Çeşitli kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı(ss.508)
Mersin Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 102. Birleşim · 2. yasama yılı · 16 Haziran 2004 · 1.186 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma
Kaynak göster
Mustafa Özyürek (CHP), 16 Haziran 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 102. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ÇEŞİTLİ KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI(SS.508)); konuşma 1.186 kelime.
Mustafa Özyürek (CHP, Mersin). “Çeşitli kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı(ss.508)”. TBMM Genel Kurulu, 102. Birleşim tutanağı, 16 Haziran 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mustafa-ozyurek-22-2004-06-16-cesitli-kanunlarda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun-tasarisi-ss-508-2 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin)Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Sayın Başkan takdirini kullandı, ek 34 üncü maddenin herhangi bir af içermediği sonucuna vardı; ama, Sayın Kapusuz olayı anlatırken "iki taraf vardır" dedi. Burada oyladığımız, nitelikli çoğunlukla oyladığımız vergi affında da iki taraf vardır, mükellefin talebi olmadan vergi affından yararlanmak mümkün değildir. Yani, bir olayda iki tarafın olması olayın af niteliğini kaldırmaz. Tabiî, Sayın Başkan kararını vermiştir, saygımız sonsuzdur; ama, buna, herhalde, yargı, son sözü söyleyecek ve çözüme kavuşturacaktır.
Değerli arkadaşlarım, Türkiye'nin çok önemli bir konusunu görüşüyoruz, aşağı yukarı yirmi yıldır Türkiye'nin gündeminde olan bir konuyu görüşüyoruz. Telekom, Türkiye'nin temel kurumlarından, temel kuruluşlarından biridir; hem hizmet olarak hem yarattığı katmadeğer olarak hem de yıllardır halkın ödediği vergilerin yatırılması suretiyle büyük kaynak aktardığımız çok önemli bir kurumumuzdur. Şimdi, uzun zamandır, bu kurumu acaba nasıl olur da özelleştiririz diye bir sevda bazı iktidarlara hâkim olmuştur. Geçmişte, rahmetli Özal döneminde bunun üzerinde çok çalışılmış, birkaç kez Anayasa Mahkemesine gitmiş, iptal edilmiş. Bu konu döndü dolaştı, geldi. Şimdi, Cumhuriyet Halk Partisinin bu konudaki görüşünü öncelikle ana hatlarıyla anlatmak istiyorum.
Değerli arkadaşlarım, biz, ideolojik olarak, özelleştirmeye karşı bir parti değiliz. Bazı işletmeler özelleştirilebilir; ama, bazı işletmelerde de kamunun ağırlığının mutlaka korunması gerekir. Biz, 1994 yılında kurultayımız tarafından kabul edilen programımıza göre, stratejik nitelikteki kuruluşlarda kamu ağırlığının korunmasından yanayız. O nedenle, biz, TÜPRAŞ'ın hisselerinin büyük çoğunluğunun özel sektöre, belli kişilere geçmesine karşı olduğumuzu her vesileyle ifade ettik. Bu kuruluşumuz da, Türk Telekom da -haberleşme hizmetleri anlamında- stratejik bir kuruluştur. Buradaki "stratejik" sözcüğünü Anayasa Mahkemesinin, hukukçuların kullandığı anlamda algılamıyorum. Nitekim, geçmişteki Anayasa Mahkemesi kararlarındaki bu "stratejik" sözcüğünü, by-pass edebilmek için, etkisiz kılabilmek için tasarıda bazı önlemler alınmış. "Askeriyenin haberleşme hizmetleri ayrı bir şirket tarafından yapılacak" deniliyor ve çeşitli önlemler alınıyor; ama, buradaki dert, buradaki sorun, haberleşme gibi, bir ülkenin temel ihtiyacını, olmazsa olmaz ihtiyacını, özel sektörün, şahısların ve burada beklentide olduğu gibi, yabancı firmaların egemen olduğu bir kuruluşa havale etmek son derece sakıncalıdır, yanlıştır.
Bir özelleştirmeden ne beklenir değerli arkadaşlarım; ekonomi kitaplarında yazar, özelleştirmeden amaç, o ülkeye, o sektöre yeni sermaye gelmesidir. Şimdi, burada, yıllardır büyük kaynak aktardığımız, önemli ölçüde yatırım yaptığımız bir kurumu, belli şahıslara, özellikle, beklentimize uygun olarak, yabancı şirketlere satmak istiyoruz.
İkinci beklenti nedir özelleştirmede; önemli yeni teknolojiler getirmesidir; yani, Türkiye'nin başaramadığı, yaratamadığı veya satın alamadığı bir teknolojiyi getirmesidir. Benim bildiğime göre, Telekom, Türkiye'nin, dünyanın en modern tesislerine sahip bir kuruluşudur. Yıllardır bu konuda önemli yatırımlar yapılmıştır -emeği geçen herkese şükran borçluyuz- son derece modern, yeni teknoloji getirilmiş, bu kuruma kazandırılmıştır. O nedenle, eğer telekomünikasyon alanında yeni yeni gelişmeler olursa, bunları da elde etmemiz, bu kuruma kazandırmamız mümkündür.
Ne beklenir özelleştirmeden; yeni istihdam yaratması beklenir. Türkiye'de şu ana kadar özelleştirdiğimiz kurumların hepsi, personeli tasfiye etmiştir. Hatta, bir kısmı öylesine tasfiye etmiştir ki, bütünüyle kapatılmıştır. Orada çalışan insanlar işsiz kalmıştır veya çeşitli kuruluşlara "torba kadro" adı altında gönderilmiş, bankamatik personeli durumuna düşürülmüşlerdir.
Şimdi, yine, bu tasarıya, ilgili maddeleri okursanız göreceksiniz ki, özelleştirdiğimiz zaman, burada çalışan değerli personeli, bir kısmı uzun emeklerle yetiştirdiğimiz, teknik açıdan son derece donanımlı personeli nasıl tasfiye ederiz, hukuk içinde nasıl tasfiye ederiz, Danıştaya, idare mahkemelerine başvurmadan üç beş kuruş vererek nasıl kurumdan uzaklaştırırız diye uzun uzun maddeler yazmışız; yani, bir yeni istihdam, ek istihdamı bırakınız, mevcutların tasfiyesini öngören bir düzenlemedir.
Şimdi, yeni istihdam yaratmıyorsunuz, yeni teknolojiye şu anda ihtiyaç yok ve kurum, bugünkü haliyle, ihtiyaç olan yeni teknolojiyi satın alacak, iktisap edecek durumda. Peki, nedir buradaki amaç; buradaki amaç, değerli arkadaşlarım, ideolojiktir; yani, artık, kamu, iktisadî işletmelerden elini eteğini çekmelidir. Böyle bir anlayış var. Bu bir ideolojik yaklaşımdır; ama, her ideolojik yaklaşım gibi, kategorik olduğu için, her olaya tam olarak uymayabilir. Nasıl, bütün iktisadî işletmeler kamunun elinde olmalıdır görüşü ideolojikse, kamu bütün iktisadî işletmelerden elini çekmelidir görüşü de ideolojiktir; o nedenle de yanlıştır.
Değerli arkadaşlarım, petrol sektöründe, işte, TÜPRAŞ'ı, bana göre, son derece düşük fiyata, hatta haraç mezat diyeceğimiz bir fiyata satmak istiyorduk; Allah'a şükür yargı önledi, inşallah Danıştay da bu kararı onaylayacak ve ondan sonra, tekrar, olayı serinkanlı bir şekilde düşünme imkânımız var.
Şimdi, bazı AKP'li değerli dostlarımızla tartışırken diyorlar ki: "Artık petrol sektöründe kamunun yeri yoktur." Şimdi, İtalyanların çok büyük petrol şirketleri vardır; ENI... Orada, kamunun, İtalyan Devletinin çok büyük hissesi vardır. Avrupa'daki önemli iktisadî kuruluşlarda yine kamunun önemli hissesi vardır. Kamunun orada etkisinin olması, kamunun payının olması, mutlaka o kuruluşun kötü çalışması sonucunu doğurmaz. O kuruluşları özerkleştirecek, o kuruluşları politik baskılardan uzak tutacak yollar, dünyanın her yerinde vardır, Türkiye'de de vardır.
Bütün gençliğini kamu yöneticiliğine adamış birisi olarak söyleyebilirim ki, eğer işletmelerimizi özerk bir şekilde yönetirsek, o işletmeleri gerçekten liyakatli ellere teslim edersek, inanınız ki, özel sektörden daha verimli, daha iyi çalıştırabiliriz; ama, bizde olan nedir; normal şartlarda o işletmede şef olamayacak nitelikte birisini genel müdür yapıyoruz, onun da elini kolunu bağlıyoruz; şu personeli al, şunu şuraya terfi ettir diye işe yaramaz insanları yönetimde politik baskılarla egemen kılmaya çalışıyoruz ve oralara birer arpalık gibi, birer istihdam kaynağı gibi bakıyoruz; arkasından da, bu kuruluş artık zarar ediyor, iyi işletilmiyor, öyleyse bunu satalım, kurtulalım diyoruz.
Değerli arkadaşlarım, bu, yanlış. Bu, aynı zamanda politikacıya da bir güvensizliktir. Politikacı, kamu işletmesini mutlaka arpalık gibi kullanır anlayışı yanlıştır. Kurallarını koyarsanız, eşit şekilde davranırsanız herkes buna uyar. Kaldı ki, görüşmekte olduğumuz Telekom, gerçekten, iyi kurulmuş, teknik şekilde işletilen ve -arkadaşlarımız rakamları verdiler- geçen yıl 900 trilyon lira Kurumlar Vergisi ödemek suretiyle, Türkiye'deki -özel sektör, kamu sektörü dahil- bütün kuruluşların önüne geçmiş ve birinci sıraya gelmiştir; ki, biraz daha özerk bir yapıya kavuştursak, biraz daha politik baskıları azaltsak, inanıyorum ki, çok daha fazla kâr edebilir, çok daha verimli şekilde çalışabilir.
Şimdi, öncelikle, burada, kamunun elinde yüzde 51 payın, mutlaka, muhafaza edilmesi lazım. Yüzde 49'a varan hisseyi, halka arz yoluyla veya çeşitli şekillerde satabilirsiniz. Yasa tasarısının gerekçesinde deniliyor ki, birilerine yüzde 51'i vermezseniz, yeterli fiyatı bulamıyorsunuz, esas, gerçek değere ulaşamıyorsunuz.
Değerli arkadaşlarım, geriye doğru bakınız; bütün özelleştirmelerde, gerçekten çok yanlışlar yaptık, çok ucuza sattık ve -yine, tablolar, rakamlar hepinizin elindedir, görmüşsünüzdür- özelleştirmeye giren firmalar, ilk baştan peşinatını ödüyorlar, diğer taksitleri bir türlü ödemiyorlar, sürekli onları da taksitlendiriyoruz. Yani, bu işten, ciddî şekilde hazineye bir kaynak sağlamak da söz konusu değildir. Eğer, bu kuruluşu, işte, 1996 ile 2000 yılları arasında hazineye 11 milyar dolar kaynak sağlamış bu kuruluşu kamunun elinde tutarsak, verimli şekilde işletirsek, bunun satışından elde edebileceğimiz gelirin kat kat fazlasını elde edebiliriz.
Bu kadar açık rakamların ortada olduğu, son derece kârlı, verimli çalışan bir işletmeyi, bugün elde edeceğimiz satış değerini iki üç yıllık gelirler kârla, vergiyle elde ediyorsak, niçin satıyoruz değerli arkadaşlarım?.. Yani, Türkiye bu kadar çaresiz mi?! Mesela, bu, neye benziyor; gayet iyi kira getiren bir işyerinizi, ben sıkıştım, bunu satayım gitsin... Hayır, satma, üç beş yıl bekle, kiradan bunu sağlarsın diyoruz; hayır, bana şimdi para lazım, eksiğine fazlasına bakmam, bunu satarım diyorsunuz.
Değerli arkadaşlarım, satışta, şu iddia da hep söyleniliyor: İşte, birkaç firma giriyor, en yüksek verene veriyoruz. Tabiî, bu kadar büyük işletmeleri alan firmalar, yabancı sermaye, öncelikle ve özellikle, ülke riskine bakar. Türkiye'ye gelip büyük bir risk altına girecekse, sizin Telekomunuz 10 milyar dolardan fazla değerde de olsa, 2-3 milyara teklif verir; ama, inşallah, Türkiye, aralık ayında, Avrupa Birliğinden müzakere tarihi alırsa -hepimizin beklentisi o değil mi- Türkiye, yabancı sermaye açısından cazip hale gelirse, bu tip özelleştirmelerde daha yüksek bedel elde edebiliriz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
39 konuşma daha · 16 Haziran 2004