2005 mali yılı bütçe kanun tasarısı (1 inci tur görüşmelerinde) tbmm,radyo-tv üst kurulu,cumhurbaşkanlığı,sayıştay,anayasa mah.
Ankara Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 35. Birleşim · 3. yasama yılı · 20 Aralık 2004 · 943 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Yılmaz Ateş (CHP), 20 Aralık 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 35. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2005 MALİ YILI BÜTÇE KANUN TASARISI (1 İNCİ TUR GÖRÜŞMELERİNDE) TBMM,RADYO-TV ÜST KURULU,CUMHURBAŞKANLIĞI,SAYIŞTAY,ANAYASA MAH.); konuşma 943 kelime.
Yılmaz Ateş (CHP, Ankara). “2005 mali yılı bütçe kanun tasarısı (1 inci tur görüşmelerinde) tbmm,radyo-tv üst kurulu,cumhurbaşkanlığı,sayıştay,anayasa mah”. TBMM Genel Kurulu, 35. Birleşim tutanağı, 20 Aralık 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/yilmaz-ates-22-2004-12-20-2005-mali-yili-butce-kanun-tasarisi-1-inci-tur-gorusmelerinde-tbmm-r (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA YILMAZ ATEŞ (Ankara)Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Sayın milletvekilleri, yazılı ve görsel basın, demokrasinin ve demokratik toplumların vazgeçilmez, olmazsa olmaz kurumlarının en ön sıralarında yer almaktadır. Bu öneminden ötürüdür ki, ülkemizde dördüncü güç olarak kabul edilmektedir; zaman zaman daha ön sıralarda olduğuna ilişkin de geniş bir kanı vardır.
Teknolojik gelişmeler, basının iki kanadından biri olan sözel ve görsel bölümünü, radyo-televizyon yayıncılığını daha ön sıralara taşımış durumdadır.
Kültürel yaşamımızın, toplumsal değerlerimizin korunup, gelişmesinde; toplumun, doğru bilgi edinerek, geleceği konusunda sağlıklı karar vermesinde radyo ve televizyonlarımız en belirgin güç haline gelmişlerdir. Bu öneminden dolayıdır ki, diğer bütün üst kurul üyeleri Bakanlar Kurulu tarafından atanırken, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu üyeleri Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından seçilmektedir.
Böylesine önemli bir işlevle görevlendirilen Üst Kurul, radyo ve televizyonların, toplumsal yaşamımıza, çağdaş ve ulusal değerlerimize uygun yayın yapmasını sağlayabiliyor mu; bu konuya bakmakta yarar görüyorum.
Bu konuya değinmeden önce bir noktaya açıklık getirmekte yarar görüyorum: Birey olarak da, Cumhuriyet Halk Partisi olarak da, hep basını ve düşünce özgürlüğünü savunduk. Basın özgürlüğünden doğan sorunların çözümünü de, yine, basın özgürlüğünde aradık. Ancak, iktidarlar da, çözülmeye, yozlaşmaya, kokuşmaya karşı toplumu ve ülkeyi koruyan, yasaları uygulayan tek yürütme organıdır; yasaların belirlediği çerçevede bu görevini yerine getirmekten sorumludur. Yüzyıllar boyunca dünyanın en güzel dillerinden biri olarak kabul edilen Türkçemiz, bugün bir katliam yaşamaktadır. Ciddî programları reklam işgali nedeniyle izleme olanağı yoktur. Eğitici bir programı görmek mümkün değildir. Başta çocuklarımız olmak üzere, bizi biz yapan bütün değerlerimiz reating ve reklam uğruna ayaklar altında çiğnenmektedir.
Daha dün, yani pazar günü, ulusal yayın yapan bir televizyonda, yarışmanın aktörleri olan 3-5 yaşındaki çocuklardan oluşan "Çocuktan Al Haberi" adlı programdaki yayına bir bakmakta yarar var: Programı yapan hanımefendi soruyor: "Asena kimdir, ne iş yapar; İbrahim Tatlıses'in nesidir?" 4 yaşındaki çocuğun cevabı şu: "İbrahim Tatlıses'in karılarından biridir." Ne iş yaptığını daha iyi anlatabilmek için de 4 yaşındaki kız çocuğuna göbek attırılıyor. Bitmedi daha. Bir başka soru: "Kaynana nedir, Semra Hanım kimdir?!."
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 3-5 yaşlarındaki çocuklara öğretilen işte bunlar! Çocuklar için yapılan programlar bunlar! Bütün etkin, yetkin ve sorumlularımız da bu olup biteni izlemektedir. Radyo ve televizyonlarımızın, daha doğrusu, ayırım yapmadan söylemek gerekirse, medyamızın bu hali yüzeysel nedenlerden kaynaklanmıyor; ortada yapısal, ciddî bir sorun var; Türkiye Büyük Millet Meclisi de bu soruna kayıtsız kalmamalıdır.
Özel televizyon yayınları 1991 yılında başladı. Bugün, 1 500 dolayında yerel, bölgesel ve ulusal düzeyde televizyon yayını var. Frekans ihaleleri ise, halen yapılmadığı için, yayınların tamamı korsan yapılmaktadır. Tabiî, yayınlar korsan olunca, devlet de katrilyonlarca lira gelir kaybına uğramaktadır.
Frekans ihaleleri neden yapılmıyor? İktidarın eli kolu neden bağlanmaktadır? Bu soruların cevabını şu cümlelerde bulmak mümkün.
Değerli milletvekilleri, bu cümleleri de, geçen yılki ve önceki yılki Plan ve Bütçe Komisyonumuzun tutanaklarından aldım. "2002 yılında Radyo ve Televizyon Üst Kurulu Başkanı olarak, frekans ihalelerinin yapılmamasından dolayı ıstırap duyuyorum diye bir açıklama yaptıktan sonra, hakkımda, büyük menfaat şebekeleri büyük bir kampanya başlattılar; internet sitelerinde ve basında, büyük holding patronlarının da desteğinde, bu konuda çok ağırlıklı bir kampanyanın hedefi oldum. Bu konuda belki herkes suçlanabilir; ama, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu bu ihaleleri gerçekleştiremedi diye suçlanamaz."
Değerli arkadaşlar, bu sözlerin sahibi, şimdi de Radyo ve Televizyon Üst Kurulu Başkanı olan Sevgili Fatih Karaca. Feryadı haklı, doğru; herkes duyuyor; ama, bu feryadı ne dünkü iktidarlar duydu ne de bugünkü iktidar.
Prim borcunu ödemediği için, köylünün traktörüne el konulabiliyor, karnını doyurmak için ekmek aldı diye cezaevlerine gencecik, küçücük çocuklar konuluyor; ama, devlet yetkililerinin gözleri önünde devletin kaynakları, halkın kaynakları böyle bir avuç medya patronuna, maalesef... Üzerine gidilmeden, bunlar saklanabilmektedir.
Değerli arkadaşlar, Türkiye'de çok şey değişti, iktidarlar değişti; ama, medya patronları ile siyasal iktidarın ilişkileri hiç değişmedi. "Avrupa coğrafyasında Türkiye'dekine benzer bir medyaya rastlamak mümkün değildir" sözü, ömrünü medyaya adamış Cumhuriyet Gazetesinin Başyazarı Sayın İlhan Selçuk'a aittir. Geçmişte, halkın gözü kulağı, sesi olan medya, ne acıdır ki, şimdi, ağırlıklı olarak, iktidarın sesi oldu, mensubu olduğu sermayenin gözü kulağı oldu. Varlık nedeni halkı doğru bilgilendirmek olan medya, şimdi, ağırlıklı olarak iktidarın toplumu şekillendirmesinde en etkili araçlardan biri haline geldi.
17 Aralık başarı mıdır değil midir, hep beraber göreceğiz. Doğrusu, bu tartışmaya katılmanın şu anda yeri ve zamanı değil; ama, Avrupa Birliğine girme başarısını gösterebilirsek, şu kesin ki, medyamızın ağırlıklı bir bölümü bu haliyle de yaşama şansı bulmayacaktır. Sayın Başbakan "bu başarıdır" diyor, medya mensupları da "yok, siz bilmezsiniz, bu başarı değil; bu, zaferin ta kendisidir, siz de fatihin ta kendisisiniz" diyor. Sayın Başbakan, sanırım, çok temkinlidir; yoksa, geriye dönüp baktığı zaman, siyaset mezarlığının, medyanın yarattığı fatihlerle dolu olduğunu görecektir.
Sayın milletvekilleri, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun elkoyduğu yayın kuruluşlarının halen satılamamış olmasını anlama olanağımız yoktur. Devlet olanaklarıyla, halkın parasıyla, siyasal iktidar, gazete, radyo, televizyon sahibi olmuştur; ama, bu televizyon kanalları, halkın kesesinden her ay trilyonlarca lira zarara uğramaktadır; yayınları, Uzanların haksız, adaletsiz dönemini aratmayacak durumdadır. Dün, Uzanları yere göğe koyamayan bu yayınlar, bugün de iktidarı yere göğe koyamamaktadır.
Sayın milletvekilleri, Başbakan Yardımcısı Sayın Abdüllatif Şener'in basına yansıyan bir açıklaması var. Sayın Şener diyor ki: "Medya ve banka sahibi bir olmamalı, bunlar ayrılmalıdır; çünkü, aksi takdirde, halk doğru bilgilendirilemez ve bu görüşümü de, hazırlamakta olduğumuz bir yasaya konulması için Sayın Başbakana arz edeceğim."
Değerli arkadaşlar, oysa, böyle bir yasa şu anda var. Yürürlükte olan 3984 sayılı Yasanın, yani, radyo ve televizyon yayınlarını düzenleyen yasanın 29 uncu maddesinin (a) bendi çok net. O maddede deniliyor ki: "Yatırım, ihracat, ithalat, pazarlama ve finans kurum ve kuruluşlarına radyo ve televizyon yayın izni verilmez; bu kuruluşlar, radyo ve televizyon yayın izni almış şirketlere ortak olamazlar." Şimdi, ortada madde var; fakat, o maddeyi uygulayabilecek siyasî irade, siyasî iktidar yok. Eğer, bu madde yürürlükteyse bunun uygulanması lazım; eğer, uygulanmıyorsa, bu yasanın değiştirilmesi gerekir.
Radyo ve Televizyon Üst Kurulumuzun bütçesinin ulusumuza ve ülkemize hayırlı olmasını diliyor, Yüce Meclisi, tekrar, saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
33 konuşma daha · 20 Aralık 2004