Sözleşmeli sağlık personeli çalıştırılmasına dair (s.s.209)
Erzurum Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 104. Birleşim · 1. yasama yılı · 9 Temmuz 2003 · 903 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Muzaffer Gülyurt (AK Parti), 9 Temmuz 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 104. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: SÖZLEŞMELİ SAĞLIK PERSONELİ ÇALIŞTIRILMASINA DAİR (S.S.209)); konuşma 903 kelime.
Muzaffer Gülyurt (AK Parti, Erzurum). “Sözleşmeli sağlık personeli çalıştırılmasına dair (s.s.209)”. TBMM Genel Kurulu, 104. Birleşim tutanağı, 9 Temmuz 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/muzaffer-gulyurt-22-2003-07-09-sozlesmeli-saglik-personeli-calistirilmasina-dair-s-s-209 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
MUZAFFER GÜLYURT (Erzurum)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; eleman temininde güçlük çekilen yerlerde sözleşmeli sağlık personeli çalıştırılmasıyla ilgili kanun tasarısı üzerinde, şahsım adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, sağlık, insanoğlunun, yaratılışından beri en önemli meselesi olmuştur ve insanoğlunun, vazgeçilemez, ertelenemez ve acil bir meselesidir.
Sağlıkla ilgili olarak, sağlık hizmetini sunan insanların -hekimler, ebeler, hemşireler, eczacılar ve diğer sağlık çalışanları- Türkiye'deki durumu ve bu durumla ilgili olarak yapacakları hizmetlere yönelik bir kanun tasarısı, Sayın Bakanımız ve Bakanlığımız tarafından hazırlanmış ve huzurunuza getirilmiştir.
Bugün, ülkemizdeki hekimlerin dağılımına şöyle bir bakacak olursak, 2000 yılı rakamlarına göre, ülkemizde 85 000 dolayında hekim bulunmaktadır. Bunun yanı sıra, diş tabibi sayısı da 16 000'dir; ancak, fakültelerimizden yılda 5 000 dolayında hekim mezun olduğu düşünülürse, bu rakamın, iki yıl içerisinde 90 000 veya 95 000'lere yaklaşmış olduğunu burada ifade etmek mümkündür.
Hekimlerimizin yurt sathında dengeli ve adil bir şekilde dağılımı, ne yazık ki söz konusu değildir. Bu insanlarımızın, hekimlerimizin hizmet alanını sağlamak ve onların ülkeye dengeli dağılımını gerçekleştirmek amacıyla, yirmiiki yıl önce, 2514 sayılı Yasayla mecburî hizmet getirilmiştir. Fakülteyi bitiren bir tıp doktoru, önce iki yıl, uzmanlığını yaptıktan sonra tekrar iki yıl mecburî hizmete tabî olmaktadır. Hiçbir ülkede ve meslekte böylesine zorakî, mecburî bir hizmet anlayışı bulunmamaktadır.
Ülkemizdeki bu Mecburî Hizmet Yasasına rağmen, insanların sağlık hizmetini alabilmesi için ihtiyaç duyduğu doktorların dağılımına baktığımızda, ne yazık ki, İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyük şehirlerimizde çok büyük yığılmaların olduğunu ve bunun dışında, yine, il merkezlerinde de yığılmaların olduğunu; ama, o il merkezlerine yakın veya uzak olan ilçelerimizde hastabakıcı, hemşire, ebe gibi sağlık personelinin bulunmadığını tespit etmekteyiz.
Yaptığımız bütün gezilerde, gördüğümüz olay şudur: Ne yazık ki, birçok ilçemizde ya 1 hekim bulunmakta veya o hekim de orada görev yapmamaktadır. O halde, oradaki insanlarımıza da sağlık hizmeti götürmenin yolu, zorlamayla olmayacaktır. Halkımız arasında bir söz vardır: "Zorla güzellik olmaz." Siz, insanları zorla bir yerde görevlendiremezsiniz.
Halbuki, bölgelerarası farklılığı gidermek, oralardaki insanların da sağlık hizmetinden yararlanmasını sağlayabilmek için, bizim, birtakım özendirici tedbirler getirmemiz gerekmektedir. O halde, burada, özlük haklarının özendirici hale getirilmesi, gönüllülük esasına dayalı bir istihdam politikasının geliştirilmesi gerekmektedir. İşte, bugünkü yasa bu imkânı bizlere vermekte ve hekimler, gönüllülük esasına göre veya kurayla, istediği yerde hizmet etme imkânı bulabilmektedir.
Bir sağlık personeli olarak, hastanelerdeki kargaşanın ve eşit işe eşit ücret ilkesine uygun olarak çalışmayan insanların durumunun ne halde olduğunu çok iyi bilmekteyiz. Bugün, birçok hastanemizde -biraz önceki arkadaşım da ifade ettiler- gerçekten, bir yığılma söz konusudur ve bu yığılmalar çoğunlukla da eş dost işiyle, politik birtakım amaçlarla insanların belirli yerlerde görev almasıyla sağlanmıştır. Öyle hastanelerimizde öyle hekimler vardır ki, sadece haftada bir gün poliklinik yapmakta, diğer günler hastaneye dahi uğramamaktadır. O halde, burada, biz, eşit işten ve eşit ücretten nasıl bahsedebileceğiz?! O bakımdan, ülkemizin doğusu ile batısını, güneyi ile kuzeyini ve bütün illerini ve ilçelerini aynı seviyeye getirmek noktasında, sosyal hayat olarak, fizikî imkânlar olarak şu anda böyle bir imkânımız olmadığına göre, o yörelerde hizmet edecek olan insanlara da birtakım imkânlar sağlanması gerekir. Her külfet bir nimet karşılığıdır veya her nimet bir külfet karşılığıdır. O halde, bu açıdan baktığınız zaman, o yörelerde hizmet edecek olan insanlara belirli bir farklılık, belirli bir ücret politikası uygulamamız gerektiğini düşünüyorum.
Aynı zamanda, eşit işe eşit ücret anlayışının da çok doğru olmadığını burada ifade etmek istiyorum; çünkü, adalet, herkese eşit dağıtmak anlamında değildir. Adalet, herkese hak ettiğini hak ettiği kadar vermektir. Dolayısıyla, fedakârca çalışan insanlarımıza, gittikleri yerlerde, mahrumiyet bölgelerinde yapmış oldukları hizmetlerinden dolayı ayrıca farklı bir ücretin, hatta farklı muamelenin yapılmasında yarar görmekteyiz.
Ben, doğu illerimizden Erzurum İlinin milletvekiliyim. Erzurum'da üniversitemiz var, birçok hastanemiz var; ama, bu ilimizin merkezinde sağlık sorunumuz olmamasına rağmen, ilimize çok yakın ilçelerimize gittiğimizde, bir Karaçoban'da, bir Hınıs'ta, bir Horasan'da, birçok doktor eksiğimizin, sağlık personeli eksiğimizin olduğunu görüyoruz. Oraya bir doktor gönderdiğiniz zaman, gitmemekte ve o görevi kabul etmemektedir.
Bakınız, dün yaşadığım bir şeyi anlatayım. Dün, bir hemşerim bana gelerek, bundan onbeş yirmi gün önce kura çekerek Ardahan'a tayini çıkan bir doktor için "ne olur, yalvarıyorum; bunun tayinini durdurun; bunun, Tekirdağ tarafında, batıda bir ile tayinini yaptırın" dedi. Daha genç, yeni mezun olmuş, idealist olması gereken o doktorumuzun tayin edildiği bölgeye gitmemek için çeşitli oyunlar çevirdiğini ve çeşitli imtiyazlar elde etmek için bazı insanlara yanaştığını görmekteyiz. O halde, bu insanların o bölgelere gidip hizmet yapmalarını sağlamak için özendirici tedbirlerin getirilmesi gerekliliği buradan da anlaşılmaktadır.
Ayrıca, Sağlık Bakanlığımızın hazırladığı bu eleman temininde güçlük çekilen yerlerde sözleşmeli sağlık personeli çalıştırılmasıyla ilgili kanun tasarısının, Uluslararası Çalışma Örgütünün (ILO) standartları göz önünde bulundurularak hazırlanmış olduğunu da, burada, memnuniyetle ifade etmek istiyorum.
Bunun dışında, bölgesel farklılığı olan yerlere yapılacak atamaların, aynı zamanda temel sağlık hizmeti olan koruyucu sağlık hizmetine de, koruyucu hekimliğe de fayda getireceğine inanıyorum. Bugün, birçok ilçemizde, doktor olmadığı için, özellikle yaz aylarında, salgın hastalıklar olmaktadır. Bazı illerimizde kış şartlarının ağır olması nedeniyle, oradaki insanlarımız, şehir merkezlerine, büyük hastanelere ulaşamamakta ve hak ettiği tedaviyi alamamaktadır. O açıdan baktığınız zaman, oraya doktor gönderdiğinizde, sözleşmeli personel gönderdiğinizde bu insanlarımız, sadece tedavi edici hizmetler yapmayacak, aynı zamanda koruyucu önlemler alınmasına ve koruyucu tedaviye yönelik hizmetleri de sunacaktır. Bu da, yine sağlığımız açısından son derece önemlidir.
Bir diğer konu da şudur: Bu sözleşmeyle tamgün çalışma getirilmektedir. Yani, hekim, herhangi bir serbest meslek icra edemeyecek, muayenehane açamayacak ve başka bir kuruluşta görev alamayacaktır. O halde, bu hekimlerimiz, bütün gün, mesaisini tamamen sağlık hizmetine adayacaktır ve burada, hizmetin kalitesini ve hizmetin büyüklüğünü sağlayacaktır.
Ben, bütün bu çalışmalarından dolayı, Bakanlığımızı, Bakanlık personelimizi, Meclisimizde görev alan komisyon üyelerimizi ve sizleri, bu kanundaki katkılarınızdan dolayı tebrik ediyorum; hepinize, teşekkürlerimle saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
23 konuşma daha · 9 Temmuz 2003