190 sayılı genel kadro ve usulü hakkında kanun hükmünde kararnamenin ekli cetvellerin yargıtay başkanlığına ait bölümünde değişiklik yapılması (s.s.1075)
Tekirdağ Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 85. Birleşim · 4. yasama yılı · 6 Nisan 2006 · 1.362 kelime · yaklaşık 7 dakikalık okuma
Kaynak göster
Mehmet Nuri Saygun (CHP), 6 Nisan 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 85. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 190 SAYILI GENEL KADRO VE USULÜ HAKKINDA KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMENİN EKLİ CETVELLERİN YARGITAY BAŞKANLIĞINA AİT BÖLÜMÜNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI (S.S.1075)); konuşma 1.362 kelime.
Mehmet Nuri Saygun (CHP, Tekirdağ). “190 sayılı genel kadro ve usulü hakkında kanun hükmünde kararnamenin ekli cetvellerin yargıtay başkanlığına ait bölümünde değişiklik yapılması (s.s.1075)”. TBMM Genel Kurulu, 85. Birleşim tutanağı, 6 Nisan 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-nuri-saygun-22-2006-04-06-190-sayili-genel-kadro-ve-usulu-hakkinda-kanun-hukmunde-kararnamenin-e (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA MEHMET NURİ SAYGUN (Tekirdağ)Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; az evvel Bakanımızın da söylediği gibi, Yargıtayın daha sağlıklı korunmasını temin etmek amacıyla 30 tane ek güvenlik personeli ihdasına ilişkin bir kanun ve bu kanunda, bizler, maddelerde konuşma ihtiyacı duyuyoruz.
Efendim, olay sadece Yargıtaya 30 tane güvenlik personelinin alınması olsaydı, zaten yasayı bu yönüyle desteklediğimiz için, herhangi bir konuşmaya ihtiyaç duyulmazdı; ama, Türkiye'de, son dönemde Yargıtayın koruma altına alınmasının gerekçesini ve yaşadığımız sıkıntıları göz önüne aldığımızda, hassas bir pozisyonda olduğumuzu ve bazı şeyleri ifade etmemiz gerektiğini görüyoruz.
Bir de, tabiî, bu arada, parantez içinde bir şey söylemek istiyorum: Doğrudur, Yargıtayda çalışan değerli yargıçlarımızı, savcılarımızı korumak bizim görevimizdir, bu koruma tedbirlerini almak bizim görevimizdir; ama, biz, sadece olaya fiilî koruma açısından bakarsak, Yargıtayın bir müddettir -aslında kendisine baskı kurma imkânı olan kurum ve kuruluşlar tarafından- kaldığı baskılardan korumaya yönelik daha ciddî, daha tutarlı, daha sağlıklı bir tedbir anlayışını sergilemeye çalışırsak ve yürütme olarak da, bu konuda üzerimize düşen görevi yerine getirir, sadece Yargıtayı değil, bu ülkede yargı erkini en sağlıklı bir şekilde yerine getirmeye çalışan yargı mensuplarının tümü üzerindeki çeşitli vesilelerle yaratılmış baskılardan ve etkileyici eylemlerden onları muaf kılabilirsek, onları ayrı tutabilirsek, yargıçlarımızı ve savcılarımızı daha bağımsız çalışır hale getirebilirsek, bu çıkarmayı planladığımız kanundan daha önemli, daha ciddî, daha tutarlı bir güvenlik işletmesini yaratmış oluruz diye düşünüyorum.
Efendim, az evvel, Sayın Bakanım, Türkiye Barolar Birliğinden gelen taleplerle ilgili bir açıklamada bulundu. Ben, Tekirdağ Milletvekiliyim. Yirmiyedi yirmisekiz sene avukatlık mesleğini icra ettim. Milletvekili olurken, hepimizin olduğu gibi, doğaldır ki, kendi birikimlerimizi, kendi tecrübelerimizi, siyasî tercihlerimizi, toplumla olan ilişkilerimizi, koyduğumuz emeği, hepsini üst üste koyarak milletvekilliğine ulaştığımızı kabul ediyoruz. Bu, hepimiz için geçerli; ama, bir şey daha var sanıyorum, hepimizin mesleğiyle ilgili. Ben, mensubu bulunduğum Tekirdağ Barosunun ve dolayısıyla, Türkiye'deki tüm avukatların ve hukuk camiasının bana vermiş olduğu bilgi, birikim, tecrübe ve mücadele gücünü yadsıma şansına sahip değilim. Hukukçu kimliğim, benim bugün burada olmamın önde gelen nedenlerinden biridir. Bu vesileyle, bir gün gecikmeyle de olsa, Tekirdağ Barosunun ve Türkiye'deki tüm avukat arkadaşlarımın, meslektaşlarımın Avukatlar Gününü kutlamak istiyorum.
Gönül isterdi ki, avukatlar, isteklerine yargı sistemi içinde sahip olabilsinler; ama, az evvel söylenen rakamlara baktığımızda, Türkiye'de, Türkiye Barolar Birliğinin -son yasal değişikliklerle- daha farklı kesimlere kamu adına avukatlık hizmeti sunma gerekliliği doğdu. Bu gerekliliğin karşısında da, Bakanlıktan alınan bir ödenekle, bu hizmeti sunan avukatlara bir ücret ödeniyor, yüksek bir ücret olmasa da ödeniyor ve Türkiye'de 17 000 avukat var arkadaşlarım, 17 000 avukat bu kamu hizmetini yürütüyor. Fakat, 2005'in daha üçüncü ayı biterken, Maliye Bakanlığının bu konuda hazırlamış olduğu ve Barolar Birliğine ulaştırmış olduğu para bitti. Bundan sonrası için, artık, yapılacak olan bir ödeme söz konusu değil gibi görünüyordu. Az evvel Bakanımız açıkladı bir 14 trilyon paranın ulaştığını ve bundan sonra, Maliye Bakanlığının, eğer barolar bu harcamaları tevsik ederlerse, tekrar ödeme yapacağı yönünde bir ifadede bulunuldu.
Ben, geçmişte baro başkanlığı yaptım. Baro başkanlığı yaptığım dönemde, bize, bakanlıktan, bu ve benzeri ödemeler avans yoluyla geliyordu ve biz, o sene içinde muhtemel harcamaları yerine getiriyorduk, ertesi seneye kalıyordu veya kalmıyordu. Bugün, içinde bulunduğumuz koşulda, üç ayda tükenen paradan sonra, bizim, baroların bu işi belgelendirmesi çok zor olacaktır. Bu nedenle, aynı sistemin -eğer mevzuat elveriyorsa- uygulanmasının, gerek barolar gerek Maliye Bakanlığı gerek Adalet Teşkilatı adına doğru olacağına inanıyorum.
Efendim, bu arada, maddî konularla ilgili -söz almışken- bir hususa değinmeden geçmek de istemiyorum.Şimdi, Türkiye'de, adliye teşkilatına ayrılan bütçe payının, son yıllarda pek bir artış görmediği ve onbeş yıllık ortalamasına baktığımızda da, yüzde 1 civarında bir rakamı kapsadığı görülmektedir. Ülkelerin uygarlıkları, ülkelerin gelişmişlikleri, bağımsızlıkları ve demokrasiye olan yakınlıkları, demokrasiye olan saygınlıkları, hukuk devleti olunmadığı müddetçe, ne yazık ki, orası burası örsemiş, yüksünmüş, yara almış şekil alıyor.
Şimdi, Türkiye'de, hukuk devletini üstün kılmak için alınması gereken tedbirler var. Bu tedbirlerin bir bölümünü, üç sene zarfında, biz, burada, dönem dönem ortak fikirleri paylaştığımız yasalarla yerine getirmeye çalıştık. Ancak, eksik kalan bir husus var arkadaşlarım: Eğer bir yapılanmanın ekonomik imkânlarını sağlayamazsanız, o camiada, o yapıda, arzulanan başarı, birikim ve sonucu yakalamak mümkün olmaz.
Şimdi dönelim yargımıza, yargıçlarımıza, savcılarımıza bir bakalım. Türkiye'de çalışan sektörün tümü göz önüne alındığında -evet, tümü adına bir şey söyleyebiliriz- hak ettikleri ücretler, aldıkları bedeller yeterli değil. Bunu artırmak gerekir; devletin ekonomik kaynaklarının elverdiği ölçüde artırmak gerekir; ama, gene de, artırmak için bir gayret sarf etmek gerekir.
Şimdi, Türkiye'de kuvvetler ayrılığı prensibi uygulanıyor; yasama, yürütme, yargı ve biz bunun üçünü eşdeğerli algılıyoruz; ama, üçünü eşdeğerli algılarken, yasama ve yürütmenin -ki, buna ben de dahilim- elindeki pozisyona baktığımızda, kanun çıkarmak ve tasarrufta bulunmak hak ve yetkisi bu iki kuvvette. Biraz yetki aşılarak da, yargının statüsünü, sosyal haklarını, ekonomik haklarını, diğer çalışanlarla birlikte, özel bir yasa yapmadan, bir bütün olarak değerlendiriyoruz ve yürütüyoruz.
Şimdi, mademki yargı üçüncü bir erk, mademki yargı kuvvetler ayrılığı prensibinin üç ayağından bir tanesi, o halde, yargının da, özel bir yasayla bu ve benzeri haklardan istifade eder, yararlanır veya şekillendirilir hale getirilmesi gerekir.
Bu arada, yargıçlarımızdan, savcılarımızdan ve avukatlarımızdan söz etmişken, daha önceki konuşmalarımda da birkaç kez ifade etmiştim, bir hususu dile getirmeden geçmek istemiyorum.
Değerli arkadaşlarım, adliye camiasının içerisinde çok cefakâr, düşünebildiğinizden çok daha zor koşullarda hizmet veren bir personel var; adliye çalışanları. Bu çalışanların ekonomik imkânları, mevcut, Türkiye'deki çalışanlara tanınan hakların hiçbirinin üstünde olmadığı gibi, olabildiğince altında. Oysaki çalışma tempolarına bakarsanız, inanılmaz!.. Hatta, bu çalışanların tempolarında bir şey daha var değerli arkadaşlarım; adliye teşkilatlarının yeterince ekonomik kaynakları olmadığı için -bunca yıl bu mesleği sürdürürken çok şahit olduğum bir şey; efendim, yer yer kalem, kâğıt ve benzeri ihtiyaçlar doğar- bu kaynak yaratılamaz ve adliyede o düşük maaşla çalışan o personel, adliyede işi olan insanlardan rica minnet, adliyenin çalışmasını temin etmek adına, kâğıt, kalem, karbon -şimdi karbon bitti, bilgisayar başladı ama- ve benzeri malzemeleri temin etme yoluna giderler. Herhalde bizim ülkemizin dışında, hiçbir ülkede, adliye dünyasında, adalet dünyasında böyle bir uygulama yoktur. Şimdi, bu kadar emek koyan bir camiaya biraz daha destek sunmak doğru olur diye düşünüyorum.
Şimdi, Yargıtaya 30 güvenlik görevlisi verilecek. Size, bu hususta, Yargıtayla ilgili tüm Türkiye'deki hâkimleri ve savcıları da kapsar nitelikte bir şey söylemek istiyorum. Efendim, 2005 yılında Yargıtaya gelen dosya sayısı 472 300, biriken dosyalarla, daha önceden gelen dosyalarla toplam dosya sayısı 724 477. Değerli milletvekilleri, bu, inanılmaz bir dosyadır ve bu, tamamı 250 yüksek yargıçtan oluşan 32 Yargıtay dairesinde çözüm bekleyen dosyalar. İnanılmaz bir çalışma, inanılmaz bir emek var ve bunu, "geciken adalet mağduriyete neden oluyor" diye, olabildiğince, bir an önce bitirmeye çalışan bir yüksek yargıç kadromuz var. Az evvel de söylediğim gibi, bu yüksek yargıç kadromuzu, sadece güvenlik açısından değil, sair haklardan da, koydukları emeğin karşılığı olan gerek maddî gerek sosyal imkânları sağlamak suretiyle tatmin etmeliyiz. Onların, daha huzurlu, daha sağlıklı, daha mutlu çalışmaları için onlara bu imkânları sunmalıyız diye düşünüyorum.
Yine, bu arada bir şey söyleyeceğim. Efendim, Türkiye'de illerde, ilçelerde adliye binalarımız var; yani, içinizde hukukçu arkadaşlarım olduğu gibi, en azından adliyede geçmişte işi olmuş ve gitmiş arkadaşlarım var. Ülke dışında, hukuk devletinin üstünlüğünün kabul edildiği ülkelere gidip baktığımızda bir şey görüyoruz: Yargı, yargıya yakışır binalarda yapılıyor ve buralarda, çok daha sağlıklı, çok daha düzgün yargılama yapılıyor; insanların, yargıya ihtiyacı düşen insanların yargıya saygı duymalarının önü açılıyor. Ama, ne yazık ki, bizim ülkemizde -tek tük yapılan birkaç çalışmanın dışında- yargı, kendine yakışır bir bina malzemesine sahip değil. Ben, kendi yöremden örnek vereyim: Çoğu yerde, çoğu ilçemizde derme çatma, hatta ve hatta pasajdan bozma kiralık yerlerde adlî teşkilatlar görevlerini sürdürmeye çalışıyorlar. Şimdi, kuvvetler ayrılığının üç erki diyoruz; ikisini hak ettikleri ölçüde tutmaya çalışıyoruz; ama, bir tanesine üvey evlat muamelesi yapıyoruz. Bu, doğru bir anlayış değil. Bunu söylerken bugünün hükümetine serzenişte bulunmuyorum; yani, bu, sadece şu üç senenin sonucu değil. Ama, bu, uzun yıllardır bu şekliyle gidiyor. Şimdi, dünyada, demokratikleşmenin her gün biraz daha arttığı bir süreçte, demokratikleşme çalışmalarının önde tutulduğu bir süreçte yargıya ve hukukun üstünlüğüne ihtiyacımız varsa, bizim de, onlara, onların ihtiyacı olan şeyleri vermemiz gerekir diye düşünüyorum.
Değerli arkadaşlarım, bir de, bir hususu ifade etmeden geçemeyeceğim: Şimdi, bugün görüştüğümüz şu 30 tane güvenlik personeline kadro ihdasıyla ilgili yasa için Yargıtaydan Bakanlığa bir talep gelir -çeşitli kurumlardan zaten bu yolda bir talepler gelir- üstünde de pozisyonuna göre "ivedi" yazar veyahut bir şey yazmaz. Bizim, bu konuda, Yargıtay Başkanlığının yolladığı talep "ivedilikli" şeklinde; yani, öncelik isteyen, çabuk çözüm isteyen bir talep. Talebin geliş tarihi 19 Ağustos 2005. Aradan sekiz ayı aşkın bir süre geçmiş…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
25 konuşma daha · 6 Nisan 2006