6/317 sayılı sözlü soru ile ilgili
İzmir Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 23. Birleşim · 2. yasama yılı · 3 Aralık 2003 · 851 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma
Kaynak göster
Mehmet Aydın (AK Parti), 3 Aralık 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 23. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 6/317 SAYILI SÖZLÜ SORU İLE İLGİLİ); konuşma 851 kelime.
Mehmet Aydın (AK Parti, İzmir). “6/317 sayılı sözlü soru ile ilgili”. TBMM Genel Kurulu, 23. Birleşim tutanağı, 3 Aralık 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-aydin-22-2003-12-03-6-317-sayili-sozlu-soru-ile-ilgili (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
DEVLET BAKANI MEHMET AYDIN (İzmir)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Ankara Milletvekili Sayın Yakup Kepenek Beye, bu sorusundan dolayı teşekkür ediyorum.
İzin verirseniz, önce, durumun hukukî yanını anlatan bir iki cümle okuyacağım. Sayın Mehmet Nuri Yılmaz, Diyanet İşleri eski Başkanımız, Diyanet İşleri Başkanıyken, Diyanet İşleri Başkanlığında 36 yıl -tekrar ediyorum, 36 yıl- hizmet etmiş ve kanunun öngördüğü hizmet süresini doldurduğunu beyan ederek, 14.3.2003 tarihli dilekçesiyle ve kendi isteğiyle, emekliliğini istemiştir. Bu isteği, 14.3.2003 tarihinde uygun görülmüştür ve söz konusu emeklilik onayı da, yine 19.3.2003 tarihinde tebellüğ edilmiş Diyanet İşleri Başkanı tarafından ve böylece emekli olmuştur. Dolayısıyla, hukukî prosedür budur, kendi rızasıyla dilekçesini vermiştir ve emekli olmuştur; ama, sorunun içerisinde yer alan bir husus, zannediyorum, bu cevabın tatmin edici olmadığını, olmayacağını göstereceği için, birkaç cümleyi de ilave etmek istiyorum.
Bu görev bana verildiği zaman, Diyanet İşleri eski Başkanımızla bir görüşme yaptım. Biliyorsunuz, Diyanet İşleri eski Başkanımız on yıldan fazla bu görevde bulunmuş idi. Bir defa daha, yine izin verirseniz, bu konuda kendi yaklaşımımı dile getirmek istiyorum ve bunu şahsıma da uyguluyorum. Ben, şahsen, bir ülkede, nimetlerin de, külfetlerin de paylaşılmasından yanayım. Eğer, bir görev çok önemliyse, hakikaten, o görevi yapacak başka insanlar da olmalı ve o şerefi onlar da paylaşmalıdırlar; ama, bir görev çok zor ise, çok külfetliyse, yine o külfet de paylaşılmalıdır. Dolayısıyla, makamların ve mevkilerin kimseye baki olmadığı ve hatta, doğrusunu isterseniz, çok uzun süre bunların elde tutulmasının da yararlı olmadığı düşüncesindeyim. Bu, benim temel görüşlerimden biridir ve zaten, bu Bakanlık görevi bana verildikten bir süre sonra, zannediyorum bir ay kadar bir süre sonra, o günkü Sayın Diyanet İşleri Başkanımıza bu konuyla ilgili görüşümü açtım ve kendisine, görevinden dolayı, yaptığı hizmetlerden dolayı teşekkür etmek istediğimi dile getirmiş idim. Onun dışında, Sayın Diyanet İşleri Başkanımız Mehmet Nuri Yılmaz'ı rahatsız edecek bir tek şahsî hareketim, bir tek şahsî davranışım olmamıştır ve "yaptığınız hizmetlerden dolayı teşekkür etme imkânını bana verirseniz memnun olurum" cümlesinin dışında da herhangi bir... Eğer bu baskıysa, ona bir diyeceğim yok; ama, onun dışında siyasî denebilecek herhangi bir baskı söz konusu olmamıştır -bir yıldır ben bu görevdeyim- siyasî denebilecek hiçbir şey olmamıştır, bütün açıklığıyla meydan okuyarak söylüyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar) Hiçbir atamada, hiçbir tasarrufta adaletten ayrılmamışızdır; ama, insanızdır, bu arada çok cüzî kusurumuz varsa, o, bilmediğim, farkında olmadığım bir şeydir belki; ama, bilerek, biz, adaletten ayrılmamışızdır. Her atama büyük bir titizlikle inceleniyor. Sayın Kepenek'in, yine, cümleleri arasında yer alan o ifadeyi de dile getirmek istiyorum. Her aşamada da, bu yeniden yapılanmanın personel ayağını düşünerek hareket ediyoruz.
Sayın milletvekilleri, yapılan atamalara dikkat ederseniz, bu arkadaşlarımız kendi alanlarında son derece başaralı olmuş insanlardır. Mesela, şu andaki, mevcut Sayın Diyanet İşleri Başkanımız iki fakülte mezunudur, hem ilahiyat fakültesi mezunudur hem İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur ve bu arkadaşımız, bugüne kadar, öğretim üyeliği, öğretmenliği ve araştırmacılığı bakımından son derece başarılı bir arkadaşımızdır. Bu meziyetinden dolayı Sayın Diyanet İşleri Başkanımız göreve davet edilmiştir ve uygun prosedürden sonra o göreve gelmiştir. Böyle bir görevi üstlendiği için de -açıkça söyleyeyim- Türkiye'de geniş kesimlerden teşekkür almışızdır. Şu anda iki yardımcısı vardır, her iki yardımcısı da, yine, akademik kariyerden gelmektedir. Birinin aynı zamanda uzun bir Diyanet İşleri tecrübesi, deneyimi vardır. Daire başkanlıkları, yine, böyle düşünülmektedir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKANBuyurun.
DEVLET BAKANI MEHMET AYDIN (Devamla)İki cümlem kaldı Sayın Başkan.
Kısacası, bu görevden, bu işten sorumlu bir bakan olarak, Türkiye'de var olan imkânın en iyisini kullanmayı kendime bir görev sayıyorum; yani, eğer 200 metre koşacaksak, koşabileceksek, bunun denenmesini istiyorum, 50 metreyle, 25 metreyle idare etmenin ülkeye hizmet olmadığını düşünüyorum. Bugüne kadar hep böyle oldu benim hizmet anlayışım ve hizmetteki görev anlayışım bundan sonra da hep böyle olacaktır. Lütfen, başka türlü eksikliklerimiz olursa, bunu bize iletmeyi ihmal etmeyiniz; ki, biz de, yanlış yapıyorsak tashih edelim, düzeltelim.
Dolayısıyla, açıkça söylüyorum, herhangi bir siyasî baskı olmamıştır; ama "hizmetlerine teşekkür ederim" demek baskıysa, ona da söyleyecek bir şeyim yok.
İkinci soruyla ilgili olarak dün burada zaten konuştum. Diyanet İşleri Başkanlığı, her türlü tasarrufunu elindeki teşkilat yasasına göre yapıyor. Diyanet bütçesinin yüzde 85'inden biraz daha fazlası zaten personel harcamalarına gidiyor; dolayısıyla, bu hizmet yürütülürken herhangi bir mezhep ayırımı dikkate alınamaz, alınamıyor; bu, hukuken de ne mümkündür ne de arzu edilir bir şeydir. Her zaman söylüyorum, Diyanet İşleri Başkanlığı, ortalama bir din hizmeti, yani hepimizin "İslam" diye adlandıracağı bir din hizmeti vermeye çalışıyor. Farklı yorumlar bilimsel olarak değerlendirilebilir. Farklı yaklaşımlara saygı duyarız, kurum olarak da saygı duyarız; ama, bunlarla ilgili herhangi bir tasarrufta bulunmak gibi bir uygulamamız yoktur. Şu kadarını söyleyeyim: İlmî konularda yine hiçbir ayırım yapmadan bu farklılıkların bir kısmını dile getirmeye çalışıyoruz. Yani, mesela -dün söyledim, tekrar edeyim- bu sene, geniş ölçüde, Alevî ve Bektaşî kaynaklarının, ana kaynaklarının, temel kaynaklarının edisyon kritiklerinin yapılması, onların ele alınması ve onlarla ilgili bilimsel incelemeler için, nasıl öteki görüşlere -Sünnî görüşlere, öyle diyeyim- herhangi bir ayırım yapmadan hizmet veriliyorsa, buraya da hizmet verilecektir.
Yine, Alevîlik konusunda da, Bektaşîlik konusunda da, başka dinî yorumlar konusunda da, gerek Diyanet İşlerinin bizatihi kendi süreli yayınları içerisinde gerekse de kitaplar halinde yayımlarımız devam edecektir. Bu konuda da herhangi bir ayırım yapmıyoruz; elimizden geldiği ölçüde, o ilmî çalışmaların, adalete, hakkaniyete uygun bir biçimde sürüp gitmesini istiyoruz.
Dinlediğiniz için teşekkür ediyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
24 konuşma daha · 3 Aralık 2003