İlköğretim ve eğitim kanunu ile özel öğretim kurumları kanununda değişiklik yapılmasına ilişkin (s.s.271)
Yalova Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 17. Birleşim · 2. yasama yılı · 12 Kasım 2003 · 1.260 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma
Kaynak göster
Muharrem İnce (CHP), 12 Kasım 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 17. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: İLKÖĞRETİM VE EĞİTİM KANUNU İLE ÖZEL ÖĞRETİM KURUMLARI KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA İLİŞKİN (S.S.271)); konuşma 1.260 kelime.
Muharrem İnce (CHP, Yalova). “İlköğretim ve eğitim kanunu ile özel öğretim kurumları kanununda değişiklik yapılmasına ilişkin (s.s.271)”. TBMM Genel Kurulu, 17. Birleşim tutanağı, 12 Kasım 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/muharrem-ince-22-2003-11-12-ilkogretim-ve-egitim-kanunu-ile-ozel-ogretim-kurumlari-kanununda-degis (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA MUHARREM İNCE (Yalova)Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Öncelikle, Sayın Asım Aykan'a bir yanıt vermek istiyorum.
SADULLAH ERGİN (hatay)Geçti, geçti...
MUHARREM İNCE (Devamla)Geçmedi, geçmedi.
Yüzde 34 oya güvenerek demokrasiden söz ederseniz, ben size şunu söylerim: Şurada "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir" sözünü söyleyen, bu partinin kurucusudur; ama, sen bir yıldır bunun gereklerini anlamamışsan, ben ne yapayım?!
Parmak hesabı, parmak sayısı demokrasi değildir. Parmak sayısı demokrasi olsaydı, yüzde 92'yle kabul edilen Kenan Evren'in Anayasası da anayasa olurdu.
MUZAFFER KÜLCÜ (Çorum)Değiştirelim...
MUHARREM İNCE (Devamla)Hitler'in de anayasası var, Mussolini'nin de var, Stalin'in de var; bunlar anayasa olurdu. Önce buradan başlayalım.
Bir de, bizim arkadaşlarımız size çok büyük haksızlık ediyorlar, onu bir düzelteyim. Cumhuriyet Halk Partili arkadaşlarımı da buradan uyarıyorum, Adalet ve Kalkınma Partisine "kadrolaşma yapıyorsunuz" diye lütfen laf atmayın; kesinlikle kadrolaşma yapmıyorlar -bilerek söylüyorum, tutanaklara bu şekilde geçsin- akrabalaşma yapıyorlar. İkisi farklı şeydir. Kadrolaşmak, kendi siyasal düşüncenizin en dinamik, en hararetli, en ateşli temsilcilerini oraya atamaktır. Bunu saygıdeğer de bulabilirim; ama, akrabalaşmayı saygıdeğer bulmam. Bacanağınızı kendi makam şoförünüz yapıyorsanız, amcanızın oğlunu, kardeşinizi, il başkanlarının yeğenlerini bir yerlere müdür yapıyorsanız, bunu saygıdeğer bulmam. Bunun adı akrabalaşmadır. (CHP sıralarından alkışlar) Siz de bunun farkındasınız, milletvekilleri de bunun farkında. Size de pek koklattıkları yok yani. Küçük, mutlu bir azınlık yapıyor bunu.
AGÂH KAFKAS (Çorum)Koklama işini siz yaparsınız, biz yapmayız.
MUHARREM İNCE (Devamla)Ne kadar amca oğlu, enişte, yeğen varsa, bir yerlere müdür oldu. Listesini isterseniz açıklarım.
Çok değerli arkadaşlarım, tabiî ki, arada sırada iyi şeyler de yapıyorsunuz. Aziz Nesin'e sormuşlardı "yahu, bu 12 Eylülü devamlı kötülüyorsun, hiç mi iyi tarafı yok bunun" diye, "olmaz mı, taksimetreyi getirdiler" demişti. Siz de bugün iyi bir şey getirdiniz. Bu ülkede binlerce kahveci, meyhane işletmecisi, özel kurs ve özel dershane işletmecisi, okul işletmecisi, halk arasındaki adıyla bu meşhur "200 metre" birçok insanı mağdur ediyordu.
Bakın, biz destek veriyoruz doğru bulduğumuz şeye. Bu doğru; ancak, konuya geçerken, Sayın Millî Eğitim Bakanını göremiyorum; ama...
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul)Yurt dışında efendim.
MUHARREM İNCE (Devamla)Yurt dışında mı efendim. Peki, o açıklamayı yapayım ben yine de. Konuşacağım konunun dille hiçbir ilgisi yoktur; çünkü, ben, millî eğitimle ilgili ne zaman konuşsam dil üzerine konuşma yapıyor Sayın Bakan; çünkü, kendi uzmanlık alanı. Buradan uyarıyorum; bu konuşmanın dil konusuyla yakından uzaktan hiçbir ilgisi yoktur.
Değerli arkadaşlarım, çok değerli milletvekilleri; eğitimde başarısız olduk. Cumhuriyetin ilk yıllarında atılan o sağlam temeller, başta köy enstitülerinin kapatılmasıyla sonun başlangıcı olmaya başladı. Öyle bir noktaya geldik ki, bugün ülkemizdeki kişi başına eğitim yılı 4 yıldır. Bu, Almanya'da 13,4 yıldır; yani, ulus olarak ilkokul 5'i bile bitiremedik. İşte böyle bir ortamda, özel öğretim kurumlarının sorunlarını tartışıyoruz, onları masaya yatırıyoruz; ama, öyle büyük yanlışlıklar var ki, ben uygulamanın içinden gelen biri olarak söylüyorum. Şu andan itibaren, konuşmalarım, bir öğretmen olarak olacaktır, bir milletvekili olarak olmayacaktır.
Şimdi, siz bunu hep yapıyorsunuz; koskoca bir kanunun içinden bir tanesini öncelikli olarak getiriyorsunuz. Tümünü getirin, bunu bir tartışalım, masaya yatıralım; 625 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanununu getirin masaya bir yatıralım. Bir tanesini çekip getiriyorsunuz. Hiçbir sorunu çözmez.
Bakın, ben size somut birkaç örnek vermek istiyorum: Özel okullara, özel öğretim kurumlarına ve devletin eğitim kurumlarına servis yaparlar minibüsçüler. Bunların odası vardır; ama, özel öğretim kurumlarının odası yoktur. Buna ilk sözü veren Sayın Metin Emiroğlu'dur. Yanılmıyorsam, o günden bugüne 13 Millî Eğitim Bakanı geçti ve hiçbiri bu sorunu çözmedi. Getirin çözelim, getirin yardımcı olalım, katkı sağlayalım, beraber yapalım; şanı, şerefi sizin olsun; iktidar sizsiniz; bizim küçük bir payımız olsun. Buna itirazımız yok.
Yine, 625 sayılı Kanunda 1983'te, 1984'te, 1985'te küçük değişiklikler yapıldı; ama, kırk yıla yaklaşan bir zaman diliminde artık, bu kanun ihtiyaçlara cevap vermiyor. Burada, sürekli olarak, bu kurumları teşvik edeceğinizi söylüyorsunuz. Kimsenin sizden para pul istediği yok. Çok basit; küçük bir düzenleme yaparsınız... KDV'de o kadar farklılıklar var ki, okullar için farklı, kurslar için farklı, dershaneler için farklı; okullar için ilk beş yıl vergi olmaz, birinde yüzde 4 KDV, birinde yüzde 18 KDV, müthiş bir keşmekeşlik var, getirin bunları bir paket halinde, birlikte çözelim.
Değerli arkadaşlarım, yine, Millî Eğitim Bakanlığı özel öğretim kurumlarının kapısına kendi ismini yazar; Millî Eğitim Bakanlığı şu okulu, şu dershanesi, şu kursu der, bedava reklam yaptırır. Siz, hiçbir eczanenin kapısına "Sağlık Bakanlığı Öztürk Eczanesi" yazdığını gördünüz mü ya da bir avukatın bürosuna "Adalet Bakanlığı İnce Hukuk Bürosu" yazdığını gördünüz mü?
Bakın, bir şey daha olur -bunlarla yıllarca mücadele etmiş birisi olarak söylüyorum- özel öğretim kurumlarında sicil raporu düzenler kurum amiri. Oniki yıl sicil raporu düzenledim, hiçbirini ben doldurmadım. Suçsa, ben bu suçu işledim. Hepsini sekreterim doldurdu. Oniki yıl boyunca hepsine 100 verdim; çünkü, hiçbir işe yaramaz bu. Özel öğretim kurumunda çalışan bir kişi devlete döndüğünde, devlette görev aldığında, özel öğretim kurumlarında çalıştığı sürenin üçte 2'si sayılır. Neden hepsi sayılmaz? İşte, size sorunlar.
Başka sorun mu istiyorsunuz... Devlet şöyle yapmış: Devletle özel sektör arasında bir rekabet var, gelişmeleri için birbirleriyle yarışmaları lazım. Devlet, gücünü kullanarak kendisini geliştirip özel sektörün yanına çıkmak yerine, özel sektörü aşağıya çekerek kendisine benzetmek istemiştir. Bu da bir eşitliktir(!) İşte, Türkiye'deki mantık budur. Getirin bunları hep birlikte çözelim.Ben, size, bir örnek olsun diye, yaşadığım bir olayı anlatmak istiyorum. Değerli arkadaşlarım, biz, eğitim trenini kaçırdık. Bu ülkenin en önemli sorunu eğitimdir. "Gelecek nesilleri düşünmek, devlet adamlığı; gelecek seçimleri düşünmek, politikacılık" diye hepimizin yakından bildiği çok klasik bir sözü tekrarlamak istemiyorum. Bakınız, yaşadığım bir örnek, bu ülkenin eğitim tarihine geçecek kadar kötü bir örnektir. Bundan yıllar önce, bir özel öğretim kurumunun müdürüyüm. Kuruma müfettişler geldi, dediler ki "öğretmenlerinizin dersine gireceğiz." Çok rica ediyorum; lütfen, çocuklarınızı düşünerek, çocuklarınızın geleceğini düşünerek, benim anlattıklarımı dinlerseniz çok sevinirim. Müfettiş bey bana geldi, dedi ki "senin dersine girmek istiyorum." Ben de, hocam, ben bu kurumda yöneticiyim, girseniz ne olacak; bana vereceğiniz sicil raporunun hiçbir katkısı yok dedim. Ülkücü yapıdaki bir müfettişti; sırf gıcıklık olsun diye, benim bıyıklarımdan başladı, Nazım Hikmet'in kitabını çıkarmamdan tuttu... Ben de, sen değil, senin devletin gelse, Nazım Hikmet'in bu kitabını buradan kimse dışarı çıkaramaz; istiyorsan kapat dedim. Böyle bir dalaşmadan sonra... (AK Parti sıralarından gürültüler)
AGÂH KAFKAS (Çorum) -Helal olsun sana!
ÜNAL KACIR (İstanbul)"Senin devletin gelse" ne demek?!
MUHARREM İNCE (Devamla)Bırak, bırak, senin kadar, devleti ben de severim; demagoji yapma! Bir dinle bir dakika! Bir dinle!
Dersime girecek; adam, fizik öğretmeni değil...
AHMET YENİ (Samsun)Bırak bu hikâyeyi!
MUHARREM İNCE (Devamla)Eğitimden bahsediyoruz beyefendi, bu da eğitimle ilgili bir konu. Senin Trabzon Milletvekilin geldi, masal anlattı, Boğaziçi Köprüsünü anlattı, biz dinlemedik mi?! (AK Parti sıralarından gürültüler)
AHMET YENİ (Samsun)Hikâye anlatıyorsun.
MUHARREM İNCE (Devamla)Ben, hikâye anlatmıyorum, eğitimi anlatıyorum.
Fizik öğretmeni olmayan bir kişi beni denetledi. Ben, öğrencilerle anlaştım; önce, derse girdim; çocuklar, alternatif akım konusunu size tamamen yanlış anlatacağım, tam tersini anlatacağım, sakın ha beni dinlemeyin, sonra ben size bunu telafi ederim dedim ve 50 dakika bu dersi anlattım. Dersten 2 dakika sonra müfettiş geldi ve bana, müthiş bir ders anlattığımı söyledi ve pekiyi verdi.
İşte, eğitimin sorunları bunlar. Yani, siz, burada, başka şeyler mi istiyorsunuz? Ama, sizin amacınız sorunları çözmek değil; gereksiz gerginlikler yaratarak, burada, tabana mesaj vermek uğruna, anlamsız sorunların çıkış merkezi oluyorsunuz. Şunu inanarak söylüyorum; gerçekten inanarak söylüyorum; Sayın Hüseyin Çelik Millî Eğitim Bakanı olduğunda sevinmiştim; bunu içten söylüyorum. Uygulamanın içinden gelen biri olduğu için sevinmiştim; hayallerim boşa çıktı; tribünlere oynuyor.
Bakınız, bir an için, bizim iktidar, sizin de muhalefet olduğunuzu düşünün. (AK Parti sıralarından "Olmaz" sesleri, gürültüler)
Çok yakın, alışın alışın... (AK Parti sıralarından gürültüler) ANAP'lılar da öyle söylüyorlardı, hallerini gördünüz. Alışın, alışacaksınız... (AK parti sıralarından gürültüler)
ÜNAL KACIR (İstanbul)Yine mi tersinden anlatıyorsun?!
MUHARREM İNCE (Devamla)Hiç merak etmeyin. Bakınız... (AK Parti sıralarından gürültüler)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
27 konuşma daha · 12 Kasım 2003