Türkiye bilimsel ve teknik araştırma kurumu kurulması hakkında kanuna geçici madde eklenmesi (s.s. 275)
Denizli Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 17. Birleşim · 2. yasama yılı · 12 Kasım 2003 · 1.339 kelime · yaklaşık 7 dakikalık okuma
Kaynak göster
Mustafa Gazalcı (CHP), 12 Kasım 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 17. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRKİYE BİLİMSEL VE TEKNİK ARAŞTIRMA KURUMU KURULMASI HAKKINDA KANUNA GEÇİCİ MADDE EKLENMESİ (S.S. 275)); konuşma 1.339 kelime.
Mustafa Gazalcı (CHP, Denizli). “Türkiye bilimsel ve teknik araştırma kurumu kurulması hakkında kanuna geçici madde eklenmesi (s.s. 275)”. TBMM Genel Kurulu, 17. Birleşim tutanağı, 12 Kasım 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mustafa-gazalci-22-2003-11-12-turkiye-bilimsel-ve-teknik-arastirma-kurumu-kurulmasi-hakkinda-kanuna (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
MUSTAFA GAZALCI (Denizli)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; TÜBİTAK konusunda kişisel görüşlerimi anlatmak için söz aldım; tümünüzü saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, geçenlerde bu tasarı buraya, 48 saat bekletilmeden getirilmişti. O zaman, AKP sözcüsü arkadaş demişti ki: "Bu, 1 maddelik bir tasarı, ne gürültü koparıyorsunuz?" Az önce konuşan arkadaşım da, çok duygusal bir konuşma yaptı. Şimdi, tasarının kısalığı uzunluğu bir yana, etkisi ve sonucu önemlidir. Kimi zaman bir sözcük -aynen, bu tezkerelerde olduğu gibi- savaşa veya barışa götürür bizi; boş söylevler değil, bir "ret" dersiniz "kabul" dersiniz, sonucu başka olur; bazen bir imza atarsınız, Birinci Dünya Savaşında Enver Paşa'nın yaptığı gibi, bir cehennemin ortasında bulursunuz kendinizi.
AHMET RIZA ACAR (Aydın)Ne alakası var?!
MUSTAFA GAZALCI (Devamla)Yani, buradaki, kısa, 1 maddelik tasarı; ama, sonuçları çok çok önemlidir.
Değerli arkadaşlar, hukuka, Anayasaya, etik kurallara aykırı bir tasarıyla karşı karşıyayız. Her zamanki AKP klasiğinden birini yaşıyoruz; yani, biz gürültü koparmıyoruz, biz kavga istemiyoruz az önceki arkadaşımızın söylediği gibi; asıl kavgayı, bu tasarıları getirerek, arkadaşlarımız yapıyor. Bakın, bu tasarıda açıkça görülecek; kendi yasasında, bilimsel olduğu, malî yönden, yönetsel yönden özerk olduğu yazılı; TÜBİTAK'ı öldürme tasarısıdır, bu 1 maddeyle.
O yüzden, burada konuşan Recep Garip arkadaşım, tasarıyla hiç ilgisi olmayan genel birtakım temenniler söyledi "birlik olalım, bütünlük içinde olalım; TÜBİTAK'ı yeniden yapılandırıyoruz dedi.
Eğer, sizin yeniden yapılandırma anlayışınız, Başbakanın, bir kereye özgü olmak üzere, bir özerk kuruluşun başkanını atamak ve 13 kişiden oluşan o kurulun 6 üyesini atamaksa, bu, yeniden yapılandırma değildir; bu, o özerk kuruluşu... Bakın, Bilim Kurulu, 12 kişi, 1 de başkan 13 kişi. Siz, şimdi, bir kereye özgü deyip, hem başkanını atıyorsunuz, hem 6 kişiyi atıyorsunuz; yani, 13 kişilik kurulda, bundan sonra, Başbakanın, bir kereye özgü atadığı yerde bir özerklik söz konusu olur mu?
Siyasallaşma amacımız yok deniliyor. 1993 yılında da siz yaptınız... Arkadaşım söyledi; ama, gürültüye gitti, ben, bir kez daha yineleyeyim: Değerli arkadaşlar, 1993 yılında Bilim Kurulu üyesi yok; yani, sıfır. O zaman atama yapılırken, elbette öyle olacak; yani, siz o zaman böyle yaptınız, CHP yaparsa şöyle, AKP yaparsa böyle, o değil. Şimdi, Bilim Kurulu oluşmuş, çalışırken, siz, başkanını ve 6 üyesini atamıyorsunuz ve sonra da, bu kurul çalışmıyor, karar yetersayısı yok, başkanı yok diyorsunuz; yani, aynı durum değil; 1993'teki durum ayrı, şimdiki durum ayrıdır.
