İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 105. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

İl özel idareleri kanunu tasarısı ile içişleri avrupa birliği uyum ve plan ve bütçe komisyonu raporu (s.s.583)

Kemal Sağ

Adana Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 105. Birleşim · 2. yasama yılı · 23 Haziran 2004 · 1.177 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma

Kaynak göster

Kemal Sağ (CHP), 23 Haziran 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 105. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: İL ÖZEL İDARELERİ KANUNU TASARISI İLE İÇİŞLERİ AVRUPA BİRLİĞİ UYUM VE PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU RAPORU (S.S.583)); konuşma 1.177 kelime.

Kemal Sağ (CHP, Adana). “İl özel idareleri kanunu tasarısı ile içişleri avrupa birliği uyum ve plan ve bütçe komisyonu raporu (s.s.583)”. TBMM Genel Kurulu, 105. Birleşim tutanağı, 23 Haziran 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/kemal-sag-22-2004-06-23-il-ozel-idareleri-kanunu-tasarisi-ile-icisleri-avrupa-birligi-uyum-ve (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA KEMAL SAĞ (Adana)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 583 sıra sayılı İl Özel İdareleri Yasası Tasarısının 37 nci maddesi üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsım adına görüşlerimi açıklamak üzere söz almış bulunuyorum; sözlerime başlarken, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Söz konusu maddeye baktığımız zaman, denetimin amacı şöyle açıklanıyor: "İl özel idarelerinin denetimi; faaliyet ve işlemlerinde hataların önlenmesine yardımcı olmak, çalışanların ve özel idare teşkilatının gelişmesine, yönetim ve kontrol sistemlerinin geçerli, güvenilir ve tutarlı duruma gelmesine rehberlik etmek amacıyla; hizmetlerin süreç ve sonuçlarını mevzuata, önceden belirlenmiş amaç ve hedeflere, performans ölçütlerine ve kalite standartlarına göre tarafsız olarak analiz etmek, karşılaştırmak ve ölçmek; kanıtlara dayalı olarak değerlendirmek, elde edilen sonuçları rapor haline getirerek ilgililere duyurmaktır." Bu tanım, tasarıyı hazırlayan anlayışın olaylara, bu arada denetim olayına bakış açısını yansıtmaktadır.

İl özel idarelerindeki mevcut denetim yapısı, üçlü bir özellik arz eder. Var olan denetim işleyişinin birinci ayağını oluşturan mülkiye müfettişleri ve ikinci ayağını oluşturan mahallî idareler kontrolörlerinin gerçekleştirdiği denetim, yolsuzlukların yaşanmasında hem caydırıcı etki yapmakta hem de bir yolsuzluk varsa, ilgililerin hesap vermesinin önü açılmaktadır.

Denetimin üçüncü ayağını oluşturan Sayıştay ise, yıllık hesapları incelemektedir. Sayıştayın, bir yerel yönetim organı olan il özel idarelerini denetleme işlevini tam olarak yerine getirmesini beklemek, doğrusu, biraz hayalcilik gibi gözüküyor. Zira, şimdiki yapı ve sorumluluk yetkisiyle, denetlemekle yükümlü olduğu kurumları bile denetleyemeyen Sayıştayın il özel idarelerini denetlemesini beklemek, doğrusu mümkün değildir. Yoksa, Sayıştayın yerine getiremeyeceği denetim, özel kuruluşlara mı yaptırılacaktır? Sayıştayın yapacağı veya yaptıracağı denetimler, yolsuzlukları önlemekte, ortaya çıkarmakta acaba ne kadar etkili olacaktır?

Tüm bu nedenlerle, üçlü denetim yapısında bile zaman zaman yolsuzluk iddiasının gündeme geldiği bir süreçte, madde tanımında ve gerekçesinde belirtildiği gibi, denetimi, performans denetimine indirgemek yanlışların en büyüğü olabilir. Gerekçede dile getirilen "öngörülen yeni denetim sistemiyle, idarenin ve çalışanların hatalarını bulma yönünde yoğunlaşan denetim anlayışına son verilmektedir" görüşü bence ürkütücü bir vurgulamadır. Denetimdeki amaç, ne zamandan beri ve hangi demokraside, idarenin ve çalışanların hatalarını bulmama şeklinde belirlenmiştir?! Bir diğer anlatımla, denetim, hangi toplumlarda, hataları kapatma olarak algılanmaktadır ve gerçekleştirilmektedir?! Lütfen, birileri çıkıp bizi aydınlatırsa memnun olacağız.

Gelişmiş ülkelerde ve demokrasilerde bile, denetim, devlet işleyişinin en önemli mekanizması olarak karşımıza çıkarken, bizim denetimden vazgeçme gibi bir lüksümüz olabilir mi. "Performans denetimi" adı altında, denetim sistemini, yalnızca performans tespitine indirgeyen mantığın yasalaşması, bugün için de yarın için de olumsuz bir işaret gibi gözüküyor. Yılların birikim ve deneyimine sahip olan müfettişlik ve teftiş kurumlarının ortadan kaldırılması, uluslararası yolsuzluk listesinde hatırı sayılır yerde bulunan ülkemizi, acaba ne duruma getirecektir, bunu düşünmek bile istemiyorum.

Yine, madde gerekçesinde yer alan "yapılacak denetim faaliyetleriyle, muhtemel hata alanları tespit edilerek il özel idaresi yönetimi ve çalışanlar hata yapmadan önce eğitilecek ve uyarılacaktır. Denetim daha çok gelecek yönelimli ve hizmetlerin yürütülmesindeki süreçlerin kontrolü şeklinde olacaktır" ifadesi, tasarıyı hazırlayanların olayı ne kadar basite indirgediğini gözler önüne seriyor. Denetimi, yalnızca performans denetimine indirger, bu kadar basit görürseniz, tabiî ki, bu mantık da normaldir.

Değerli milletvekilleri, işlerin belirlenen kurallara bağlı olarak daha çok verimle yürütülmesi için, performans denetimi şarttır; ben buna karşı değilim, biz buna karşı değiliz; ama, denetim, yalnızca, daha verimli ve kurallara bağlı çalışma ortamını sağlamak, iyi niyetle yapılan hataları ve eksiklikleri tespit etmek değildir. Öyle olsaydı, Yüce Meclis, bir süreden beri aldığı bir dizi Yüce Divana gönderme kararlarını herhalde almazdı; çünkü, yapılanlar hata ve eksiklik kabul edilir, bir daha yaşanmaması için, bu tasarıda belirtildiği gibi, eğitim çalışmaları ve uyarılarla geçiştirilirdi; ama, Yüce Meclis, geçmişte yaşananları birer hata olarak algılamadı, suç unsuru olarak kabul etti ve ilgililerin yargılanmasını talep etti. Bu olayları Yüce Meclise kadar getiren süreç, bugün görmezden gelinmek istenen denetim mekanizmasıdır. Siz, bu mekanizmayı ortadan kaldırırsanız, yolsuzluk, usulsüzlük, görevi suiistimal ve görevi kötüye kullanma gibi suçları bir daha göremeyeceksiniz; olmadığı için, yaşanmadığı ve bir daha da olmayacağı, yaşanmayacağı için değil, ortaya çıkaracak sistemi ortadan kaldırdığınız için göremeyeceksiniz.

Tasarı gerekçesinin diğer bir bölümünde, denetimin bir başka amacı şöyle açıklanıyor: "Denetim faaliyetlerinde öngörülen ikinci amaç ise, faaliyetlerin ve sonuçlarının mevzuata, kurumsal strateji ve başarı ölçütleriyle hedeflere, ulusal politika ve standartlara uygunluk açısından değerlendirilmesi ve raporlanmasıdır." Bu açıklama, denetimden ne anlaşıldığını ve/veya ne anlaşılmak istendiğini anlatmaya yetiyor.

Değerli milletvekilleri, burada, yasama gibi, önemli, bir o kadar da kutsal bir görevi yerine getirmeye çalışıyoruz. Yasama görevini yerine getirirken, çok dikkatli olmak zorundayız, neyi, niçin yaptığımızı iyi bilmek durumundayız. İl özel idarelerinin denetimini öngören yeni yasal düzenlemeyi gerçekleştirirken, var olan gerçekleri yok sayamayız. Yok sayarak atacağımız her adım, ileride, en azından vicdanen hesap vermemizi gündeme getirecektir. İktidarın önerisi olarak gündeme getirilen ve bugün, iktidarın parmak sayısı çokluğuyla büyük olasılıkla yasalaşacak olan bu tasarıyı hazırlayanlar, ülkeyi güllük gülistanlık olarak görmeye, göstermeye çalışmaktadırlar. Soruyorum sizlere, bu ülkede yolsuzluklar, usulsüzlükler, görev suiistimalleri yaşanmamış mıdır?! Yine, soruyorum sizlere, bu ülkede yolsuzluklar, usulsüzlükler ve görev suiistimalleri yaşanmayacak mıdır?! İktidar bunun kefili midir? Bize nasıl bir güvence veriyor ki, bir daha yaşanmayacağına inanalım?

Devlet işi ciddî bir iştir. İyi niyetlere dayalı tahmin ve hoşgörülerle devlet yönetilemez; çünkü, hiçbir suç, bilmeden, iyi niyete dayalı olarak, hatalarla işlenmemektedir. Hele, yolsuzluk ve usulsüzlük, görevi kötüye kullanma ve görevi suiistimal suçları asla bu kapsamda değerlendirilemez. Yaşanan gerçekler gösteriyor ki, tüm bu suçların altında çıkara dayalı ilişkiler yatmaktadır. O nedenle, siz, kalkıp, çıkara dayalı bir suçu performansa dayalı bir hata olarak değerlendiremezsiniz; o nedenle, siz, kalkıp, çıkara dayalı suçları hoşgörüyle yaklaşıp, hatta yok sayıp görmezden gelemezsiniz.

Değerli milletvekilleri, ülkemizin yaşadığı son yirmi yıllık süreçte yaşananlar, denetimin ne kadar vazgeçilmez ve gerekli olduğunu göstermektedir. Bugün, huzurlarınızda, bugüne kadar başarı ve özveriyle çalışarak çok sayıda yolsuzluk ve usulsüzlüğü ortaya çıkaran, ilgililerin yargıda hesap vermesini sağlayan teftiş kurullarına ve müfettişlere bir kez daha özellikle teşekkür etmek, onları buradan kutlamak istiyorum. Yolsuzluk iddialarıyla dolu yığınlarca dosyanın işlem için beklediği böyle bir süreçte denetimi ortadan kaldırmak, cesaretten de öte, gerçekleri görmezden gelmektir; bir diğer anlatımla -dilim varmıyor; ama- denetimden, denetlenmekten kaçma girişimidir. Aklıma, ister istemez, acaba, AKP İktidarı denetimden mi kaçıyor diye sormak geliyor. Zira, Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu Tasarısı, Kamu Yönetimi Temel Yasası Tasarısı ve huzurunuza getirilen İl Özel İdareleri Kanunu Tasarısıyla, uzun yıllara dayalı bir deneyim ve birikime sahip denetim sistemi yok edilmeye çalışılıyor. Yerine getirilen ve getirilmek istenilen ise, bir nevi, denetlenmeme yasa tasarılarıdır. Soruyorum buradan, AKP İktidarı denetlenmek istemiyor mu?

Değerli milletvekilleri, AKP'nin denetlenmek istenmediğinin bir başka kanıtını sizlerle paylaşmak istiyorum.

AHMET YENİ (Samsun)Denetlemeyi, hep beraber, sizlerle yapıyoruz.

KEMAL SAĞ (Devamla)Ona da geleceğim efendim, açıklayacağım.

Denetim sistemimizin vazgeçilmez unsurlarından biri de, Türkiye Büyük Millet Meclisindeki denetimdir. Yani, biz milletvekillerinin, soru önergeleriyle iktidarı denetlemesidir. Bu görev de, tabiî ki, en çok, Anamuhalefet Partimize düşmektedir. Ben bir milletvekili olarak, denetim amacıyla birçok soru önergesi verdim, vermeye de devam edeceğim; ancak, önemli konularda, önemli sorularla dolu önergelerimizin bir bölümüne, iktidar mensuplarından yanıt dahi alamamaktayız. Denetimin yapılması ve doğruların ortaya çıkması amacıyla yöneltilen sorulara yanıt vermemek, denetim kapısını kapatmak değil midir?!

Bütün bunlar göstermektedir ki, AKP, her kademede denetimi saf dışı bırakmakta, gerçek denetim ağından kurtulmakta kararlıdır. Özünde yapılmak istenilen, denetimsiz bir kamu yönetimi ve devlet idaresidir. Böyle bir yönetim biçiminin adı da, çağdaş yönetim olamaz. Zira, en gelişmiş demokratik yönetim, tüm kurumları ve kurallarıyla kendi kendini denetleyebilen bir yönetimdir.

Sözlerimi tamamlarken, kendi kendini denetleyen, yolsuzluk ve usulsüzlüklere geçit vermeyen, daha gelişmiş demokratik ortamda yaşama dileğiyle, hepinizi selamlıyor, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

37 konuşma daha · 23 Haziran 2004

37 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook