Yükseköğretim kurumları teşkilatı kanununda ve yükseköğretim kurumları öğretim elemanlarının kadroları hakkında kanun hükmünde kararname ile genel kadrı ve usulü hakkında (s.s.226)
Yalova Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 107. Birleşim · 2. yasama yılı · 21 Mayıs 2008 · 1.094 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Muharrem İnce (CHP), 21 Mayıs 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 107. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: YÜKSEKÖĞRETİM KURUMLARI TEŞKİLATI KANUNUNDA VE YÜKSEKÖĞRETİM KURUMLARI ÖĞRETİM ELEMANLARININ KADROLARI HAKKINDA KANUN HÜKMÜNDE KARARNAME İLE GENEL KADRI VE USULÜ HAKKINDA (S.S.226)); konuşma 1.094 kelime.
Muharrem İnce (CHP, Yalova). “Yükseköğretim kurumları teşkilatı kanununda ve yükseköğretim kurumları öğretim elemanlarının kadroları hakkında kanun hükmünde kararname ile genel kadrı ve usulü hakkında (s.s.226)”. TBMM Genel Kurulu, 107. Birleşim tutanağı, 21 Mayıs 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/muharrem-ince-23-2008-05-21-yuksekogretim-kurumlari-teskilati-kanununda-ve-yuksekogretim-kurumlari-3 (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA MUHARREM İNCE (Yalova)Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; sizleri saygıyla selamlarken… Normalde bitecekti ama Sayın Başkanımız ve dört partimizin de grup başkan vekilinin Yalova’nın yarına kalmaması konusunda bu yorgunluklarına rağmen direnç göstermeleri, kabul etmeleri… Onlara Yalovalılar adına öncelikle teşekkür ediyorum.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya)Herkese çiçek getir çiçek.
MUHARREM İNCE (Devamla)Hepinize çiçek gelecek, söz.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya)Tamam, tamam.
MUHARREM İNCE (Devamla)Değerli arkadaşlarım, ben sadece şunu söylemek istiyorum: Ben bugün saat 13.00’ten beri buradaki toplantıların daha entelektüel düzeyde olmasını isterdim. Kusura bakmayın, bu konuda kimseyi incitmeyeceğim bu akşam ama özellikle akademisyen arkadaşlarımızın burada daha fazla katkı sağlamalarını isterdim.
Yani bir ile üniversite sadece o ilin ekonomik yaşamı canlansın, ticaret gelişsin diye üniversite kurulmaz. Dünyanın hiçbir yerinde bir üniversite böyle kurulmaz.
Değerli arkadaşlarım, örneğin şöyle bir tartışma bekledim, onlarca akademisyen arkadaşımız var burada: Yani bizim üniversite modelimiz ne olacak? Bir yetiştirme ortamı olarak üniversite bir İngiliz modeli mi? Yani eğitimin ekonomik yaşamda temel bir görev üstlendiğini kabul eden bir anlayış mı ya da araştırıcılar topluluğu bir üniversite bir Alman modeli mi? Çünkü Alman modelinde üniversite araştırıcılar topluluğudur. Ya da toplumun hizmetinde bir üniversite, Amerikan modeli mi -yani bu modele göre bilim kamu hayatını, kamu hayatı da bilimi etkiler- ya da entelektüel bir kalıp olarak üniversite, bir Fransız modeli mi ya da üniversiteyi bir üretim faktörüne dönüştürmek olan bir sosyalist blok üniversite anlayışı mı? Hangisi, bizim istediğimiz üniversite anlayışı hangisi?
OKTAY VURAL (İzmir)Türk modeli.
MUHARREM İNCE (Devamla)Ben böyle bir tartışmanın bu Mecliste olmasını isterdim. Ne yazık ki böyle bir tartışma şu ana kadar yapılamadı.
OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale)Burada var burada, yarın söyleriz.
MUHARREM İNCE (Devamla)Değerli arkadaşlarım, sayın milletvekilleri; üniversiteye girmek isteyen öğrenci sayısı üniversiteye alınabilecek öğrenci sayısının 3 katıysa ciddi problemlerimiz var demektir. Neden bu ülkede yükseköğretime talep çok yüksek? Çünkü yükseköğretimin getirisi fazla. Yani burada eğer gelirin, iş bulma olanaklarının fazla olması söz konusu olmasa, alt gelir gruplarının istihdamının giderek zorlaşması ya da toplumda masa başı iş anlayışının gelişmesi olmasa belki bunları tartışmıyor olacaktık.
Meslek liselerine ilgi… Maalesef ideolojik tartışıyoruz: Kat sayı olsun mu olmasın mı? Meslek liselerinin problemi kat sayı problemi değildir, sizin verdiğiniz diplomanın değeridir. Diploma ile para arasındaki ilişkiyi diplomanın lehine çekmediğiniz sürece bu tartışmalar bilimsel olmaktan çıkar, ideolojik tartışmalar hâline gelir.
Yine, bu ülkenin ne yazık ki bir yükseköğretim politikası yok yani iktidarlar değişince, hatta iktidarları bırakın bakanlar değiştiğinde aynı partiden, yükseköğretim politikaları değişebiliyor. Örneğin bu ülke şunu yapmalıydı şu ana kadar: Yeni bir üniversitenin kurulmasında herkesin üzerinde tartıştığı kriterler olmalıydı, herkesin üzerinde tartıştığı, herkesin üzerinde anlaştığı ölçütler olmalıydı, şu şu şu koşullar sağlandığında üniversite açılır diye. Bunu, AK Partili de CHP’li de MHP’li de DTP’li de DSP’li de herkes bu kriterleri, bu ölçütleri bilmeliydi. Bunları ortaya koymalıydık biz. Ne yazık ki bunların hiçbirisi yapılamadı.
Değerli arkadaşlarım, yine bizim tartışmamız gereken bir başka konu, üniversiteye giriş sistemini tartışmalıydık biz. Yani, şimdi sorun çözülecek mi? Bir elli tane daha üniversite açsak sorun çözülecek mi? Hayır, çözülmeyecek. Bu, teşekkür etmiyorum anlamına gelmez. O teşekkürümü konuşmamın sonunda yapacağım. Ama, üniversiteye giriş sistemini, ne yazık ki, altı yıldır milletvekiliyim ben, bir kez olsun tartışmadık.
Değerli arkadaşlarım, yine, bizim okullarımız bir diploma veriyorsa, mutlaka bunun toplum yaşamında bir karşılığı olmalıdır, o diplomanın bir karşılığı olmalıdır. Bana şunu söyler misiniz: Bu ülkede sosyoloji bölümünü bitirenler sosyoloji öğretmenliğinden başka ne iş yapabilirler? Bunun hangi karşılığı vardır? Ne yazık ki, bunları biz hiçbir zaman tartışamadık.
Türkiye, elli yıldır vatandaşlarının yükseköğrenim sorunlarını çözemiyor. Ülkemizin geri kalmışlığı ovalarımızın, madenlerimizin, dağlarımızın, tarlalarımızın, toprağımızın geri kalmışlığından değil ki; ülkemizin geri kalmışlığının nedeni, insanımızın yeterince eğitilmemiş oluşudur. Birleşmiş Milletler uzmanlarına göre bir ülkenin kalkınmışlığının üç tane ölçütü var. Bunlardan birisi yaşam süreleri. Biz, Avrupa Birliği ülkelerine göre on yıl daha az yaşıyoruz, 7 kez az kazanıp, 6 kat az tüketiyoruz. Gayrisafi millî hasıladan kişi başına pay bu şekilde. Her kademedeki okullaşma oranlarımız düşük. Tarımımız verimsiz. Sanayi, vergi oranları ve enerji maliyetleri yüzünden -çok yüksek- gelişemiyor. Turizm, yeterli yetişmiş elemanımız olmadığı için ucuza satılıyor. Madenlerimizi, yeterli uzmanımız olmadığı için, katma değer üretmeden ham olarak ihraç ediyoruz ve bu nedenle vergi gelirlerimiz düşük.
Bugün, Amerika Birleşik Devletleri’nde 550 bin yabancı öğrenci var ve 160 milyar dolar gelir sağlıyor ABD. Bizim yurt dışındaki öğrenci sayımız 70 bin, 2 milyar dolar paramız buraya gidiyor ve yine Dünya Bankası verilerine göre, yurt dışında en fazla öğrencisi olan on birinci ülkeyiz biz. İşte böyle bir ortamda dokuz devlet, iki vakıf üniversitesi kuruyoruz.
Peki, Türkiye Batı uygarlığını, Batı’ya çevirdiği yüzünü geçici bir istek olarak mı, yoksa bir devlet politikası olarak mı belirledi? Köy enstitüleri, öğretim birliği, karma eğitim, yeni Türk harfleri, 1933’teki üniversite reformu, bütün bunları cumhuriyeti kuranlar öncelikli sorunun eğitim olduğunu görerek yaptılar. 1923’teki, bu ülkedeki okur oranı 4,7’dir, okuryazar oranı daha da düşüktür. Yani o gün 5 bin okul, 360 bin öğrenci var; bugün 44 bin okulumuz var, 15 milyonun üzerinde öğrencimiz var ama yüzde 12 de işsizimiz var. 1923’te şark çıbanı en büyük sorunumuz ama bugün en büyük sorunumuz da yüzde 12 oranındaki işsizlik. Yani, bu insanlar Haymana’nın buğdayını Sivas’a, Kayseri’ye develerle taşıyorlardı, 1923’ten sonra yapılan demir yollarıyla onları oraya taşıdılar. Ülkenin her yanını inşa etmeye çalıştılar.
Peki, bugün geldiğimiz noktada durum nedir şimdi ona bakacağız. Yüksek nitelikli insan gücünü nasıl oluşturacağız? Yüksek nitelikli insan gücünü oluşturduğumuzda ülkenin rekabet gücünü nasıl artıracağız? Ben bunların burada gerçekten entelektüel bir ortamda tartışılmasını isterdim. Ne yazık ki bu eksikliği görüyorum gecenin bu saatinde.
Sıfır nüfus artışıyla bir Avrupa Birliği var karşımızda. Refahı yüksek insanlar bilime gerekli değeri vermez. Bilim özveri ve sabır ister. Avrupa Birliği refah düzeyi çok yüksek olduğu için, işte, bilimden bu yüzden kopuyorlar ve Avrupa Birliği bunu nereden kapatmaya çalışıyor? Eski Doğu bloku ülkelerinden bu insan gücünü, bu bilim insanlarını, özveri ve sabır isteyen işleri buradan kapatmaya çalışıyorlar.
Türkiye engellere karşın bilgi üreten bir toplum. Avrupa Birliği ise bu bilgiyi teknolojiye çeviren bir toplum. Türkiye yeteneklerini kaybetmemesi için mutlaka yeni düzenlemeler yapmalıdır. İyi insan, iyi yurttaş yetiştirmek yetmez. Girişimci, demokrat, gelişimci, sorgulayan ve ulusal hedefleri olan yurttaşlar yetiştirilmelidir, Türkiye bunları tartışmalıdır. Yoksa “Şu kadar derslik yaptım, bu kadar bilgisayar aldım, bu kadar öğretmen aldım.” tartışmasının ötesine geçmelidir. Ulusal hedefleri olan, demokrat, girişimci, gelişimci yurttaşları nasıl yetiştiririm diye bunları tartışmalıdır.
Nedir bizim eğitim sistemimizin sorunları? Kaynakların yeterli olmayışı, bu hepimizin malumu. Okul öncesi ve yükseköğretimde okullaşma oranlarının düşüklüğü. Öğretmenlere yönelik hizmet içi eğitimin yetersizliği. Büyük şehir, şehir, kır arasındaki eğitimin niteliğindeki farklılıklar. Ders araç, gereç, donanım eksikliği, bunları çoğaltmak mümkün, bunları hepimiz biliyoruz.
Peki, bizim avantajlarımız neler? Amerika’ya göre, Avrupa Birliğine göre, Çin’e göre, Hindistan’a göre avantajlarımız neler? Bilişim teknolojilerine ve yeniliklere açık genç bir nüfusumuz var.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
94 konuşma daha · 21 Mayıs 2008