Türkiye futbol federasyonu kuruluş ve görevleri hakkında kanunda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s. sayısı: 64)
Sivas Milletvekili · Büyük Birlik Partisi
Genel Kurul, 29. Birleşim · 2. yasama yılı · 4 Aralık 2007 · 851 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma
Kaynak göster
Muhsin Yazıcıoğlu (Büyük Birlik Partisi), 4 Aralık 2007 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 29. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRKİYE FUTBOL FEDERASYONU KURULUŞ VE GÖREVLERİ HAKKINDA KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI (S. SAYISI: 64)); konuşma 851 kelime.
Muhsin Yazıcıoğlu (Büyük Birlik Partisi, Sivas). “Türkiye futbol federasyonu kuruluş ve görevleri hakkında kanunda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s. sayısı: 64)”. TBMM Genel Kurulu, 29. Birleşim tutanağı, 4 Aralık 2007. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/muhsin-yazicioglu-23-2007-12-04-turkiye-futbol-federasyonu-kurulus-ve-gorevleri-hakkinda-kanunda-degis (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
MUHSİN YAZICIOĞLU (Sivas)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2008 bütçesinin ülkemiz ve milletimiz için hayırlı ve uğurlu olmasını Cenabı Allah’tan temenni ederek hepinize saygılarımı, sevgilerimi sunuyorum ve sözlerimin başında bugün bu konuşmayı yapma imkânını bana vermiş olan Milliyetçi Hareket Partisi Grubuna huzurlarınızda teşekkür ediyorum.
Değerli milletvekilleri, bildiğiniz üzere Meclisimizin İç Tüzük’ü ancak gruplara göre ayarlanmıştır. Anayasa’mızın 68’inci maddesi “Siyasi partiler demokrasinin vazgeçilmez unsurlarıdır.” demiş olmasına rağmen Türkiye Büyük Millet Meclisinde İç Tüzük’ümüz grupları vazgeçilmez hâle getirmiştir ve partileri hesaba katmamıştır. Tabii, dolayısıyla, siyasi parti temsilcilerinin de görüşlerini ifade edebilmesi için herhâlde gece sabaha karşı gelip sıraya girip büyük bir mücadeleyle beş dakikalık, on dakikalık söz hakkı elde etmek mecburiyetinde bırakılmaktadır. Bu, Meclisimize yakışmamaktadır. Büyük Meclisimizin bu durumu düzeltmesi gerekmektedir. En azından bu tür önemli dönemlerde kırk dakika gruplar konuşurken beş dakika da partilere söz hakkı verilebilmelidir. Konuşmaktan çekinmemeliyiz, konuşulmasından korkmamalıyız ve dolayısıyla Türkiye’de demokrasiyi yerleştirmek isteyen bir Meclisin önce kendi içinde demokrasiyi tabana yayması gerekmektedir, bunun altını çizmek istiyorum ve zaman zaman, tabii, Sayın Başkanın nezaket içerisinde “Yerinizden iki dakika, üç dakika konuşun.” demiş olması da bu hakkı vermemektedir. Doğrudan, saygın bir şekilde bu imkâna kavuşmamız gerekmektedir.
Şimdi, tabii, Türkiye Büyük Millet Meclisi bugün çok ciddi bir konuyu tartışıyor, değerlendiriyor. Türkiye’nin sorunlarını konuşuyoruz, çözüm önerilerimizi getiriyoruz ve ülkemizin daha iyi yarınlara taşınması için, iktidar olarak, muhalefet olarak, siyasetçiler olarak ne yapacağımızı konuşuyoruz. Tabii ki, muhalefet partileri tenkitlerini ifade ederken yanında çözümlerini ortaya koymalı şüphesiz. Ama, iktidar da zaman zaman muhalefet partilerini bilgilendirmek suretiyle onların çözüme katkıda bulunmasını sağlamalıdır. Mesela, Sayın Başbakan dünyanın her yerini geziyor, çok da gezen bir Hükûmetimiz var. Gittikleri yerlerde kripto tutmadan görüşmeler yapıyorlar. Bu görüşmelerin sonuçlarının ne olduğu, hangi kararları aldıkları, hangi konularda angajmanlara girildiğini hiç olmazsa siyasal partilere bilgi olarak aktarılması çok mu zor bir şey? Ama, ben, bu konuda şu ana kadar bu hususta bir defa bile bilgi alabilmiş değilim, hiçbir siyasi partinin de bu konuda bilgi aldığı kanaatinde değilim.
Türkiye çok kritik bir dönemden geçiyor. Terör gibi ciddi bir sorunu burada görüştük ve Türkiye Büyük Millet Meclisi sınır ötesi bir operasyon kararı aldı. Bu kararın hemen arkasından, sanki “Sınır ötesine asker mi göndereceksiniz? Öyleyse, gelirim, ben senin askerini alır giderim.” dercesine operasyon yedik, birliklerimize saldırıldı, askerlerimiz alıp dışarıya götürüldü, rehin alındı ve rencide edici bir tarzda, şov yaparak Türkiye’ye teslim edildiler. Ondan sonrasında bu operasyon kararı ne oldu? Bununla ilgili ne karar alındı? Meclisin kararı ne oldu? Amerika Birleşik Devletleri’yle oturuldu ne konuşuldu? Ondan sonra birden bire değişen Amerika, stratejik ortağına şimdiye kadar vermemiş olduğu bilgileri niye vermeye başladı? Neden termal kameralarda görülen terörist hareketleri şimdiye kadar gösterilmedi de şimdi gösteriliyor? Ne oldu ki, Amerika Birleşik Devletleri’nin Büyükelçisi bir bölgemizin milletvekillerini değil, güya etnik kökenli milletvekillerini kahvaltıya çağırarak, yemeğe çağırarak neyi konuşuyor?
Türkiye üniter bir devlettir. Türkiye’de Kürt’ü Türkmen’i, Alevi’si Sünni’si, hepimiz, hep beraber aynı kıbleye dönen, aynı secdeye baş koyan, aynı bayrağın altında, bu devletin, bu vatan topraklarının üstünde kaynaşmış bir milletiz. Atatürk’ün gösterdiği gibi, sınıfsız ve imtiyazsız, kaynaşmış bir millet olma yolunda ilerlemek mecburiyetindeyiz. Bu böyleyken, bir küresel güç hangi hakla ve hangi yetkiyle, Türkiye’nin içerisinde birtakım milletvekillerini, güya etnisiteye dayanarak toplantı yapıyor, oradan çıkıyor bir şehrimize gidiyor, oradan kalkıyor Erbil’e geçiyor, kiminle kimin arasında bir diyalog oluşturma görevi üstleniyor? Bunlarla ilgili bilgi almak zorunda değil miyiz? Ne yazık ki bütün bunlar, Türkiye’de kapalı kapılar arkasında gerçekleştiriliyor.
Türkiye terör sorununu çözebilmek için, terörle mücadele konseptini derhal değiştirmelidir. Terörle mücadele ile teröristle mücadeleyi birbirinden ayırmalıdır. Orta ve uzun vadeli terörle mücadele tedbirlerini ekonomik ve sosyal olarak alırken, diğer tarafta, teröristle mücadeleyi içeride emniyet özel harekât timlerine, sınır ve sınır ötesinde Türk Silahlı Kuvvetlerimizin özel kuvvetlerine vermeli, mobil hareketlerle vurucu, etkin, sonuç alıcı ve tavizsiz bir karalılıkla terörün üstüne gidebilmelidir.
Şimdi, Anadolu’yu gezdiğimiz zaman, en büyük şikâyet işsizlikten geliyor. İşsizlik can yakıyor, ama üniversite mezunu kardeşlerimiz kapı kapı iş ararken, orta ölçekli işletmelerimiz ara eleman bulamamaktan şikâyetçi oluyor. İmam-hatiplerle ilgili tedbir alacağız derken, belli bir dönem meslek liselerini de mahvetmişizdir. Dolayısıyla, süratle meslek liselerinin özendirilmesini sağlayacak tedbirler almalıyız. Bir taraftan ara eleman ihtiyacını karşılarken, diğer taraftan da Türkiye’nin iş gücü kaybını ve zaman kaybını ortadan kaldırmalıyız. Bunun için, iki yıllık meslek lisesi mezunlarına da askerlikte kısa dönem askerlik yapabilme şansı verilmelidir. Çünkü, birçok gencimiz sadece askerlikte avantaj sağlamak için dört yıllık okullara gitmektedirler. Onun için bunu da özendirmeliyiz diye düşünüyorum.
Üniversitelerde gençlerimiz okuyabilmek için kredi alıyorlar, ancak geçen gün Sayın Bakan burada “Kredi borcu olan kimse yoktur, kapısına haciz giden kimse yoktur.” diyor, ama öğrencilerimiz okulunu bitirir bitirmez iki yıl sonra bu kredilerini ödemek mecburiyetinde bırakılıyor. Hâlbuki, mezun olan gençlerimiz gidiyorlar, askerlik yapıyorlar, sonra da iş arıyorlar. Onun için, bunların, sigortalı bir iş bulduktan sonra kredi borçlarını ödemesine imkân sağlanmalıdır ve evlenecekleri zaman gençlerimize uzun vadeli, faizsiz evlilik kredisi verilmelidir ve bir de, çeşitli sebeplerle okullarından ilişiği kesilmiş ve okuma hakkını kaybetmiş olan gençlerimize bir defaya mahsus bir af kanunu getirilmelidir. Bu konuda diğer gruplarımızın da talepleri var.
Ben, devlete, millete kurşun sıkanlara değil, “Ben okumak istiyorum.” diyenlere af istiyorum. Dolayısıyla, yüce Meclisimizin bu konuda da bizim daha önce vermiş olduğumuz önergeye katkı sağlamasını temenni ediyorum.
Tabii, Sayın Başkanın nezaketini zorlamak istemiyorum, sürem bitti, ama, ben, burada, daha çok…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
15 konuşma daha · 4 Aralık 2007