Terör olayları ve mucadele konuşunda genel görüşme açılması hakkında (8/23)
Elazığ Milletvekili · Dyp
Genel Kurul, 127. Birleşim · 3. yasama yılı · 19 Eylül 2005 · 1.026 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Mehmet Kemal Ağar (Dyp), 19 Eylül 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 127. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TERÖR OLAYLARI VE MUCADELE KONUŞUNDA GENEL GÖRÜŞME AÇILMASI HAKKINDA (8/23)); konuşma 1.026 kelime.
Mehmet Kemal Ağar (Dyp, Elazığ). “Terör olayları ve mucadele konuşunda genel görüşme açılması hakkında (8/23)”. TBMM Genel Kurulu, 127. Birleşim tutanağı, 19 Eylül 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-kemal-agar-22-2005-09-19-teror-olaylari-ve-mucadele-konusunda-genel-gorusme-acilmasi-hakkinda (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
MEHMET KEMAL AĞAR (Elazığ)AK Parti Grup Başkanvekili Sayın Kapusuz, konuşmalarında, elinde bir grafik gösterdi burada, olayların ne zaman yükselip ne zaman azaldığını. O dönemleri hep beraber yaşadık. Türkiye'de 1993, 1995, 1996 dönemi, DYP-SHP, daha sonrasında CHP olan hükümet dönemi terörle mücadelenin en yoğun ve en başarılı yapıldığı dönemdir. Hiçbir şey söylememe gerek yok. İmralı duruşmalarında terörist örgütü lideri Öcalan'ın ifadesi aynen şudur: "Biz, 1993'e kadar işi bitirdiğimizi zannediyorduk, belli yerlerde alanlarımızı toparlamıştık; ancak, devlete birden bir şeyler oldu ve bizi bitirdi, yok etti" diyen o ifadedir. O ifadeyi yeni baştan hatırlatmaya gerek görüyorum ve o dönemde, Mecliste, Parlamentoda ve hükümette görev yapmış insanların haklarının zayi olmaması açısından, böyle bir açıklamanın doğru olduğunu düşünüyorum.
Şimdi, tabiî, sonuç olarak, Türkiye'de, siyasî sorumluluk, asayiş ve güvenliği sağlama sorumluluğu, parlamentonun içinden çıkmış hükümete aittir. Hükümet sözcülerinin, ha babam, burada "çözüm isteriz, çözüm isteriz, çözüm öneriniz nedir" demelerini anlamak mümkün değildir. Eğer bu konuda bir heveskârlığınız varsa, özel bir toplantı yaparsınız; bunların yolu budur, usulü budur; burası bin senelik devlettir, bunun gelenekleri vardır. Bir acz ifadesiyse bu, ayrı bir şey; ama, sonuç olarak, yasalara göre, yetki sizindir, devletin meşru güvenlik güçleri sizin emrinizdedir. Devletin meşru güvenlik güçlerinin yanında, devletin adliyesi vardır; biraz evvel, konuşmada, kısa bir başlıkla söylediniz korucularınız var, polis var, jandarma var, bunların yetmediği yerde askerî güçler vardır; ama, bütün devlet güçlerinin çalışmasının arkasındaki temel güç siyasî iradedir. Terörle mücadelenin temeli toplumsal iradedir. Toplumsal irade, ülkenin tümünü kapsar ve bu toplumsal irade, Türkiye'de, terör olayları başladığından beri vardır. Bu toplumsal iradenin lokomotifliğini ve öncülüğünü hükümet yapar, siyasî irade yapar.
Burada, kalkıp, olayı polemik haline çevirip "neyiniz var, söyleyin..." Kardeşim, biz bir şey söyleyecek olsak, hükümet olurduk ve hükümet oluruz böyle giderse.
2004 yılında... (AK Parti sıralarından gülüşmeler)
Bir dakika dinleyin. Öyle gülerek değil. Ciddî bir iş. Anadolu'da evler yakılıyor. Neden bahsediyorsunuz siz?!
2004 yılı bütçesinde, burada, yüksek sesle söyledim; tarım politikalarınız böyle giderse, hiçbir köye, kasabaya giremezsiniz dedim. (AK Parti sıralarından "giremeyen mi var" sesleri) Evet, evet, evet... Siz istediğinizi söyleyin. Böyle giderse zorlanırız. Bu bizim hepimizin meselesi arkadaşlar, olayı basite almayın.
Türkiye'de... (AK Parti sıralarından gürültüler)
Dinleyecekseniz, faydalı olacak şeyler söyleyeceğim size.
Siz, iktidarınızın sayısal çoğunluğunu bir siyasal çoğunluk falan zannetmeyin, olayların altında kalırsınız. Bu çatı ve bu Parlamento meselelerde müşterek sorumluluğu vardır, bulur. Bu sorumluluğu millet adına, iktidar görevi verilen, hükümet kullanır, muhalefet ve Meclisin tamamı da sizi denetler. Bunun yolu budur. Sayısal çoğunluğa güvenerek, genel görüşmeleri açtırmam, söz haklarını kısıtlarım, İçtüzüğü istediğim gibi yaparım demenin bir yararı yok.
Bu Parlamento büyük tecrübelere sahiptir. 1971 ve 1980 yıllarında, iki sefer, Türkiye'de bozulan asayiş, güvenlik ve gelişen kardeş kavgası dolayısıyla, gerekçe bulunarak, demokrasiye ara verildi. Bunu kabul etmemiz mümkün değil bugünün Türkiyesinde.
Türkiye'nin bütün temel zemini demokrasidir, meselelerin konuşulacağı yer burasıdır. Öyle bağırtıyla, gürültüyle olmuyor. Ciğeri yanan evler var. Türkiye'nin her bölgesinde var, her sokağında var. Eve çıkılmıyor. Belediye reisleri toplantısı yaptık, bu hafta; terör dolayısıyla gelemeyen belediye reisleri var, yollarda güvenlik olmadığını söylüyorlar, yalan doğru, hepsini tetkik ediyoruz. Hiçbir tane arkadaşımız gelemedi. Yani, bunları, burada oturalım, bu meseleleri söyleyelim. Bütün gücünüzle bu meselelerin üzerine abansanız da sorunları çözmek konusunda netice alınsa, kötü mü olur bunlar?! Bunları konuşmaktan filan kaçınmanın hiçbir anlamı yok, hiçbir gereği yok.
Türkiye, bu meselelerin en zor döneminde... Hepiniz hatırlıyorsunuz. Türkiye'de ikili otorite vardı; 2'ye kadar devlet, 2'den sonra örgüt. Bütün ticaret hayatı durmuştu, Türkiye'nin her yeri de yangın yeriydi. Bunun üstünden geldi bu millet. Bunun da üstünden gelecektir, gelmeyecek diye bir şey yok. Paniğe gerek yok, rehavete de gerek yok. Yalnız bu iş gevşek bir duruşu kaldırmaz, ciddî bir duruştur.
Elbette, millet ile teröristi ayırt etmemek gibi bir gaflet olabilir mi; ama, bunu ayırt etmenin yolu, fukara sayısına daha çok para verdikle olmaz. Fukara sayısından, artmasından mı övünüyorsunuz, memnunsunuz... Allah rahmet eylesin, merhum Özal'ın koyduğu Sosyal Dayanışma Fonu, bütün hükümetler bunu kullandı ve kullanacak. Bu devletin parası, kimin için kullanılacak; vatandaş için. Yetmez...
Tarım köküyle yok olmuş, esnaf köküyle yok oluyor, büyük bir işsizlik dalgası gelmiş ve üstüne de terörle beziyen bir olumsuz psikolojik ortam var. Bunu siz aşacaksınız hükümet olarak, siz diyeceksiniz ki, bizim şurada yardıma ihtiyacımız var. Gelelim toplumun önüne hep beraber, Meclis iradesini biz orada sizin arkanıza koyarız; ama, yük sizindir, görev sizindir, sorumluluk sizindir. Muhalefetin üstüne birtakım sorumluluklar yükleyerek, hükümet olarak bu işin içinden hiç kimse sıyrılamaz.
Elbette Türkiye'nin çok köklü tecrübeye sahip istihbarat kuruluşları da var, güvenlik kuruluşları da var; ama, bütün bununla beraber terör ve terörist tecrit edilir. Örgütlerle mücadele ayrı bir iştir, toplumsal huzuru, toplumsal rahatlığı, toplumsal kardeşliği var eden, sosyoekonomik ve psikolojik tedbirleri var eden yapı da ayrı bir iştir. Yoksa, burada kalkıp, Bizans'taki gibi "melekler dişi mi, şeytan mı" şeklinde tartışmalarla filan geçirilecek hiçbir zaman yok. Mesele ciddîdir. Birbirimizi anlayarak, birbirimizi kavrayarak, polemik konusu yapmaksızın, meseleyi ciddî boyutlarda yakalamak suretiyle Türkiye bu işin üstünden gelir. Geldi tarihte, tarihin en zor döneminde geldi. 20 ilin ilçesinde, köyünde, kasabasında 24 saat olay vardı. Sabah akşam karakollar basılıyordu. Sokağa çıkamayan insanlar vardı. Şimdi bugün burada o bölgenin mebusu arkadaşlarımız var. Keşke bir kapalı oturum da yapalım, samimî olarak getirip söylesinler. Bugün öyle söylendiği kadar kolay değil. Sizin mebuslarınız Valiyle giderken Bingöl yolunda ramakla kurtulmadılar mı mayından?! Basit bir iş midir?! Mayın tehlikesini ortadan kaldıracak ne kadar asfaltlamaya ihtiyaç var, şu var bu var, var oğlu var, birsürü iş var. Bunun üstesinden gelinmiştir. Bunlar filan hiçbir şey değildir o olayların yanında. Yeter ki, bu olayların üstesinden gelecek organizasyonun sahibi olunması. Bu organizasyonun arkasında önce hükümetin siyasî iradesi, onun ihtiyacı olduğu yerde bu Meclisin toplu iradesi devreye girer, mesele çözülür. Temel zemin demokrasidir, temel zemin Meclistir. Türkiye'nin, demokrasisinden vazgeçerek hiçbir yere gidebilmesi mümkün değildir. Demokrasi içinde de bunun çözümleri vardır. Bunun da yeri, tartışılacağı, konuşulacağı yer burasıdır. Dolayısıyla, genel görüşme açılmamasının kime ne faydası var?! Daha fazla, daha rahat konuşulsun, bir medenî üslup içerisinde konuşulsun, tecrübeler aktarılsın. Ciğeri yanan vatandaşlar var. Ben dostça söylüyorum size.
İstediğiniz kadar itiraz edin. Bu yaz mevsiminde köye, kasabaya, tarım alanlarına kaç İktidar Partisi milletvekili girebildi?! (AK Parti sıralarından "herkes gitti" sesleri)
SALİH KAPUSUZ (Ankara)- Hepimiz oradaydık.
MEHMET KEMAL AĞAR (Elazığ)Devam edin!.. Devam edin!.. Kaymakamla, valilerle seyahatlere devam edin siz! Bu anketlere de güveniyorsanız hemen de seçime gidin.
Çok teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (DYP, CHP, ANAP ve Bağımsızlar sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
11 konuşma daha · 19 Eylül 2005