İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 53. BİRLEŞİM · PAZAR

2003 mali yılı bütçesinde l.tur görüşmeleri

Mustafa Ünaldı

Konya Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 53. Birleşim · 1. yasama yılı · 23 Mart 2003 · 818 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma

Kaynak göster

Mustafa Ünaldı (AK Parti), 23 Mart 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 53. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2003 MALİ YILI BÜTÇESİNDE L.TUR GÖRÜŞMELERİ); konuşma 818 kelime.

Mustafa Ünaldı (AK Parti, Konya). “2003 mali yılı bütçesinde l.tur görüşmeleri”. TBMM Genel Kurulu, 53. Birleşim tutanağı, 23 Mart 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mustafa-unaldi-22-2003-03-23-2003-mali-yili-butcesinde-l-tur-gorusmeleri (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

AK PARTİ GRUBU ADINA MUSTAFA ÜNALDI (Konya)Sayın Başkan, değerli üyeler; Cumhurbaşkanlığı bütçesi üzerinde AK Parti Grubu ve şahsım adına görüşlerimizi arz etmek üzere huzurlarınızdayım. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Cumhurbaşkanlığı, devletin en yüksek makamıdır. Anayasanın 6 ncı, 8 inci ve 104 üncü maddelerine göre Türkiye Büyük Millet Meclisi adına başkumandanlık makamında bulunmak, Bakanlar Kuruluna Başkanlık etmek gibi önemli idarî, icraî ve adlî alanlarda birtakım üst görevler yürüten ve devleti temsil eden Cumhurbaşkanlığının bütçesi, 2002 yılının başlangıç ödeneğine göre yüzde 51'lik bir artışla 23 trilyon 680 milyar liralık bir büyüklüktedir.

Devletin başı olan Cumhurbaşkanı, hepimizin cumhurbaşkanıdır ve hepimiz bu makamda bulunan kişinin en iyi şartlarda yaşamasını isteriz, böyle bir arzuyladır ki, birçok hizmet ve yatırım bakanlıklarından daha yüksek bir oranda artış gerçekleştirilmiştir. Her ne kadar, geçmiş yıllarda, yatırım ve hizmet birimlerine göre daha yüksek görülen Cumhurbaşkanlığı bütçesine karşı "Cumhurbaşkanı köprü mü yapacak" diye itirazda bulunanlar olmuşsa da, biz öyle düşünmüyoruz; ama, ne yazık ki, ülkemiz yanlış yönetimler yüzünden, borçlu yönetimler yüzünden, borçla yönetimler yüzünden yüzünden, korkunç derecelere varmış vurgunlar, soygunlar yüzünden ekonomik bir çöküntünün içine sürüklenmiş vaziyettedir. Ekonominin bu durumunu, irademiz dışında gelişen savaş ortamında, maalesef, bir zaaf olarak görüyoruz. Bir an evvel toparlanmak, yeniden güç oluşturmak, milletlerarası arenada tarihteki yerimizi, çağdaş imkânları kullananlar arasındaki yerimizi almak durumundayız. İşte, bu ekonomik durum ve böylesi hedeflerimiz dolayısıyla bir kuruşu bile zayi edecek halimiz yoktur. Bundan dolayı, hayırlı hizmetlerde kullanılmasını dilediğimiz bu bütçenin, harcanmasında kalem oynatan herkesin azamî tasarruf gayretlerinde olmasını temenni ederiz. Verimlilik ve tutumluluk ilkeleri mutlaka göz önünde bulundurulmalıdır.

Sayın Başkan, değerli üyeler; izninizle, bütçe rakamlarının yorumlanması yerine, Cumhurbaşkanlığı fonksiyonu ve ülkemizin hedefleri üzerinde duracağım.

Devlet Başkanlığı görevi, elbette çok önemli, çok yüce bir görevdir. Bu makam, milletin birliğini, devletin gücünü temsil etmek, geliştirmek ve kuvvetlendirmek gibi önemli bir yükümlülük taşır. Milletin bütün zümreleri, bölgeleri ve unsurları için güven verici bir ortamı oluşturmak, hukuku korumak, güven verici münasebetler içinde olmak, bu münasebetleri geliştirmek, bu yükümlülüğün gereklerindendir. Bu görev yürütülürken, Cumhurbaşkanının bizzat kendisi, milliyetimize, maneviyatımıza, ahlakımıza, ekonomimize, elhâsıl bütün maddî ve manevî varlığımıza saygılı olmak, muhafaza etmek, yüceltmek, millet için huzur ve denge unsuru olmak gibi bir yükümlülük taşıdığı gibi, görevlendirmelerde de, emaneti tevdi ettiği insanların doğruluğunun, dürüstlüğünün, ehliyet ve liyakatinin olup olmadığına dikkat etmesi gerekir. Böylece, milletin sevgi ve saygısını kazanarak, memleket meselelerinde birleştirici ve yatıştırıcı bir rol ile üzerine düşen görevleri ve faaliyetleri bihakkın yapmış olur.

Sayın Cumhurbaşkanı, göreve başladığında, hukukçu kimliği ve mütevazı davranışlarıyla cidden önemli izler bırakmıştır.

Sayın Başkan, değerli üyeler; siyasî tartışmalar başta olmak üzere tüm tartışmalarda, tarihî değerlerimizle birlikte insan hakları kültürünü, demokrasi icaplarını ve kurallarını, hukukun üstünlüğü ilkesini korumak, insanımız hayrına olan bu değerleri geliştirip kuvvetlendirmek bir zaruret haline gelmiştir.

Yürütme yetkisi ve görevi, Cumhurbaşkanı, Başbakan ve bakanlar tarafından Anayasa ve kanunlar çerçevesinde müştereken kullanılarak yerine getirilir. Yine, Anayasanın sınırlamasıyla, hiçbir kimse, kaynağını Anayasadan almayan bir devlet yetkisi kullanamaz. Bu sınıra riayetle, Cumhurbaşkanı, Başbakan ve bakanlar, uyum ve diyalog içerisinde, memleket meselelerine yerinde ve başarılı çözümler geliştirmelidirler. Bu hizmet birlikteliği içerisinde bir sorumluluk farklılığı da yok değil. Türkiye Büyük Millet Meclisi önünde Başbakan ve bakanlar sorumluyken, Cumhurbaşkanının siyasî sorumluluğunun olmadığı kabul edilmektedir. Bu kabul, elbette ki, tamamen sorumsuz olduğu anlamına gelmez; en azından, vicdanına karşı sorumludur.

Sayın Cumhurbaşkanımız, bugün, Parlamento dışından seçilmiş, sivil ve hukukçu bir kişidir. Özellikle sivil ve hukukçu kimliği, açık ve şeffaf yönetimin geliştirilmesi yönünde bir katkı oluşturması ümidi vermektedir. Nitekim, yemin merasiminde yaptığı konuşmada bu ümidi destekleyecek birçok ifadesi vardır. Zamanın darlığından, bunları tekrarlamadan, atlayarak, başka hususları söylemeye çalışacağım.

Sayın Cumhurbaşkanı, konuşmasında, ekonomiye de vurgu yaparak "ulusal anlamda güçlü bir ekonomik yapı, demokrasinin de hukuk devletinin de güvencesidir" demiştir. Bu konuşma, bir manifesto kadar güçlü dilekleri ve hepimizin iştirak edeceği talepleri dile getirmektedir. Bu gelişmeleri, hükümetimizin geliştireceği çalışmalarla beraber bekliyoruz; bu ümidi taşıyoruz.

Böyle bir ümit olmakla beraber, bazı enteresan durumların, garip gelişmelerin müşahede edildiği de ortadadır. Vetolardan bahsetmeyeceğim. Cumhurbaşkanlığı makamının, nasıl bir düşünce değiştirici etki oluşturduğunu vurgulamak istiyorum.

9 uncu Cumhurbaşkanı, Cumhurbaşkanı olmadan evvel, uzun siyasî hayatı boyunca milletin kültürel değerlerini savunduğu halde, Cumhurbaşkanlığı sırasında insan hakları ihlallerinin arkasında durmuş, bu görevden ayrıldıktan sonra aynen şöyle demiş: "Her şeyin mantığı olmuyor, başörtüsü yasağının da mantığı yok." Minel acayip ve minel garaip.

Bu hayret verici tezatın bir benzeri de, Sayın Cumhurbaşkanı tarafından ortaya konulmuştur. Biraz evvel tekrarlamaya çalıştığım manifesto niteliğindeki ifadelere rağmen, Anayasa Mahkemesi üyesiyken, 2547 sayılı Yasanın ek 17 nci maddesiyle ilgili olarak, bu madde yürürlüğe girerse her türlü kılık ve kıyafetin serbest olacağını ifade etmiş; ek 17 nci maddenin yürürlüğe girmesinden çok sonra, Cumhurbaşkanı olunca, sanki bu madde yürürlükte değilmiş veya yokmuş veyahut yürürlükten kaldırılmış gibi değerlendirmeler yapmıştır.

Açık ve şeffaf bir yönetimde, hukuk devleti içerisinde, Anayasanın 2 nci maddesindeki ifadesiyle, demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti içerisinde, hukukun görünüşü makamlara ve mekânlara göre değişmemelidir diye düşünüyorum; bundan sonrası için, hukukun üstünlüğü ve gerçek anlamda insan haklarına sahip olunabilen bir demokrasi, gün ışığında bir yönetim için dua ediyor; Cumhurbaşkanımızla beraber, bu yolda, hep birlikte el ele vermemiz gereğini vurgulamak istiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

24 konuşma daha · 23 Mart 2003

24 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook