İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 85. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

Ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazı hakkında (s.s.1136)

Mehmet Nuri Saygun

Tekirdağ Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 85. Birleşim · 4. yasama yılı · 6 Nisan 2006 · 2.344 kelime · yaklaşık 12 dakikalık okuma

Kaynak göster

Mehmet Nuri Saygun (CHP), 6 Nisan 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 85. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: CEZA VE GÜVENLİK TEDBİRLERİNİN İNFAZI HAKKINDA (S.S.1136)); konuşma 2.344 kelime.

Mehmet Nuri Saygun (CHP, Tekirdağ). “Ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazı hakkında (s.s.1136)”. TBMM Genel Kurulu, 85. Birleşim tutanağı, 6 Nisan 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-nuri-saygun-22-2006-04-06-ceza-ve-guvenlik-tedbirlerinin-infazi-hakkinda-s-s-1136 (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA MEHMET NURİ SAYGUN (Tekirdağ)Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Kanunun üçüncü tekrarında gene bu kürsüde sizlere hitap etme şansını elde ettim; hepinizi sevgilerimle, saygılarımla selamlıyorum.

Efendim, gene, bugün… Bir müddet önce yaptığım konuşmada bir şey söylemiştim: Meclis çok çalışıyor, gece geç saatlere kadar çalışıyor; ama, ne yazık ki, bu geç saatlere kadar çalıştığımızın önemli bir bölümünü, yaptığımız eksiklikler yüzünden tekrarları yaşamak nedeniyle yaşıyoruz. İşte, şu anda görüşmekte olduğumuz bu yasanın bu Genel Kurula üçüncü gelişi.

Efendim, bu yasa daha 1 Haziran 2005'te yürürlüğe girdi. İki ay sonra, yürürlüğe giren bu yasanın değişikliğini içeren bir çalışma yapıldı. Bu çalışmalar İktidar Partisi milletvekilleri tarafından genelde kanun teklifi olarak getiriliyorsa da, hepimizin bildiği bir gerçek var. Bunlar, aslında, kanun teklifi olmaktan öte, tasarı niteliğinde. Bunu, çok değil, daha onbeş yirmi gün önce Adalet Komisyonunda yaşadık. Bir Adalet ve Kalkınma Partili milletvekili arkadaşımızın getirmiş olduğu kanun teklifiyle ilgili kendisini biraz zorladık, bazı sorular sorduk ve arkadaşımız bir saat sonra kanun teklifini geri aldı; çünkü, o teklif onun değildi, bu bir tasarı niteliğindeydi, imza atmıştı, getirmişti iyi niyetle, yanlışlıkları görünce geriye çekmek zorunda kaldı. Bu gelen, yani 1 Haziran 2005 tarihinden sonra gelen teklifler de aslında birer tasarıydı. Önce Kilis Milletvekili Hasan Kara tarafından bir hazırlık yapıldı, o geldi, Adalet Komisyonuna getirildi, biz gereken muhalefetimizi yaptık; ama, geçti. Çoğunluk sizde, Adalet Komisyonundan o teklif geçti. Sonra, bilmiyorum neden, o teklif rafa kaldırıldı, komisyondan geçmiş olan teklif, buraya, Genel Kurula indirilmedi, bilahara gene örtülü bir tasarı teklif halinde -şu bugün görüştüğümüz- hazırlandı, tekrar geldi, görüşüldü, gene bizim muhalefetimize rağmen kabul edildi ve Genel Kurulun huzuruna getirildi.

Değerli arkadaşlarım, birincisi, bu kürsüden sık sık söylediğimiz bir şey var; yasa yapmak, hem teknik hem beceri hem de bir disiplin işidir. Teknik olabilir, beceri olabilir; ama, disiplin yönünden birtakım eksiklikler olursa, birtakım özel düzenlemelere ihtiyaç duyulur da, bunları ne şekilde hallederiz diye bir çalışma yapılırsa, sonuçta, bu Meclis sık sık hata yapmak zorunda kalır. Yapılan oylamada kabul edilen yasalar bir şekilde döner ve biz, tekrar, aynı konuyu görüşmek durumunda kalırız.