TÜBİTAK'ın çalışmaları yeterli değil deniliyor. Gerçi gerekçede öyle değil, komisyonda da öyle konuşulmadı; ama, gerçekten çalışmalarında bir yeterlilik görmüyorsanız -bu olabilir- onun yolu, başkanını almak ve kendinizin ataması değildir, Kurul üyelerinin 6'sını atamak değildir. Bir araştırma önergesi veririz hep birlikte, TÜBİTAK'ın çalışmalarını masanın üzerine yatırırız, konuşuruz. Niçin bir araştırma önergesi vermiyoruz? Sözcü arkadaş diyor ki: "Kendi içine kapandı ve orada çalışmalar yapılmadı." Gerekçe bu değil.
Değerli arkadaşlar "3 Kasım seçimlerinde biz çoğunluğu aldık, bütün kurumlarda istediğimiz gibi, istediğimiz değişikliği yaparız" demektir bu. İşte, ayrıldığımız nokta budur; yani, hükümet olmakla devlet olmayı karıştırmak... Evet, hükümetsiniz, bazı, halka hizmet işleri yapacaksınız, bu doğal; ama, Türkiye bir hukuk devleti, bir anayasamız var; egemenliğin bölüşümü, paylaşımı var. Siz, iktidarsınız diye yargıya hükmedemezsiniz; siz, iktidarsınız diye yasama organını bütünüyle ortadan kaldıramazsınız; siz, iktidarsınız diye özerk kurulları değiştiremezsiniz. Arkadaş diyor ki: "Biz geldik..." Peki, seçmenin dörtte 1'i ile, katılanların üçte 1'i ile, üçte 2 çoğunlukla, biraz da seçim sisteminin azizliğiyle buraya geldiniz; bütün Anayasayı değiştirecek misiniz, bütün devleti ele mi geçireceksiniz!
AHMET YENİ (Samsun)Siz nasıl geldiniz! Ne alakasız şeyler konuşuyorsunuz!
MUSTAFA GAZALCI (Devamla)Değerli arkadaşlar, bence bu yanlıştır. Burada bir suç varsa, eğer, şu anda bu kurulun başkanının olmamasında ve 6 üyenin olmamasında bir suç varsa, bu suç, yasaya göre, Cumhurbaşkanına teklif etmesi gereken ve Bilim Kurulunun seçtiği 6 üyeyi ataması gereken Başbakanındır. Burada bir kasıt var, burada bir tuzak var; burada, daha önceden tasarlanmış bir kurt ile kuzu öyküsü var. Yani, ben bu kurumda özerkliği öldüreceğim; nasıl öldüreceğim; zamanı geldiğinde başkanını atamayacağım...
Değerli arkadaşlar, TÜBİTAK'ın yasa metni elimde. Bakın, burada çok açık bir biçimde deniyor ki: "Başkanı, şu şu koşulları taşıyanlardan, Bilim Kurulu kendi arasında seçer ve Başbakan, bu seçilen kişiyi Cumhurbaşkanına önerir." Burada seçme işini Bilim Kurulu yapıyor; yani, seçme işi yapılmış. Şubat 2003'te, Bilim Kurulu, kendi arasında, oybirliğiyle Sayın Namık Kemal Pak'ı seçmiş.
Değerli arkadaşlar, 5 Mayısta toplanmış, 6 Mayısta öneri gitmiş. Kime; Başbakana gitmiş; ama, Başbakan, almış bunu, sumenaltı etmiş. Bakın, aradan beş ay geçmiş, bu atamayı yapmamış. Bir an önce başkan atansın, 6 üye seçilsin; çünkü, 6 üyenin seçim zamanı da 21 Eylülde doluyor. Kurum, başkanımız gelsin, kendi aramızda seçim yapalım diye 20 Eylüle kadar bekliyor. Başkan ataması yapılmıyor. O zaman, başkanvekiliyle beraber oturuyorlar, 6 üyeyi de seçiyorlar. Sayın Başbakan, onu da sumenaltı yapıyor; yani, o seçilen kişileri atamıyor.
AHMET GÜRYÜZ KETENCİ (İstanbul)Bu, görevini kötüye kullanmak oluyor.
MUSTAFA GAZALCI (Devamla)Bu arada, bakın, -burada, gerekçede yazmayan- daha kötü bir şey var; denetleme kurulu devreye sokuluyor. Bakın, önce karar veriliyor; ben bu kurumu dağıtacağım, kendime göre kadrolaşacağım, zamanı geldiğinde, başkanını atamayacağım, 6 üyesini atamayacağım... Haziranda, denetleme kuruluna da diyor ki... Hele, Başbakanlıkta görevli, tek imzalı bir arkadaş var, ismi de bende, burada. Bakın, 5 Mayısta karar veriliyor, 6 Mayısta öneriliyor, 12 Haziranda görevlendirme yapılıyor ve daha sonra, rapor bildiriliyor. O raporda da ortada bir şey yok. Denetleme kurulu çalışmalarının sonuçlanması bazen bir yıl sürüyor. Bize, sonradan deniliyor ki, efendim, burada bazı usulsüzlükler yapıldı. Siz mahkeme misiniz?! Türkiye'de, usulsüzlük yapıldığına ilişkin kararı yargı verir; kişilerin suç işlediği ancak yargıda belirlenir.
Değerli arkadaşlar, burada, çok çok önemli bir konu var. Siz, sanıyorsunuz ki, usulsüzlükler, yolsuzluklar, kendinize göre düzenleme yapıldığı zaman olmaz.
Bakın, size iki örnek vereceğim. 12 Eylülden sonra iki özerk kurum devlete bağlı kurum haline getirildi. Birisi İlkokul Öğretmenleri Sosyal Yardımlaşma Sandığı, kısa adı İLKSAN. Bakın, buna çok benziyor. 1985 yılında, hani, şu "verdimse ben verdim" denilen İLKSAN'ın anastatüsü değiştirildi -aynen burada sizin yaptığınız gibi- Bakanlığa bağlı bir kurum haline dönüştürüldü; orada araba ve arsa ticaretleri başladı. Bakın, Ankara'da, mahkeme, bunların, araba ve arsa yolsuzluklarında suç işlediklerini belirledi; İLKSAN yöneticileri hapse girdi bir ölçüde. Benim, milletvekili olarak ilk yaptığım işlerden biri, bu İLKSAN konusunu bir araştıralım, buraya getirelim idi. Şimdi, öğretmenlerin elinden yönetimi alındı ve İLKSAN'da yolsuzluk başladı.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKANBuyurun, konuşmanızı tamamlayınız.
MUSTAFA GAZALCI (Devamla)Türk Dil Kurumu, yine, Atatürk'ün kurduğu, bağımsız, özerk, bir dernek statüsünde çalışan, 1932'de kurulmuş bir kuruluştu; 12 Eylülden sonra -hani AKP'li arkadaşlar, zaman zaman "12 Eylül faşizmiyle hesaplaşalım, kurumlarını düzeltelim" falan diyorlar; ama, baktık ki, onların başka dertleri varmış; TÜBİTAK'la uğraşıyorlar- Türk Dil Kurumu, yine, Atatürk'ün kalıtı çiğnenerek, hukuk çiğnenerek, Genel Kurul çiğnenerek -elimde hukukçuların raporu var- devlet dairesi haline getirildi. Sonra, Anayasaya göre, Atatürk Yüksek Kurulu diye bir kurul oluşturuldu, bütün varlığıyla beraber oraya bağlandı. Önümüze, önümüzdeki günlerde gelecek.
Değerli arkadaşlar, Türk Dil Kurumunda -basından okumuşsunuzdur- yolsuzluk çıktı, çek olayı çıktı. Şimdi, bir kuruluşun özerkliğini kapatıp kendinize göre kadrolaştığınız zaman ya da devlete bağladığınız zaman, orada bir şey olmuyor değil.
TÜBİTAK, bir bilim kuruluşu ve yaptığı harcamaların, 200 trilyonluk bütçesinin yarısını da özgelirle yapıyor. Ayda 80 000-100 000 adet dergi basıyor, dağıtıyor. Böyle yüzakı bir kuruluş, birçok bilimsel araştırmaları var, kaynağı var. Yeterli bulmuyorsak, yine de onu araştırırız, daha iyi bir hale sokarız; ama, zamanında atanmadığı için "boş düştü" diyeceksiniz, "başkanı yok" diyeceksiniz kurulun seçilmiş 6 üyesini atamayacaksınız, sonra da "bu kurul çalışmıyor; ne yapalım, bir kerelik atama yapacağız..."
Değerli arkadaşlar, ben, bu konu, bu yasa önerisi gelmeden önce, 3.10.2003 tarihinde bir soru önergesi verdim. Başbakan Yardımcımız Sayın Mehmet Ali Şahin yanıt verdi. Bakın, Sayın Şahin orada diyor ki: "TÜBİTAK'ta atama yapılmayacak diye bir şey yok. Sayın Prof. Dr. Namık Kemal Pak'ın tekrar bu göreve atanmasına ilişkin süreç, konu hakkında yapılmakta olan çalışmaların tamamlanmasından sonra devam ettirilecektir." Yani, diyor ki, denetleme kurulu raporlarını inceleme, araştırma bitsin; biz, Sayın Pak'ı yeniden atarız.
HALİL AYDOĞAN (Afyon)Hayır, öyle demiyor.
MUSTAFA GAZALCI (Devamla)Evet efendim, burada işte, bakın.
Şimdi, bir tasarı geliyor "hayır, başkanını biz atayacağız...." Varsayalım ki, Sayın Pak paklandı; o zamana kadar bekleyelim.
HALİL AYDOĞAN (Afyon)Çalışmalar devam ediyor.
MUSTAFA GAZALCI (Devamla)Eğer, partizanca bir iş yoksa, -sizin mantığınızla gelelim, başkan atanamıyor- bir kereye mahsus Cumhurbaşkanı atasın o zaman; madem partizanca bir şey yapmak istemiyorsunuz...
HALİL AYDOĞAN (Afyon)Siyasî sorumluluk bizde...
MUSTAFA GAZALCI (Devamla)Şimdi, değerli arkadaşlar, burada iyi niyet yok.
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
27 konuşma daha · 12 Kasım 2003