Birleşmiş milletler teşkilatı kalkınma proğramı başkanlığına seçilmesi nedeniyle milletvekilliğinden istifası hk.
İstanbul Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 97. Birleşim · 3. yasama yılı · 11 Mayıs 2005 · 1.067 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Kemal Derviş (CHP), 11 Mayıs 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 97. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: BİRLEŞMİŞ MİLLETLER TEŞKİLATI KALKINMA PROĞRAMI BAŞKANLIĞINA SEÇİLMESİ NEDENİYLE MİLLETVEKİLLİĞİNDEN İSTİFASI HK.); konuşma 1.067 kelime.
Kemal Derviş (CHP, İstanbul). “Birleşmiş milletler teşkilatı kalkınma proğramı başkanlığına seçilmesi nedeniyle milletvekilliğinden istifası hk”. TBMM Genel Kurulu, 97. Birleşim tutanağı, 11 Mayıs 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/kemal-dervis-22-2005-05-11-birlesmis-milletler-teskilati-kalkinma-programi-baskanligina-secilmesi (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
KEMAL DERVİŞ (İstanbul)Sayın Başkan, çok değerli milletvekili arkadaşlarım; bugün, gerçekten, biraz karışık hislerle sizlere hitap ediyorum. İki yıldır birlikte çalışıyoruz; tabiî, özellikle Cumhuriyet Halk Partili arkadaşlarla; fakat, diğer bütün milletvekili arkadaşlarla birlikte komisyonlarda. Yeni yeni dostluklar oluştu, birliktelikler oluştu; birlikte sanıyorum önemli işler yaptık ve sizlerden ayrılmak kolay değil. Türkiye'den de ayrılmıyoruz tabiî; ama, geçici olarak, işin merkezi New York'ta olduğu için evimizi de taşıyacağız, o da hiç kolay değil; ama, diğer taraftan, şunu sizinle paylaşmak istiyorum:
Gerçekten, bu Birleşmiş Milletler Kalkınma Teşkilatının Başkanlığını, bu yarışı Türkiye olarak kazandık. Ben, bu yarış sürecinde hepinizin desteğini hissederken, özellikle, daha büyük bir güçle yarışabildim ve hakikaten, Türkiye olarak yarıştığımızı gördüm, diğer ülkeler de gördüler, Birleşmiş Milletler de gördü ve bu, sanıyorum hepimize şöyle bir fırsat da verdi: Türkiye olarak birliktelik olunca -özellikle dış dünyaya dönük biçimde- çok güçlü olabiliyoruz. İnanın ki, tabiî ki deneyimlerim var, kişisel deneyimlerim var, geçmişte kazandığım tecrübeler var, yaptığım işler var; fakat, diğer adaylar da güçlü adaylardı, saygın adaylardı, güçlü ülkelerden geliyorlardı; Japonya gibi, İngiltere gibi, Norveç gibi; fakat, Türkiye'nin dünyada özel bir konumu var. Türkiye, hem Müslüman dünyasına üye bir ülke hem Avrupalı, hem Avrupalı hem NATO üyesi, hem gelişmekte olan ülkelerin dünyasında bir aile ferdi olarak gözüken bir ülke. Gerçekten, Türkiye dünyaya kucağını açtığı zaman, Türkiye dünyadaki diğer insanlarla el ele çalışmak istediği zaman gücümüz çok artıyor ve Türkiye'nin dünyadaki hem yerini hem dünyanın Türkiye'ye gereksinimini daha iyi görebiliyoruz. Bu yarışma, biraz da bunu görmeme fırsat oldu. Dolayısıyla, bu yeni işe daha büyük bir heyecanla başlıyorum; çünkü, hakikaten, Türkiye'nin bu işlevini, bu özel yerini dünyada, belki orada, Birleşmiş Milletlerde 191 ülkenin bir araya geldiği Genel Kurulda ve diğer teşkilatlarda yaşayabileceğim ve buna katkıda da bulunabileceğim.
Sizlere, bugün, çok kısa -gündemdışı konuşmanın süresi, tabiî, kısıtlı- fakat, önemli bulduğum birkaç noktayı vurgulamak istiyorum ve özellikle bakanken biliyorsunuz, ilk bakanken, şurada oturuyorduk, ilk geldiğimde, hatta bir hata yapmıştık, dışarıdan atanan bakan da oy verebilir düşüncesiyle elimizi kaldırmıştık. Dört yıl, ilk başta bakan olarak ondan sonra milletvekili olarak çalıştık. Bu dört yıllık süre içinde tabiî ki, bazı şeyleri öğrendim, deneyimler edindim, bazı önemli noktaları sizlerle çok kısaca paylaşmak istiyorum.
Tabiî, birinci konu, ekonomi. Ekonomi yüzünden geldim, ekonomi yüzünden bakan oldum ve ekonomiden sorumlu bakanlığı onsekiz ay yürüttüm. Kriz dönemiydi; fakat, tabiî, rakamlara baktık, vatandaşla çok konuştuk, olayları daha bir yerinde inceledik ve şunu vurgulamak istiyorum: Kriz, kısa vadeli bir sürecin sonucu değildi. Hele hele kriz, Sayın Cumhurbaşkanı ile zamanın Sayın Başbakanı arasındaki bir tartışmadan doğmadı. Kriz, hakikaten, 90'lı yılların birikiminden ortaya çıkan bir kriz olmuştur. Bütün rakamlara bakın, sadece millî gelir rakamlarına değil, kişi başına düşen millî gelir rakamlarına değil, diğer kalkınmışlık endekslerine bakın, Birleşmiş Milletlerin kalkınmışlık endekslerine bakın. Türkiye, 50'li yıllarda da ilerlemiştir, 60'lı yıllarda kalkınmıştır, 70'li yıllarda, 80'li yıllarda. Bunalım olmuştur, kriz olmuştur; ama, adım adım kalkınmıştır, ilerlemiştir. 90'lı yıllara baktığımız zaman, bu kalkınma tıkanmıştı Türkiye'de. 90'lı yılların rakamlarına baktığınız zaman, 90'lı yıllarda fazla bir ilerlemeyi, maalesef, kaydedemediğimizi göreceksiniz.
Dolayısıyla, 2001 yılı krizi, bu on yıllık, maalesef, kayıp sürenin bir sonucu oldu, yanlış politikaların, yanlış uygulamaların sonucu oldu. Tabiî, kriz, illa da Şubat 2001'de olmayabilirdi, Mayıs 2001'de olabilirdi veya biraz daha erken olabilirdi, hatta, belki, eylül ayına kadar olmayabilirdi; ama, mutlaka sonunda olacaktı. Çünkü, 90'lı yılların uygulaması, ekonomi politikası, gerçekten hatalı, kısa vadeye dönük, her an kısa vadeli hedefleri takip eden, uzun vadeyi görmeyen, hesaba katmayan ve uzun vadeli bir çalışmayı içermeyen bir ekonomi politikasıydı. Bunun, tabiî, önemli siyasal nedenleri vardı.
Ben, bakan olduğumda merak ettim, benden önceki Hazine bakanlarının ortalama süresine baktım, dokuz aymış. Şimdi, dokuz ayda bir, bir kuruluşun başı değişirse, o kuruluş başarılı olamaz. Hiç birimiz... Herhangi bir yeni işe geldiğimizde -eminim, aynı görüştesiniz- ilk üç dört ay ancak öğreniyoruz işi, yavaş yavaş işe sahip oluyoruz, ondan sonra gerçekten verimli olmaya başlayabiliriz. Dolayısıyla, dokuz ayda bir bakan değiştiren bir yılda bir, bazen altı ayda bir hükümet değiştiren bir ülkede, etkili, uzun vadeye dönük bir ekonomi politikasının olması mümkün değildi ve çok kısa vadeli işler yapıldı, çok olmayan bir kaynak dağıtılmaya kalkışıldı kısa vadeli siyasal hesaplarla ve sonu, tabiî, çok ciddî, hepimizin ağır bedel ödediği bir kriz oldu.
Şimdi, bunu önlemek için; yani, ileride bunun bir daha yaşanmaması için, hakikaten, daha uzun vadeli düşünüp, uygulamaları, politikaları, önlemleri, uzun vadeli bir perspektif içinde almanın önemini vurgulamak istiyorum bugün çok kısaca.
Burada, tabiî, bağımsız kurulların da önemli bir işlevi var. Şuna inanıyorum ki, başarılı uygulamalar oldu. 2001 yılından sonra, benim de dahil olduğum hükümet, reformlar konusunda çok başarılı bazı adımlar attı, ondan sonra gelen hükümet de başarılı adımlar attı; fakat, acaba, Türkiye, otuz yıldır, yüzde 70 düzeyinde, ortalama yüzde 70 düzeyinde devam eden enflasyonu, gerçekten, bağımsız bir Merkez Bankası olmasaydı, aynı biçimde, bugün, yüzde 7'lere, 8'lere çekebilir miydi; sanmıyorum; çünkü, hepimiz insanız, ben de bakanken, Merkez Bankası Başkanına "Süreyya Bey, bu faizler çok yüksek, bence biraz daha hızlı indirmekte yarar var" diye telefon açtığımı, konuştuğumu hatırlıyorum. Merkez Bankası Başkanı da "Sayın Bakanım, biz, aynı fikirde değiliz; para politikasından biz sorumluyuz, şu anda düşürmeyeceğiz" yanıtını verdi. Eskiden bu mümkün değildi; Merkez Bankası bağımsız olmasaydı, bu yanıtı veremezdi; yani, bu bir örnek. Diğer konularda da bu geçerli; enerji konusunda, bankacılık konusunda... Bu, şey anlamına gelmez, bağımsız kurullar veya bağımsız Merkez Bankası hiçbir zaman hata yapmaz anlamına gelmez tabiî, onlar da hata yapabilir; ama, bu kurulların bağımsızlığı ve yasadaki belirlenen hedefler doğrultusunda, kısa vadeli siyasetten ayrı biçimde çalışmaları, gerçekten, uzun vadeli kalkınmamız için ve Türk insanının uzun vadeli mutluluğu için çok önemli. Tabiî ki şeffaf olmaları gerekir, tabiî ki hesap vermeleri gerekir, tabiî ki siyasetten gelen sorular veya sivil toplumdan gelen sorulara yanıt vermeleri gerekir; ama, yasalarda belirtilen özerklikleri çerçevesinde, uzun vadeli kalkınma ve ekonomik istikrar hedeflerine, istihdam olsun, para politikası olsun, enerji olsun, herhangi bir konuda olsun, bu uzun vadeli yaklaşımın bence önemli bir boyutudur. Buradaki dengeyi, tabiî, sizler, zaman içinde daha iyi ayarlayacaksınız, eminim; ama, bu uzun vadeli perspektifi, sanıyorum, unutmamak gerekir. Türkiye, 2001 krizine, on yıllık, kısa vadeli hesaplar ve hep kısa vadeyi amaçlayan politikalar yüzünden girdi.
Sürem bitmek üzere. İkinci önemli bir konu, tabiî, son iki yıl boyunca, Avrupa Birliği konusunda birçok arkadaşla birlikte çalıştık; komisyonlarda, Avrupa Birliği Karma Komisyonunda, Cumhuriyet Halk Partisinin Avrupa'daki sosyaldemokrat kuruluşlarla, yandaş partilerle olan çalışmalarında. Çok kısaca, bu Avrupa Birliği konusuna değinmek istiyorum.
Avrupa Birliği, Türkiye'nin kırk yıl da değil, belki yüzelli yıllık bir macerası, bir hedefi. Gelişmiş ülkelerin ailesine katılmak, gerçekten kalkınmış, refah içinde yaşayan bir toplum olmak ve aynı zamanda özgürlük içinde bir toplum olmak, esas hedef o tabiî, ve...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
52 konuşma daha · 11 Mayıs 2005