Şimdi, bu yasa gelmeden önce, şu değişiklik gelmeden önce, Haziran 2005'te yürürlüğe girecek olan yasada böylesine bir özel infaz rejimi yoktu. Hazırlanmış olan tasarıda -ki, ilk Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Kanun bir tasarıdır- böyle bir hüküm yoktu. Bu hüküm olmamasına rağmen Adalet Komisyonuna bir önerge geldi. Bu önergeye birtakım gerekçeler eklendi ve her ne kadar "kişiye özel değildir" diye, burada, az evvel konuşmacı arkadaşım söylediyse de, pek öyle "kişiye özel değildir" ibaresi olmaz; çünkü, o komisyonda önerge getirilirken isim verilerek getirildi. Yani "bu ülkede Başbakanlık yapmış birisinin belli bir yaştan sonra cezaevine girip yatması doğru olmaz, sağlığı da müsait değil" şeklinde bir teklifle geldi ve değerli arkadaşım, az evvelki konuşmacı arkadaşım da o komisyonun üyesi.

Bu komisyonda bu konuşuldu, tartışıldı ve hakikaten, bu ülkede Başbakanlık yapmış, sağlık yönünden cezaevini taşıma şansı olmayan birisinin cezaevinde yatması doğru olmayabilir düşüncesiyle katkı sunduk.

Yalnız, biz katkı sunarken bir koşul verdik, bir koşulumuz vardı, dedik ki: "Arkadaşlar, bu mahkûmiyet kararının esası, bir kamuya verilen zarara dayalıdır. Bu kamuya verilen zararın ödenmesini koşul koyalım. Eğer, bunu onaylıyorsanız biz de destek veririz." O gün, Adalet ve Kalkınma Partisinin komisyon üyeleri onay verdiler. Önerge birlikte hazırlandı, imzalandı ve sunuldu. O gün onay veren ve altına imza atan -isim söylemekte de sakınca duymuyorum- Gaziantep Milletvekilimiz Mahmut Durdu -Cumhurbaşkanına gitmeden önce, yakın bir gelecekte, bu yasayı tekrar görüşüp, kabul edildiğinde sizin oylarınızla- bu kürsüye çıkıp, dedi ki: "Efendim, alacak garanti ya, böyle bir hükme niye ihtiyaç var?" Şimdi, arkadaşlar, bizatihi, biz bize, karşı karşıya oturduk, görüştük ve bu koşulla, bu madde değişikliğine onay verdik; yani, o gün, Mahmut Bey, bizimle aynı fikri paylaşıyordu. O gün, Adalet ve Kalkınma Partisinin komisyon üyeleri bizimle aynı fikri paylaşıyorlardı da, sonra ne oldu da bu fikirden vazgeçtik ve kamunun uğramış olduğu zararı tahsil etmekten vazgeçtik?!

Şimdi, az evvel, Sayın İpek dedi ki: "Efendim, alacağın tahsili konusunda herhangi bir şey yok" ve yasayı da gayet güzel bir şekilde okudu, işte, "hukukî haklar saklı kalmak üzere…" Değerli arkadaşlarım, siz bu yasaya yazsanız da yazmasanız da, hukukî haklar zaten saklıdır; yani, siz, asliye hukuk mahkemesinde görülmekte olan bir davadaki, alacak davasındaki, çıkabilecek kararı önleme hakkına sahip misiniz ki "biz buraya yaptık, alacak artık alınabilir" gibi bir söz sarf ediliyor bu kürsüden? Böyle bir hakkımız yok efendim! Eğer konu yargıya intikal etmişse, yargı zaten o konuda kararını verecektir. Bu konuda, Adalet ve Kalkınma Partisinin veya Genel Kurulun böyle bir yasal düzenleme yapmasına ihtiyacı yoktur. Yani, özcesi, bugün, sizlerin oyuna sunulacak olan bu talep, eğer, sadece, hukukî alacak teminat altına alındı iddiasına dayalıysa, bu iddia, tamamen içi boş, çürük ve hiçbir mesnedi olmayan bir iddiadır. Bir kere, bu tarafıyla bakarsak, bu değişikliğin, alacağı teminat altına almadığını görürüz.

Şimdi, biz, geçen sefer bu konuşulurken, değerli arkadaşlarım, bir şey söylemiştik. Adalet ve Kalkınma Partili milletvekilleri buraya çıkıp dediler ki, efendim, alacak muayyen değil, alacak belli değil; yani, siz diyorsunuz ki; alacağı ödesin. Peki, neyi ödeyecek?

Değerli arkadaşlarım, görülmüş bir ceza davası ve ilgilisi hakkında verilmiş bir mahkûmiyet kararı var. Bu mahkûmiyet kararına konu olan dava açılırken, şikâyetçi olan kurum, uğramış olduğu maddî zararı, kamunun uğramış olduğu maddî zararı yargıya iletir. Dosyada da bu rakam çok açık ve nettir; yani, ne kadar para olduğu belli değil… Evet, ondan sonrasına faiz işlemiştir. İşte o işleyen faizler, hukuk mahkemesiyle tahsil edilebilir, o ayrı bir olay; ama, kamunun zarara uğradığı ana alacağın bu düzenleme içinde ödenmesi, kamunun uğrayabileceği bir zararı önlemeye yönelikti. Bizim bu konuda talebimiz vardı, uygun bulunmadı.

Sadece bu mu; hayır, bir başka husus daha var değerli arkadaşlarım. Şimdi, biz, bu düzenlemeyi yaparken, özellikle mahkûmiyet süresini esas alarak bir şart daha getirdik, dedik ki; sağlık koşulu; yani, eğer üç sene gibi küçümsenmeyecek ve kısa süreli hürriyeti bağlayıcı cezaların -hapis cezasının- üstünde bir hapisle mahkûm olmuş birisi var ise, bunun, özel infaz rejimlerinden istifade etmesi prensip olarak doğru değil. Zaten prensip olarak doğru olmadığını, biraz sonra yasanın hangi bölümüne sığdırmaya çalıştığınızı ifade ettiğimde de göreceksiniz. Şimdi, buna bir özel statü getirmek lazım. Ne yapmak lazım özel statü olarak; o zaman, sağlık koşulu arayalım; yani, belirli bir süre, kısa süreli hürriyeti bağlayıcı cezanın fevkinde bir cezayı özel infaz rejimlerinin içine dahil edeceksek, o zaman, onun, sağlık yönünden bir problemi olması gerekir, cezaevinde yatabilmesinin, onun hayat bütünlüğünü, hayatını tehlikeye sokabilecek bir niteliği olması gerekir, bu nedenle de sağlık raporu alınması gerekir demiştik ve bizim iddiamızla, düzenleme de öyle yapılmıştı.

Az evvelki konuşmacınız Sayın İpek ise kalktı dedi ki -çok da ilginç bir sözdü-: "Efendim, kimileri rapor alabilir, kimileri rapor alamaz." Şimdi, eğer ben, bunu sağlık açısından algılarsam, söylediğine onay veririm; yani, adam sağlamsa rapor alamaz, "adam sağlıksızsa rapor alır" anlamınaysa, söyleyecek bir sözüm yok; adam zaten sağlıklıysa, gitsin cezasını çeksin o zaman diyorum.

Yok, eğer, Sayın Haluk İpek, bu lafı söylerken, "efendim, kurumlar torpillilere rapor veriyor, torpilsizlere rapor vermiyor" diye bir iddiadaysa, arkadaşım, iktidar partisinin milletvekilisin…

AHMET YENİ (Samsun)Demedi öyle bir şey.

MEHMET NURİ SAYGUN (Devamla)Aynen söylediği söz burada.

… burası da yakınma duvarı değil. Eğer böyle bir iddianız varsa, gereğini yerine getirin o zaman.

HALUK İPEK (Ankara)İlk söylediğin gibi.

MEHMET NURİ SAYGUN (Devamla)İlk söylediğim gibi…

Şimdi, ilk söylediğim gibiyse, o zaman, çok açık zaten. Adamın sağlığı elveriyorsa ve cezası da kısa süreli hürriyeti bağlayıcı cezanın üstündeyse, o zaman, gitsin cezaevinde cezasını çeksin. İlk düzenlememiz de bu merkezdeydi.

Şimdi, bu ikisi, bizim için önemli birer kıstastı. Israr ettik, anlatamadık. Sonra, sizin oylarınızla bu yasa buradan çıktı ve o gün, ben, konuşmamda -iyi hatırlıyorum, tutanakları da alıp "acaba" diye baktım- aynı şeyi söylemişim. Bizim kimseyle bir organik bağımız yok; ama, aklın yolu bir, hukuk mantığının yolu bir.

Arkadaşlar "bu yasayı, biz, eğer onaylarsanız, bir kez daha görüşeceğiz" demiştim; bir kez daha görüşüyoruz. Şimdi, bu, burada biter mi; bu, bir başka yargı kanalıyla iptal mi edilir… Ben, yine, buradan -öyle falcılık yapar gibi değil ama- bir hukuk mantalitesiyle gördüğümü söyleyeyim. Bu yasa, bir şekilde, yine, yüz geri, geri döner gibime geliyor ve biz, işte, o fazla mesailerimizi, bu yasanın dördüncü defa tekrarında, bir değişiklik yaratmak suretiyle getireceğiniz dördüncü tekrarında bir kere daha fazla mesai yaparız. Ondan sonra da deriz ki, Meclis çok çalışıyor. Şimdi, 3 maddelik bir yasayı dört defa görüşürsek, bu Meclis çok da çalışsa, az da çalışsa, üretim ne kadar olur; onu, hep beraber oturup düşünelim.

Değerli arkadaşlarım, sadece bu kadar değil; bir başka sakınca daha var. Cumhurbaşkanımızın iade tezkeresindeki, geri gönderme tezkeresindeki gerekçeleri, zaten, az evvel kendi iddialarımızla birlikte, kendi iddialarımızı sayarken gördük, örtüşüyor. Yani, çok fazla nüans farkı yok. Zaten, bir hukuk mantığı, bu iddiaların bu şekilde olmasını gerektirirdi; fakat, bir başka şey daha var. Bunu, çok hızlı kanun çıkarmak… Getirdiğiniz, hazırlanmış ve bizim incelediğimiz kanunlara son dakikada getirdiğiniz değişiklik önergeleri yüzünden, bazen, eğriyi doğruyu yakalamada zorlanıyoruz, bazen elden kaçıyor, hepimizin elinden kaçıyor. Yani, biz, Cumhuriyet Halk Partisi Adalet Komisyonu üyeleri olarak, kanun geliyor, inceliyoruz, komisyona geliyoruz; komisyona son dakikada, hemen, iki imzalı bir önerge geliyor; hop, ne oluyor diyene kadar, doğru mu, yanlış mı bakalım diyene kadar geçiyor. Tabiî, bir yanlışlık varsa, o yanlışı da hep beraber sırtlanıyoruz. Tabiî, sonuçta da, Genel Kurulda, getiriyoruz, hatalarımızı görüyoruz. Şimdi, bu yasada biz bir hata yapmışız, bu değişiklik önergesinde. Bu, çok hızlı geldiği için, bizim de yakalamamıza fırsat vermemiş.

