İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 35. BİRLEŞİM · PAZARTESİ

2005 mali yılı bütçe kanun tasarısı (tümü)

Mehmet Kemal Ağar

Elazığ Milletvekili · Dyp

Genel Kurul, 35. Birleşim · 3. yasama yılı · 20 Aralık 2004 · 1.029 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma

Kaynak göster

Mehmet Kemal Ağar (Dyp), 20 Aralık 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 35. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2005 MALİ YILI BÜTÇE KANUN TASARISI (TÜMÜ)); konuşma 1.029 kelime.

Mehmet Kemal Ağar (Dyp, Elazığ). “2005 mali yılı bütçe kanun tasarısı (tümü)”. TBMM Genel Kurulu, 35. Birleşim tutanağı, 20 Aralık 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-kemal-agar-22-2004-12-20-2005-mali-yili-butce-kanun-tasarisi-tumu (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

MEHMET KEMAL AĞAR (Elazığ)Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; şahsım ve Doğru Yol Partisi adına Yüce Meclisi saygılarımla selamlayarak sözlerime başlamak istiyorum.

Bu sene, ifade edildiği gibi, bütçe görüşmeleri 17 Aralık müzakere tarihinin üzerine geldi ve bu konuyla ilgili görüşlerimizi belirtmek istiyoruz. Bununla ilgili olarak, 17 Aralığın hemen öncesinde, 14 Aralık 2004 Salı günü Sayın Dışişleri Bakanının Mecliste söyledikleri ile Brüksel'de ortaya çıkan karar metnini mukayese edersek, bu metnin Türkiye açısından neye tekabül ettiğini, meselenin ne noktada olduğunu daha iyi görme imkânımız olacaktır.

Sayın Bakanın Meclisteki konuşmalarında temas ettiği konu tarih alma hususundaydı. Sayın Bakan, Mecliste "2002 yılındaki AB Zirve kararı ortaya çıktığında, AB'ye üye -daha sonraki katılımla birlikte- 25 ülkeyi iki sınıfa ayırabiliriz. Bunlardan bir kısmı, başından beri, her halükârda Türkiye'yle müzakerelerin başlamasını destekleyen ve bunu açıkça deklare eden ülkeler, geri kalan diğer ikinci kısım ise 'biz, kararımızı, komisyonun vereceği rapora göre oluşturacağız; dolayısıyla, raporu bekleyeceğiz; şayet rapor olumlu olursa, biz de olumlu tavır alacağız' diyen ülkelerdir. Şimdi, komisyonun kararı olumlu olarak ortaya çıktığına göre, o ülkelerin de kararlarının, tabiî, olumlu olması gerekir" beyanında bulunmuş; beklenen olmuş, Türkiye'ye tarih verilmiştir.

İkinci konu da, tam üyelik idi. Bu konuda, Dışişleri Bakanı, Meclise aynen şunları söylemiştir: "Tam üyelik hedefini, perspektifini gölgeleyecek veya onu çığırından çıkaracak herhangi bir düzenlemeyi Türkiye'nin kabul etmesi asla mümkün değildir."

Karar metninin 23 üncü maddesinin ilgili paragrafı da şöyle: "Müzakerelerin ortak amacı tam üyeliktir. Müzakerelerin sürecinin ucu açıktır ve sonucu önceden garanti edilemez. Kopenhag Siyasî Kriterleri gözönüne alınarak, eğer, aday ülke, AB üyeliğinin getireceği sorumlulukları yerine getirecek durumda değilse, aday ülke Avrupa Birliğine en sıkı bağlarla bağlanmasından emin olmalıdır."

Şimdi, Sayın Bakanın Mecliste söyledikleri ile karar metninin mukayesesi ışığında, tam üyelik hedefimizin gölgelenip gölgelenmediği, çığırından çıkıp çıkmadığı hususundaki takdir önce millete, sonra da millet adına bu sıralarda oturan değerli milletvekillerine aittir. Mesele son derece açıktır.

Üçüncü konu istisnalar idi. Bu konuda Sayın Dışişleri Bakanının Mecliste söyledikleri de şunlardır: "Büyük bir ülke için farklı olabilir, küçük ülke için farklı olabilir; ama, bunların, hiçbiri, asla, ilelebet, daima ve sürekli olarak, ne olursa olsun, Birliğin sonuna kadar daimî bir koruma olacak diye kabul edilemez. Bunlar, meşru talepler değildir. Karar metninin 20 nci maddesinin ilgili paragrafı, yapısal politikalar ve tarım gibi konularda uzun süreli geçiş döneminin olmasının yanında, kişilerin serbest dolaşımı konusunda üye ülkeleri koruyucu bazı maddeler sürekli hale getirilebilir. Bunun yanında, kişilerin serbest dolaşımı hakkında karar alımı, her üye ülke azamî bir şekilde rol verecek şekilde düzenlenmelidir. Geçiş dönemindeki düzenlemeler, içpazar ve rekabete olan etkisi gözönüne alınacak şekilde yapılmalıdır."

Hükümet, Mecliste gayrimeşru addettiği taleplerin meşruiyetini Brüksel'de imza altına almıştır maalesef; çok açık bir gerçek olarak karşımızda durmaktadır.

Dördüncü konu ise, Ankara Antlaşmasına ek yapılacak Uyum Protokolüydü. Bu konuda Dışişleri Bakanının Mecliste söyledikleri şunlardır: "Değerli arkadaşlar, Avrupa Birliği Komisyonunun önerdiği taslakla ilgili mevcut tutumumuz ise şu noktadadır: Komisyonun mektubunun ve taslağının hukukî ve teknik boyutları hâlâ incelenmektedir. Bu taslağı müzakere etmeye henüz karar vermiş değiliz. Dolayısıyla, henüz müzakere edilmemiş bir anlaşmayı imzalama kararımız da söz konusu değildir. Bunu, bu Mecliste açıklıkla belirtmek isterim."

Karar metninin 19 uncu maddesi de aynen şöyle: Avrupa Birliği Konseyi, Türkiye'nin, yeni üyelerin katılımını gözönüne alarak Ankara Antlaşmasıyla ilgili ek protokolün imzalanmasını memnuniyetle karşılar. Bu anlaşma ışığında, Türk Hükümeti, AB üyeliği ışığında müzakerelere başlamadan önce ve protokol üzerinde gerekli değişikliklerde uzlaşmaya varıldıktan sonra Ankara Antlaşması Protokolünü imzalamayı taahhüt eder, deklarasyonunu memnuniyetle karşılar.

"Mecliste henüz müzakere edilmemiş bir anlaşmayı imzalamamız da söz konusu değildir" diyen hükümet, Brüksel'de, müzakerelerden önce bu imzayı atmayı, protokol üzerinde gerekli değişikliklerde uzlaşmaya varıldıktan sonra da olsa taahhüt etmiştir. Bu taahhütte gariplikler vardır, cumhuriyete karşı istiskal vardır. İmzayla başlanmıştır, paraf denilmiştir, Başbakanın sözlü taahhüdünde karar kılınmıştır. Başbakanın sözlü taahhüdünü Papadopulos kabul etmemiştir. Başbakanın atmadığı imza Sayın Atalay tarafından atılmıştır.

Şimdi, cumhuriyetin başbakanının sözlü taahhüdünün Papadopulos tarafından kabul edilmemesi kimsenin gururuna dokunmuyor mu arkadaşlar?! Başbakanın "atmam" dediği imza Sayın Bakan Atalay tarafından atılınca imzanın kıymeti mi düşüyor?! Bu, Sayın Atalay'ın şahsında cumhuriyetin bir bakanına ve dolayısıyla cumhuriyete karşı bir tavır değil midir, bir küçük görme değil midir?!

Sayın Başbakan, Kıbrıs konusundaki kendi hassasiyetlerinin herkesten fazla olduğunu söylüyorlar. Soruyorum; uluslararası görüşmelerde hep karşı tarafça iddia edilen çözümsüzlüğün sebebinin Denktaş olduğu tezi, çözümsüzlüğün bir sebebinin de Denktaş olduğu söylenerek hangi başbakan tarafından zımnen kabullenilmiştir? Tanıyor muyuz, tanımıyor muyuz; de facto mu tanıyoruz de de jure mi tanıyoruz tartışmalarını bir kenara bırakalım. Ada'daki ve buradaki iki Türk Cumhuriyetinin razı olacağı bir çözüm olmadan Güney Kıbrıs Rum Yönetiminin Kıbrıs Cumhuriyeti olarak tanınıp tanınmayacağı tartışmaları Türkiye'nin gündemine hangi hükümet döneminde girmiştir?

Bütün bunlardan sonra ve bütün bunlara rağmen Kızılay'da, kalkıp, bayramınız kutlu olsun demenin anlaşılabilir tarafı yoktur. Ne bayramı, neyin bayramı olduğunu millet anlayamamıştır ve anlamaya da gayret etmektedir.

İstinye'de, medyada ve hükümette mevzilenmiş bir hizip, birkaç yüz kişiden ibaret bir kalabalığın kendilerine bayram ilan edip kutlamalarını tebessümle karşılayabiliriz; fakat, bu kutlamaya milleti dahil etme heveslerini meşru olarak kabul edebilmemiz mümkün değildir. Bayramların, tam da mabedimizin göğsüne namahrem eli değerken ve Musul'da şehitler verilirken kutlanmak istenmesi yanlıştır, vicdanımızı sızlatır.

Yeri gelmişken, burada, bugün cenaze törenlerine katıldığımız Türk Emniyet Teşkilatının güzide beş mensubunu rahmetle anmak istiyorum. Elbette, hükümet, konunun teknik ayrıntılarının analizini yapacaktır; fakat, asıl olan, vatan evladı şoförlerimizden, işçilerimizden sonra, bizatihi, kendi Büyükelçiliğimizin korumalığını yapmak üzere, çok özel emeklerle, çok özel gayretlerle yetiştirilmiş ve devlete, millete büyük görevler ifa eden vatan evlatlarının bu şekilde şehit olması hepimizi yürekten üzmüştür. Bu şekilde oluşum karşısında hükümetin tavrı milletimiz tarafından beklenmektedir. Doğrudan doğruya Türkiye Cumhuriyetinin manevî şahsına sıkılan kurşunların hesabının sorulmasını bu hükümetten beklemek öncelikle büyük meclisin ve sonrasında da Büyük Milletimizin beklentisidir. Kendilerini rahmetle anıyorum ve bir dahasında, devamedegelen, alışkanlık haline gelen bu olayların önlenmesi konusunda, hükümetin hangi tedbirlerle meseleyi ortaya koyacağıyla ilgili Yüce Meclise bilgi vermesini de bekliyoruz.

Kürsüden bayram kutlamak yerine, buradan Kızılay'a kadar yürüyüp, orada, yolda rastlanan her vatandaşa sormak lazım; bu bir bayram mı değil mi. O zaman alacağınız cevabı, hep birlikte, gelin, burada tartışalım.

Sayın Baykal'ın ifade ettiği genel görüşme önerisini büyük bir memnuniyetle karşılıyoruz ve hatta, öylesine bir genel görüşme olmalıdır ki, birkaç tur devam etmek suretiyle, mesele, hem milletvekilleri tarafından hem de millet tarafından çok net bir şekilde kavranmalıdır. Politikayı sadece müzakere tarihi alma çerçevesine kilitli tutmak suretiyle tam üyelik hedefini yakalayabilmek mümkün değildir. Bir müzakere tarihi alalım da ne olursa olsun bakış açısı, Türkiye'nin taşınabileceği bir yer değildir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

33 konuşma daha · 20 Aralık 2004

33 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook