Kamu mali yönetimi ve kontrol kanunu ile bazı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılması hk. (s.s.1050)
Mersin Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 39. Birleşim · 4. yasama yılı · 22 Aralık 2005 · 705 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma
Kaynak göster
Mustafa Özyürek (CHP), 22 Aralık 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 39. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KAMU MALİ YÖNETİMİ VE KONTROL KANUNU İLE BAZI KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HK. (S.S.1050)); konuşma 705 kelime.
Mustafa Özyürek (CHP, Mersin). “Kamu mali yönetimi ve kontrol kanunu ile bazı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılması hk. (s.s.1050)”. TBMM Genel Kurulu, 39. Birleşim tutanağı, 22 Aralık 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mustafa-ozyurek-22-2005-12-22-kamu-mali-yonetimi-ve-kontrol-kanunu-ile-bazi-kanun-ve-kanun-hukmunde (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin)Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
5018 sayılı Yasanın Cumhurbaşkanımızca veto edilmiş olan 2 maddesini görüşüyoruz. Gerçi, 5018 sayılı Yasa daha sonra geniş bir şekilde değişikliğe tabi tutuldu. Esas itibariyle o noktalarda Cumhurbaşkanımızın vetosu var, onları görüşüyoruz.
Yalnız, o maddelere geçmeden önce, bir iki konuda bilgi sunmak istiyorum.
Biliyorsunuz, bizim, bütçe hazırlama, bütçelerin görüşülmesi ve malî denetimi öngören yasamız, daha önce, 1050 sayılı Yasaydı. 2003 yılında, bu yasanın yenilenmesi, yeniden yazılması, yapılması gerektiği düşüncesiyle, 5018 sayılı Yasa çıkarıldı. Uzun uzun, Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşüldü. Bu görüşmeler sırasında, biz, Cumhuriyet Halk Partililer olarak katkı vermeye çalıştık; bazı önemli noktalarda da itirazlarımızı dile getirdik; bunların bir bölümünü de, Anayasa Mahkemesine kadar taşıdık.
Hükümet, bu düzenlemeyi, bu değişikliği, 5018 sayılı Yasayı, bir reform kanunu olarak sundu; ama, daha bu yasa yürürlüğe girmeden, yeni bir değişiklikle, o yasanın temel esprisinden önemli noktalarda uzaklaştı. Örneğin, 5018 sayılı Yasada deniliyordu ki "üç yıl içinde dönersermayeler kademeli olarak tasfiye edilecektir." Ama, daha sonra çıkarılan yasayla, şimdi iki maddesini görüştüğümüz yasayla, denildi ki "dönersermayeleri kaldırmaktan, tasfiyeden vazgeçtik, bunları yeniden yapılandıracağız." Dönersermayelere ihtiyaç varsa, niçin bunları kaldıracağız dediniz; dönersermayelere ihtiyaç yoksa, niçin, şimdi, yeniden yapılandıracağız dediniz?
Değerli arkadaşlarım, bu hükümet, alelacele, Türkiye'nin şartlarını düşünmeden böylesine önemli düzenlemeleri yapıyor; ama, bir süre sonra, Ceza Kanununda da gördüğümüz gibi, daha kanun yürürlüğe girmeden değişiklik yoluna gidiyor. Onun için, yasalar yapılırken, Türkiye'nin şartları ve bu konudaki birikimler dikkate alınmalıdır. Bunlar dikkate alınmadan alelacele yapılacak değişiklikler son derece sakıncalı oluyor ve yaz boz tahtasına çeviriyoruz yasaları ve halkın, insanların Parlamentoya güveni gittikçe azalıyor.
Değerli arkadaşlarım, Sayın Cumhurbaşkanımızın veto ettiği bu 5435 sayılı Kanunun 8 inci maddesi, 5018 sayılı Kanunun 62 nci maddesinde değişiklik öngörüyordu. Şimdi, burada, muhasebe yetkilisi konusunda yasa ikili bir yöntem belirlemişti; genel bütçeye dahil görevleri yapacak muhasebe yetkililerinde aranacak şartları yasayla saymıştı, yerel yönetimler ve diğer kuruluşların muhasebe yetkilisinin niteliklerini bir yönetmelikle belirlemeyi öngörmüştü. Sayın Cumhurbaşkanımız bu ikili yöntemin uygun olmadığını, yerel yönetimlerde çalışacak muhasebe yetkilisinin de niteliklerinin yasada belirlenmesini istemiştir. Plan ve Bütçe Komisyonunda bu konuyu görüşürken Cumhurbaşkanımızın veto gerekçesi haklı bulunmuş ve Cumhurbaşkanımızın öngördüğü şekilde düzenleme yapılarak buraya getirilmiştir.
Biliyorsunuz, bu iktidarın, bu hükümetin Cumhurbaşkanının vetolarına karşı bir peşin hükümle karşı çıkması vardır. Çoğu kez şuna alışkınız; Cumhurbaşkanımız bir yasayı veto etti mi, AKP sözcüleri hemen çıkarlar derler ki: "Virgülüne dokunmadan aynen Türkiye Büyük Millet Meclisinden geçireceğiz." Ama, bu kez nadir uygulamalardan biri yapıldı ve Cumhurbaşkanımızın veto gerekçelerine uyuldu.
Değerli arkadaşlarım, Cumhurbaşkanının her vetosunu, her uyarısını, AKP kendilerine karşı bir uyarı gibi, Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarını, yürürlüğü durdurma kararlarını kendilerine karşı yapılmış bir düzenleme gibi algılıyor. Oysa, her iki kurul da, makam da anayasal yetkilerini kullanıyor.
Burada, Cumhurbaşkanımızla ilgili talihsiz bazı değerlendirmeler yapıldı. TÜSİAD toplantısına niçin katıldığından bahsedildi ve orada ifade ettiği görüşleri niçin söylediğini gündeme getirdi arkadaşlarımız.
Değerli arkadaşlarım, Cumhurbaşkanı, elbette, uygun gördüğü toplantıya katılır ve uygun gördüğü konularda açıklamalarını yapar, devletin başı olarak Cumhurbaşkanının açıkladığı bu görüşlere karış "niçin böyle konuşuyor, niçin o zeminde konuşuyor" demek, son derece yanlıştır.
Gene, burada, biraz önce konuşan iktidara mensup arkadaşlarımız da, TÜSİAD'la ilgili, TÜSİAD İstişare Konseyi Başkanının konuşmasıyla ilgili Sayın Başbakanın o şiddetli, hiddet dolu ve bir Başbakandan beklenmeyecek üsluptaki konuşmasını da gündeme getirdiler.
Değerli arkadaşlarım, TÜSİAD'la üç yıldır çok iyiydiniz. Her söylediklerini, hatta, bizim burada eleştirilerimize karşı "gördünüz mü TÜSİAD da böyle düşünüyor" diyordunuz; ama, işinize gelmeyen uyarılar yapılınca, hemen muhbir vatandaş rolüne de soyunarak, hemen ihbarda bulundunuz ve savcılarımız da ne kadar hızlı çalışıyorlarmış, derhal, görev başına geçtiler ve TÜSİAD İstişare Konseyi Başkanı hakkında inceleme başlattılar. Şimdi, bu konular suçsa, Başbakanın uyarısına gerek olmadan, savcıların görev yapması gerekirdi; ama, biraz önceki yasa tasarısını görüşürken de ifade edildiği gibi, ne yazık ki, Türkiye'de yargı, geniş ölçüde, bağımsızlığını, tarafsızlığını kaybetmiştir; hükümetin, geniş ölçüde, etkisi altına girmiştir. Van'da yaşanan olaylar bunun bir parçasıdır ve Orhan Pamuk olayında da, yargıyı baskı altında tutan, gerek Dışişleri Bakanımızın, gerek diğer yetkililerin demeçleri vardır; ama, Orhan Pamuk olayında esas vahim olan, esas sorun, orada önlem alınmaması, güvenliğin sağlanmaması ve âdeta bir linç girişimi ortamının yaratılmış olmasıdır. Bir sanık, savcılar dava açabilir, açmayabilir, yargılanır, yargılanmaz; ama, bir hükümet, bir sanığın güvenliğini sağlayamıyorsa, o hükümetin etkinliğinden, o hükümetin yasalara bağlılığından bahsetmek mümkün değildir.
Ben, bu düşüncelerle hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
40 konuşma daha · 22 Aralık 2005