Değerli arkadaşlarım, ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazı hakkındaki bu kanunun temelinin 110 uncu maddesini de kapsayan bölümünü açıp baktığımızda, ilginç bir tabloyla karşılaşıyoruz. Bu bölüm, kısa süreli hapis cezalarının özel infaz rejimlerini düzenliyor. Şimdi, bölüm başlığı bu. Kısa süreli hürriyeti bağlayıcı cezalar deyince, o zaman, kısa süreli hürriyeti bağlayıcı cezaların süresine bakmak lazım. Efendim, yasamız bunu çok net açıklamış; bir yıl ve daha kısa süreli hapis cezaları...

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; şimdi, bir yıl ve daha kısa süreli bir hapis cezasından bahsediyoruz ve ancak o nitelikte cezaların özel infaz rejiminin tabi kılınacağı bir maddeden konuşuyoruz. Bu değişiklik de o maddede. Açıyoruz maddeyi -artık, dördüncü kez geldiği için, hepimiz iyi kötü ezberledik diye düşünüyorum- bakıyoruz, üç yıla kadar. Şimdi, üç yıla kadar hapis cezası, kısa süreli hürriyeti bağlayıcı hapis cezası değil; ama, düzenleme, kısa süreli hürriyeti bağlayıcı ceza şablonu içinde. Diyeceksiniz ki, ne olur? Evet, şimdi, bunun bu bölüme girmesi konusunda yasal bir engel, ille de bu bölüme girmez diye bir engel yok; ama, yasa düzenleme formatlarında ve bugüne kadarki uygulamalarda, Türk hukuk sistemindeki teamüllere baktığınızda, madde düzenlemeleri, o maddenin içinde bulunduğu bölüm kapsamında mütalaa edilir. Şimdi, o zaman ne yapmamız lazım. Eğer, buradaki mütalaa kısa süreli hapis cezasıysa, bu değişikliğin buraya sığması mümkün değil. Bu, bir hukuk ayıbıdır; bu, bir hukukî hatadır. Hadi vazgeçelim, maddedeki yapılanmayı bırakalım, efendim, özel yasa olduğunu bir köşeye koyalım, kamuya verdiğimiz zararı bir köşeye koyalım, onun tahsilinden vazgeçtiğimizi bir köşeye koyalım, hepsini bırakalım; ama, biz, bir yasal düzenleme yapıyoruz ve yaptığımız yasal düzenlemenin hukuk sistemi içinde, gelecekte hukukçular tarafından "yahu, hayret bir şey, hiç mi bunlar yasa yapmasını bilmiyorlarmış; yani, şu maddenin, şu bölümün içinde böyle bir hüküm olur mu" diyecekler ve bu söz, 22 nci Dönem Parlamentosuna ait olacak. Cumhuriyet Halk Partisi olarak, biz, bu hukukî ayıba ortak olmuyoruz; ısrarla, bu maddenin bu bölümde yer alamayacağını tekrar ediyoruz, yineliyoruz ve sizleri de uyarıyoruz.

HALUK İPEK (Ankara)Başlığı değiştiririz o zaman.

MEHMET NURİ SAYGUN (Devamla)Efendim, çoğunluk sizde; oylarsınız ve geçersiniz. Eh, o zaman, gelecekte, özellikle yeni yetişecek hukukçularda, yeni nesillerde bu yasal uygulamaya bakıldığında, bu yasaya bakıldığında, bu hatayı gördüklerinde, bizim zapta geçen bu sözlerimizle en azından sizden ayrı düşündüğümüzü ve bu hukuk ayıbına ortak olmadığımızı, buradan, daha bugünden onlara duyurmak istiyorum.

Israrcı olmanın bir anlamı yok değerli arkadaşlarım; yani, hukukî yanlışı bileceğiz, kamuya verilen zarardan vazgeçeceğiz, sağlık raporunu ortadan kaldıracağız ve ne olursa olsun bu yasayı çıkaracağız ve biz, bu yasayı çıkarırken, ondan sonra da buraya geleceğiz, rahat bir şekilde "efendim, bu özel bir yasa falan değildir, bu genel bir yasadır" diyeceksiniz.

