İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 31. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Türk ceza kanunu ile hapishane ve tevkifhanelerin idaresi hakkında kanunda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı ve adalet komisyonu raporu (1/304) (s. sayısı: 43)

Mehmet Ziya Yergök

Adana Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 31. Birleşim · 1. yasama yılı · 5 Şubat 2003 · 883 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma

Kaynak göster

Mehmet Ziya Yergök (CHP), 5 Şubat 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 31. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRK CEZA KANUNU İLE HAPİSHANE VE TEVKİFHANELERİN İDARESİ HAKKINDA KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI VE ADALET KOMİSYONU RAPORU (1/304) (S. SAYISI: 43)); konuşma 883 kelime.

Mehmet Ziya Yergök (CHP, Adana). “Türk ceza kanunu ile hapishane ve tevkifhanelerin idaresi hakkında kanunda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı ve adalet komisyonu raporu (1/304) (s. sayısı: 43)”. TBMM Genel Kurulu, 31. Birleşim tutanağı, 5 Şubat 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-ziya-yergok-22-2003-02-05-turk-ceza-kanunu-ile-hapishane-ve-tevkifhanelerin-idaresi-hakkinda-kan (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA MEHMET ZİYA YERGÖK (Adana)Sayın Başkan, Yüce Meclisin değerli üyeleri; 6 ncı madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini açıklamak üzere söz almış bulunuyorum; sözlerime başlamadan önce, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli üyeler, görüşmekte olduğumuz tasarı, 57 nci hükümet tarafından hazırlanmış, hatta, Adalet Komisyonunda da görüşülmüş, kabul edilmiş; ancak, özellikle şu anda görüşmekte olduğumuz bu maddeyle ilgili olarak barolardan ve avukat arkadaşlardan gelen yoğun tepki üzerine, yasalaşmamış ve hükümsüz olmuştur.

Bu tasarı, 58 inci hükümet tarafından da Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunulmuş, Adalet Komisyonunda ve alt komisyonda bazı değişikler bazı değişiklikler yapılarak kabul edilmiştir. Tasarı, hem alt komisyonda hem Adalet Komisyonunda, AKP'li arkadaşlarımızın da olumlu katkılarıyla -biraz önce tümü hakkında söz alan değerli arkadaşımız, Niğde Milletvekilimiz Orhan Eraslan'ın da belirttiği gibi- ideal olmamakla beraber, kısmî bir iyileştirmeye kavuşturulmuştur.

Değerli üyeler, özellikle hükümet tasarısı biçiminde ortaya çıkan, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sevk edilen bu tasarının mantığının altında, avukatları potansiyel suçlu olarak gören bir anlayış yatmaktadır. Her zaman, her yerde dile getiriyoruz, adalet mülkün temelidir. Hepimiz biliyoruz ki, buradaki mülk, mal mülk anlamında değil, devletin ülkesi anlamındadır; adalet, devletin ve ülkenin temelidir; ancak, savunma da adaletin temelidir. İşte, savunma hakkını kullanan avukatları, potansiyel suçlu olarak gören, sanığın cüppe giymiş suç ortağı olarak kabul eden anlayış, ilkel bir anlayıştır, çağdışı bir anlayıştır. Ne yazık ki, Adalet Bakanlığı bürokrasisine egemen olan anlayış da budur ve bu tasarının altında onların mantığı ve çabası yatmaktadır.

Değerli üyeler, hükümet tasarısında "sıfat ve görevi ne olursa olsun, ceza infaz kurumları ve tutukevlerine giren herkes, duyarlı kapıdan geçmek zorundadır. Ayrıca, iç ve dış güvenlik personeli dahil olmak üzere ceza infaz kurumları ve tutukevlerine girenlerin üstleri metal dedektörle aranır; eşyaları x-ray cihazından veya benzeri güvenlik sistemlerinden geçirilir. Bu cihazların bulunmadığı yerlerde arama ve kontrol elle yapılır" şeklindeydi. Adalet Komisyonumuzda buna "ancak, hâkim ve cumhuriyet savcılarının, avukatların, milletvekillerinin, mülkî amirlerin hiçbir şekilde üstü elle aranmaz" cümlesi ilave edildi. Bu, yerinde ve doğru bir düzenlemeydi; ancak "Duyarlı kapı cihazının ikazının sürmesi halinde bu kişiler elle aranmayı kabul ettikleri takdirde kuruma girebilirler" cümlesinin ilave edilmesiyle bir kaygımız ortaya çıkmıştır. İdare tarafından duyarlı kapı cihazı çok hassas bir şekilde ayarlandığı takdirde, bu duyarlı kapı sürekli ikaz verecek ve oraya gelen avukat veya cezaevine girecek diğer kişiler ya cezaevine girmekten vazgeçecekler veyahut da elle aranmayı kabul etmek zorunda kalarak içeri gireceklerdir. Geçmiş uygulamalardan da yola çıkarak, haklı olarak, bunun idare tarafından kötüye kullanılabileceği endişesini, kaygısını duyuyoruz.

Yine, hükümet tasarısında "Ceza infaz kurumları ve tutukevlerine giren müdafi veya avukatlarca, savunmaya ilişkin olduğu yazılı olarak beyan edilen belge ve dosyalar aramaya tabi tutulamaz. Ancak, şüphe halinde hâkimin, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet Savcısının kararı ile arama yapılır" hükmü vardı. Yine, Adalet Komisyonunda, isabetli bir şekilde "Ancak, şüphe halinde hâkimin, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet Savcısının kararı ile arama yapılır" bölümü, verilen önergelerle, oybirliğiyle çıkarılmıştır. Bu düzenleme, doğru bir düzenlemedir; çünkü, cezaevine gittiğiniz zaman kim duyacak şüpheyi; ya orada görevli olan jandarma veya infaz koruma memuru ; hangi bilgisiyle, hangi görgüsüyle, bir avukatın dosyasının ve evrakının savunmaya ilişkin olup olmadığı hakkında şüphe duyacak, ondan sonra da bu belgelerin aranması süreci başlayacak?! Bu, yanlış bir düzenlemeydi. Adalet Komisyonunun kabul ettiği metin, bu anlamda, daha doğru ve daha yerinde bir metin olmuştur.

Değerli arkadaşlar, biraz önce, sözlerimin başında da belirttiğim gibi, avukatı potansiyel suçlu gören ve cezaevlerine giren suç aletlerinin avukatlar tarafından sokulduğu önyargısından hareketle hazırlanmış bir tasarı söz konusuydu.

Cezaevine, gerçekten, çeşitli suç aletleri zaman zaman sokulmaktadır; ancak, kabul etmek gerekir ki, bunların çok azından avukat sorumludur. 2000 ile 2003 yılları arasında, yine Bakanlığın verdiği rakamlarda, sadece 3 kişi cezaevine bir suç aleti sokmaktan mahkûm olmuştur.

Değerli üyeler, Türkiye'de 48 000 avukat var. Eğer, son üç yılda, cezaevine en yoğun biçimde giren bu meslek mensuplarından sadece 3 kişi bu şekilde mahkûm olmuşsa, 48 000 avukata hukukdışı uygulamayı getirecek bir düzenleme yapmanın haksızlığı da açık ve seçik ortadadır. Kaldı ki, avukatların üstünün aranması, avukatların belgelerinin aranması hem ulusal düzenlemeler açısından hem de uluslararası belgeler açısından yanlıştır.

Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 144 üncü maddesi "Yakalanan veya tutuklu bulunan kişi, vekâletname aranmaksızın, müdafii ile her zaman ve konuşulanları başkalarının duymayacağı bir ortamda görüşebilir. Bu kişinin müdafii ile yazışmaları denetime tabi tutulamaz" hükmünü taşımaktadır. Yine, Avukatlık Yasasının 36 ncı maddesinde "Avukatların kendilerine tevdi edilen veya gerek avukatlık görevi, gerekse Türkiye Barolar Birliği ve barolar organlarındaki görevleri dolayısıyla öğrendikleri hususu açığa vurmaları yasaktır" denilmiştir. Yine, Avukatlık Yasasının 1 inci maddesinde "Avukat, yargının kurucu unsurlarından olan bağımsız savunmayı serbestçe temsil eder" hükmü vardır. Keza, Avukatlık Yasasının 58 inci maddesi "Ağır cezayı gerektiren suç halleri dışında, avukatın üzeri aranamaz" hükmünü amirdir.

Diğer taraftan, 27 Ağustos - 7 Eylül 1990 tarihleri arasında Havana'da toplanan Suçların Önlenmesine ve Suçluların Islahı Üzerine Sekizinci Birleşmiş Milletler Konferansı tarafından kabul edilen Avukatların Rolüne Dair Temel Prensiplerde -ki, bu kısaca Havana Kuralları diye geçmektedir- avukatların üstünün aranmasını, belgelerinin aranmasını önleyen düzenlemeler söz konusudur. Keza, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin avukatlık mesleğinin özgürce yapılmasına ilişkin 9 numaralı tavsiye kararında da, avukatların üstlerinin ve eşyalarının herhangi bir şekilde aranması, avukatların zilyetliğinde bulunan dokümanlara veya belgelere el konulması halinde baroların derhal harekete geçeceğini ifade etmektedir.

Değerli üyeler, cezaevine sokulan çeşitli suç aletlerinin kimler tarafından sokulduğu konusunda, şu okuyacağım genelge çok açık bir fikir verecektir. Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğünün, güvenlik önlemleri konusunda 19.9.1995 tarihinde cumhuriyet başsavcılıklarına gönderdiği genelgenin 5 inci maddesinde aynen şu hüküm yer almaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

19 konuşma daha · 5 Şubat 2003

19 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook