2010 yılı merkezi yönetim bütçe kanunu tasarısı (s.s.: 442) ve 2008 yılı merkezi yönetim kesin hesap kanunu tasarısı ile merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki idare ve kurumların 2008 bütçe yılı kesin hesap tasarısına ait genel uygunluk bildirimi ve eki raporların sunulduğuna dair sayıştay başkanlığı tezkeresi ile plan ve bütçe komisyonu raporu (s.s.:443)
Yozgat Milletvekili · MHP
Genel Kurul, 35. Birleşim · 4. yasama yılı · 18 Aralık 2009 · 921 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Mehmet Ekici (MHP), 18 Aralık 2009 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 35. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2010 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNU TASARISI (S.S.: 442) VE 2008 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI İLE MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇESİ KAPSAMINDAKİ İDARE VE KURUMLARIN 2008 BÜTÇE YILI KESİN HESAP TASARISINA AİT GENEL UYGUNLUK BİLDİRİMİ VE EKİ RAPORLARIN SUNULDUĞUNA DAİR SAYIŞTAY BAŞKANLIĞI TEZKERESİ İLE PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU RAPORU (S.S.:443)); konuşma 921 kelime.
Mehmet Ekici (MHP, Yozgat). “2010 yılı merkezi yönetim bütçe kanunu tasarısı (s.s.: 442) ve 2008 yılı merkezi yönetim kesin hesap kanunu tasarısı ile merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki idare ve kurumların 2008 bütçe yılı kesin hesap tasarısına ait genel uygunluk bildirimi ve eki raporların sunulduğuna dair sayıştay başkanlığı tezkeresi ile plan ve bütçe komisyonu raporu (s.s.:443)”. TBMM Genel Kurulu, 35. Birleşim tutanağı, 18 Aralık 2009. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-ekici-23-2009-12-18-2010-yili-merkezi-yonetim-butce-kanunu-tasarisi-s-s-442-ve-2008-yi (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
MHP GRUBU ADINA MEHMET EKİCİ (Yozgat)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bütçesi üzerine söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Ülkemizi kasıp kavurmakta olan kriz en çok dar gelirli ve sabit gelirlilerin canını yakmaktadır. Partimiz başta olmak üzere sendikalar ve sivil toplum kuruluşları 2006 yılından beri ülkemizin bir krize doğru sürüklendiğini ve olası kriz etkilerinin en aza indirilmesi için acil tedbirler alınması gerektiğini her fırsatta dile getirmiştir. Ancak bugün üzerinde konuştuğumuz bütçeyi yani Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının 3146 sayılı Kanun’un 2’nci maddesinde sayılan görevlerine dikkat ederseniz, bu görevlerin ağırlığını dikkate alırsanız, sayılan görevleri yerine getirmek için Bakanlığın, bir bakanlığın faaliyetlerinin çok ötesinde bir vizyon, politik ve stratejik bir derinlik ve alan gerektirdiğini kabul edersiniz ama bu stratejik vizyonun bugün ortaya konulup konulmadığını ve Hükûmet politikalarının özellikle istihdam ve işsizlik politikaları noktasında doğru politikalar olup olmadığını irdelersek, bugün işsizliğin geldiği nokta ve istihdamdaki müthiş azalmayı da dikkate alırsanız yanlış bir yolda ilerlediğimizi mutlaka görürüz.
İşsizlik rakamlarını vererek konuşmayı şişirmek istemiyorum ancak Hükûmet de kabul ediyor ki gittikçe genişleyen ve büyüyen bir işsizlik karabasan gibi ülkemizi sarıyor. İşsizliğin azaltılması için ekonomik krizin etkilerinin azaltılması, vatandaşlarımızın bu krizden en az zararla çıkması için sosyal devlet ilkesi temelinde tüm ekonomi politikalarının ve özelleştirme uygulamalarının gözden geçirildiği yeni bir programa ihtiyaç olduğu aşikârdır.
Üretim anlayışımızda istihdam yaratmayan ve refah artışı sağlamayan bir büyüme anlayışının hâkim olduğu gerçeğini dikkate alarak rekabetçi olmayan bir kur politikanız da varsa ve ithalata dayalı üretim yapısı âdeta teşvik ediliyorsa, Avrupa Sosyal Şartı’nın tanımladığı “saygın iş” kavramı yerine ücretlerin düştüğü, iş güvencesinin zayıfladığı esnek istihdamın ikame edildiği, işten çıkarmaların kolaylaştırıldığı bir çalışma hayatıyla düzenleme yaparsak tam istihdam düzeyine ulaşmamız elbette hayal olur.
Değerli milletvekilleri, işsizlikle mücadelede kurumlar, sektörler ve hatta partiler arasında bir konsensüsün sağlanması gerektiğinin hepimiz farkındayız ve bu konsensüs sağlanmadan Türkiye’deki işsizliğin ve istihdam sorunlarının düzeltilmesi, çalışma hayatımızın barış ve huzur dolu bir hayat hâline getirilmesinin mümkün olmadığını biliyoruz ancak sekiz yıllık AKP Hükûmeti döneminde siz de bu işsizlik problemlerinin farkında olduğunuz hâlde hiçbir tedbir almadan ilerliyorsunuz. Bunu birkaç örnekle açıklamak istiyorum.