Değerli arkadaşlarım, ne siz söylediklerinize inanıyorsunuz -bu sözü sarf eden arkadaşlarım- ne de bizi inandırabiliyorsunuz ne de bu ülkede bu konuyla ilgili hassasiyet gösteren, bunu takip eden vatandaşlarımız inanıyor. Haa, bu bir oy kaybı olur olmaz; ben, işin o tarafında değilim; ama, hukukçu kimliğimizle, bu işi doğru yapmamız gerektiğine inanıyorum.

Bakın, Komisyon burada, Bakanımız da burada. Bir uyarı görevimi tekrar ediyorum; aldığımız duyumlara göre, çok kısa bir süre sonra, yine bir torba yasa geliyor. Ceza Yasasında 60-80 tane madde mi değiştirirsiniz, 100 tane mi değiştirirsiniz; yani, nasıl olsa, boyacı küpü gibi sokup çıkarıyoruz, önce yapıyoruz, "aa, olmadı" diyoruz, bozuyoruz; yine geliyor. Ben, bugünden sizin bilgilerinize sunuyorum.

Şimdi, hiç olmazsa, şunu geri çekin, o torba yasanın içinde şeklen doğru olabilecek bir yere koyun. Hiç olmazsa, bu hukuk ayıbını bir kurtarın, ondan sonra, esasıyla ilgili bir daha tartışalım. Ha, bana sorarsanız, Cumhuriyet Halk Partisinin düşüncesini sorarsanız, bu, sadece şeklen bir yere oturtturmak değil…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKANBuyurun Sayın Saygun, konuşmanızı tamamlayınız.

MEHMET NURİ SAYGUN (Devamla)Bitiriyorum zaten Başkanım.

…onun yanında, kamuya verilen zararı da tazmin ettirebilecek bir uygulama koyalım, sağlık raporunu koyalım.

Yani, değerli arkadaşlarım, insanların sadece yaşları, cezaevinde yatmaması için bir gerekçe olmaz. Bu sözü burada söylerken, geçmiş dönemde Başbakanlık yapmış birisi ille cezaevine girsin gibi bir ısrarın peşinde değiliz. O ısrarın peşinde olsaydık, o günkü o değişiklik önergesinin altında bizim imzamız, bizim katkımız olmaz idi; ama, lütfen, hukuka uygun, doğru, ciddî bir düzenleme yapalım. Alın bunu, o torba yasanın içinde, bizim de iddialarımıza uygun, kamunun zarar görmeyeceği bir mantaliteyle yeni baştan düzenleyin. Yeni baştan düzenlerseniz, işte, o zaman, Mecliste tekrar bir bütünlük yakalanabilir, birlikte değerlendirir ve birlikte onaylayabiliriz; ama, bu haliyle, özellikle yolsuzlukların önüne geçme iddiasında olan bir siyasî partinin, bir iktidar partisinin yolsuzlukların önüne geçmeye çalışırken, bir anda birisi için bundan rücu edip, kamuya olan borcunun ödenmemesi için yapılan bir düzenlemeye, biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak onay veremeyiz. Kamuya verilecek olan bir zararı, Cumhuriyet Halk Partisi onaylayamaz, bu anlamdaki bir yasal düzenlemeye destek veremez, katkı sunamaz.

Bu nedenle, Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu değişikliğe bizim oyumuz hayır; ama, bir kez daha tekrar ediyorum; Mecliste çoğunlukta olmak, yanlış yapmak için yeterli bir gerekçe değildir arkadaşlar. Çoğunlukta olarak bile bile bu yanlışı yapmanın, doğru bir anlayış olmayacağına inanıyorum. Değerlendirmesini sizlere bırakıyorum, değerlendirmesini Bakanımıza bırakıyorum. Belki bu görüşmelerden sonra geriye de çekilebilir. En doğru anlayışın o olacağına inanıyorum.

Hepinizi saygılarımla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

25 konuşma daha · 6 Nisan 2006

25 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook