Genel kadro ve usulu hakkında kanun hükmünde kararnamenin eki cetvellerin dış ticaret müsteşarlığına ait bölümünde değişiklik yapılması hakkında (s.s.476)
Mersin Milletvekili · MHP
Genel Kurul, 114. Birleşim · 4. yasama yılı · 9 Haziran 2010 · 956 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Mehmet Şandır (MHP), 9 Haziran 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 114. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: GENEL KADRO VE USULU HAKKINDA KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMENİN EKİ CETVELLERİN DIŞ TİCARET MÜSTEŞARLIĞINA AİT BÖLÜMÜNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.476)); konuşma 956 kelime.
Mehmet Şandır (MHP, Mersin). “Genel kadro ve usulu hakkında kanun hükmünde kararnamenin eki cetvellerin dış ticaret müsteşarlığına ait bölümünde değişiklik yapılması hakkında (s.s.476)”. TBMM Genel Kurulu, 114. Birleşim tutanağı, 9 Haziran 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-sandir-23-2010-06-09-genel-kadro-ve-usulu-hakkinda-kanun-hukmunde-kararnamenin-eki-cetvelle (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
MEHMET ŞANDIR (Mersin)Çok teşekkür ediyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Tabii, Sayın Bahçekapılı ile Sayın İnce’nin bir zamanlardaki yol arkadaşlığı bugün espriye sebep oluyor, hoşluk oluyor ama bugün bir acıyı konuşuyoruz, bugün bir ayıbımızı konuşuyoruz. İstanbul’u gene sel aldı ve bir vatandaşımız hayatını kaybetti. Tenkit için söylemiyorum, çok sayıda saygıdeğer İstanbul milletvekilleri var. İnanıyorum ki onlar da bu sonuçtan üzüntü duyuyorlardır, İstanbul halkına karşı üzüntü duyuyorlardır.
Bir suçlamak anlamında söylemiyorum, ama her sene bu mevsimde -henüz daha sel mevsimi de gelmedi, yani eylülde, ekimde- İstanbul’da bu sel faciasını yaşamak Türkiye’mize yakışmıyor. 2010 Avrupa Kültür Başkenti İstanbul, göz bebeğimiz İstanbul, Türkiye’mizin, dünyamızın incisi İstanbul’da her sene bu tür manzaralar, bu görüntüler bizi utandırmalı. Türkiye’yi başta yönetenler olmak üzere, Türkiye’nin karar verici aydınları, herkesi utandırmalı.
Dün yine bir vatandaşımız hayatını kaybetti. O insanımızın sorumlusu kim olacak, çocuklarına nasıl anlatacağız? Çevre Günü’nü kutladık, Sayın Öztürk dün burada güzel bir konuşma yaptı, biz de duyarlılıklarımızı ifade ettik. Yani, sürdürülebilinir bir çevreyi koruyarak büyümeyi nasıl gerçekleştireceğiz? Büyüdüğümüz iddia ediliyor, ama bu büyüme eğer çevreyi gelecek nesillere bırakamıyorsa veya bugünkü nesillerin hayatını garanti altına almıyorsa bu büyümenin kalitesinden nasıl bahsedeceğiz? Artık büyüme gayrisafi millî hasıladaki artışlarla ölçülmüyor, insana verdiği huzurla ölçülüyor. Eğer insanımız, dünyanın incisi, göz bebeği İstanbul’da yaşamanın korkusuyla yaşıyorsa, acaba bir sel felaketine veya bir sokak hareketine kurban gideceğim korkusuyla yaşıyorsa, bu büyümenin varlığından kim kendine pay çıkartabilir, nasıl övünülebilinir?
Değerli milletvekilleri, dün, maalesef İstanbul’un özellikle Anadolu yakasında aşırı yağışlardan dolayı… Hiç itiraz etmiyorum, tabii ki Allah’tan gelene diyecek bir şey yok, sel felaketi, ama kul olarak, insan olarak, yöneticiler olarak alınması gereken tedbirleri alıp almadığımızı sorgulamak sorumlusu biziz. Bunu bir defa yaşamıyoruz, her sene yaşıyoruz.
Değerli milletvekilleri, 1995’te ilk başlayan, işte, bu İstanbul’u sel götürme süreci her sene tekrarlıyor. Geçen seneki hadiseyi nasıl unuturuz, bir felaketti. 32, 34, 36 kişi, muhtelif rakamlar ifade ediliyor, insanımız o sel felaketinin önünde devleti aradı ama devlet maalesef birtakım temennilerden öte bir şey söylemedi. Sayın Hükûmetin ortaya koyduğu gerekçeleri, getirdiği izahları yani gerçekten komedi.
Bir sayın milletvekili, Sayın Başbakana soru sormuş, demiş ki… Başbakanın bir beyanı vardı: “Bu dere yataklarında imar vermemek lazım, imara açmamak lazım.” Sayın Başbakanın böyle bir beyanı vardı, Sayın milletvekili de soruyor, diyor ki: “Bu verilen imarları iptal etmeyi düşünüyor musunuz?” Cevap yok.
İmar verilmemeli, eyvallah. Veren kim? İstanbul’u yaklaşık on yedi yıldan bu yana siz yönetiyorsunuz değerli iktidar partisi grubu. Artık mazeretiniz yok. Ne yeriniz dar ne yeniniz dar. Alınması gereken tedbirleri almak gibi bir sorumluluğunuz var, göreviniz var. Gazze’de ölen Müslümanların, insanların acısını duymanız takdir edilebilinir ama kendi insanınıza bu kadar bigâne kalmanızı nasıl izah edeceğiz, nasıl ifade edeceğiz? Bir defa değil ki, her sene. Daha sel felaket mevsimi de gelmedi; eylülde, ekimde daha nelerin olacağını bilmiyoruz.
OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale)Bir de AKP’yi önüne katsa…
MEHMET ŞANDIR (Devamla)Bir başka hadise: Yani bu sel dediğimiz, aşırı yağışlar dediğimiz hadise iklimin, coğrafyanın karakteri, bu oluyor ama akıl da, teknik de, imkân da buna tedbir geliştirmek imkânı veriyor. Bu imkân elimizdeyken bunu niye kullanmıyoruz da her sene böyle bu kürsülerden birbirimizi hırpalarcasına acımızı ifade etmek zorunda kalıyoruz?
Değerli milletvekilleri, bakınız, geçen sene yaşanan felaketten sonra -ben tabii burada bir tenkidi de ifade etmek durumundayım- geçen sene eylül ayında, 9 Eylül tarihinde İstanbul ve Trakya’da aşırı yağışlar dolayısıyla yaşanan sel felaketi sonucunda, bize göre 36 insanımızın hayatını kaybetmesi sonrasında, Meclisimizde hemen her siyasi parti, İstanbul’un yaşadığı bu sorunun araştırılıp tedbirlerinin belirlenmesi ve bu yönde yetkililerin, görevlilerin uyarılması yönünde araştırma önergeleri verdiler. Ortak bir talep olarak denildi ki: “Meclisimiz, Genel Kurulumuz bir komisyon kursun ve bu komisyon çalışsın, sebepleri belirlesin.” Sebepler biliniyor. O zaman, bir soru çıkar ortaya: Bilinen sebeplerin tedbiri niye alınmıyor? Ama iyi niyetle, bu sebepler belirlensin, önlemler araştırılsın ve Hükûmete tavsiyelerde bulunulsun diye…
Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz, 12 Ekim 2009 tarihinde (10/459) sıra sayılı Araştırma Önergesi’yle böyle bir komisyonun kurulmasını burada talep ettik. Bunun gündeme alınmasını da Danışma Kuruluna getirdik. Maalesef, burada on dakikalık bir görüşmeyle mesele geçiştirildi.
Daha sonra, Aralık ayının 3’ünde, yine 2009 yılında (10/532) sayılı Araştırma Önergesi’yle, İstanbul milletvekillerimiz başta olmak üzere, İstanbul’un sorunları araştırılsın Meclis olarak, Genel Kurul olarak, bu Meclise 70’ten fazla milletvekili veren İstanbul’un sorunlarını bu Meclis araştırsın diye bir önerge verdik. Yine, iktidar partisi, sayısal çoğunluğuyla, parmak çoğunluğuyla bu önergeyi de reddetti.
Ne olacak yani? İstanbul, kaderini yaşayacak: Sel olacak, ölecek; efendim, yangın olacak, yanacak; patlama olacak, parçalanacak. Bunu İstanbul halkına nasıl reva görürsünüz? Bakın, İstanbul konuşuluyor, İstanbul milletvekilleri konuşmaktan imtina ediyor. İstanbul halkına borcumuzu nasıl ödeyeceğiz değerli milletvekilleri? Kendi çaresizliğinde, kendi sahipsizliğinde yok mu sayacağız İstanbul’un çektiği çileyi? Onun için, bu genel görüşmenin yapılması gerekiyor. Yani, evet, ülkemizi yöneten siyasi iktidarın bölge ve dünya sorunlarına karşı duyarlılığını, bu konuları uluslararası düzlemde dile getirmesini milletimiz izliyor ama önce şu evimizin içini bir süpürelim ya, şu evimizin önünü bir süpürelim ki sokağın kirliliğinden dertlenelim. Dolayısıyla İstanbul’la ilgili, öznesi İstanbul olan bir genel görüşme açılmasını çok gerekli, çok elzem ve gecikmiş bir görev olarak görüyorum. Hatta bu konuyla ilgili bir İstanbul komisyonu kurulmasını…
Yani, düşünün değerli milletvekilleri, dün, Asya devletlerinin liderlerini İstanbul’a topluyorsunuz, kocaman kocaman da laflar ediyorsunuz ama o sözlerin söylendiği salonun elli metre ilerisinde insanlar sele kapılıp ölüyorlar. Bunu kendimize nasıl yakıştırıyoruz? Bunu nasıl sıradan, olağan bir durum olarak görebiliyorsunuz? Ben, öncelikle, Türkiye Büyük Millet Meclisinin… Cumhuriyet Halk Partisinin vermiş olduğu bu genel görüşme, Milliyetçi Hareket Partisinin hazırlamış olduğu, İstanbul milletvekillerinin hazırlamış olduğu yine genel görüşme talebinin Adalet ve Kalkınma Partisi, iktidar partisi grubu tarafından da dikkate alınarak, bunu bir mesele yaparak, bunu sahiplenerek İstanbul halkına olan borcun ödenmesini talep ediyorum, saygının gereği talep ediyorum ama maalesef bu konuşmaları yapıyoruz, burada bir sayın bakan yok. İstanbul’da böyle bir felaket olmuş, Hükûmet gelip Genel Kurula bilgi vermek gereğini duymuyor. Genel görüşme açalım, ön görüşmelerini yapalım diyoruz, ilgi yok.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
106 konuşma daha · 9 Haziran 2010