da bir hukuk devleti ilkesi mi geliyor, bir dikta rejimi mi geliyor? Bunu önce araştırmamız lazım. Yargının bağımsız olmadığı bir yerde demokrasi olur mu, insan hakları olur mu? İnsanların hak arama özgürlüğünün özgürce yürüyebilmesi için, ondan hukuk çerçevesi içinde, hukuk kuralları içinde bir sonuç alabilmesi için elbette ki bağımsız, tarafsız yargıya ihtiyaç vardır. Yani siyasilerle yargı mensupları arasında çok büyük fark vardır.
Bakın, sayın milletvekilleri, siyaset siyasi düşüncenin baskısı altındadır. Her türlü düşünceyi hiçbir zaman geri çeviremez ama yargı öyle değil. Yargı, Türk milleti adına karar veren o hâkimler uzun zaman o meslekte çalıştıkları için edindikleri bir kültür, bir ahlak, bir davranış biçimi vardır. Yani belki başlangıçta keyfî olabilirler, bir iki tane keyfî karar verebilirler ama onlar daima hukuku uygularlar. Onun için bana göre bu konuları şey ederken yani bir ülkenin yararı için söz konusu olması gereken şartlar neyse, düzenlemeler neyse onları yapmak lazım.
Şimdi, burada Anayasa müzakerelerini yapıyoruz, bakıyorum, basın gidiyor -Tayyip Bey masaya getirmiş iki üç tane klasör evrakı koymuş- ya bakın, görüyorsunuz ya vatandaşlar, Tayyip Bey gelmiş Mecliste hem Anayasayı şey ediyor hem de Hükûmet işlerini yapıyor diyor. Yani bunları çocuk yapmaz. Şurada, biz bilmiyor muyuz ki getiriyor mahsus birkaç tane klasör, masanın üzerine bırakmış, ondan sonra basını da çağırmışlar, milletin gözünde Tayyip Bey’i çok çalışan birisi göstermek lazım. Buna eskiden çocuklar böyle tevessül ederdi. Yahu, bir Başbakan, zaten şimdiye kadar hiç Türkiye’nin içinde gezmiyor ki hep yurt dışında. İşte, bu Anayasa müzakereleri nedeniyle birkaç gündür burada. Neyse, şimdi o da bitince hemen ya Katar’a giderler ya Suudi Arabistan’a. Dolayısıyla, burada, yurt dışından getirdikleri pek fazla bir davranışları da yoktur.
Şimdi, değerli milletvekilleri, Türkiye’de önemli olan, en sıkıntılı sorunlar neyse onların üzerine gitmek lazım. Şimdi bakın, işçi meselesini, Türkiye’de sendikacılığı öldürdünüz. Güvenlik ve temizlik meselelerinde ne yaptınız? Eskiden, kamu görevinde çalışan güvenlik mensupları devletten maaş alıyorlardı, “hademe” dediğimiz o temizlik işçileri devletten maaş alıyorlardı. Bunları ne ettiniz? Özelleştirdiniz. Kime verdiniz? Taşeronlara verdiniz. Taşeronlar kim? Sizin yandaşlarınız. Dolayısıyla, orada yüz binlerce insan çok büyük bir ekonomik sıkıntı içinde ya güvenlik görevlisi veyahut da temizlik işçisi olarak çalışıyor. Bunların hiç birisinin sendikal hakları yok. Dün bana telefon eden en azından 400 tane işçi var “Efendim, biz sendikaya kaydolmak istiyoruz…” Hemen hepsinin görevine son vermişler. Peki, ne olacak? Yani insanları temizlik işinde çalıştıracaksınız, güvenlik işinde çalıştıracaksınız, ayda 500 milyon-600 milyon para vereceksiniz, bu insanları insanca yaşama hakkından mahrum edeceksiniz, ondan sonra da sendikal hakkını vermeyeceksiniz ve ondan sonra da “Bu memlekete biz çok iyi şeyler yaptık.” diyeceksiniz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
100 konuşma daha · 26 Nisan 2010