Milli eğitim temel kanununda değişiklik yapılması hk.kan.tasarısı (ss :671)
Yalova Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 16. Birleşim · 3. yasama yılı · 10 Kasım 2004 · 2.011 kelime · yaklaşık 10 dakikalık okuma
Kaynak göster
Muharrem İnce (CHP), 10 Kasım 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 16. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: MİLLİ EĞİTİM TEMEL KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HK.KAN.TASARISI (SS :671)); konuşma 2.011 kelime.
Muharrem İnce (CHP, Yalova). “Milli eğitim temel kanununda değişiklik yapılması hk.kan.tasarısı (ss :671)”. TBMM Genel Kurulu, 16. Birleşim tutanağı, 10 Kasım 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/muharrem-ince-22-2004-11-10-milli-egitim-temel-kanununda-degisiklik-yapilmasi-hk-kan-tasarisi-ss (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA MUHARREM İNCE (Yalova)Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Öncelikle, Sayın Başbakana teşekkür ediyorum; kendisi burada oldukları için sizlere hitap etme şansını yakalamış oldum. Zaten iftarlara gitmiyorsunuz, burada da kuliste oturuyorsunuz; ama, Sayın Başbakanın sayesinde, bugün, sizlere hitap etme şansını yakaladım. Bu gerekçeyle, teşekkürlerimi sunmak istedim.
Şimdi, ortada bir sorun var; ortadaki sorun: Dernekler Kanunuyla birlikte, koruma derneklerinin iş yapamaz hale geldiği. Bu gerçek. Okullarda işler yürümüyor, buna katılıyorum; ama, çözümü bu mu?! Bu konudaki eleştirilerimi sıraladıktan sonra -klasik muhalefet anlayışından uzak- sonunda, size, bu konuda bir çözüm önereceğim.
Okul aile birliklerini, kantin, salon işletme işine, parasal işlerin, akçalı işlerin içerisine çekerseniz, bakın ne olur: Okul aile birlikleri bir dernek değildir. Koruma derneği parasal işlerle ilgilenebilir; ama, okul aile birliği asla bu işlerle ilgilenmemelidir; çünkü, okul aile birlikleri okulun bir parçasıdır, eğitimle ilgilenir bunlar. Okul aile birlikleri, tıpkı öğretmenler kurulu gibidir. Okul aile birlikleri, veli-okul arasında bir işbirliği yapar, okul ile çevre arasındaki, eğitim bağlamındaki sorunları tespit etmek, onları çözmek, onların çözülmesine katkı sağlamak okul aile birliklerinin görevidir. Öğretmenler kurulunda nasıl ki eğitimle ilgili konular tartışılırsa, okul aile birliklerinde de bunlar tartışılır, bunlar tartışılmalıdır.
Eğitimle ilgili bir kurum olduğu için, bakın, size bazı konularda açıklamalar yapmak istiyorum. Türkiye'de üniversiteler, okul aile birlikleri üzerine çalışma yapmışlardır; bu konuda doktora tezleri vardır. Hatta, bu çalışmaların bazılarını Millî Eğitim Bakanlığı desteklemiştir ve ortaya çıkan bir sonuç: Türkiye'de ortaya çıkan sonuç neyse, Amerika Birleşik Devletlerinde de ortaya çıkan sonuç aynıdır. Okul aile birlikleri ile okul arasındaki en büyük problem, velinin katkı sağlamasıdır, velinin okula getirilmesidir, davet yapıldığında velinin bu davete icabet etmesidir. Yapılan araştırma sonucunda görülmüştür ki, veli, okula bir tek gerekçeyle gitmemektedir: Okula gittiğimde, benden para istenecek. Veli buna inanmaktadır, başka ülkelerde de böyledir bu iş.
Şimdi, aile birliklerini de parasal konuların içine çektiğinizde, veliler, ayağını iyice okuldan çekeceklerdir. Hele hele, eğitimde velinin önemi bu kadar artmışken, artık, veliye ikinci bir öğretmen gözüyle bakılırken, 21 inci Yüzyılda eğitim anlayışında velinin, ailenin önemi -az önce de aileyle ilgili bir yasa çıkardık- bu kadar öne çıkmışken, veliyi bu kadar geri plana itmenin ne kadar kötü sonuçlar doğuracağını hep birlikte göreceğiz.
Okul aile birliklerinin içinde, öğretmenler kurulunun seçeceği kişiler vardır. Zaten, öğretmenler töhmet altındadır. Otuz küsur kalemde okullarımızda para toplanmaktadır; fotokopi parası, karne parası vesaire. Bir de içine bu girince, öğretmenler, öğretmenler kurulunun seçeceği kişiler iyice töhmet altında kalacaklardır. Kantin hesaplarından sorumlu öğretmenler olacak. Kantine hangi firmanın malzemelerini alacağız... Promosyonlar ortalıkta gezecek. Öğretmenler, okul yöneticileri töhmet altında kalacaklar.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; şu ana kadar millî eğitimle ilgili getirilen kanun tasarıları ya bir maddelik ya da iki maddelik. Lokal bir sorunu çözmek üzere getirilmiş maddelerdir; bu, doğru değildir. Bugün, yine, 625 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunuyla ilgili, Millî Eğitim Komisyonunda, yine bir maddelik bir değişiklik yaptık; bunları doğru bulmuyorum.
Eğitim sistemimiz kanayan bir yaradır. Sorumlusu da siz değilsiniz, yılların problemleri birikmiş; ama "burası önemli, burası gündemde, burasında popülizm yapılır, burası Avrupa Birliği müktesebatı için acil derecede uygun" diyerek bir maddelik kanun tasarılarıyla reform yaptığınızı söylemek olanaklı değildir.
Sonra, yine, düzenlemeler net değil; bütün işi yönetmeliklere bırakıyor. Yönetmelikler her gün değişiyor. Sayın Hüseyin Çelik, Sayın Millî Eğitim Bakanı kusura bakmasın, yönetmelik değiştirme şampiyonu olmuştur Bakanlığı döneminde. Tahmin ediyorum -hızına yetişemiyorum- 34 oldu, yanılmıyorsam, değiştirdiği yönetmelik sayısı. Denetimin nasıl olacağı net değildir, belli değildir.
Şimdi diyeceksiniz ki, hep eleştiriyorsun, çözüm söyle... İşte, size çözüm: Devlet hastanelerinde başhekim ayrıdır, hastane müdürü ayrıdır. Öğrenci sayısı 700'ün üzerinde olan okullarda bir personel müdürü olur, bir de eğitim lideri olur. Eğitim lideri, okulun parasal işlerine bakmaz; bir anlamda, öğretmenler kurulunun seçimiyle gelir. Yüksek lisans şartı istenir, yabancı dil bilme şartı istenir, seçimle gelmesi istenir. O eğitim liderini, yani, bir anlamda başhekimini ayrı yaparsınız, personel işlerine bakan, para işlerine bakan, veliyle, okulun bahçesiyle bu işlere bakan, tıpkı hastanelerde olduğu gibi, bir hastane müdürü yaparsınız. Bu tartışılabilir. Bunun üzerinde bu ülkede kafa yormuş insanlar var. Hiç önemli değil siyasî görüşleri. Onlardan bir görüş alınır, kamuoyunda tartışılır, sendikalarla tartışılır, bilim adamlarıyla tartışılır, bunlara çözüm bulunur.
Şimdi, yine, bakınız, daha önce verdiğim bir soru önergesine gelen cevaptaki ilginç bir şeyi açıklamak istiyorum sizlere. Koruma dernekleri işlevini yitirince, yani, bir anlamda para toplayamayınca, Millî Eğitim Bakanlığı ile Maliye Bakanlığı bir protokol imzalıyor ve bu protokole göre bir genelge yayımlıyor Millî Eğitim Bakanı ve Sayın Bakan diyor ki: "Buradan elde edilecek, kantin, açık alan, salon ve benzeri yerlerin okul aile birliklerince işletilmesi veya işlettirilmesinden elde edilen gelirin yüzde 1'i defterdarlığa, kalan yüzde 70'i okul aile birliklerine, yüzde 10'u ilçe millî eğitim müdürlüklerine, yüzde 20'si il millî eğitim müdürlüklerine..."
Böyle şey olur mu değerli milletvekilleri?! Madem parayı topluyorsun, hepsi okulda kalır. İlçe millî eğitim müdürlüğü nasıl buradan pay alır?! İl millî eğitim müdürlüğü nasıl buradan pay alır?!
Ben bir soru önergesi verdim, cevabını bekliyorum: İstanbul Millî Eğitim Müdürünün maaşı kaç paradır, tahmin edin. Ben tahmin edeyim mi; en az 30 milyar liradır; çünkü, yapılan bütün sınavlardan pay alır millî eğitim müdürü. Bunu hiç kimse konuşmaz. Bakanlık merkez teşkilatı için geçerli değildir bu. Müsteşar yardımcısı bunu almaz. Ben iddia ediyorum, sağlıklı bir araştırma yapılsın; yapılan bir motorlu taşıt sürücüleri kursu sınavından pay alır il millî eğitim müdürü. Yapılan herhangi bir sınav, aklınıza ne geliyorsa... Bu paylar belli oranda birikir. Bunlar doğru değil. Siz, okul aile birliğine para toplattıracaksınız... Ben, bunu siz yaptınız falan demiyorum, bunları çözelim diyorum.
ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ)Sınavdan değil, kurstan.
MUHARREM İNCE (Devamla)Sınavlardan alır.
Şimdi, bakınız, bunları çözeceksek, bunları tartışalım. Bu ülkenin en önemli sorunu eğitimdir. Buna inanıyorsak hep birlikte, bunu tartışalım hep birlikte karara bağlayalım, ulusal bir uzlaşma yapalım. Siz, bu ülkede ilköğretimin ilk beş sınıfının müfredat programını değiştiriyorsunuz.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; müfredat programı yapmak, anayasa yapmak kadar önemlidir, ulusal bir uzlaşma gerektirir. O sıralarda benim de çocuğum okuyor, sizin de çocuğunuz okuyor, şeriatçının da çocuğu okuyor, sosyalistinin de çocuğu okuyor, dinsizinin de çocuğu okuyor, dindarının da çocuğu okuyor, Türkün de çocuğu okuyor, kendini Türkiyeli hissedenin de çocuğu okuyor; herkesin çocuğu okuyor orada. Ulusal uzlaşma olmadan müfredat programları değiştirilebilir mi?!
Bakınız, şuna karar vereceğiz biz: Bu ülkenin evlatlarını yetiştirirken piyasa adamı mı yetiştireceğiz, yoksa yurttaş mı yetiştireceğiz? Bunun kararını vermeliyiz. Önce ihaleye çıkmıştır bu müfredat programları, sonra ihaleden çekilmiştir.
Örneğin, ilköğretimin temel hedefi nedir; ayrıcalıklarımızı öne çıkarmak mıdır? Tabiî ki aramızda ayrıcalıklar var; bu ülkenin yurttaşları arasında fiziksel olarak ayrıcalıklarımız var, etnik olarak ayrıcalıklarımız var, cins olarak ayrıcalıklarımız var; ama, ilköğretimin asıl amacı, çocuklarımıza ayrıcalıkları, farklılıklarımızı değil, çocuklarımıza benzerliklerimizi öğretmektir. İlköğretimin asıl amacı budur; ama, o müfredat programlarının içeriğine baktığınızda -ki, ben uzunca bir süredir onunla tartışıyorum- ayrıcalıkları öne çıkarma mantığı vardır.
Çelişkiler vardır. Sayın Bakan "ezberci eğitime son vereceğiz" demektedir, Sayın Müsteşarı "her öğrenciye 70 şiir ezberleteceğiz" demektedir. Bir anlamda ezberci eğitime son vereceksiniz, diğer tarafta 70 şiir ezberleteceksiniz!
Ben, Sayın Bakan, Sayın Başbakan Meclisteyken, gerçekten, Sayın Millî Eğitim Bakanının bu konuda Meclisi özel bir gündem maddesi halinde, müfredat programları üzerinde bilgilendirmesini istiyorum; ısrarla bunu istiyorum.
Bakın, doğabilecek bir sakıncayı paylaşmak istiyorum sizlerle. Bu yıl, ilköğretimin ilk beş sınıfı için, pilot bölgelerde bu uygulama başladı. Gelecek yıl, bütün olarak bu programı görmeden... Neler aksadı, neler yanlış, neler eksik, neler fazla; bunu görebilmeniz için haziran ayına varmanız gerekir. Bu müfredatı tamamlayacaksınız, eksiklerinizi tespit edeceksiniz. En erken temmuzda fark edersiniz bunu. Çalışma yapacaksınız... Oysa, Bakanlık, gelecek yılın kitaplarının 11 Şubat 2005'te teslim edilmesini istiyor. Haziran ayı geldiğinde, hatalarınız, eksikleriniz varsa, nasıl tamamlayacaksınız? Siz, şubatta kitapları istediniz. İşte, bütün bunlar, bu ülkenin yanlışlarıdır.
Bakın, ben, size, yine bir başka yanlıştan örnek vereyim. Gazetelerin hepsi boy boy övgü dizdiler; 100 temel eser, her öğrenciye, her ortaöğretim öğrencisine 100 temel eser...
Değerli arkadaşlarım, tabiî, hangi 100 temel eseri seçelim diye gazetecileri çağırırsanız, şöhretli köşe yazarlarını çağırırsanız, içine de göstermelik bir tane Nazım Hikmet koyarsanız ya da bu ülkede Nazım Hikmetin karşıtı -ne diyelim- Necip Fâzıl'ı koyarsanız -bu ülkenin evlatları Necip Fâzıl'ı da okusun, Nâzım Hikmet'i de okusun; hiçbirine itirazım yok benim. Ben hepsini okumaya çalışıyorum- çok popüler olur, buna çok iyi bakarlar.
Bakınız, siz, bu çocukların evine 100 temel eseri koyun, onların üstüne anneleri örtü koyar, örtü; tıpkı ansiklopedilerin üzerine yaptıkları gibi örtü yaparlar; kitapların kabuğu yeşilmiş, buna ne renk örtü uyar, vitrinimize ne renk yakışır diye bunun hesabını yaparlar.
Siz, Millî Eğitim Bakanlığı olarak, bir şeyi önererek okutamazsınız. Bu ülkenin Millî Eğitim Bakanlığı Kemalettin Tuğcu'yu ne zaman önerdi; size soruyorum. Ben, Kemalettin Tuğcu'nun bütün kitaplarını okudum, öğretmenimin istememesine rağmen, Talim Terbiye Kurulunun önermemesine rağmen. Tahmin ediyorum hepiniz okumuşsunuzdur. Hele köy çocukları, biraz kenar mahallede büyüyen, biraz daha yoksul ailelerin çocuklarıysanız, anneniz babanız ilkokul mezunuysa, mutlaka, Kemalettin Tuğcu'yu okumuşsunuzdur. Bunu küçümsemek anlamında söylemiyorum. Sayın Başbakan bir kayıkçının oğludur, ben de bir kamyoncunun oğluyum. Sayın Başbakan da bununla gurur duyuyordur, ben de bununla gurur duyuyorum. Bunu küçümsemek anlamında söylemedim. Yani, biz bunları okuruz, okumuşuzdur; ama, Millî Eğitim Bakanlığı bize bunu önermedi. Önermeyle, dayatmayla yapamazsınız. Popüler olabilirsiniz. Çağırırsınız... Şimdi köşe yazarlarının isimlerini vermek istemiyorum.
MEHMET EMİN TUTAN (Bursa)Ver... Ver...
MUHARREM İNCE (Devamla)Hayır vermem; sonra aleyhime yazsınlar...
Şimdi, çözümü söyleyeyim, buna da çözüm söyleyeyim. Bunun çözümü, dayatmayla 100 temel eser vermek değil, ilköğretimde okuma alışkanlığını kazandırmaktır, seçimi çocuğa bırakmaktır. Okuma alışkanlığını kazandıramadığınız takdirde, sizin önereceğiniz kitapların hiçbir katkısı olmayacaktır.
Yine, millî eğitimle ilgili. Bakınız, bedava kitap verilmesine ben hiç karşı değilim; ama, zengine de bedava veriliyor, fakire de bedava veriliyor. Bu doğru değil. İçinizde ilköğretimde çocuğu olan varsa, 6,5 milyar maaş alıyorsunuz, Allah'tan korkun; yani, 15 000 000, 20 000 000 lira bir kitap parası da verin!
ALİ RIZA BODUR (İzmir)Asgarî ücretle çalışmaya iş bulamıyor.
MUHARREM İNCE (Devamla)Onlara da bedava, holding sahibi birinin çocuğuna da bedava. Ben, bunu doğru bulmuyorum. Hele hele, bu yıl, Sosyal Yardımlaşma Fonundan da bir 150 trilyon aktarıldı galiba; bunu doğru bulmuyorum.
Fakir fukaraya bedava verilsin. Millî eğitim müdürlerinin zaten yüzde 5, yüzde 10 kontenjanı vardı, yüzde 20 yapın, yüzde 30 yapın, yüzde 40 yapın; ama, herkese bedava vermek, sorunu çözmek demek değildir. (AK Parti sıralarından gürültüler)
Bakınız, yine, bugün bir soru önergeme gelen bir cevaptan, Millî Eğitim Bakanlığı ve Vakıfbank arasındaki bir uygulamadan... Vakıfbank Genel Müdürlüğü, Başbakan Yardımcısı Sayın Mehmet Ali Şahin'e cevabında, altta şöyle bir şey yazılmış, ilk kez görüyorum -içimizde engin devlet deneyimi olan, valilik yapmış değerli ağabeylerimiz var- devlet tecrübesi olan ağabeylerimiz var. Vakıfbank Genel Müdürü en alta diyor ki: "Derin saygılarımızla."
"Saygılarımızla"yı ben biliyordum şimdiye kadar da, derin saygılarımızla... Bunun ne anlama geldiğini... Derin devlet bağlantısı mıdır; sanmıyorum. O başkalarıydı, uzmanlık alanı vardı birilerinin... Yani, onu sanmıyorum; ama, derin saygılarımızla... Yani, pek anlam veremedim.
AHMET YENİ (Samsun)Vakıflar Bankasının yazışması öyledir, kurulduğu günden beri öyledir.
MUHARREM İNCE (Devamla)Şimdi, bunun özüne geleyim. Bakın, çok ilginçtir. Millî Eğitim Bakanlığının merkez teşkilatında 2 955 personel var. 3 000 diyelim. Bu 3 000 personel maaşını Vakıfbanktan alırsa, biz de size 25 tane araç kiralarız...
Burada, sakın Millî Eğitim Bakanını töhmet altında bırakmayın. Millî Eğitimin böyle bir talebi yok, altını çizerek söylüyorum. Yalnız, Vakıfbank, bu 2 955 personelin maaşlarının kendisinden alınması karşılığında, bir özel şirketten 25 tane arabayı kiralıyor; iki ayda verdiği para 49 küsur milyar, 50 milyar... Vakıfbank iki ayda o şirkete 50 milyar ödüyor, bu 25 araba da Millî Eğitim Bakanlığının 25 bürokratına tahsis ediliyor.
HÜSEYİN BAYINDIR (Kırşehir)Bir de uçak versinler!
MUHARREM İNCE (Devamla)Bakın, değerli arkadaşlarım, sayın milletvekilleri, eğer bir hak varsa ortada... Tabiî ki, bankalar promosyon verir; bize de laptop verdi. Bizim maaşımız yatıyordu; yani, muhatabı bizdik, bize verildi; hiçbir sakıncasını görmüyorum, hiçbir yanlışını da görmüyorum.
ÜNAL KACIR (İstanbul)O zaman görüyordunuz!
MUHARREM İNCE (Devamla)Bakın, bir farkını anlatayım. Sayın laf atma şampiyonumuz, bir farkını anlatayım. Arada ince bir ayrıntı var; dinlersen anlayacaksın.
ÜNAL KACIR (İstanbul)Ama, o zaman öyle demiyordunuz!
MUHARREM İNCE (Devamla)Sayın Kacır, hiçbir zaman... O konuda savundum.
Şimdi, bakınız, bunun muhatabı, o 3 000 personeldir; yani, Vakıfbank, o maaşların kendisinden çekilmesi karşılığında bir promosyon verecekse, bu 3 000 kişiye vermelidir; ama, bu 25 talihli kimdir?! Bu 25 talihli, önceden tespit edilmiştir. Böyle şey olmaz. Yani, şöyle yapılsaydı: Bizim maaşlarımızı X bankasından aldık, Y bankasına verdik. Deselerdi ki, bunun karşılığında, sizin grup başkanvekillerine birer araba vereceğiz. Yok öyle yağma! Zaten var birer tane onların. Niye onlara veriyormuşuz?! Hepimizin hakkıydı bu. Başkanım, kızmıyorsun!.. Burada, 3 000 personelin hakkıdır; neden 25 kişiye veriliyor?!
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
52 konuşma daha · 10 Kasım 2004