İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 35. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

Vergi barışı kanun tasarısı

Kemal Sağ

Adana Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 35. Birleşim · 1. yasama yılı · 20 Şubat 2003 · 809 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma

Kaynak göster

Kemal Sağ (CHP), 20 Şubat 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 35. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: VERGİ BARIŞI KANUN TASARISI); konuşma 809 kelime.

Kemal Sağ (CHP, Adana). “Vergi barışı kanun tasarısı”. TBMM Genel Kurulu, 35. Birleşim tutanağı, 20 Şubat 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/kemal-sag-22-2003-02-20-vergi-barisi-kanun-tasarisi (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA KEMAL SAĞ (Adana)Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Vergi Barışı Yasasının "kesinleşmemiş veya dava safhasında bulunan kamu alacakları" hakkındaki 3 üncü maddesi üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi adına söz almış bulunuyorum; sözlerime başlarken, şahsım ve Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Madde hakkındaki görüşlerime geçmeden önce, uygulamadan gelen bir maliyeci olarak, adı ne olursa olsun, vergi affına ilişkin görüşlerimi, kısaca, tekraren belirtmek istiyorum.

Bugüne kadar, cumhuriyet döneminde, yaklaşık 30 adet vergi affı yasası çıkmıştır. Demek ki, ortalama, her iki yılda bir af yasası çıkarılmıştır. İktidarların, genellikle, oy kaygısı ve seçmene sempatik görünme arzusuyla çıkarılan bu af kanunlarının hiçbirisi hedeflenen fiskal ve sosyal amaca ulaşamamış; buna karşılık, vergiye ilişkin ödevlerini iyi vatandaşlık anlayışıyla zamanında ve tam olarak yerine getiren mükellefler üzülmüş, iyi niyetli olmayan mükelleflere, maalesef, bu kanunlarla pirim verilmiş, verginin zamanında ödenmemesi, kasıtlı olmasa da teşvik edilmiştir. Günü kurtarma amacına yönelik olarak çıkarılan bu tür kanunlar, maliye açısından gelecek dönemleri, ne yazık ki, menfi yönde ipotek altına almıştır.

Hakkında söz aldığım 3 üncü madde, bilindiği gibi, mükellef ile vergi dairesi arasında meydana gelen ihtilafla ilgilidir. Bu konuda uygulamada karşılaştığım ciddî bir sorunu dile getirmek zorundayım.

Vergi mahkemelerinde idare ile mükellef arasındaki vergi ihtilaflarına ilişkin açılan davaların yüzde 90'ı idare aleyhine sonuçlanmaktadır ve maalesef, kaybedilen bu davaların hemen hemen tamamı, sorumluluk kaygısıyla, yetkililer tarafından otomatikman temyiz edilmektedir. Bunun temel nedeni, davalardan hangi hallerde vazgeçileceğine dair, net ve objektif kriterlerin mevcut olmaması ve taşra teşkilatındaki vergi dairesi müdürlerine, gelir müdürlerine ve defterdarlara açıkça yetki verilmemiş olmasıdır. İhtilaflı dosya sayısının kabarık olmasının en önemli nedeni budur. Eğer gerçekçi bir çözüm aranıyorsa, önce bu konu halledilmelidir; çünkü, yetkili konumdaki bu insanlar, haklarında soruşturma açılacağı endişesiyle, mükellefin haklı olduğu açıkça belli olan davalarda bile, temyizden vazgeçme yetkisini kullanmaktan kaçınmaktadırlar.

Bundan böyle, yeni bir af yasası çıkarılması yerine, öncelikle görevlilere ihtilafları daha kolay nasıl çözebileceklerine ve mükelleflerin açıkça haklı olduğu ihtilaflarda davadan nasıl vazgeçebileceklerine dair net ve objektif kriterler getirilmeli ve açıkça yetki ve güvence verilmelidir.

Gelelim 3 üncü maddeye; 3 üncü maddede yapılan düzenlemeyle, söz konusu ihtilaflı dosya sayısının azaltılması amaçlanmış olup, henüz kesinleşmemiş veya dava safhasındaki kamu alacaklarıyla ilgili olarak mükelleflere ödeme kolaylığı hedeflenmiştir.

Bu maddeye ilişkin olarak önemli bulduğum bir haksızlığı, adaletsiz bir uygulamayı yüksek huzurlarınızda dile getirmek istiyorum.

Maddenin birinci fıkrasında, birinci derece mahkeme olan vergi mahkemesi, ikinci fıkrasında da ikinci derece mahkeme olan bölge idare mahkemesi ve Danıştay ele alınmaktadır. Birinci derece mahkeme aşamasında, dava henüz vergi dairesi veya mükellef lehine sonuçlanmadığı için, mükellefin ihtilaftan vazgeçmesi, yani, verginin yüzde 50'sini ve TEFE'ye göre hesaplanacak tutarı ödemek şartıyla, af şartlarından istifade eder; ancak, ikinci derece mahkeme aşamasında ihtilaftan vazgeçme halinde iki durum ortaya çıkmaktadır. Birinci durum, ilk derece mahkeme olan vergi mahkemesinde davanın vergi dairesi lehine, yani, mükellef aleyhine sonuçlanmış olması halidir. Burada davacı mükelleftir. Karar tasdik veya tadilen tasdik kararı alınmış ise, tasdik edilen verginin tamamı ile TEFE'ye göre hesaplanacak tutarın ödenmesi halinde, tüm cezalardan vazgeçilecektir. Burada, bir sorun yoktur. İkinci durum ise, ilk derece mahkeme olan vergi mahkemesinde davanın mükellef lehine, yani, vergi dairesi aleyhine sonuçlanmış olması halidir. İşte, burada sorun vardır. Yani, mükellef aleyhine haksızlık burada ortaya çıkmaktadır. Teknik deyimiyle terkin kararı olması halinde, mükellefin bu madde hükmünden faydalanması için, ilk tarhiyata esas alınan verginin yüzde 20'si ile TEFE'ye göre hesaplanacak tutarın ödenmesi şartıyla, verginin yüzde 80'inden vazgeçilmektedir. Tasdik veya tadilen tasdik kararı olması halinde ise, tasdik edilen verginin tamamı ile TEFE oranlarına göre hesaplanacak tutarın ödenmesi şartıyla, cezaların tamamından vazgeçileceği belirtilmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yasanın adı, Vergi Barışı Yasasıdır. Barışın anlamı, iki tarafın rızaen el sıkışmasıdır. Ayrıca, verginin anaprensiplerinden bir tanesi de, adil olmasıdır. Bu, nasıl bir barış ve nasıl bir adalettir ki, idare, yargı organlarının kararının kendi lehinde olması durumunda verginin tamamını talep etmekte, aksi takdirde, yani, mükellefin kazanmış olması halinde ise, başa dönüp ilk tarhiyata esas alınan miktarın yüzde 20'sini istemektedir. O zaman, mükellefin mahkemede kazanmasının ne anlamı kalmaktadır?! Peki, nerede kaldı vergi adaleti?! Bu mu vergi barışı?!

Eğer, mükellefin vergi mahkemelerinde kazanmış olduğu ve vergi idaresince, bölge idare mahkemeleri veya -miktara göre- Danıştay nezdinde temyiz edilmiş bulunan bu davaların bu mercilerce idare lehine bozulması ihtimali düşünülüyorsa, aynı ihtimal mükellefler için de söz konusudur. Durumun böyle olduğu kabul ediliyorsa -ki, başka bir seçenek yoktur- o halde, mükellefin açıkça aleyhine olan bu haksızlık mutlaka giderilmelidir. Yani, mükellef davayı ilk derece vergi mahkemesinde kaybettiğinde verginin tamamı isteniyorsa, mükellef davayı kazandığında da verginin tamamı terkin edilmelidir.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; önemli bulduğum iki hususu vurgulayarak, sözlerimi tamamlamak istiyorum. Birincisi, artık, vergi affı kanunları çıkarılmasından, Maliye Bakanlığı ve hükümetler kesinlikle vazgeçmelidir. Böylece, dürüst ve iyi niyetli vatandaşların üzülmesi önlenecek, iyi niyetli olmayan vatandaşlarımızın ise af beklentisiyle ödememe alışkanlığı yok edilecektir.

İkincisi, eğer, vergi ihtilaflarının artması ve vergi idaresinin kilitlenmesi istenmiyorsa, vergi kanunlarındaki ihtilafa yol açan hükümler bir an önce gözden geçirilmeli, davalardan vazgeçme yetkisi objektif kriterlere bağlanarak, açık ve net bir şekilde maliye teşkilatının taşra görevlilerine verilmelidir.

Teşekkür ediyor; saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

11 konuşma daha · 20 Şubat 2003

11 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook