(8/23) esas numaralı genel görüşme üzerindeki konuşma süreleri ve çalışma saatının uzatılması hk.
Isparta Milletvekili ·
Genel Kurul, 127. Birleşim · 3. yasama yılı · 19 Eylül 2005 · 1.110 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma
Kaynak göster
Erkan Mumcu, 19 Eylül 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 127. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: (8/23) ESAS NUMARALI GENEL GÖRÜŞME ÜZERİNDEKİ KONUŞMA SÜRELERİ VE ÇALIŞMA SAATININ UZATILMASI HK.); konuşma 1.110 kelime.
Erkan Mumcu (Isparta). “(8/23) esas numaralı genel görüşme üzerindeki konuşma süreleri ve çalışma saatının uzatılması hk”. TBMM Genel Kurulu, 127. Birleşim tutanağı, 19 Eylül 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/erkan-mumcu-22-2005-09-19-8-23-esas-numarali-genel-gorusme-uzerindeki-konusma-sureleri-ve-cali (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
ERKAN MUMCU (Isparta)Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; sözlerime başlarken Yüce Heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.
Öneri lehine söz almış bulunuyorum ve öneri lehinde olduğumu hemen birkaç cümleyle öncelikle ifade etmek istiyorum. Her ne kadar benden önce söz alan arkadaş, kürsüde, öneri lehine söz alanların ancak neleri söyleyebileceklerine dair bir kısıt bırakıp gitmişse de, kendisinin, kendi koyduğu kısıta uymadığını hepimiz burada izledik.
Değerli arkadaşlar, uzun uzun konuşmamız gerekiyor, uzun uzun konuşmamız ve tartışmamız gerekiyor. Çünkü, Türkiye'nin geleceğini temelden ilgilendiren bir meseleyle karşı karşıyayız ve Türkiye'nin geleceğini temelden ilgilendiren bir mesele hakkında, dürüstçe itiraf edelim ki, Türk siyasetinin en azından otuz yıllık geçmişi çok parlak bir başarı ifade etmemektedir. Bugün, Türkiye'de yaşayan herkesin derin endişeler içinde olduğunu, anaların, babaların yüreğinin kuş yüreği gibi çarptığını düşünecek olursanız, bu insanlar neden korkuyor, bu insanlar neden endişe ediyor bununla bir duygudaşlık kuracak olursanız, burada neden uzun uzun konuşmamız gerektiğini daha iyi anlarsınız. Aslında bunu çok önceden konuşmuş olmamız gerekiyordu.
Aslında, bunu çok önceden konuşmamız ve bu konuda pek çok şey yapmamız gerektiğini özellikle AK Parti Grubuna mensup arkadaşlarımız benim sözlerimden de hatırlayacaklardır. Beraber siyaset yaptığımız dönemlerde çeşitli grup toplantılarında ve bakan arkadaşlarımın da tanık olduğu Bakanlar Kurulu toplantılarında Türkiye'nin stratejik bir üstünlük elde ettiğini, 1999'dan sonra başlayan süreçte stratejik bir üstünlük elde ettiğini; ama, bu stratejik üstünlüğünü 1 Mart tezkeresinden sonra ortaya çıkan yeni uluslararası konjonktürde kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya bulunduğunu, AK Partinin Hükümet çoğunluğunun bu meseleyi çözmek için Türkiye'nin önünde tarihî bir fırsat olduğunu defalarca söyledim. Ben bunu söylediğim zaman sizler de beni alkışlamıştınız arkadaşlar. Şimdi sizlerden alkış beklemiyorum ama, elinizi vicdanınıza koyun! Şurada yaşadığımız manzara hiç hoş bir manzara değil.
Burası Türkiye Büyük Millet Meclisi, burası millî iradenin tecelligâhı. Türkiye'de yaşayan insanlar, yaşadıkları derin endişeler karşısında Türkiye Büyük Millet Meclisinin birliğini ve beraberliğini görmeye çalışıyorlar ve burada toplanmaktan bile imtina ediyor olmanız gerçekten son derece kaygı verici. Gelseydiniz buraya, muhalefeti dinleseydiniz, muhalefetin söz hakkına saygı gösterseydiniz, kendi yaklaşımlarınızı, kendi çözüm değerlerinizi de burada ortaya koymuş olsaydınız, buradan millî bir duruş çıkarabilmiş olsaydık, buradan bu meselenin çözümüne ilişkin ülkenin içini serinletecek, anaların içini serinletecek bir millî duruş çıkarabilmiş olsaydık, bu, sizin de kazancınız olurdu, milletin de kazancı olurdu, bizim de kazancımız olurdu; kimin kazandığı hiç önemli değil, kazanan Türkiye olurdu; ama, bunu yapmadınız. Bunu yapmadınız ve burada, gelip, bazı hatırlatmalarda bulunuyorsunuz. Bazı hatırlatmalarda da, müsaade ederseniz, ben bulunayım.
Bu, çok başarılı bir tanımlama dediğiniz "Kürt sorunu" tanımlamasını, Sayın Başbakan, gelsin, bir daha buradan tekrar etsin.
EDİP SAFDER GAYDALI (Bitlis)Sayın Başkan, milletvekillerini ilgilendirmiyor mu bu konu?!. Dışarıda konuşsunlar.
ERKAN MUMCU (Devamla)Gelsin, bir daha buradan tekrar etsin. Üç ay önce, kendisine sorulan muhtelif soruları alaycı bir üslupla reddederken Sayın Başbakan, acaba, gaflet içinde miydi? Gelsin, bunun cevabını versin.
Şu yakışıyor mu değerli arkadaşlar: Bir terör örgütüne layık görmediğiniz sıfatları, PKK için söylemediğiniz sözleri, Türkiye'nin demokratik muhalefeti için söylüyorsunuz "kandan ve terörden medet ummak!.." Bu söz, vicdan sahibi herhangi bir kişinin ağzına alabileceği bir söz değil. Anlaşılan, Sayın Başbakan, bu sözleri söylerken, herhalde önünde bir metin yoktu, metin dışında konuştu; aksi halde, bu sözü söylemiş olmasına ihtimal vermek mümkün değil. (ANAP ve CHP sıralarından alkışlar)
Değerli arkadaşlar, şunu anlayalım; uzun uzun konuşmamız gereken şey şu: Türkiye, karşı karşıya bulunduğu meseleyi bir terör ve güvenlik sorunu olarak görmekle hata ediyor, yanılıyor. Bu, bir terör ve güvenlik sorunu değildir; daha doğrusu, bu, terör ve güvenlik sorunundan ibaret bir sorun değildir ve bu sorun, Sayın Başbakanın ifadelendirdiği gibi, Kürt sorunu da değildir; çünkü, sorunun adını eğer etnik bir tanım içinde koyarsanız, çözümü de etnik bir çerçeveden bulmaya mecbur kalırsınız. Ben, bu tanımlamanın kabul edilmesi yönünde terör örgütünün yarattığı baskı ve dayatmayı bir kenara bırakıyorum; yani, terör örgütünün, bölücü örgütün, dönüp, kendi kitlesine "bakın, bombalar patlayınca, bizim dayatmalarımızı nasıl kabul ediyorlar" yönündeki propagandasına fırsat verilmiş olmasını bir kenara bırakıyorum; ama, bu da yetmezmiş gibi, Türkiye'de, bu sorunun, bu sorun çevresinde var olan bütün sorunların çözümü için bölücü örgütün bir çözüm formatı olarak önerdiği, çözüm tanımı olarak önerdiği "demokratik cumhuriyet" ibaresinin Sayın Başbakanın resmî açıklamalarının içine girmiş olması, gerçekten talihsizliktir.
Şimdi, eğer bu kadar savunuyorsanız bunu -ben, buradan söylüyorum, tutanaklara da geçiyor- Sayın Başbakan gelsin, bir de bu kürsüden "demokratik cumhuriyet" ibaresini kullansın, gelsin bir kez daha kullansın; kullanmayacaktır. Kullanmayacaktır; çünkü, nasıl yanıldığını ve yanıltıldığını biliyor. Ahmet Taşgetiren'in içi nasıl yanıyorsa benimki de öyle yanıyor arkadaşlar.
Bu millet, büyük acılarla, elinize bir emanet verdi; ama, siz bu emaneti oyuncağa dönüştürdünüz. Siz, bu emaneti, ne yazık ki, kendisini bunun gerçek sahibi olarak görenlerin kudret oyunlarına teslim ettiniz. Siz, bu emaneti, iktidara gelen pek çoklarının içine düştüğü iktidar sarhoşluğunun, makinesi, aleti, oyuncağı haline getirdiniz. Bugün, ben biliyorum ki, kendi aranızda konuşurken, ben biliyorum ki, kendi kendinize vicdanınızla konuşurken rahat değilsiniz, müsterih değilsiniz; ama, değerli arkadaşlar, sizler milletvekillerisiniz, sizler milletin vekillerisiniz ve milletin kaderini ilgilendiren temel meselelerde sorumluluk sahibisiniz ve bu sorumluluğun gereğini ortaya koymak durumundasınız. Terk edeceğiniz şeyler o kadar da büyük değil ve muhalefet, bazen, milletin istikbali için, milletin geleceği için fevkalade önemli bir misyondur.
Şimdi, müsaade ederseniz, bir katkı değeri oluşturmak için, sorunun ne olduğu konusunda bir çerçeve tanımlamaya çalışalım. Sorunun birinci boyutu ve en önemli boyutu uluslararası boyutudur. Terör örgütünü, bölücü örgütü bir taşeron olarak kullanan çevreler, Ortadoğu'ya ilişkin kendi senaryolarını hayata geçirmek noktasında Türkiye'den iki şey istemektedirler. Bunlardan birincisi, kendi çözümlerine razı etmek. Türkiye, Irak anayasasının oylandığı günlerde Telafer'de katliamların söz konusu olduğu bir günde, kendi içinde, kendi bölünme sorunlarıyla karşı karşıya bırakılıyorsa, bu, bölücü terör örgütünün taşeron işlevi dolayısıyladır ve bunun temel sebeplerinden bir tanesi de, bu uluslararası çerçeveye, bu uluslararası çevrelere bu cüreti veren zaaf görüntüsüdür ve bu zaaf görüntüsünden bu hükümet sorumludur.
Bugüne kadar terör örgütünün Irak'ı bir geri üs olarak kullanma imkânının bulunmadığı dönemlerde sorunun kapsamlı bir biçimde çözülmesi için kendisine yapılan bütün önerilere kulak tıkayıp o arada başka işlerle meşgul olan hükümetin, o başka işlerin ne olduğu da tarihe kaydedilmiştir ve bir gün hesabı sorulacaktır. Bir gün hesabı mutlaka sorulacaktır; hiçbir şekilde olmazsa, millet, vicdanında soracaktır. Bunlarla uğraşırken bu altın fırsat kaçırılmıştır. Hâlâ önümüzde yakalamak durumunda olduğumuz fırsatlar var.
İkinci mesele, bölücü terör örgütünün kendi hedef kitlesi ve kendi organizasyonu içinde kaybettiği itibarını yeniden yakalama girişimidir ve bombaların, mayınların patlamasının temel nedeni, alternatif bir Kürt muhalefeti oluşumunu, PKK'nın ta başından kurduğu stratejiye de uygun olarak, ortadan kaldırmaktadır.
Üçüncü boyut, Türkiye'yi, uluslararası ilişkileri üzerinden, PKK'nın, bölücü hareketin meşru bir biçimde siyasallaşmasına razı etmektir. Bunun için atılan adım da, çatışmayı güvenlik güçleri ve gerilla arasında- sözüm ona gerilla arasında- bir çatışma olmak düzleminden çıkarıp, sivil alana yaygınlaştırmaktır, kitlelerin çatıştığı hale getirmektir ve bunda da önemli adımlar, ne yazık ki, atmıştır.
Sorunun adını "Kürt sorunu" mu koyalım, başka bir sorun mu koyalım, çok önemli olmayabilirdi; ama, siz, o konuşmayla, yani, terörün sizin reflekslerinize göre ayarlanmış bombalarına verdiğiniz…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
Sayın Başkan…
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
11 konuşma daha · 19 Eylül 2005