2005 mali yılı bütçe kanun tas. (3 üncü tur görüşmelerinde ) gümrük müsteşarlığı,sosyal hizm.ve çocuk esirgeme kur.gen.müdürlüğü,diyanet işleri başkanlığı
İzmir Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 36. Birleşim · 3. yasama yılı · 21 Aralık 2004 · 1.981 kelime · yaklaşık 10 dakikalık okuma
Kaynak göster
Mehmet Aydın (AK Parti), 21 Aralık 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 36. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2005 MALİ YILI BÜTÇE KANUN TAS. (3 ÜNCÜ TUR GÖRÜŞMELERİNDE ) GÜMRÜK MÜSTEŞARLIĞI,SOSYAL HİZM.VE ÇOCUK ESİRGEME KUR.GEN.MÜDÜRLÜĞÜ,DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI); konuşma 1.981 kelime.
Mehmet Aydın (AK Parti, İzmir). “2005 mali yılı bütçe kanun tas. (3 üncü tur görüşmelerinde ) gümrük müsteşarlığı,sosyal hizm.ve çocuk esirgeme kur.gen.müdürlüğü,diyanet işleri başkanlığı”. TBMM Genel Kurulu, 36. Birleşim tutanağı, 21 Aralık 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-aydin-22-2004-12-21-2005-mali-yili-butce-kanun-tas-3-uncu-tur-gorusmelerinde-gumruk-mu (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
DEVLET BAKANI MEHMET AYDIN (İzmir)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de, benden önce konuşan arkadaşlarım gibi, Musul'da şehit olan evlatlarımız için, kardeşlerimiz için Allah'tan rahmet diliyorum, yakınlarına başsağlığı ve sabırlar diliyorum.
Ayrıca, Diyanet İşleri Başkanlığımızın bütçesiyle ilgili görüşlerinizden, eleştirilerinizden, önerilerinizden dolayı da hepinize teşekkür etmek istiyorum.
Hepimizin bildiği gibi, Diyanet İşleri Başkanlığı, yasal bir çerçeve içerisinde faaliyet göstermek durumunda olan bir kurum; dolayısıyla, Diyanet İşleri Başkanlığı, görevini, işlevini, elindeki mevcut yasaya göre yapmak durumunda. Bu görev de, herkesin anlayabileceği bir açıklıkla tanımlanmış durumdadır ve bu, ta başından beri böyledir; bir cumhuriyet kurumu olarak, Diyanet İşleri Başkanlığımızın görev alanı, başından beri, açık bir biçimde belirlenmiş durumdadır.
Üç alana inhisar ediyor: Bunlardan biri inanç alanıdır -eski dinî ifadeyle, itikat alanıdır- ikincisi ibadet alanıdır, üçüncüsü ahlak alanıdır. Yani, Diyanet İşleri Başkanlığı, bu üç temel alanda faaliyet gösteren, toplumu aydınlatmaya çalışan, bu gayret içerisinde olan bir kurumdur.
Sayın milletvekilleri, bu alanların özü konusunda, cumhuriyet tarihimiz boyunca hiçbir ciddî tartışma olmamıştır; yani, ibadetin ne olduğu konusunda, itikadın ne olduğu konusunda, temel ahlak ilkelerinin ne olduğu konusunda, tereddüte mahal verecek, tereddüt uyandıracak hiçbir tartışma olmamıştır. Niçin; çünkü, bunların ne olduğu bellidir. İnanç dediğimiz nedir; Allah'a inanmaktır. İnanç dediğimiz nedir; vahye inanmaktır, peygamberlere inanmaktır. İnanç dediğimiz nedir; ölümden sonra hayatın var olduğuna inanmaktır. İnsanlar bunlara inanıp inanmama hürriyetini kullanabilirler; ama, bunlar, İslamın değişmez ilkeleridir.
Şimdi, inancı tarif ederken, imanı tarif ederken, başka birsürü zenginlikle tarif edebilirsiniz, etmişiz de zaten. Yani, "iman nedir" sorusuna "tasdiktir" diye cevap verirsiniz; ama, "tasdik"e ilaveten "sevgi" olarak da tanımlayabilirsiniz. Aynı zamanda, "bu sevginin, bu inancın yapıp etme dünyamıza yansıması" şeklinde de tarif edebilirsiniz. Yine, aynı şekilde "ibadet" dediğimiz zaman bellidir. Hangi kitaba bakarsanız bakın, İngilizce, Fransızca, Almanca yazılmış İslama giriş kitabını, gidelim Bilkent Kütüphanesinden, Orta Doğu Teknik Üniversitesi Kütüphanesinden, ilahiyat fakültesi kütüphanesinden, İslam nedir, İslama giriş adlı bir kitabı alalım, orada İslamın ibadetler konusunda söylediği neyse, bu da evrenseldir. Bu da Pakistan'dan Türkiye'ye, Türkiye'den Mağrib'e, Fas'a değişen bir şey değil; ama, siz namaz denen o ibadet şeklini, o ibadeti fıkhî bir bakımdan da çerçeveleyebilirsiniz; doğrudur bu, tanımlarsınız; ama, ona tasavvufî bir yorum da getirebilirsiniz. Namazla ilgili, oruçla ilgili, hacla ilgili o kadar manevî, ruhanî, tasavvufî güzel yorumlar vardır ki, onlar da bu inancın bir zenginliği ve genişliğidir; ama, namaz vardır, oruç vardır, zekât vardır. Önemli olan, evvela, esasın kabul edilmesi ve sonra o esasla ilgili, her insanın iç dünyasının zenginliğine bağlı olarak birtakım yorumların yapılmasıdır. Yorumlar muhteliftir; ama, öz birdir, esas birdir. Dinle ilgili hangi türden konuşmayı ve tartışmayı öne sürüyorsak, bu ana çerçeveyi düşünmek ve ona göre konuşmak durumundayız.
Diyanet İşleri Başkanlığı, gerçekten, çok önemli bir hizmet yapan kurumdur ve gerçekten, bugün, bu hizmetin ne kadar önemli olduğunu sadece Türkiye değil, özellikle Avrupa Birliği ülkeleri, bugün bu önemi çok daha iyi fark etmeye başladılar ve bu fark edişlerini de hem yazdıkları raporlarda hem de zaten karşılaştığımız her yerde sözlü olarak bize iletiyorlar.
Yurt içinde çok önemli bir hizmeti var. Sayın Yazıcıoğlu söyledi, 20 000 000 insana bir hafta içinde ulaşabiliyorsunuz; bir cuma günü 23 000 000 insana ulaşıyor. Eğer bunu iyi kullanabilirsek, camilerimiz, mescitlerimiz bir eğitim kurumu olduklarına göre aynı zamanda, onların eğitim fonksiyonunu, işlevini iyi kullanabilirsek, yani konuşmalarımızı, insana ilettiğimiz bilgileri çağdaş dinî bilgilerle... Çünkü, nihayet din dediğimiz hayatın içinde olup bittiğine göre, hayattaki her bilgi, yansımasını orada da buluyor; dolayısıyla, dinin özü değişmiyor; ama, dinle ilgili bilgilerde ve yorumlarda değişme var. Bunun en güzel örneği, mesela, kadın konusundadır. Bugün Diyanet İşleri Başkanlığı çok ciddi bir çalışma içinde, gerçekten, felsefe hocasıyım bu tabiri kullanmama izin veriniz, kadın epistemolojisini değiştiriyor. Kadın diye başlıyoruz, sonunda bir dizi cümleler söylüyoruz; ne dinde ne bilimde ne aslı var ne astarı var. Kadın-erkek eşitliğini eğer bilgi temeline oturtacaksak, o zaman bizim bu konudaki bilgilerimizin yanlışlarının atılması, sağlam bilgilerin, güvenilir bilgilerin elimizde olması lazım. Evvela, sağlam bilgi, yeni bilgi, taze düşünce üretmemiz lazım ki, kurumlarımız kanalıyla biz onu geniş halk kitlesine ve bugünün bağlamı içinde geniş insanlık kütlesine ulaştırmak gibi bir vazifeyi yerine getirebilelim.
İkincisi arkadaşlar, yine bu konuyu lütfen dikkate alarak çerçevemizi çizersek daha iyi olur: Elimizdeki yasa ki, onu da huzurunuza getireceğiz, arkadaşlar o konudaki eksikliğimizi işaret ettiler, huzurunuza getireceğiz ve ümit ediyorum, inşallah, hiç kimse bunun üzerinde, ama hiç kimse bunun üzerinde siyaset yapmaz, yapmamalıdır; bu hepimizin mukaddesatıdır, hepimizin görevidir ve ümit ediyorum Diyanet İşleri Başkanlığımız çok çağdaş bir yasal çerçeveye, şu anda delik deşik bir çerçeveyle idare ediyoruz çünkü, çok çağdaş bir yasaya yakında kavuşur; getireceğiz, her türlü hazırlığımız bitti; ama, şunu, mevcut yasamızdaki durumu size anlatmak istiyorum. Orada diyor ki: "Din görevlileri aynı zamanda cami ve mesacidin -yani mescitlerin... Tabir budur- tedviri, tanzimi ve tanzifiyle..." Temizliğinden tutunuz yönetimine, oradan başka şeylerine varıncaya kadar, Diyanet İşleri Başkanlığının sorumluluğu altındadır. Yani, ne yapacağımızı, zaten, yasal çerçeve bize sunuyor; yönetimde, biz, ne yapacağımızı, bu görevleri nerede yapacağımızı biliyoruz; ama bu görevi camide yapıyoruz diye, biz, halka, çıkıp, konferans vermiyor muyuz, seminer vermiyor muyuz, sempozyum yapmıyor muyuz; bunların hepsini yapıyoruz ve yapmaya da devam edeceğiz; ama, işin hukukî çerçevesine bakarak, ibadet konusunu ve itikat konusunu çok dikkatli bir biçimde formüle etmek zorundayız. Hiç kimse, kalkıp da... Burada bir arkadaşımız söyledi; bildiği varsa, hemen söylesin, hakkında soruşturma başlatalım. Hiç kimse hiç kimseye, bu ülkede "ben Müslümanım" dediği zaman "Müslüman değilsin deme" hakkına sahip değildir; Diyanette, hiç kimse, bunu yapamaz. (Alkışlar)
HALİL AKYÜZ (İstanbul)Yapıyorlar, yapıyorlar... Yapanlar var...
DEVLET BAKANI MEHMET AYDIN (Devamla)Yapıyorsa, o, kendi şeyidir. Yani, her meslekte insan vardır; her meslekte yapan vardır. Siyasetçinin de iyisi kötüsü vardır.
MUHARREM İNCE (Yalova)Müftü bizim yanımıza gelmiyor Sayın Bakan.
DEVLET BAKANI MEHMET AYDIN (Devamla)Efendim, gelmiyorsa, diyalog kurun...
MUHARREM İNCE (Yalova)Cevap vermediniz... Soruşturma açmadınız...
DEVLET BAKANI MEHMET AYDIN (Devamla)Sizin yanınıza gelmiyor diye soruşturma açamam ben. Diyalog kurun; önce, ilk inisiyatifi siz kullanın; tebessüm ederek gidin "hocam, merhaba, sizi ziyarete geldim; çayınızı içmeye geldim" deyin. Sizi kabul etmiyorsa, lütfen bana haber verin. (AK Parti sıralarından alkışlar)
İkincisi, arkadaşlar, yine, biz -tekrar ediyorum- hakikaten, şu anda, tarihinde belki olmadığı ölçüde bilim ile hizmeti bir araya getirdik. İlahiyat fakültelerimizle organik bir çalışma içindeyiz. Bakınız, Diyanet İşleri Başkanımız kendi alanında iyi yetişmiş bir bilim adamıdır; şu anda üç yardımcısı var; üçü de akademik kariyerli bilim adamıdır; çünkü, bilim olmadan hizmet olmaz. Bilimin rasyonelliğini yakalayamazsanız, hizmetin rasyonelliğini yakalamanız mümkün değildir. O bakımdan, biz, bilimle, fakültelerimizle, sadece ilahiyat değil, sosyal bilimler fakültelerimizle, psikoloji, sosyoloji, antropoloji çalışan arkadaşlarımızla birlikte çalışıyoruz ve bu çalışmayı böyle devam ettirmek zorundayız; çünkü, din, hayatın her alanında etkisi olan bir güçtür ve bu gücün de, tabiî, bilgiyle gitmesi gerekiyor. O halde, bugün, ben, mesela, kadın konusunda, kadın psikolojisi konusunda konuşacaksam, eski bir kitaba bakarak konuşamam bunu; bugünün gelmiş, bize ulaşmış olan en son verilerine göre konuşmak zorundayım; o veriler yarın değişirse bilimsel olarak, o yeni değişikliğe kendimi uydurmak zorundayım.
O bakımdan, Diyanete desteğinizi biliyorum; iktidarıyla, muhalefetiyle biliyorum; bütçe görüşmelerinde, zaten, komisyonda da iki senedir, üç senedir, her defasında buna şahit oldum ve bundan dolayı da teşekkür ediyorum. Lütfen, ben, bütün titizliğimi -arkadaşlarımla- gösteriyorum. Tanrı şahidimdir; bir tek insanın atanmasında, naklinde siyasî bir mülahaza güdülmemiştir; güdülmüş diyen var ise, açıkçası, buyurun söylesin... Hayır, yapmayız bunu. Mukaddesatımız üzerinden siyaset yapmayız, yapmamalıyız, hiç kimseye faydası olmaz bunun, hiç kimseye faydası olmaz bunun. (Alkışlar) Gelip geçici olarak bugün faydası varmış gibi görünür; ama, yarın olmaz. Bizim mukaddeslerimiz, hepimizin mukaddesleridir.
Yurtdışıyla ilgili birkaç noktaya da temas edeyim.
Arkadaşlar, Avrupa Birliğiyle ilgili, hepiniz biliyorsunuz, Diyanet İşleri Başkanlığına çok önemli bir alan açıldı. Bakınız, birsürü rapor hazırlandı, Türkiye raporu hazırlandı; iki tanesini örnek vereyim.
Sayın Ahtisari'nin başkanlığında "Bir Başka Türkiye" Raporu; son derece önemli bir yazı, son derece önemli bir rapor. Ayrıca, kısaca "WRR" dedikleri, Hollanda Bilim Akademisinin, hükümete politika üretmede yardımcı olan Bilim Akademisinin uzunca bir "Türkiye Raporu" vardır; ayrıca, komisyon raporu var ve diğerleri.
O raporlara baktığınız zaman, dinin önemli ölçüde merkezî bir yerinin olduğunu görürsünüz. Ahtisari'nin raporunda deniliyor ki: "Bugün, Avrupa'da, kültür kavramı altında sürdürülmekte olan, yürütülmekte olan tartışmalar, aslında, İngilizce tabiriyle bir 'ufemizm'dir (euphemism), bir isim değiştirmedir; esasında, dini konuşuyor ve tartışıyorlar." Kültür kavramı altında din konuşuluyor, konuşulsun; ama, çok enteresan, bu din, aynı zamanda karar verici siyasî çevrelerde de konuşuluyor, tartışılıyor. O yüzden, din konusu, son derece önemlidir, son derece hayatîdir. Şimdi, biz, buna göre kendimizi hazırlamazsak... Çok şükür, belki bugün bir onbeş dakika Diyanet İşleri Başkanlığıyla ilgili konuşma şerefine nail oldum; ben, birbuçuk senedir vaktimin yüzde 80'ini Avrupa Birliğinin bu boyutuna hasrettim; kültür boyutudur, tarih boyutudur, değerler boyutudur ve aynı zamanda inançla ilgili tartışmalardır.
Biliyorsunuz, komisyon raporunun üç büyük sütunu var; üçüncü ayağı, üçüncü sütunu, Türkiye ile Avrupa halkları arasında diyalog. Bu diyalog, elbette sadece din ve kültür değil; sanattır, musikimizdir, tiyatromuzdur, kültür adı altında toplayabileceğimiz her türlü faaliyetlerdir; ama, dinin orada çok önemli olduğunu da unutmamamız lazım.
Arkadaşlar, bu yüzden, en azından din konusunda... Tabiî, herkes aynı şeyi söyleyecek değil; orada da çoğulculuk var, orada da yorumlar farklı, onları da saygıyla dinlememiz lazım, onların üzerinde de durmamız lazım. Alevîlik çok konuşuldu. Diyanet "Alevîlik için ne yapabiliriz, yani Alevîlik konusunda hizmetimiz ne olabilir" sorusunu ciddî olarak kendisine çoktandır soruyor zaten; ama, lütfen, bundan getirip de bir inanç tanımı beklemeyin Diyanetten. Diyanet ne yapabilir; bugün üzerinde çalıştıkları büyük bir proje var: 20 Alevî ve Bektaşî kurucu şahsiyeti, temel şahsiyeti, temel kişiliği seçtiler ve Alevî bilim adamlarımızla birlikte, onların eserlerini, şahsiyetlerini, hizmetlerini kitaplaştırmak için ciddî bir çalışmaya girdiler. Zannediyorum, 8-10 çalışmaları da çok yakın bir tarihte, inşallah, su yüzüne çıkacak, hepimizin istifadesine sunulacak. Hepimizin istifadesine derken, evvela kendi yararımıza onu söyleyeyim. Önce, kendi din adamlarımızı, "din adamı" tabirini kullanmıyoruz, din görevlilerimizi, kendimizi, Alevîlik, Bektaşîlik ve öteki konularda, belki bugüne kadar eksik görüp de tamamlamak için imkân bulamadığımız konularda evvela kendimizi eğitmeyi bir görev biliyoruz. Alevîlik hakkında, Bektaşîlik hakkında konuşurken din görevlilerimiz hangi konuda konuştuğunu bilmeli.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKANBuyurun Sayın Aydın.
DEVLET BAKANI MEHMET AYDIN (Devamla)Teşekkür ederim, toparlayayım.
Hangi konuda konuştuğumuzu bilmemiz ve bunun sorumluluğunu duymamız lazım; ama, bu, sadece bizim için değil. Arkadaşlar, hakikaten, Türkiye'de, Alevîlik çok az biliniyor; Türkiye'de Sünnîlerimiz Alevîliği çok az biliyor; Türkiye'de Alevîlerimiz Sünnîliği çok az biliyor. Bu bilgi fıkdanını, bu bilgi yokluğunu gidermek mecburiyetindeyiz; bilgi olmadan hiçbir şey olmaz, bilgide korkma olmaz, çekinme olmaz. Bilelim, nasıl anlatıyor insanımız, kaynaklarımız nasıl anlatıyor; Bektaşîlik nedir, Hazreti Ali'ye nasıl bakıyoruz, ehlibeyte nasıl bakıyoruz; bunlar, zaten bizim değerlerimiz. Bu da, kavga konusu olamaz, olmamalıdır; siyasetin, hiç konusu olmamalıdır. (Alkışlar) Lütfen, uyarılarınızı eksik etmeyin; eğer, varsa bir hatamız, gelin, bunu söyleyin; eğer, siyasî mülahazayla bir atamamız olmuşsa, gelin, bunu bize söyleyin. Hatadan dönmek erdemdir deriz, erdemliliktir deriz, döneriz ve o hatamızı telafi ederiz.
MUHARREM İNCE (Yalova)Ben söyledim hatanızı; ama, cevap bile vermediniz.
DEVLET BAKANI MEHMET AYDIN (Devamla)Efendim, evvela, bir defa, ne dedim ben; söyleme, bir çerçevedir dedim. Sayın milletvekilim, bu söylediğiniz -beni bağışlayın- evvela, burada konuşan bir bakan, orada, hemen, böyle bir girdiyle ortaya çıkan şeye cevap veremez; o zaman...
MUHARREM İNCE (Yalova)Mektup yazdım Sayın Bakan...
DEVLET BAKANI MEHMET AYDIN (Devamla)Mektup yazmışsanız, o mektuba cevap verilmiştir; eğer, yeniyse, bekleyin, verilir.
MUHARREM İNCE (Yalova)Bir sene oldu...
DEVLET BAKANI MEHMET AYDIN (Devamla)Çünkü, bugüne kadar, hiçbir milletvekilimizin bana sorduğu soru cevapsız kalmamıştır; ama, lütfen, yolda yürürken gördüğünüz her şeyi de bana yazmayın. Bazı arkadaşlarımız, bana, günde 4 mektup yazıyor; İstanbul'da falan adamı böyle gördüm, şalvarının şu tarafında eğrilik vardı... Ben ne yapayım canım, işimi gücümü bırakıp, şalvarla şeyle mi uğraşayım yani?! (AK Parti sıralarından alkışlar)
MUHARREM İNCE (Yalova)Benim o kadar bol zamanım yok...
DEVLET BAKANI MEHMET AYDIN (Devamla)Hayır, sizin için demiyorum; bunu, sizin için demiyorum, üzerinize alınmayın; ama, hiçbir arkadaşımın mektubu cevapsız kalmaz; bu, sadece siyasî ve hukukî bir zorunluluk değil; ama, aynı zamanda bir etik zorunluluktur. O soruya, biz, cevap veririz, o mektuba biz cevap yazarız.
Uzatmayayım, suiistimal etmeyeyim. Ben, tekrar, Sayın Yazıcıoğlu'nun söylediğini hatırlatıyorum; eleştiriye hazırız; ama, bu eleştirinin, mutlaka, sağlam, güvenilir bilgiye dayanması lazım. Küpe girmeden sirke olunmaz. Önce öğrenelim, bilelim, ne yapılıyor sağlam olsun ve sonra, onu eleştiri olarak, yapıcı, kılıcı bir eleştiri olarak bize iletin ki, biz de onu, varoluşumuz içinde anlamlandıralım ve değerlendirelim.
Hepinize saygılarımı sunuyorum. (Alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
44 konuşma daha · 21 Aralık 2004