Gümrük kanunu ile bazı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s.:324)
Sakarya Milletvekili · MHP
Genel Kurul, 107. Birleşim · 3. yasama yılı · 18 Haziran 2009 · 886 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma
Kaynak göster
Münir Kutluata (MHP), 18 Haziran 2009 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 107. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: GÜMRÜK KANUNU İLE BAZI KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI (S.S.:324)); konuşma 886 kelime.
Münir Kutluata (MHP, Sakarya). “Gümrük kanunu ile bazı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s.:324)”. TBMM Genel Kurulu, 107. Birleşim tutanağı, 18 Haziran 2009. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/munir-kutluata-23-2009-06-18-gumruk-kanunu-ile-bazi-kanun-ve-kanun-hukmunde-kararnamelerde-degisikl (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
MHP GRUBU ADINA MÜNİR KUTLUATA (Sakarya)Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Gümrük Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın birinci bölümü vesilesiyle Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Sözlerime başlamadan önce yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, AB ile Türkiye Cumhuriyeti arasında tesis edilmiş bulunan gümrük birliği dolayısıyla bu tasarıyı görüşüyoruz. AB ile Türkiye arasında kırk altı yıldır ortaklık tesis edilememiş ama on dört yıl önce gümrük birliği oluşturulmuştur ve sürüp gitmektedir; bu durumun sonucu olarak da belirli yasal düzenlemeler yapmak gerekiyor. Mademki üye olmadığımız, olamayacağımız veya olmayacağımız bir birlikle gümrük birliği oluşturmuşuz, o zaman mecbursunuz bu düzenlemeleri yapacaksınız. Bu yasaları çıkarırken, AB ile ilişkilerimizin ve geleceğimizin ne olacağını bilmemek gerçekten üzücüdür. Esasen ciddiyetten uzaklaşmış olan bu sürece baktığımız zaman, bugün, AB’nin herkes için başka bir anlam taşıdığı bir noktaya gelindiğini görüyoruz.
AET ile Ankara Anlaşması’nı imzalamamızın üzerinden kırk altı yıl geçmiştir. Katma Protokol’ün imzalanmasının üzerinden otuz dokuz yıl geçmiştir. Tam üyelik başvurusunun üzerinden yirmi iki yıl geçmiş, gümrük birliğine girişimizin üzerinden on dört yıl geçmiş, katılım müzakeresinin imzalanmasının üzerinden dört yıl geçmiştir. Ankara Anlaşması’nı imzaladığımız tarihte, yani 1963’te, 9 üyesi olan bu birliğin 1981’de üye sayısı 10’a ulaşmış, 1985’te 12’ye ulaşmış, 1995’te 15’e ulaşmış, 2004’te 25’e ulaşmış, 2007’de 27’ye çıkmıştır. Bizim devam eden sürecimiz arasında bunlar olmuştur. Bu arada, dünyada sanayi çağından bilgi çağına geçilmiş, bilgi çağından yeni bir çağa geçilecek bir noktaya gelinmiş, komünizm çökmüş, Sovyetler Birliği işgali altındaki ülkeler AB üyesi olmuş, AKP İktidarı sayesinde Kıbrıs Rum kesimi de AB’ye üye olmuştur.
Yarım asra yaklaşan bir süre geçmiş olmasına ve saydığımız bu büyük değişiklikler olmuş olmasına rağmen Türkiye-AB ilişkilerinin bu süreçte kime ne sağladığını iyi değerlendirmek gerekiyor, buna girecek değilim. Ama son hâliyle AB ortaklığı söylemi Batı’nın isteklerini Türkiye’ye kabul ettirmek için bir vasıta olarak kullanılıyor mu, buna bakmak gerekir. Buna Kıbrıs Rum kesiminin AB ortaklığı sürecini ve yürüyen müzakere sürecini dikkate alarak cevap vermek lazım geldiği düşüncesindeyim.
Değerli milletvekilleri, Türkiye, Ankara Anlaşması’nı imzaladığı tarihte AB ile Avrupa topluluğuyla ilgili endişeler tartışılırken İtalya ile karşılaştırılıyordu. O günden bugüne karşılaştırıldığı ülkeler hep AB’ye üye olmuş, ekonomik gelişmelerini daha iyiye taşımış. Şu anda Türkiye ciddiyeti kalmamış bir süreçle kendi arzusuyla boğuşur durumdadır. Bu hususu özellikle dikkatlerinize arz etmek istiyorum.
Türkiye AB’ye üye olmadan gümrük birliğine girmiş bulunuyor. Bunun anlaşılır tarafı yoktur ama taraftarları vardı. AB’ye üye olmadan gümrük birliğine üye olmanın, AB’ye girmenin yaklaştığı intibasını vereceği düşüncesi ile o günün siyasileri bir rant beklemişlerdi. Gümrük birliğine bu ümitle taraftar olanlar vardı. Bazılarına göre sanayimizi rekabete maruz bırakarak terbiye edecekti, bu mazeretle taraftar olanlar da vardı. Gerçi sanayinin rekabete adapte olması konusunda fayda sağladığımızı görüyor ve kabul ediyoruz, bunu önemsiyoruz ancak bir taraftan sanayide rekabet gücüne ulaşmayı arzu etmek öbür taraftan dünya ticareti konusunda elinizi kolunuzu bağlamak çelişkili bir durumdur. Hem rekabete kendimizi hazırlayıp, dolayısıyla rekabete açıp bunun faydasını sağlamak hem de sonuçlarını görmemiz gerekiyordu. Bu konuda gümrük birliği, bilindiği gibi, Türkiye'nin elini kolunu bağlamıştır.
Öyle veya böyle on dört yıldır AB’nin gümrük birliğine ve mevzuatına tabiyiz. Bilindiği gibi, Avrupa Birliği ile gümrük birliğine girişimiz AB-Türkiye Ortaklık Konseyinin 6 Mart 1995 tarihli toplantısında geçekleşmiş ve fiilî uygulama 1 Ocak 1996’da başlamıştı. Bu ortaklıkla Türkiye, AB’nin gümrük işleriyle ilgili temel mevzuatını benimsemiş oluyordu. Sonuçta AB normlarına uygun 4458 sayılı Gümrük Kanunu 5 Şubat 2000 tarihinde yürürlüğe girdi. Bu tasarının gerekçesinde: “Gümrük formalitelerinin asgariye indirilmesi, zaman kayıpları ve gereksiz harcamaların önüne geçilerek dış ticaret işlem maliyetlerinin düşürülmesi ve özellikle ihracata dayalı sanayi için girdi niteliğindeki malların ekonomiye zamanında kazandırılması açısından çağdaş nitelikli hükümler ihtiva etmektedir.” denilerek değerlendirilmektedir.
Diğer taraftan “Ancak, 4458 sayılı Gümrük Kanununun temelini teşkil eden Topluluk Gümrük Kodunun bazı maddelerinin zaman içerisinde değişikliğe uğramış olması nedeniyle, Avrupa Birliği mevzuatına uyum yükümlülüklerimiz kapsamında 4458 sayılı Gümrük Kanununun, Topluluk Gümrük Kodunda Konsey Tüzüğü ile yapılan değişikliklere paralel olarak bazı maddelerin değiştirilmesi, bazı maddelere de ilaveler yapılması gereği hasıl olmuş…” denilerek tasarı gerekçelendirilmektedir. Yani bir tarafta temel kanunumuzun gerekçeleri sayılmakta, bir taraftan da bu tasarının gerekçesi söylenmektedir.
Bu ifadelerden, AB’nin değişen ihtiyaçlarına bağlı olarak bizim de gerekli değişiklikleri yapmak zorunda olduğumuz görülüyor. Üyesi olmadığımız bir toplulukla birlikte tabi bir pozisyonda yapılan düzenlenmelerden birini yapmaktayız. Böyle bir zorunluluğa Türkiye kendini sokmuştur ve şu anda bunun gereklerini yerine getirmektedir.
Burada, genel gerekçede, AB normlarına uyum maksadıyla hazırlanmış bulunan 4458 sayılı Gümrük Kanunu’muzun önemli bir vasfı olarak denilmektedir ki: “Özellikle ihracata dayalı sanayi için girdi niteliğindeki malların ekonomiye zamanında kazandırılması…” Bu ifade fevkalade önemlidir. Tabii, dış ticareti hem ihracat hem ithalat boyutuyla kolaylaştırmak esastır. Bu arada, sanayinin girdi ihtiyacının zamanında karşılanması da çok önemlidir ancak her geçen gün daha çok ithal malının sanayinin girdisi hâline gelmesi, yerli ara malı sanayinin ortadan çıkmakta olduğu bir ortamı geliştirmiştir. Türkiye ekonomisinin dünya ekonomik krizine zayıf bir vaziyette yakalanmasının esas sebeplerinden bir tanesi budur. Bu gerekçedeki bu ifadenin sadece dış ticareti kolaylaştırma genel prensibi çerçevesinde anlaşılmasında yarar vardır. Aksi takdirde, son yedi yıldır Türkiye’de uygulanan politikaları bir başarı gibi göstermek veya uygun bir politika gibi gösterecek bir mazeret olarak alındıysa bu hususa dikkat çekmek istiyorum çünkü şu anda Türk ekonomisinin dünya krizine hasta yatağında yakalanmasının sebebi bu mantıktır diye düşünüyorum.
4458 sayılı Gümrük Kanunu’nun bazı maddelerini değiştirmekte olan bu tasarı ile de mikro düzeyde ve makro düzeyde bazı faydaların sağlanılacağına işaret etmekte ve yine tasarı gerekçelendirilmektedir.
Tasarıdan beklenen, hem dış ticaretimizi kolaylaştırıp ihracatı geliştirmeye hizmet etmesi ve müteşebbislerimizin rekabet gücünü artırmaya hizmet etmesidir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
40 konuşma daha · 18 Haziran 2009