Sayın Bakanın Plan Bütçede yaptığı konuşmaları dikkatle takip ettim, tutanaklardan da okudum. Öncelikle bir teşhis problemi olduğu kanaatindeyim. Yani Sayın Bakan diyor ki, geleneksel sanayi toplumundan bilgi toplumuna geçişin Türkiye’deki işsizliği artıran en önemli sebep veya sebeplerden biri olduğunu ifade eden bir konuşma özeti var. “Türkiye henüz sanayi toplumundan bilgi toplumuna geçmiş midir, Türkiye tam bir sanayi toplumu olmuş mudur?”u tartışmak durumundayken bilgi toplumu problemleri olarak işsizliği öngörmek bize göre bir öngörüsüzlüktür.
Şimdi, burada, tabii bazı sorular da aklımıza geliyor. Hükûmetin uyguladığı sosyoekonomik politikaların bilgi toplumu politikaları olduğunu Hükûmet üyeleri içtenlikle bize söyleyebilir mi? Türkiye’nin tam anlamıyla bir bilgi toplumu hüviyetine kavuştuğunu ifade etmek bugün için mümkün müdür? Uyguladığınız sözde sosyal politikalar, örneğin erzak ve kömür dağıtımını sosyal devletin gereği olarak gören bir toplum ve yönetim anlayışının bilgi toplumuna uygun bir yönetim anlayışı olduğunu söyleyebilir miyiz? Tabii, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının görev alanında görevini ifa edebilmesi için öncelikle Hükûmet politikalarının, öncelikle çalışma politikalarının ve özelleştirme politikalarının doğru olması gerekir.
Şimdi, üç örnekle bu konudaki yanlışlığı ortaya koymak istiyorum. Sayın Bakan da işsizlikten yakınıyor. Yozgat’ta bir bira fabrikası vardı, şuursuz bir şekilde özelleştirildi. Bu iktidar döneminde özelleştirilen fabrika… Yani özelleştirme niçin yapılır? Yüksek istihdam sağlamak, yüksek verimlilik için yapılır. Bütün dünyada özelleştirmenin temel ilkesi budur. Şimdi, Yozgat bira fabrikasının yerine Yozgatlı bir iş adamı bina inşa ediyor, konut yapıyor.
Bugün Telekom özelleştirmesine bakın. Telekom’un özelleştirilirken ilgili firmanın Telekom’a verdiği fizibilite etüdünde üç yıl içerisinde işçi sayısının 45 binlerin üstüne çıkacağı vaadi var. Bugün, Telekom’da kaç kişi çalışıyor Sayın Bakan, biliyor musunuz ve giderek düşen bir işçi grafiğinin olduğu yerde, yani çalışanın işini kaybettiği bir yerde siz yeni istihdamı nasıl meydana getirebilirsiniz? Mevcut ekonomik potansiyeli de dikkate alarak söylüyorum.
Bir başka dram da üç gündür Ankara’da yaşanıyor. O, Tekel işçilerinin dramıdır. Tekel özelleştirmeleri de aynı şuursuzluk, aynı şuursuz özelleştirme eylemlerinin sonucudur. Bugün, 4-5 bin kişi üç gündür parklarda yatıyor. Sayın Bakan, siz neredesiniz? Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı, bu işçilerin taleplerini almak için, yirmi dört saat sokakta olan, polis marifetiyle de gaza boğulan bu işçiler hakkında ne işlem yaptınız? Onları 4/C gibi çok ilkel, bugün uygulamada olan ilkel bir personel yönetimi olan 4/C’ye mahkûm ederek kazanılmış özlük haklarından mahrum ettiğinizin farkında mısınız? Yeri geldiğinde birçok sendikayı ILO sözleşmelerine ve AB standartlarına uymamakla da suçluyorsunuz. Acaba, bugün, Tekel işçilerine reva gördüğünüz statü, Avrupa Birliği ve ILO normlarının gerektirdiği saygın iş kavramıyla örtüşüyor mu? Hiç olmazsa Bakan olarak devletin şefkat yüzünü, merhamet yüzünü -ki merhamet ve şefkat, aynı, devletin iktidar gücü kadar önemlidir- onlara göstermek için kendiniz gitmiyorsunuz. Kendiniz başka işi de yapmıyorsunuz çünkü ilgili memur sendikalarıyla bile görüşmek zahmetine katlanmıyorsunuz, onu anlıyoruz. Bari Müsteşarınızı, Çalışma Genel Müdürünüzü gönderin de bu insanların ne istediğini tespit edin.
Aynı sıkıntı, bakın, aynı yanlış özelleştirme münasebetiyle şeker işçilerinin başına gelecek, göreceksiniz. Bir yanlış özelleştirme yaptı Hükûmet, Türkiye’deki şeker fabrikalarının birçoğu kapatılacak. Oradan da büyük bir işsizlik açığı çıkacak, nasıl baş edeceksiniz? Bu Hükûmet politikalarıyla doğru bir istihdam politikası meydana getirmeniz zaten mümkün değildir.
Bir başka sıkıntı da demir yolları işinde yaşanıyor. Bakanlığınız, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı sosyal taraflarla uyum içinde çalışması gereken bir bakanlıktır. ILO normlarına uygun bir şekilde bir uyarı eylemi yapıldı. Cevabınız ve karşılığınız şiddet oldu. Bir soruşturmayı bahane ederek 50’ye yakın insanın ekmeğiyle oynayan bir anlayışın hadim devlet anlayışıyla, şefkat devleti anlayışıyla bağdaşması mümkün müdür?
Yine soruyorum size: Acaba o demir yolunda uyarı grevine giden, arkadaşlarının ekmeğini kurtarmak için giden arkadaşların, işçilerin, memurların yanına bir tane görevlinizi gönderip de, onları tehdit etmenin dışında, onların üzerine polis göndermenin dışında bir tane çalışma…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
68 konuşma daha · 18 Aralık 2009