Organik tarım kanunu tas. (ss. 653 )
Isparta Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 23. Birleşim · 3. yasama yılı · 30 Kasım 2004 · 1.718 kelime · yaklaşık 9 dakikalık okuma
Kaynak göster
Mevlüt Coşkuner (CHP), 30 Kasım 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 23. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ORGANİK TARIM KANUNU TAS. (SS. 653 )); konuşma 1.718 kelime.
Mevlüt Coşkuner (CHP, Isparta). “Organik tarım kanunu tas. (ss. 653 )”. TBMM Genel Kurulu, 23. Birleşim tutanağı, 30 Kasım 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mevlut-coskuner-22-2004-11-30-organik-tarim-kanunu-tas-ss-653 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA MEVLÜT COŞKUNER (Isparta)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Organik Tarım Kanunu Tasarısının denetimle ilgili 11 inci maddesi üzerinde, Grubum ve şahsım adına söz almış bulunuyorum; Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Arkadaşlarım çok güzel şeyler söylediler; AKP'li arkadaşlarım da "iyi olan şeyleri söylemiyorsunuz" dediler; eğer ki, halkımız sizden memnunsa, bunun üzerinde durmamanız gerekir diye düşünüyorum.
Sene 1960; rahmetli annemin belinde kuşağı ve bir de tavanda çıkını vardı. O, en güzel domates tohumlarını, ne kadar tohum varsa en güzelini orada saklar ve o tohumları diker, hiç de gübre kullanmadan, bugün bizim dile getirmek istediğimiz organik tarımı gerçekleştirirdi; ama, bugüne kadarki hükümetler buna sahip çıkmadığı için, maalesef, biz, bu işi bilen köylümüze, üreticimize buradan organik tarım dersi vermek istiyoruz. Elbette ki, organik tarım gerekli; ama, siz, organik tarımı anlatmadan önce, üreticiye, köylüye, çiftçiye, mutlaka teşvik verin ki, o, bunu en güzel şekilde yapsın. Onun ötesinde de, size düşen, eğitimini sağlamanızdır diye düşünüyorum.
Günümüzde, tarımın yarattığı kirlilik doğal dengenin bozulmasına neden olurken, çevre kirliliği ve besin yoluyla da insanlar için hayatî tehlike oluşturmasını sağlamış durumdayız.
Tarımda aşırı miktarda sentetik ve kimyasal girdi kullanımı sonucu, çevre kirliliği önemli boyutlara ulaşmıştır. Verim artışı sağlayacağız diye, ekolojik dengeyi bozmuşuz. Üretim artışı sağladığımızı zannedip, hem açlık sorununa çözüm bulamamışız hem de insan sağlığını bozacak boyutlara gelmişiz. Sonuç olarak da, organik tarımın gerekliliği ortaya çıkmış.
Bir ürünün organik sıfatını taşıyabilmesi için, denetim organları tarafından kontrol edilmesi çok önemlidir; yani, denetim, ekolojik tarımın önemli basamaklarından biridir. İç ve dış piyasalarda bir ürünün ekolojik olarak satılabilmesi için iyi bir denetimle kontrol edilmiş olması önemlidir ve bu sistem, bu ürünlerin ekolojik standartlara göre üretildiğinin, işlendiğinin ve paketlendiğinin garantisidir. Bunda amaç, tüketiciye güven vermenin yanında, üreticiyi ve firmaları da korumaktır.
Türkiye, organik tarımda önemli avantajlara sahiptir. Bu avantajlardan kaynaklanan, örneğin, ürün çeşitliliğini ekonomik anlamda değerlendirebilmesi için işleme, ambalajlama, muhafaza süreci ve kalite kontrol sistemlerinin geliştirilmesine ihtiyaç vardır. Denetimin iyi çalışması, hem dışsatım hem de içsatım avantajlarını sağlayacaktır. Denetim mekanizmalarında çalışacak nitelikli eleman konusunun, üzerinde ciddiyetle durulması gereken bir konu olduğunu düşünüyorum; çünkü, burada çalışacak nitelikli eleman eksikliği söz konusudur. Bu elemanların yetiştirilmesine yönelik programlar geliştirilmelidir. Gıda güvenliği ve güvenilirliği konusunda Avrupa Birliği ülkeleri, altyapısını tamamlamış durumdadır. Bu sebeple, ülkemizde, nitelikli eleman eğitiminden tüketici eğitimine kadar ciddî destek programları yürütülmelidir.
Buradan hareketle konuyla ilgili olarak yetkililere sormak istediğim birkaç soru vardır:
1- Denetimi yapacak personelin denetim konusunda bilgilendirilmesi nasıl gerçekleştirilecektir?
2- Denetim hizmetlerinde çalışacak personel mevcut Bakanlık personeli arasından mı görevlendirilecek, yoksa bu görev için yeni eleman mı alınacaktır?
3- Denetim elemanlarında denetimi yapacak bir mekanizma, yani bir anlamda otokontrol mekanizması oluşturulacak mı?
4- Denetim elemanlarının bu göreve atanmalarında ya da istihdam edilmelerinde siyasî otorite etkili olacak mı; siyasî otoritenin bu denetim mekanizması üzerinde olumlu ya da olumsuz etkilerini önleyebilecek ne gibi tedbirler düşünülmektedir?
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; çağdaş bir denetleme ve kontrol mekanizmasının oluşması için, kamu işlevi olarak yürütülen bazı işlerin ve yetkilerin özel sektör ile Bakanlığın kontrolünde paylaşılması gerekmektedir. Avrupa Birliği üyesi ülkelerde, organik tarımda, bilimselliğe dayalı evrensel ve şeffaf uygulamalar yapılmaktadır; örgütlenmeye de çok önem verilmektedir. Ayrıca, üreticilerin de, ticaret yapanların da bu sektörün içinde bulunup, alınan kararlarda söz sahibi olması gerekmektedir. Bununla birlikte, üniversitelerin sektör içindeki yerine baktığımızda, yetki ve sorumluluklarının genişliğini daha yakından görebiliriz. Son günlerde, Koruma Kontrol Genel Müdürlüğü ve il müdürlüklerine yapılan şikâyetlerde, maalesef, somut bir çözüm getirilememiştir. Buna istinaden, yine, sayın yetkililere sormak istediğim birkaç soru var.
1- Denetimler periyodik bir şekilde mi gerçekleşecek; yoksa, bu konudaki ihbarların değerlendirilmesi şeklinde mi olacak?
2- Kanun maddelerine herhangi bir muhalefet ya da aykırılık durumlarında, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı direkt olarak bu cezaî müeyyideyi uygulayacak mı; yoksa, bu konuda, kolluk kuvvetlerine mi müracaat edecek?
Yani, genel olarak baktığımızda, Türkiye'de ekolojik tarımın gerekliliğine ve bu yasanın çıkmasına ihtiyaç vardır; ama, Türkiye'de denetim mekanizmalarının işlerliğine baktığımızda, denetimin parça parça olduğunu ve çalışamadığını görüyoruz. Sadece tarımda değil, birçok konuda, Türkiye'nin korsan cenneti olduğunu görüyoruz. O nedenle, olaya parça parça değil, bir bütün içinde bakmak gerekir. Sadece organik tarımda denetim değil, bütün işkollarında o denetimi yapabilirsek, öyle zannediyorum ki, daha yararlı olacağız.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konumuz denetim olunca, buna bağlı, başka birtakım olaylara da değinmek istiyorum. Yöremden örnek vereceğim; ama, yöremi ele aldığımda, Isparta'yı ele aldığımda, Türkiye'yi buradan görmek, öyle zannediyorum ki, daha kolay olacak kanaatindeyim. Isparta, elmasıyla, gülüyle, halısıyla meşhur. Geçen yıl, sadece Isparta yöresinde, Gelendost, Eğirdir, Senirkent, Yalvaç İlçelerinde 80 000 ton elma depolarda kaldı; bunu, buradan dile getirdim. Öyle zannediyorum ki, İran'dan gelen kaçak elmayı engelleyemediğimiz için, biz, burada, üreticimizin hakkını gasbettik, onun elinden tutmadık, onun traktörünün satılmasına sebep olduk, onun soğukhava deposundaki boş kalan elma kasalarını alamadığını gördük ve üreticimiz ilaç parasını ödeyemedi, sefil duruma düştü.
Öyle zannediyorum ki, eğer Sayın Bakanımız buna bir çare bulmuş olsaydı, o 80 000 ton elma orada kalmayacaktı ve buradan da İranlıların millî gelirine, servetine servet eklemeyecektik diye düşünüyorum.
Sayın Başbakan, Erzurum'da yaptığı bir konuşmada, çiftçilerimize ve üreticilerimize; siz yan gelip yatacaksınız, millet sizi mi besleyecek demektedir. Peki, ben şimdi soruyorum Sayın Başbakana, eğer ki bu insanlar yattıysa, bu üreticiler yattıysa, bu köylüler yattıysa 80 000 ton elma neden orada kaldı ve 550 000 ton elmayı üreten o üretici değil mi? Ona teşvik vermedin, onun elinden tutmadın, onu eğitmedin, tarım il müdürlerin de şu kadar ilaç atıldı deyip, oturduğu yerden mesajlar verdi. O nedenle diyoruz ki, Sayın Bakanım, siz biraz daha Türkiye gerçeklerine dönerseniz, öyle zannediyorum ki bunları çözeceğiz.
Değerli milletvekilleri, 2004 yılına gelince, yine Isparta'da elmaya baktığımız zaman, Isparta'da yine 550 000 ton elma üretilmiştir. Bunun dışında, Niğde'de, Karaman'da ve Antalya'da elma geçen yılki gibi değildir, don vurmuştur, sadece Isparta'da ve Denizli-Çivril'de elma üretimi iyidir ve yine depolar dolmuştur; ama halkın arasına gittiğimiz zaman "geçen sene zor ayakta durdum, traktörümü sattım, ilaç paramı ödeyemedim; ama bu sene de öyle duyumlarım var ki, İran'dan yine elma gelecekmiş, Çin'den yine elma gelecekmiş, Çin her şeye el koyduğu gibi elmamıza da el koyuyor. Sayın Bakan, sayın hükümet uyuyor mu" diyorlar ve sizden cevap bekliyorlar. Maalesef, Sayın Bakana soru önergesi verdiğimiz zaman şu cevabı alıyoruz: “İran'dan gelen elmayı önleyemedik." Niye önleyemedin; kolluk kuvvetlerin mi yetmedi, yasa mı izin vermedi, birilerinin baskısı mı üstün geldi?! Bunlara cevap arıyoruz; ama, bu cevaplar, maalesef, bizleri yeteri kadar tatmin etmiyor.
Değerli dostlarım, tabiî ki, biz, bürokratların da, Bakanımızı, bakanlarımızı yanılttığı kanaatindeyiz. Eğirdir ve Gelendost gibi ilçelerimizde, elmanın en güzel yetiştiği yerlerde, orman köylüleri, Orköyden aldıkları krediyle soğukhava deposu yapmaya kalkıyor; ama, Sayın Bakandan aldığımız cevapta "oradaki kapasite yeterli" deniliyor. Şu anda, Eğirdir'de 150 000 ton elma üretilmiş, bunun 100 000 tonu oradaki soğukhava depolarına konulmuş, 50 000 tonu, Burdur'a, Denizli'ye, hatta İstanbul'daki depolara götürülmektedir. Oysa ki, siz, kayıt dışındaki ekonomiyi kayıt içine alacaksanız, üreticiyi, köylüyü bir yerlere teslim etmemek durumundasınız; özel sektöre bırakırsanız, orada kayıt dışında kalan, kayıt içine almak istediğiniz ekonomiyi kayıt içine alamazsanız; bugüne kadar yaptığınız gibi, hep birilerine hizmet edersiniz, hep birilerini beslersiniz.
O nedenle, Sayın Bakanım, Eğirdirli, Yalvaçlı, Gelendostlu, Senirkentli ve bunun ötesinde Antalyalı, Niğdeli, Aksaraylı ve Çivrilli elma üreticileri sizden cevap bekliyor. Bunu açıkyüreklilikle söyleyin, Çin'den elma girmeyecek, İran'dan elma girmeyecek deyin ki, o insanlar da, çoluk çocuğunun geleceği için rahat uyusunlar, üretime katkıda bulunsunlar ve organik tarıma geçerken de güvenle geçsinler diyorum ve bunu düşünmenizi istiyorum.
Değerli arkadaşlarım, tabiî ki, sadece elmada değil, bugün ülkemizde bütün tarımsal ürünlerde, örneğin üzümde, şeftalide, kayısıda, tütünde, şekerpancarında da durum aynı şekilde. Komşumuz Yunanistan pamuğa değer verirken, pamuk üreticisine bakarken, maalesef, biz, Egede pamuk üreticisinin pamuğunu tarlada yakmaya sebep oluyoruz diye düşünüyorum.
Biz, dışsermayeye karşı değiliz; ama, bunun yanında, kendi üreticinizi telef ederseniz, öyle zannediyorum ki, ileriki günlerde üretici bulamayacaksınız.
Değerli arkadaşlarım, Sayın Bakanlarımıza bu konuda da soru sordum; Isparta'nın Senirkent İlçesinde ailelerimizin geçim kaynağı üzümdür; ama, Tekelin bir kısmı özelleştirilince, maalesef, orada da kuruüzüm üreticinin elinde kaldı. Oysaki, 4 kilogram yaşüzümden 1 kilogram kuruüzüm elde ediliyor. Kuruüzümün 1 kilogramı ise 600 000 liraya satılıyor. Yazık değil mi bu üreticiye! İktidar Partisine mensup arkadaşlarım burada çok güzel söylüyorlar; şunu yaptık, bunu yaptık diyorlar; ama, bu işin cak'larla cuk'larla olmadığı kanaatindeyim.
Sayın Başbakana gelince "damdan düştüm" diyor...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKANToparlayın Sayın Coşkuner.
MEVLÜT COŞKUNER (Devamla)Toparlıyorum.
Siz damdan düşmediniz. Damdan düşseydiniz böyle bakmazdınız. Ben, öğretmen okulundan bir öğretmen arkadaşımın bize anlattığı, evindeki yaşlı dedesine yaptığı bir eziyeti ve ondan sonraki üzüntüsünü aktaracağım. Her gittiğinde yaşlı dedesine "sen erdin, bir gün uçacaksın" dermiş. Yaz günlerinde akşamları damda yatarken, devamlı "sen erdin, bir gün uçacaksın" dermiş. Yıllar sonra da, yine dedesi damda yatarken, dedesinin kulağına: "Kalk artık kalk Ali Dede, sen erdin, uçacaksın, aç kollarını yürü" der. Dedesini damın ucuna kadar yürütür "Ali Dede uç" der, Ali Dede, düşer, kolu bacağı kırılır. Yani, bizim Başbakanımız damdan düşmedi; çiftçiyi, köylüyü, üreticiyi damdan düşürdü!
Sayın arkadaşlarım, son olarak da şunu söylemek istiyorum: Aslında, sizlere gazete kupürlerini gösterecektim; ama, vaktim yetmeyecek. Çok acı bir örnek vereceğim, altını çizerek söylüyorum; hükümetimiz teşvikten bahsediyor. Arkadaşlarımız, burada çok güzel anlattılar.
Bakın, hükümet yetkilileri, 23 Mayıs 2004 tarihinde aldıkları kararla, elma ve patatese teşvik vermeyi düşünür. 23 Mayısta aldıkları bu karar 31 Mayısta biter; ama, 1 Marttan geçerlidir. 7 gün için geçerli olan, 1 Marttan itibaren de alınmış gibi gösterilen bir kararla elmanın tonuna 40 dolar teşvik, patatese 19 dolar teşvik verilir.
Şimdi, biz soruyoruz, size de soruyoruz; 7 gün içinde kim duydu bunu? Kimin cebine para koymak için yaptınız? Hangi tekelleri beslemeye kalktınız? Biz, bunun hesabını sormak istiyoruz. Öyle zannediyorum ki, eşin dostun, akrabanın cebine koymak için, Ispartalı elma üreticisinin emeğini, siz, birilerine teşvik olarak verdiniz. 1 Marttan itibaren geçerli olduğuna göre, 7 gün için de alınmış ise, bunun anlamı budur diye düşünüyoruz.
Biz, Sayın Bakana soru soruyoruz, Sayın Bakan bize şunu söylüyor: "Bu ticaret sırrıdır, söylenemez." Bana söylemeyeceksen Sayın Bakan, ben, Türkiye Cumhuriyeti milletvekiliyim, halkın temsilcisiyim, ben gerçekleri bilmiyorsam, burada gizli şeyler dönüyorsa, bu halkı nasıl temsil edeceğim? Bu sır ise, demek ki, siz, sırlarınızı hep gizliyorsunuz.
Bankaları hortumlayanlardan para almıyorsunuz, ak görünmek için bir gayretin içindesiniz ve hesap sormak gibi bir derdiniz yok, hesap sorar gibi görünüyorsunuz.
FARUK ANBARCIOĞLU (Bursa)İki seneden beri hortumlanan banka var mı?
MEVLÜT COŞKUNER (Devamla)Haydi, gücünüz yetiyorsa, yasalar yetmiyorsa, getirin yasaları çıkaralım, şu 37 milyar doları alıverelim de, o çiftçiye bir teşvik verelim, ondan sonra da organik tarıma geçelim diyorum.
Son söz olarak da şunu söylüyorum: Bu yasaya elbette ki destek veriyoruz; ama, bu yasa, Avrupa Birliği istedi diye değil, kendi halkımızın gerçekleri bunu gerektirdi diye çıkaralım ve kontrolü gerçekten iyi şekilde yapalım ve bu yasanın çıkmasını sağlayalım diyorum, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
87 konuşma daha · 30 Kasım 2004