İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 104. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Sözleşmeli sağlık personeli çalıştırılmasına dair (s.s.209)

Mustafa Özyurt

Bursa Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 104. Birleşim · 1. yasama yılı · 9 Temmuz 2003 · 860 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma

Kaynak göster

Mustafa Özyurt (CHP), 9 Temmuz 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 104. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: SÖZLEŞMELİ SAĞLIK PERSONELİ ÇALIŞTIRILMASINA DAİR (S.S.209)); konuşma 860 kelime.

Mustafa Özyurt (CHP, Bursa). “Sözleşmeli sağlık personeli çalıştırılmasına dair (s.s.209)”. TBMM Genel Kurulu, 104. Birleşim tutanağı, 9 Temmuz 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mustafa-ozyurt-22-2003-07-09-sozlesmeli-saglik-personeli-calistirilmasina-dair-s-s-209 (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

MUSTAFA ÖZYURT (Bursa)Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım; görüşülmekte olan 209 sıra sayılı Eleman Temininde Güçlük Çekilen Yerlerde Sözleşmeli Sağlık Personeli Çalıştırılması Hakkında Kanun Tasarısı ve bu bağlamda, ülkemizin genel sağlık sorunları hakkında kişisel görüşlerimi sizlerle paylaşmak için söz almış bulunuyorum. Konuşmama başlamadan önce, hepinizi, en içten saygılarımla selamlarım.

Değerli arkadaşlarım, bugün yürürlükten kalkacak olan 2514 sayılı Yasa, aslında, bir 12 Eylül kalıntısıdır. Dünyanın hiçbir yerinde, bir meslek grubuna, mezun olduğunuzda iki yıl, uzman olduğunuzda iki yıl zorunlu hizmet yapacaksınız diye bir zorunluluk getirilmemiştir. Bu, ilk kez Türkiye'de uygulanmıştır ve o zamanki Devlet Başkanı "doktorlara soruyoruz; bayrak yere düştü... 'Ne verirsiniz' diyorlar' demiştir. Bu kadar da acı konuşmuştur hekimler için ve bunun sonunda da bu zorunlu hizmet yasası getirilmiştir; ama, yirmiiki yılın sonunda görülmüştür ki, bu zorunlu hizmet yasası hiçbir işe yaramamıştır. Ülkemizdeki hekim dağılımı, hiçbir zaman dengeli şekilde olmamıştır.

Bu bakımdan, Sayın Sağlık Bakanı meslektaş arkadaşıma teşekkür etmek istiyorum. Gerçekten, bugüne kadar başımızda Demokles'in kılıcı gibi sallanan bu belayı kaldırdığı için, içten, yürekten teşekkür ederim; sağ olsun.

Arkadaşlar, aslında, ülkemizde hekim ihtiyacımız yoktur. Tam 95 000 hekimimiz vardır ve ülkemizde hekim başına 685 kişi düşmektedir. Avrupa Birliği ülkelerinde ise, bu, 250 kişidir; ancak, Avrupa Birliği ülkelerinde hastalar yılda 6 veya 7 kere hekime giderken, bizdeki hastalarımız yılda ortalama 2,5 defa hekime gitmektedirler. O bakımdan, hekimlerimizin "hastaya boğulduk, hasta başından kalkamıyoruz" diye bir durumları yoktur ve bana sorarsanız, 10 000 civarında gerçek anlamda işsiz hekim vardır.

Bu yasayla, acaba, gerçekten istenilen sonuç alınacak mıdır; ben bundan kuşkuluyum. Bu 2514 sayılı Yasa getirilirken de şöyle denilmişti: "Öyle bir yasa getiriyoruz ki, memleketin her tarafında hekim olacak, her istediğiniz zaman hekim bulacaksınız." Hiçbir zaman olmamıştır. Onun için, sayın meslektaşım -beni bağışlasın- aradan yıllar geçtikten sonra, eğer bu kürsüden konuşur da bu işin tutmadığını söylerse, hiç şaşmayacağım.

Arkadaşlar, yalnız hekim ve personel temin etmekle sağlık problemini çözemezsiniz. Bir yere istediğiniz kadar personeli ve doktoru götürün; ama, işin can alıcı noktasına eğer erişememişseniz, işiniz yoktur.

Size kısa bir bilgi vermek istiyorum. Yaklaşık olarak 11 000 000 insanımız yeşil kart yutturmacasıyla tedavi görmektedir. Kusura bakmayın, bu, kelimenin tam anlamıyla popülist bir politikadır. Yeşil kart diye bir olay yoktur. Zengini de yeşil kart almaktadır, fakiri de. Dediğim gibi, dünyanın hiçbir yerinde de, devlet, vatandaşlarını "bu benim fakir vatandaşım, bu benim zengin vatandaşım" diye ayırmaz. Askere giderken vatandaşı ayırıyor muyuz; askere gideceksin diyoruz; ama, sağlık konusu geldiği zaman "sen fakirsin kardeşim, sen yeşil kartla gideceksin" diyorsunuz. Böyle şey olmaz! Bu yeşil kart rezaleti en kısa zamanda kaldırılmalıdır. Hemen şunu da ilave edeyim: Yeşil kart, hadi, yine, biraz tutulacak bir şey. Hiç sağlık güvencesi olmayan 11 000 000 yurttaşımız var; 11 000 000 yurttaşımızın hiçbir sağlık güvencesi yoktur. Ankara'nın göbeğinde de vardır, Hakkâri'nin dağında tepesinde de vardır; 11 000 000 vatandaşımızın sağlık güvencesi yoktur. Siz istediğiniz kadar sağlık personelini götürün, istediğiniz kadar hekimi götürün, bu işi halledemedikten sonra bunlara hizmet götüremezsiniz arkadaşım.

AKP sözcülerinden birisi dedi ki: "Efendim, biz, işi özel teşebbüse yaptırıyoruz." Anayasanın en öndeki maddesi sosyal devleti tanımlarken, devlet vatandaşın sağlığını sağlayamıyorsa, devlet vatandaşın eğitimini sağlayamıyorsa, devlet vatandaşın güvenliğini sağlayamıyorsa, devletin nesi sosyal devlettir arkadaşlar?! Siz vatandaşınızın sağlığına bakamıyorsunuz, ilacını veremiyorsunuz, hastasına baktıramıyorsunuz, güvenliğini sağlayamıyorsunuz, eğitimini sağlayamıyorsunuz, ondan sonra kalkıyorsunuz "ben sosyal devletim" diyorsunuz; olmaz böyle şey, böyle sosyal devletlik olmaz! Evvela vatandaşa sağlık hizmeti sağlamak zorundasınız. Ankara'nın göbeğindeki vatandaş, hastaneye giderken "ben ne ödeyeceğim" diye düşünmemelidir. Önce, buna bir hal çaresi bulmak zorundasınız.

Anayasamızın 56 ncı maddesi, sağlık hizmetlerinin tek elden yürütülmesini öngörmüştür. Gerçekten bu doğrudur; ama, hiçbir zaman Türkiye'de sağlık hizmetleri tek elden yürütülmemiştir; her canı isteyen istediği yerde poliklinik açmıştır, her belediye istediği yerde poliklinik açmıştır ve hiçbir zaman da, Sağlık Bakanlığı, bunları istenildiği gibi denetleyememiştir arkadaşlar.

Bu arada, sağlık hizmetlerinin en ön basamağı olan, yani, "birinci basamak" dediğimiz, sağlık hizmetlerine verilecek olan pratisyen hekim arkadaşların eğitimi yetersizdir. Buna, Sağlık Bakanlığı, mutlaka bir hal çaresi bulmalıdır; uzman genel pratisyen yetiştirmek zorundadır. Bunun için de, hekimleri sürekli eğitim altında tutmak zorundadır; yoksa, hekim, mezun olduktan elli sene sonra aynı diplomayla hekimlik yapmaktadır. Gelişmiş ülkelerde böyle değildir arkadaşlar. Kongrelere katılmadıysanız, bilimsel yayınları takip etmiyorsanız, iki yıl sonra sizin lisansınız yahut da görev izniniz iptal edilir ve denilir ki, "siz, şu şu kongrelere katılmak zorundasınız. Sağlık Bakanlığı, buna da bir hal çaresi bulmak zorundadır. Bununla da, hekimleri, sürekli eğitim altında tutmak zorundadır.

Bana göre, tıp fakültelerimiz çok sayıdadır. Bunları kapatın demiyorum; ama, öğrenci sayısı azaltılmalı, beş yıl sonra "50 000 hekimimiz işsiz" diye karşımıza çıkılmamalıdır. Bunun, mutlaka, bir planı, programı olmalıdır. Hekimlerimiz, düzenli bir şekilde yetiştirilmeli ve sayıları belli miktarda tutulmalıdır.

Bütçeden sağlığa ayrılan pay yeterli değildir. Yasal ya da anayasal düzenlemeyle bu, en az yüzde 10'a çıkarılmalıdır. Bunun için, kamu harcamalarında israfın denetimi yoluna gidilmeli, ihale yolsuzlukları, mafya çetelerine kaptırılan paralar denetim altına alınmalıdır. Biliyorsunuz, son günlerde yaşadığımız "neşter operasyonu" diye bir olay var. Türkiye'de bunun gibi belki yüzlercesi yaşanıyor; bunun farkında değiliz arkadaşlar.

Sağlık hizmetlerindeki KDV oranı düşürülmelidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; öncelikle, hükümette, halka eşit ve nitelikli sağlık hizmeti sunma isteği ve bilinci yerleşmiş olmalıdır. Hepsinden önemlisi, sağlığın doğuştan kazanılmış bir insanlık hakkı olduğu, devletin ise, vazgeçilmez ve devredilemez görevi olduğu unutulmamalıdır.

Bu içten düşüncelerimin ülkemizde yerleştiği günleri görmek dileklerimle, hepinize en derim saygılarımı sunarım.

Çok teşekkür ederim, sağ olun. (Alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

23 konuşma daha · 9 Temmuz 2003

23 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook