İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 17. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

5394 sayılı türkiye istatistik kanunu ve anayasanın 89 uncu ve 104 üncü maddeleri gereğince bir daha görüşülmesi hk. (s.s.999)

Mikail Arslan

Kırşehir Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 17. Birleşim · 4. yasama yılı · 10 Kasım 2005 · 955 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma

Kaynak göster

Mikail Arslan (AK Parti), 10 Kasım 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 17. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 5394 SAYILI TÜRKİYE İSTATİSTİK KANUNU VE ANAYASANIN 89 UNCU VE 104 ÜNCÜ MADDELERİ GEREĞİNCE BİR DAHA GÖRÜŞÜLMESİ HK. (S.S.999)); konuşma 955 kelime.

Mikail Arslan (AK Parti, Kırşehir). “5394 sayılı türkiye istatistik kanunu ve anayasanın 89 uncu ve 104 üncü maddeleri gereğince bir daha görüşülmesi hk. (s.s.999)”. TBMM Genel Kurulu, 17. Birleşim tutanağı, 10 Kasım 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mikail-arslan-22-2005-11-10-5394-sayili-turkiye-istatistik-kanunu-ve-anayasanin-89-uncu-ve-104-unc (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

AK PARTİ GRUBU ADINA MİKAİL ARSLAN (Kırşehir)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 3.7.2005 tarihinde kabul edilen Türk İstatistik Kanununun Sayın Cumhurbaşkanınca iade edilen 56 ncı maddesi hakkında görüşlerimizi açıklamak üzere Grubum adına söz almış bulunuyorum; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Cumhurbaşkanı iade gerekçelerinde, Cumhurbaşkanına bir denetim, dengeyi ve uyumu sağlama görev ve yetkisi verildiğinden bahsetmekte, devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözeteceğinden bahsetmekte, Bakanlar Kuruluna başkanlık edeceğinden bahsetmekte -Anayasaya göre yetkilerini sıraladıktan sonra- yürütmenin de başı olduğunu, kararnameleri imzalama yoluyla iktidar gücünü denetleyerek bu güç ile kamu politikalarının oluşmasını ve uygulamasında görev alan üst düzey kamu görevlileri arasında dengeyi sağlaması gerektiğinden bahsetmekte; akabinde "bir siyasal partinin tek başına iktidar olduğu ve yasama organında çoğunluğu elinde bulundurduğu dönemlerde çok daha gerekli olmaktadır" denmekte "çünkü, bu dönemlerde, özellikle üst düzey kamu görevlileri siyasal güce karşı çok daha korumasız kalmaktadır" diye bahsedilmektedir. Dolayısıyla, Sayın Cumhurbaşkanı, gerekçelerini yazdıktan sonra, bu maddeyi, tekrar görüşülmek üzere iade etmiş. Aynı maddeler, aynı gerekçeler, Sivil Havacılık Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkındaki Kanunun incelenmesinde de aynı şekilde yazılmaktadır. Yani, burada yazılan gerekçeleri Sayın Cumhurbaşkanı, bir başka kanundaki bir başka madde için de standart olarak yazmakta, iade etmekte; buna uygun iadeler, aynı mahalde devam ettirilmektedir. Dolayısıyla, bunun, çok doğru olmadığı kanaatindeyiz.

Sayın Cumhurbaşkanı, kanunla bazı atama yetkilerine sahip bulunmaktadır Anayasanın getirdiği. 23.4.1981 tarihinde çıkan 2451 sayılı Kanunda hangi atamaların Bakanlar Kurulu kararıyla, hangilerinin de müşterek kararla yapılacağı 1 ve 2 sayılı cetvellerde bahsedilmektedir. Müşterek kararla Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı iş müfettişlerinden hukuk müşavirlerine, bakanlık daire başkanlıklarına, il idare şube başkanlıklarına, vali muavinleri, il hukuk işleri müdürlerine kadar birçok atamayı zikretmekte ve bahsetmektedir.

12 Eylül döneminin bir kanunu olan bu kanunun da, bir vesileyle tekrar düzeltilmesi ve gözden geçirilmesinin faydalı olacağı kanaatinde olduğumuzu da burada belirtmek istiyorum. Bir kere, Devlet İstatistik Kanunundan sonra hazırlanan Türkiye İstatistik Kanununun ilgili maddesi 56 ncı maddesinde, bu yetkilerin kanunla başkana verildiğini bilmemiz lazım. Kanunla verildiği için de herhangi bir problem yoktur, Anayasaya aykırılık yoktur; çünkü, Eurostat'ta da tavsiye edilen kriterler arasında ilgili idarenin kapasitesinin güçlendirilmesi, başkanların yetkilerinin artırılması ve görev sürelerinin uzun tutulması gerektiğinden bahsedilmektedir; dolayısıyla, kanunun özüne ve içeriğine de uygun olduğunu ifade etmek istiyorum.

Cumhurbaşkanının bir denetim ve uyumu sağlama görev ve yetkisinin, esasında halkımıza ait olduğu, seçmenlere ait olduğunu bilmemiz lazım; çünkü, Cumhurbaşkanının siyasal bir sorumluluğu yoktur; sorumluluk ve yetki kullanılması, seçim dönemlerinde yapılmaktadır. Halkımız tarafından, görev yapan hükümetlere, parlamenterlere sandıkta gereken güvenoyları verilmekte ve bu şekilde, Türkiye Büyük Millet Meclisinin işlerliği sağlanmaktadır. Dolayısıyla, halkın denetimini esas almanın Anayasanın ruhuna daha uygun olduğu kanaatindeyiz.

Devlet organlarıyla uyumlu çalışmasında da asıl kastın, hükümet ile Cumhurbaşkanının ve çalışma organlarının uyumunun kastedilmesi gerektiği açıktır.

Bakanlar Kuruluna başkanlık konusunda da, Sayın Cumhurbaşkanımız 3 Mart Tezkeresinde bile Bakanlar Kuruluna başkanlık etmemiştir, bu yetkisini kullanmamıştır. Dolayısıyla, bütün inisiyatif ve yetki Bakanlar Kurulunun üzerinde devam ettirilmektedir.

Anayasa Mahkemesinin 1993 yılında almış olduğu bir kararda geçen bazı paragrafları okumak istiyorum; çünkü, yürütmenin de başı olduğundan bahsetmekte ve iade gerekçelerine bir paragraf olarak bunu teşkil etmektedir.

1992 yılında Anayasa Mahkemesi aldığı bir kararda şunları belirtmektedir:"Ancak, belirtmek yerinde olur ki, parlamenter sistemin geçirdiği değişiklikler sonucunda, bugün, artık gerçek güç kaynağı seçimle oluşan parlamento olup, onun içindeki çoğunluğa dayalı hükümet önplana geçmiştir. Bugünün parlamenter sisteminde yürütme sorumluluğu hükümettedir. Bunun sonucu olarak da, günümüzde devlet başkanının bir kararının, başbakan ve ilgili bakan tarafından imzalanmasından çok, aslında, başbakan ve ilgili bakanlar tarafından alınan bir kararın devlet başkanınca imzalanarak, biçimsel olarak tamamlanması söz konusudur. Bu nedenle, sorumluluğunu hükümetin taşıdığı kararnameler hakkında, Cumhurbaşkanının uyarı ve tavsiyede bulunmaktan öte direnmesi, sistemin özelliğine ters düşmektedir."

Bu bölümü tekrar okuyorum:"Bu nedenle, sorumluluğunu hükümetin taşıdığı kararnameler hakkında, Cumhurbaşkanının uyarı ve tavsiyede bulunmaktan öte direnmesi, sistemin özelliğine ters düşer."

O halde, Anayasanın ilgili kurallarının, parlamenter sistemin temel ilkeleri ışığında değerlendirilmesi sonucu, Cumhurbaşkanına tanınan bütün bu yetkilere karşın, sistem özde parlamenter demokrasi olduğundan ve sorumluluk da hükümette bulunduğundan, Anayasaya ve yasalara aykırı olmadıkça, Cumhurbaşkanının, Bakanlar Kurulu işlemlerini siyasal yerindelik yönünden denetlemeyip, imzalamak zorunda olduğu açıktır. Esasen, öğretide de cumhurbaşkanlığı rolünün uyarı ve tavsiyeden öteye geçmemesi gerektiğine işaret edilmektedir.

ALİ TOPUZ (İstanbul)Hangi öğretide?!

MİKAİL ARSLAN (Devamla)Dolayısıyla, egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğu ve millet denetiminin esas olduğu sistemde, kanunlarla verilen yetkilerin kullanılmasının da Anayasaya aykırı olmadığı kanaatindeyiz. 45 inci maddede de görüldüğü gibi, daha önce geçen 3 kanunda aynı maddeler Cumhurbaşkanımızca onaylanmış olmasına rağmen, Türkiye İstatistik Kanununun 45 inci maddesi, maalesef, iade edilmiştir. Dolayısıyla, emsalleri olduğundan buna aykırılık teşkil etmediğini ifade etmiştik.

Sayın Cumhurbaşkanı, yine iade gerekçesinde yansızlığından bahsetmektedir, Anayasaya göre de yansız ve tarafsız olması gerekmektedir; ama, maalesef, rektör atamalarında 1 250 oy alan aday yerine 250 oy alan aday rektör atanmakta, 155 oy alan aday yerine 5 oy alan adaylar atanabilmektedir. Kararnamelerde de vahim bir tablo karşımıza çıkmaktadır; 3 027 üçlü kararnamenin 2 588'i onaylanmış, 439 tanesi iade edilmiş, bunların 268 tanesi de gerekçesiz bir şekilde iade edilmiştir; yani, neredeyse kararnamelerin yüzde 17'si Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından iade edilmiştir. Dolayısıyla, yansız yazılmakla yansız olunmuyor, "tarafsız" yazılmakla tarafsız olunmuyor.

Bu konuda 56 ncı maddede bahsedilen kriterlerin Anayasaya aykırılık teşkil etmediği kanaatindeyiz. Zaten, 23 üncü maddede de, İstatistik Kurumu Başkanının ne şekilde atanacağı açık bir şekilde belirtilmiştir. Burada, çok önemli kriterler vardır; 4 yıllık eğitim veren yükseköğretim kurumlarının istatistik, matematik ve sosyoloji bölümleri ve iktisat, işletme, iktisadî ve idarî bilimler, siyasal bilgiler, mühendislik ve hukuk fakültelerinden ya da bunlara denkliği Yükseköğretim Kurulunca kabul edilmiş yurt dışındaki yükseköğretim kurumlarından mezun olmak, Başkanlıkta veya diğer kamu kurum ve kuruluşlarında kurumun görev alanıyla ilgili konularda en az daire başkanı, dengi veya üstü kadrolarda asgarî iki yıl görev yapmış ya da üniversitede en az beş yıl öğretim üyesi olarak çalışmış olmak şartları aranmaktadır. Enstitü Başkanının bu kadar önemli özellikleri bulunması gerekiyor; dolayısıyla, herhangi bir mahzur teşkil etmemektedir, kanaatimiz bu şekildedir.

56 ncı maddeye aynı şekilde oy vereceğimizi ifade ediyor, Yüce Meclisi, tekrar, saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

18 konuşma daha · 10 Kasım 2005

18 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook