Çeşitli kan.değ.yap.dair kan.tas(parasal ceza sınırları hk.) (s.s:623)
Malatya Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 115. Birleşim · 2. yasama yılı · 14 Temmuz 2004 · 961 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Muharrem Kılıç (CHP), 14 Temmuz 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 115. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ÇEŞİTLİ KAN.DEĞ.YAP.DAİR KAN.TAS(PARASAL CEZA SINIRLARI HK.) (S.S:623)); konuşma 961 kelime.
Muharrem Kılıç (CHP, Malatya). “Çeşitli kan.değ.yap.dair kan.tas(parasal ceza sınırları hk.) (s.s:623)”. TBMM Genel Kurulu, 115. Birleşim tutanağı, 14 Temmuz 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/muharrem-kilic-22-2004-07-14-cesitli-kan-deg-yap-dair-kan-tas-parasal-ceza-sinirlari-hk-s-s-623 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA MUHARREM KILIÇ (Malatya)Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan, Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının geneli hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım; şahsım ve Grubum adına Yüce Heyeti saygıyla selamlıyorum.
Sayın milletvekilleri, tasarının adından da anlaşılacağı gibi, bu tasarı, pek çok kanunda değişiklik yapmayı öngörmektedir. Bu iktidar döneminde bunun gibi tasarılarla sık sık karşılaşmaktayız. Yani, birbiriyle hiç ilgisi olmayan pek çok kanundaki değişiklikler, karşımıza bir paket olarak çıkarılmaktadır; bu, kanun düzenleme tekniği açısından hiç de kabul edilebilecek bir durum değildir.
Görüşülen tasarıya baktığımızda, bu tasarıyla, Türk Ceza Kanununda, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununda, İcra ve İflâs Kanununda, Askerî Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanununda, Sayıştay Kanununda, Noterlik Kanununda, Askerî Yüksek İdare Mahkemesi Kanununda, Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunda, İdarî Yargılama Usulü Kanununda, Danıştay Kanununda, Yargıtay Kanununda ve Adlî Sicil Kanununda değişiklikler yapılmaktadır.
Bu kadar değişikliğin tek tasarıyla getirilmesi, tasarının genel gerekçesindeki bütünlüğü bozduğu gibi, uygulayıcılar açısından da zorluklara neden olacaktır. Hükümet ve bürokratlar, belki, kırtasiyeden kaçınmak için birer veya ikişer maddelik pek çok tasarıyı sevk etmenin uygun olmayacağını düşünmüş olabilirler; ancak, her kanundaki düzenlemeler ayrı ayrı getirilseydi, daha anlamlı, daha anlaşılır olurdu diye düşünüyoruz.
Sayın milletvekilleri, tasarının, Türk Ceza Kanununun 432 nci maddesini düzenleyen 1 inci maddesini olumlu buluyoruz.
Yine, tasarının 2 nci maddesinin (a) fıkrasında, günümüzün ekonomik koşullarına ve paranın satın alma değerine göre Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunundaki görev, kesin hüküm, Yargıtaydaki duruşma, karar düzeltme, senetle ispat ve sulh mahkemelerindeki taksim davalarındaki parasal sınırların yeniden belirlenmiş olmasını da olumlu karşılıyoruz; ancak, tasarının 2 nci maddesinin (b) fıkrasında, 3 üncü maddesinin (c) fıkrasında, 6 ncı, 8 inci, 9 uncu, 10 uncu ve 11 inci maddelerinde yer alan adlî tatilin 36 güne indirilmesine ilişkin düzenlemeye katılmıyoruz.
Tasarının genel gerekçesinde, Anayasamızın 141 inci maddesinin son fıkrasında yer alan "davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir" hükmüne ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6 ncı maddesindeki "herkesin bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul süre içinde görülmesini isteme hakkı vardır" hükmüne atıfta bulunarak, ülkemizde, davaların makul süre içinde bitirilemediği ifade edilmekte, bunun sebeplerinden birisi olarak da adlî tatilin varlığı ve bu sürenin uzun olması gösterilmektedir. Hükümetin, ülkemizdeki yargılamanın makul süre içinde bitirilmemesine sebep olarak adlî tatilin uzunluğunu göstermesini anlamak mümkün değildir.
Bazı Avrupa ülkelerinde adlî tatil hiç yoktur; ancak, birçok Avrupa ülkesinde ise, adlî tatil 40 gün ve 40 günün üzerindedir. Örneğin, İtalya'da 45 gün, Portekiz'de 58 gün, Fransa'da 47 gün, İrlanda'da 64 gün, Yunanistan'da ise 60 gündür.
Ülkemizdeki 45 günlük adlî tatil uygulaması yerleşmiştir ve pek bir sorun da yaşanmamaktadır.
Yaz döneminde pek çok insan hasatla uğraşmaktadır. Birkısım yurttaşımız hayvancılıkla uğraşmakta olup, yazları yaylaya gitmektedirler. Keza, havaların aşırı sıcak olduğu temmuz, ağustos aylarında, yine, çoğu insanlar tatile ve yaylaya gitmektedirler. Bu nedenle, insanların üretime ve tatile yoğunlaştığı bir dönemde, 45 günlük adlî tatil çok fazla bir kayıp yaratmamaktadır. Kaldı ki, adlî tatil olunca, adliyelerin kapısına kilit de vurulmamaktadır. Tutuklu işler, kamulaştırma davaları, iş davaları, nüfus davaları, sulh hukuk davaları, ihtiyatî tedbirler adlî tatilde de devam etmektedir. Bu nedenle, bu süre içerisinde bir hak kaybı söz konusu değildir.
Sayın milletvekilleri, adlî tatilde, nöbetçi hâkim ve savcıların dışında adlî tatilden faydalanma hakkı olan diğer hâkim ve savcıların tümü adlî tatile ayrıldıklarından, diğer dönemlerde izne ayrılmamakta ve dönem bütünlüğü bozulmamaktadır. Yargının uzamasından yakınan hükümet, asıl bu düzenlemeyle, yargılamayı uzatacaktır; çünkü, adlî tatilin 45 günden 36 güne indirilmesiyle ve normal izin süresiyle eşit duruma getirilmesiyle, hâkim ve savcılar, adlî tatilden faydalanmak istemeyecek, kendileri için ne zaman müsaitse, o zaman izne ayrılacaklardır. Yani, hâkim, adlî tatil geçtikten sonra, eylülde veya ekimde izne ayrıldığında, onun dosyalarına geçici olarak başka bir hâkim bakacaktır. Geçici bakacak olan hâkimse, bir taraftan kendi dosyalarına bakmaya devam edeceğinden, geçici olarak baktığı dosyalar için sadece duruşma günü verecektir. Bu, o adliyedeki tüm hâkimler için geçerli olacağından, adlî tatili 9 gün daha kısaltarak yargıyı hızlandıralım derken, iyice çıkmaza sokacaksınız.
Yargının büyük ölçüde yükünü omuzlarında taşıyan, eleman yetersizliği sebebiyle çok yoğun ve mesai saati dışında bile çalıştırılan adlî personel de 45 günlük adlî tatil süresi içerisinde çok rahatlıkla izinlerini kullanabiliyorlardı. Adlî tatil süresinin kısaltılmasıyla, bu personelin izin kullanması da zora girecektir.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; yargının sorunları, ben de dahil, pek çok milletvekilimiz tarafından, Sayın Adalet Bakanımız tarafından ve adlî yılın açılış törenlerinde Yargıtay ve Danıştay Başkanlarımız tarafından defalarca dile getirilmiştir. Bu şekildeki basit düzenlemelerle, adlî tatili 45 günden 36 güne indirmekle ne yargının sorunlarını çözebiliriz ne de davaların makul süre içerisinde bitirilmesini sağlayabiliriz. Hükümet, yargılamanın hızlandırılmasını istiyorsa, köklü bir yargı reformu yapmamız gerekiyor. Yasalarımızı ve özellikle usul hükümlerini yeniden düzenlemeliyiz. Hâkimlerimizi çok nitelikli bir duruma getirerek hâkim sayısını artırmalıyız. Günde 80-100 dosyayla duruşmaya çıkan bir hâkimden çok titiz çalışmasını bekleyemeyiz. İdare, hâkim ve savcıların taleplerini yerine getirmekte gecikmemelidir. Özellikle, ceza davalarında, davaların bir an önce sonuçlanması için, adlî zabıta teşkilatının mutlaka kurulması gerekmektedir. Bunların hiçbirini yapmadan, seksen yıla yakın bir süredir uygulanan bir sistemi değiştirmek, bizce, faydadan çok zarar getirecektir.
Hâkim ve savcılarımızı her gün yüzlerce dosyayla karşı karşıya bırakıyoruz; hâkim ve savcının konumuna uygun, geçim sorunu içine düşmeyeceği bir maaş da vermiyoruz; ancak, 45 gün adlî tatili fazla bulup, bunu, 36 güne indirdim diyoruz; bu, adil bir tutum değildir. Bu nedenle, hükümetten, tasarıdaki adlî tatile ilişkin düzenlemeleri geri çekmesini istiyoruz.
Bu tasarıdaki "mal beyanında bulunmamak" fiilini suç olmaktan çıkaran tasarının 4 üncü maddesindeki düzenlemeyi de olumlu karşılıyoruz; ancak, bunu kaldırırken, alacaklının alacağını hukuk çerçevesi içerisinde, etkin bir biçimde alabilmesi için gerekli düzenlemelerin acilen yapılması gerektiğini de belirtiyoruz.
Tasarının 14 üncü maddesinde "asliye mahkemelerinin bulunmadığı ilçelerde adlî sicil bilgileri kaymakamlıklarca verilir" hükmü getirilmek istenmektedir. Bu düzenleme, hükümetçe uygulanan bazı ilçelerdeki adliye teşkilatının kapatılması uygulamasının sonucu olarak getirilmektedir. Ancak, bazı ilçelerdeki adliyelerin kapatılması uygulamasının yanlış olması gibi, adlî sicil bilgilerinin kaymakamlıklarca verilmesi de, kuvvetler ayrılığı dikkate alındığında, yanlış bir uygulama olacaktır.
Bu düşüncelerle, Yüce Heyete en derin saygılarımı sunuyorum. (Alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
40 konuşma daha · 14 Temmuz 2004