İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 78. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Orman alanlarındaki toprak dökümü sorunları hakkında

Mehmet Ufuk Uras

İstanbul Milletvekili ·

Genel Kurul, 78. Birleşim · 5. yasama yılı · 16 Mart 2011 · 929 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma

Kaynak göster

Mehmet Ufuk Uras, 16 Mart 2011 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 78. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ORMAN ALANLARINDAKİ TOPRAK DÖKÜMÜ SORUNLARI HAKKINDA); konuşma 929 kelime.

Mehmet Ufuk Uras (İstanbul). “Orman alanlarındaki toprak dökümü sorunları hakkında”. TBMM Genel Kurulu, 78. Birleşim tutanağı, 16 Mart 2011. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-ufuk-uras-23-2011-03-16-orman-alanlarindaki-toprak-dokumu-sorunlari-hakkinda (erişim: 29 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

MEHMET UFUK URAS (İstanbul)Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tabii, usulen aleyhte söz aldık ama içerik itibarıyla kamusal çıkarın her zaman ön planda olması gereken bir konuyla karşı karşıyayız. Siyaset bir kamusal faaliyet. Bireysel çıkarla kamusal çıkar çeliştiği zaman tabii ki kamusal çıkar öncelikli konu olmalı.

Bugün yerimden söz alırken, nasıl uluslararası eksende Halepçe katliamını kınarken, bunun bizler açısından ders olması gerektiğini söylerken yani aslında bir küresel kamu etiği açısından bakarken, keza 16 Mart 1978’de sevgili arkadaşlarımız bombalanıp, katledilip 7 arkadaşımızı kaybettiğimizde, 40’a yakın arkadaşımızın yaralandığında ve o zamanın kontrgerillası, zaman aşımına uğraması nedeniyle bir türlü yargı önüne çıkmadığı için nasıl patinaj yapıyorsak, kent etiği gibi alanlarda da esas problem, aslında siyasi demokrasinin yerellerden her alana değin işlememesiyle ilgili bir meseledir. Bir kentin geleceğini doğrudan yaşayan yurttaşlar belirlediğinde, söz, yetki ve karar yurttaşın olduğunda, aslında rant merkezli değil, insan merkezli bir kent tasarımı ele alındığında, önceliği olduğunda bu ve benzeri konularda pusulamız da büyük ölçüde ortaya çıkar.

Masallarla yalnız çocuklar kandırılmaz. Masallarla, aslında, biz, insanlarımızı kandırıyoruz. Yani orman alanlarıyla ilgili herhangi bir vekilimize soru sorsak tabii ki yüzde 10 küsurluk bir alanın çoğaltılmasını ister, kimse orman alanları daralsın demez. Ama siz örneğin İstanbul’da üçüncü köprü inşaatını yaptığınız anda, altına imza attığınız anda İstanbul’un nefes alanlarının kendisini büyük ölçüde tahrip ettiğiniz, ranta açtığınız ortaya çıkmış oluyor. Ama, bu, zaten -bugün yarım kalan sözümde de ifade ettiğim gibi- bütün dünya Japonya’daki patlamayla ilgilenirken, oradaki serpintinin bir ay içerisinde Avrupa’ya geleceği beklenirken, bizim ele aldığımız konulara baktığımızda tuhaf bir günlük siyasetin peşine takılma hâli var. Japonya’daki deprem, hayat felsefemizle ilgili bütün paradigmaları altüst etmiştir. Çernobil kazasında bile bir buçuk ay önce Sovyet uzmanlarının Çernobil Nükleer Santrali’nin ne kadar güvenli olduğuna ait rapor verdiğini bilmem hatırlar mısınız? Şimdi, Japonya gibi ileri bir teknolojide bile gerçekler halktan saklanır ve oradaki bu büyük nükleer felaket önlenemezken acaba bu dünyada Japon teknolojisinden daha öte bir teknolojiye sahip mi ki diyelim Rusya, Akkuyu’yla ilgili nükleer santral meselesinde ek önlem talebinde bulunabiliyoruz ya da nükleer patlamayla tüp gaz patlamasını karşılaştırabiliyoruz. Tüp gaz patlamasının yarattığı toplumsal maliyetle nükleer felaketin yarattığı toplumsal maliyet ve dışsallık arasında bir ülkenin Başbakanı böyle bir karşılaştırma yapabilir mi ya da Enerji Bakanı “Bu bizim için test oldu.” diyebilir mi? Biz bütün bu kabullerimizi yeniden gözden geçirmek zorundayız. Frenklerin deyişiyle “risk manyaklığı” diye ifade edilen yaklaşımla çocuklarımızın, ülkemizin, insanlığın geleceğinin asla risk altına alınmayacağını bilmemiz gerekiyor. Dolayısıyla bu kadar hayati bir meselede bile vurdumduymaz bir tavır izlenirken bugün ele alınan konularda daha farklı davranılması mümkün değil.

Hatırlarsanız Akkuyu konusu gündeme geldiğinde “Pahalı.” demiştik, anlatamamıştık; “Hiçbir sigorta şirketi sigortalamıyor nükleer santralleri.” demiştik, anlatamamıştık; “Riskli” demiştik, anlatamamıştık; “Allah’ın yarattığı maddeyi parçalamaktan daha şeytani bir şey olabilir mi?” gibi bir ontolojik gerekçeye başvurmuştuk, yine anlatamamıştık. Ama Japonya’daki gelişmeler gösteriyor ki çok vahim bir insanlık trajedisiyle karşı karşıyayız ve bütün enerji politikamız, bütün doğaya bakışımız, hayata bakışımızı baştan aşağı gözden geçirmeliyiz. Âdeta Diyojen gibi insanlığı arıyoruz, âdeta Diyojen gibi gelecek kuşaklara karşı kamusal sorumluluğu ön plana çıkaracak siyasetçileri arıyoruz.

Bizim ülkemizde çok yaygındır hamasi konuşmak, mesela “Bir çakıl taşı bile feda etmeyiz.” diye konuşmak. Bu doğrudur ama ben İstanbul milletvekili olarak biliyorum ki Terkos Gölü ile Karadeniz arasındaki mesafe artık 100 metre kadar bir mesafedir. Uçakla giderken gördüğünüz o tamamıyla keyfî, tamamıyla piyasaya terk edilen ve denetlenemez işlemler nedeniyle İstanbul’un can suyu olan Terkos Gölü’nün bile nasıl bir tehdit altında olduğunu görüyoruz. Demokrasi diyorsak, demokrasi de yerellerden başlıyorsa, siyasetin kendisi bir izleme konusu olmaktan çıkıp bir katılım ve dönüşüm projesi olacaksa bütün bu konularda yurttaşlarımızın kanaati esas olmalıdır. Kentimize, doğamıza, ormanımıza ihtimam göstererek bu ülkeyi sevdiğimiz ortaya çıkar. Bir ülkeyi sevmenin barometresi nedir ki? Bir ülkeyi sevmek, taşını, toprağını, ormanını, insanını sevmekten geçer. O yüzden bu sorumluluk etiği önemli. Maden ocakları dâhil her alana ilişkin meselelerde bizim tek pusulamız kamusal çıkardır. Dolayısıyla belediyelerin de bu konudaki attıkları adımda kamusal çıkardan başka bir önceliğin olmaması gerekir.

Ben üniversitede kendi öğrencilerime soruyorum: “Üç kuşak aynı şehirde oturan, aynı evde oturan, aynı işi yapan bir kişi var mı?” diye. Bir öğrencim bile çıkmıyor “Üç kuşaktır aynı işi yapıyorum, üç kuşaktır aynı evde oturuyorum, aynı şehirde oturuyorum.” diyen. Müthiş bir transformasyon var. Bunun olumlu yanları da var ama bazen bulunduğumuz coğrafyanın değerlerine, kıymetlerine yeterince önem vermiyoruz izlenimi çıkıyor. Meclisin bu son kalan zamanında küresel ölçekte yaşadığımız bütün felaketlerden tutun da, dar, lokal sorunlara değin ele almamız gereken mesele, siyaseti dar grup çıkarlarının hizmetine sunmaktan çıkarmak ve kamusal menfaati ön plana almaktır. Bunlar teknik bir tartışma konusu değildir, tamamıyla hayat felsefemizle, siyaset felsefemizle ilgili bir meseledir.

Avustralya’nın Sidney şehrinde bir liman var, bir hayvanat bahçesi var, bir opera binası var, her şeyden bir tane var ama birden fazla siyaset felsefesi kürsüsü var. Neden olarak da farklı görüşler dolayısıyla huzurun bozulmaması için farklı departmanların oluştuğunu öğreniyoruz. Siyasette de herkesin aynı şeyi söylemesi, tek ses, tek nefes olmamız aslında toplumu sıkıcı kılar. İnsanların mutluluğunu, toplumun mutluluğunu tarif etmememiz, “Bizim gibi düşünürseniz, bizim gibi konuları ele alırsanız ancak bu toplum mutlu olur.” demek belki en temel yanlıştır. En mutlu toplum, o toplumun nasıl mutlu olacağını tarif etmeyen, dikte etmeyen, yukarıdan belirlemeyen toplumdur. O yüzden, demokrasi bizim açımızdan sadece bir yönetim biçimi değil, aynı zamanda bir yaşam biçimi olarak önemlidir. O yüzden, evden aileye, okuldan yerel yönetimlere, seçimlerden hayatın her alanına ilişkin, seçimlerimize ilişkin doğrudan demokrasiyi, siyasetin katılım kanallarını açabilirsek, bu tür konuları tartıştığımız zeminleri, sivil toplum örgütlerini dâhil edebilirsek daha sahici bir demokrasimiz olur, bu tür yabancılaşmalardan kurtuluruz ve kendi kentimize, kendi ormanımıza, kendi madenimize, kendi toplumumuzun geleceğine daha iyi sahip çıkmış olabiliriz diye düşünüyorum. Ama bütün bunları yapabilmek açısından bugüne kadar süregelen bu siyaset mantığını el birliğiyle değiştirmemiz gerekiyor.

Teşekkür ediyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

40 konuşma daha · 16 Mart 2011

40 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook