Enerji ve tabii kaynaklar eski bak. m. cumhur ersümer ve zeki çakan hk (s.s.622) (9/4,7)
Ordu Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 114. Birleşim · 2. yasama yılı · 13 Temmuz 2004 · 819 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma
Kaynak göster
Kazım Türkmen (CHP), 13 Temmuz 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 114. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR ESKİ BAK. M. CUMHUR ERSÜMER VE ZEKİ ÇAKAN HK (S.S.622) (9/4,7)); konuşma 819 kelime.
Kazım Türkmen (CHP, Ordu). “Enerji ve tabii kaynaklar eski bak. m. cumhur ersümer ve zeki çakan hk (s.s.622) (9/4,7)”. TBMM Genel Kurulu, 114. Birleşim tutanağı, 13 Temmuz 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/kazim-turkmen-22-2004-07-13-enerji-ve-tabii-kaynaklar-eski-bak-m-cumhur-ersumer-ve-zeki-cakan-hk (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
KÂZIM TÜRKMEN (Ordu)Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 622 sıra sayılı Meclis soruşturması komisyonu raporuna ilişkin görüşlerimi açıklamak için söz almış bulunuyorum; bu duygularla, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Mustafa Cumhur Ersümer, bakanlığı sırasında, enerji ve doğalgaz anlaşmalarında, Türkiye aleyhine anlaşma ve uygulamaların yapılmasına yol açtığı, devlet alım ve satımına fesat karıştırdığı; ayrıca, Cumhur Ersümer ve Zeki Çakan'ın, bakanlıkları sırasında uyguladıkları yanlış ve usulsüz enerji politikalarıyla, ilgili kurum ve kuruluşların uyarılarını dikkate almayarak, kamuyu zarara uğrattıkları, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünde usulsüz uygulamalara onay verdikleri ve bu suretle görevi ihmal ve görevi kötüye kullanma fiillerini işledikleri; komisyonumuzun, titizlikle yürüttüğü ve gerektiğinde altkomisyonlar oluşturup, uzmanlardan yararlandığı, gerektiğinde mahallinde tespit ve değerlendirmelerde bulunduğu çalışmalar sonucunda anlaşılmıştır. Yapılan çalışmalarda, soruşturma konusu, enerji boyutu, BOTAŞ boyutu, Devlet Su İşleri ve uluslararası ikili anlaşmalar boyutu olmak üzere, üç boyutta sürdürülmüş, tesis edilen eylem ve işlemlerin her bir boyutu ayrı ayrı ele alınarak belirlenen evrelerde gerçekleştirilmiştir.
Yaptığımız çalışmalarda, başta, enerji ve özellikle Mavi Akım Projesi olmak üzere, devletin olumsuzluğu adına, birkısım somut veriler elde edilmiştir.
Mavi Akım, Türk-Rus ilişkileri içerisinde, özellikle Rusya açısından önemli bir projedir; fakat, Türkiye'nin, daha çok Rusya lehine olan bu projelerin anlaşmasını imzalarken, gerekli pazarlıkları yapmadığı görülmüştür. Türkiye'nin, Mavi Akım karşılığında pazarlık yapabileceği unsurlar yeterince mevcuttur. Bu hususlar, Rusya'nın Bakü-Ceyhan'a katılımının sağlanması veya Trans-Hazar hattına Rusya'nın karşı çıkışının engellenmesi olabileceği gibi, aynı zamanda, Rusya lehine olan dışticaret dengemizi daha da bozacak olan bu tablonun düzeltilmesi için Rusya'yla daha elverişli ticaret yapma şartlarının getirilebileceği açıktır; ancak, gözüken o ki, bu pazarlıkların hiçbirisi yapılamadığı gibi, Türk doğalgaz politikası da Rusya'nın etkisi altına sokulmuştur.
Rusya Federasyonunun sürdürdüğü doğalgaz lobicilik faaliyetlerinin başarıya ulaşmasıyla, Rusya, sadece Türkiye doğalgaz pazarının yüzde 60'ından fazlasını ele geçirmekle kalmamış, aynı zamanda, Türkiye'ye doğalgaz satmak isteyen Türkmenistan'ı da, ne yazık ki, devredışı bırakmıştır. Rusya, bununla, ayrıca, anlaşmaları imzalanan Azerbaycan ve İran gazının da Türk pazarında sıkıştırılmasına sebep olmuş ve Türkmenleri, doğalgazlarını ucuz fiyatla Rusya'ya satmak zorunda bırakmıştır. Rusya'nın, Türkmen gazını, Kazak sınırında 54 dolar/1 000 metreküpe alıp, aynı miktarı 120 dolardan Avrupa'ya ve başta da Türkiye'ye satabileceği, İstanbul'da gerçekleştirilen "doğalgaz" konulu konferansta ortaya konulmuştur.
BOTAŞ verilerine göre, 2005 yılından itibaren yeni anlaşmalar yapılamaması durumunda, Türkiye, doğalgazda sürekli artan bir açıkla karşı karşıya kalacaktır. Türkiye'nin doğalgaz talebinin bir artış dinamiği içerisinde olacağı doğrudur; ancak, bu miktarın BOTAŞ tarafından belirlenen oranda artması mümkün görülmemektedir. BOTAŞ'ın talep senaryosu hazırlanırken, Türkiye'deki elektrik santrallarının birçoğunun, fabrikaların bir kısmının ve meskenlerin tamamına yakınının doğalgaza geçirilmesi düşünülmüştür; ancak, kendi su kaynaklarına dayanarak elektrik üretimi yapan santralların dahi dışarıdan alınan doğalgaza dönüştürülmesinin stratejik sakıncalarıyla beraber ekonomik olarak da yanlışlığı kesinlikle ortadadır. Diğer yandan, daha, yol, kanalizasyon gibi temel altyapı hizmetlerinden yoksun olan ve doğalgaz altyapı çalışmalarının ne zaman yapılacağı meçhul olan birçok yerleşim biriminin talep hesaplaması içerisinde değerlendirilmesi de son derece hatalı olmuştur.
Bütün bunlardan daha vahim olanı, dışarıdan daha fazla doğalgaz alımının zeminini, altyapısını oluşturmak ve kamuoyuna enerji bunalımı olduğunu benimsetmek adına, barajların boşaltılıp, tam kapasiteyle çalıştırılmasının önlenmiş olduğu, yapılan soruşturmalarda bir gerçek olarak ortaya çıkmıştır. Yani, Türkiye'nin ihtiyacı olan daha çok doğalgazın alınabilmesi konusunda barajların suyunun boşaltıldığı bile bu araştırmalarda ortaya çıkmıştır.
Uluslararası Enerji Ajansının hazırladığı bir raporda da, Türkiye'nin, ihtiyacından çok daha fazla doğalgaz alımına gittiği kesinleşmiştir.
Soruşturmanın Devlet Su İşleri uygulamaları boyutunda da, Mavi Akımdaki aynı olumsuzluğun izlerini görmek mümkündür. Yapılan uygulamalarla, devletin, o günkü kur ve değer üzerinden en az 2 milyar dolar zarar ettirildiği hesaplanmaktadır.
İstisnasız bütün işlerde yüksek oranda keşif artışı yapılmıştır. Keşif artışları barajlarda yüzde 400-696'lara varmıştır. Bazı projelere 2002 yılı keşfi dolmadan ilave keşif artışı verilmesinin sebeplerinin tümüyle politik olduğu düşünülmüştür. Yüzde 30 üzeri keşif artışlarının, temel, tünel gibi zorunlu hallerde verilmesi gerekirken, Proje ve İnşaat Dairesinin 57, İçme Suyu ve Kanalizasyon Dairesinin 20, Barajlar ve Hidroelektrik Santrallar Dairesinin 56 işinde yüksek oranlarda keşif artışı yapılmış ve bazı müteahhitlere ilave işler verilmiştir.
Yapılan işlerin kasıtlı olduğunun en büyük göstergesi, artışların keşif süresi dolduktan sonra verilmesi gerekirken, çoğu ihalede işe başlandıktan hemen sonra yapılmasıdır.
Sayın milletvekilleri, yani, keşif artışları, daha işe başlamadan, ihale hemen sonra yapılmıştır. Nitekim, keşif artışlarında, özellikle müteahhitlere büyük rant sağlayan, kamunun da bir ölçüde zarara uğramasına yol açan kalemlerin poz numaraları değiştirilmiştir..
Örneğin, Erzurum içmesuyu isale tünel inşaatı kapsamında verilen keşif artışı olurları ve bunların dayanağı mukayeseli keşif özetinde, kaya blonu ve akranj deliği açılması pozu değiştirilerek, yeni pozların artış miktarıyla 17 ilâ 30 kat daha pahalıya mal olmuştur. Sadece Erzurum içmesuyunda poz değişikliğinden dolayı ödenen paranın miktarı 40 trilyonun üzerindedir.
Eğer, bu keşif artışları kapsamındaki işler ihaleli olarak yapılmış olsaydı, ihaleli işlerin indirim oranlarının yüzde 40-50 civarında olduğu gözönüne alındığında, devlet en az 2 milyar dolar zarar etmemiş olacaktı
29 baraj ve hidroelektrik santralı inşaatı ihalesiz verilmiştir. Baraj deneyimi hiç olmayan firmalara iş verilmiştir.
Devlet Su İşleri, gerçek verileri ve maliyetleri yansıtmayan keşiflere dayanarak öngörülmeyen giderler kaleminden, su boşaltma ve ağaç kesme gibi işlere ve bu kalemde yer alan miktarın çok üstünde ödemeler yapılmıştır. Temel sondajları ve jeolojik etütler yetersiz olduğundan, firmalar, balçık zeminlerle, yeraltı sularıyla karşılaşıldığı, heyelan yaşandığı gerekçesiyle keşif artışı almışlardır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
15 konuşma daha · 13 Temmuz 2004