Sözleşmeli sağlık personeli çalıştırılmasına dair (s.s.209)
Erzurum Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 104. Birleşim · 1. yasama yılı · 9 Temmuz 2003 · 1.789 kelime · yaklaşık 9 dakikalık okuma
Kaynak göster
Recep Akdağ (AK Parti), 9 Temmuz 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 104. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: SÖZLEŞMELİ SAĞLIK PERSONELİ ÇALIŞTIRILMASINA DAİR (S.S.209)); konuşma 1.789 kelime.
Recep Akdağ (AK Parti, Erzurum). “Sözleşmeli sağlık personeli çalıştırılmasına dair (s.s.209)”. TBMM Genel Kurulu, 104. Birleşim tutanağı, 9 Temmuz 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/recep-akdag-22-2003-07-09-sozlesmeli-saglik-personeli-calistirilmasina-dair-s-s-209 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum)- Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Yüce Meclisimizin şahsında, halkımıza sağlık ve afiyet temennisiyle sözlerime başlıyor, hepinizi saygı ve hürmetlerimle selamlıyorum.
Şunu ifade etmek isterim ki, bugün görüşeceğimiz yasa tasarımız, ülkemizdeki sağlık hizmetleri açısından önemli değişimleri gerçekleştirecek bir yaklaşımla hazırlandı ve huzurunuza getirildi. Esasen, 3 Kasım seçimlerinden önce AK Partimizin ar-ge çalışmaları çerçevesinde şekillenen sağlıkta dönüşüm programımız, halkımızın emaneti tevdiini takiben, süratle, hükümet programımızın önemli bir hedefi olarak hayata geçirilmeye başlandı. Sağlık sektörünün bütün bileşenleriyle uyumlu bir birliktelik içerisinde dönüşümü devam etmektedir.
Sağlık, 70 000 000 insanımızı ilgilendiren ve zaman zaman karşımıza ertelenemez ihtiyaçların çıktığı bir alandır. Aldığımız her nefeste, attığımız her adımda, bütün bir ömürde, sağlık, hepimiz için değişmez paydadır. Şimdi, hayatımızın değişmezi olan sağlıkta, hep birlikte yeni ve heyecanlı adımlar atıyoruz.
Dönüşüm ve değişimler, şüphesiz ki, kolay değildir. Dönüşüm, yerleşik olanı rahatsız eder; değişim, alışılmış olanı terk etmeye zorlar. Zorluklarla dolu bir atılımı yapmayı göze almakla, bizler, yaşamakta olduğumuz birçok önemli problemi çözmeyi amaçlıyoruz.
Sağlık sektöründe şimdiye kadar çözülmemiş, çözülmedikçe büyümüş, bu nedenle de, asla değiştirilemez olarak algılanan önemli sorunlara yeni bir bakış, pratik bir çözüm getirmeyi hedefliyoruz. Sağlıkta dönüşüm programımız, ne geçmişte yapılanları hiçe sayarak sıfırdan başlıyor ne de kısa vadeli planlarla geleceği hiçe sayıyor. Sağlıkta dönüşüm programı, bizden önce yapılan bütün çalışmaları değerlendirerek ve programının temeline koyarak, insanımızın emeklerinin ürünlerini dikkate alan bir anlayışla hazırlandı. Geçmişi değerlendirerek geleceğimizi inşa etmeye çalışıyoruz. Dönüşümün her aşamasında, ortak değerimiz olan sağlığa, bu konuya katkıda bulunması muhtemel herkesi yanımıza çağırıyoruz. Sağlık hizmetinin, doğrudan insana ve onun en kırılgan olduğu hastalık haline sunulduğunu biliyoruz ve dönüşümün odağına insanı yerleştirmiş durumdayız. Yapılacak her değişimi, önce insan prensibiyle gözden geçiriyoruz.
Değerli milletvekili arkadaşlarım, bakınız, kararlı bir tutum ve sürekli takip sonucunda, hastanelerde, hastalarımız, hatta bazen cenazelerimiz için karşılaşılan ve bir zamanlar sadece eleştirilen rehin alma ayıbını, birkaç münferit olay dışında, son aylarda tamamen ortadan kaldırmış durumdayız. Başlattığımız uygulamalarla, artık, sağlık ocaklarımız bir veya iki odasında hasta muayenesi yapılan hizmet birimleri olmaktan çıkarılmıştır. 8-10 hekimin bulunduğu bir sağlık ocağında, fiziksel şartların imkân verdiği her mekân kullanılarak hasta muayene odaları oluşturulmuştur. Türkiye, şunları unutmadı: Geçmişte, birçok hekimin bulunduğu sağlık ocaklarında, yalnızca bir veya iki odada yapılan poliklinikler, anlamsız bir biçimde süregiden bu uygulama, hastalarımızın, 1 günde 100 hastanın 1 hekimle karşılaşması gibi bir sonuçla karşı karşıya kalmasını doğuruyordu. Sağlık ocaklarımızı ve pratisyen hekimlerimizi, layık oldukları pozisyona ulaştırmak, bugün, bizim, en önemli hedeflerimizdendir. Kısıtlı imkanlarına rağmen, hastanelerimizde de, poliklinik oda sayıları artırılarak halkımıza verilen hizmet daha verimli hale getirilmektedir. Bütün ülke genelinde yürüttüğümüz ulusal sağlık envanter çalışmamızın sonuçları, şu anda, analiz aşamasındadır. Ülkemiz, iktidara geldiğimizde karşımıza çıkarılan 1 152 yarım sağlık yatırımına -evet, bu rakamı, bu sayıyı, birçok kereler kullandım, yanlış duymuyorsunuz- yenilerinin eklenebileceği bir savurganlığı kaldırabilecek durumda değildir; ancak, ülkemizdeki bir meslek örgütü, Cumhuriyet Halk Partisi sayın sözcüsünün bahsettiği meslek örgütü, Türkiye'de yeni 400 hastane yapımından söz etmektedir. Yeni 400 hastanenin, bu ülkede, hangi parayla ve ne zaman yapılacağını takdirlerinize sunuyorum. İktidar olmak, hayallerle yaşamakla karıştırılmamalıdır. İktidarlar, meselelere, ellerindeki enstrümanlarla, ellerindeki kaynaklarla çare bulmak durumundadırlar. Bu anlamda, yatırımlar, 2003 programında, reel bir yaklaşımla 832 sayısına indirilmiştir ve 2004 yılı yatırım hazırlığımızı ulusal sağlık envanteri sonuçlarına göre oluşturuyoruz. Ülkemizde sağlık hizmeti verilen bina ve ekipmanları, sağlık hizmeti sunan insan kaynaklarımızı, kamu, vakıf, özel sektör ayırımı yapmaksızın, en verimli biçimde halkımızın hizmetine sunuyoruz.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; aslında, bu yaklaşım, bize, Anayasamızın bir emridir. Anayasamız, madde 56'da, şöyle bir ifadeyle, bize, sağlık hizmetinin nasıl verileceğini ifade ediyor: "Devlet, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenler.
Devlet, bu görevini - değerli milletvekilleri, bu ifadeye dikkatinizi çekmek isterim- kamu ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal yardım kurumlarından yararlanarak, onları denetleyerek yerine getirir."
Biz, bugüne kadar gözardı edilmiş olan bu Anayasa emrini uygulamaya başlamış bulunuyoruz. Artık, devlet memurlarımız ve memur emeklilerimiz kurumlarından aldıkları hasta sevkleriyle doğrudan özel polikliniklere ve belli şartlar dahilinde özel hastanelere müracaat edebilmektedirler. Bazıları bu uygulamayı, kamunun kaynaklarının özel sektöre aktarılması gibi yanlış bir algılamayla halkımıza sunmak çabasındadırlar; ancak, Anayasamızın bize ifade ettiği hükmü tekrar okuyorum: "Devlet, bu görevini kamu ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal yardım kurumlarından yararlanarak, onları denetleyerek yerine getirir."
Sayın milletvekilleri, konuşmamın bu noktasında Sağlık Bakanlığı ve SSK Ortak Hizmet Protokolüne gelmek istiyorum. Kamuoyunun büyük bir memnuniyetle takip ettiği ve on yıllardır konuşulan ama gerçek anlamda kimsenin çözümüne yanaşamadığı bu uygulamamız, halkımızın hakkı olan hizmette eşitlik ve verimlilik ilkelerimizin çok önemli bir yansımasıdır.
Sağlık Bakanlığına ait sağlık kuruluşlarından SSK'lı hastalarımızın yararlanabilmesi bu uygulamanın en önemli sonucudur. Böylece, 32 000 000 civarında bir SSK'lı ve ailesinin, çok az sayıda sağlık kuruluşuna ve hastanesine âdeta mahkûm edilişini ortadan kaldırmış olduk. Evinin yanındaki sağlık ocağından yararlanamayan, ilaç reçetesini dahi yazdıramayan, SSK hastanelerinde muayene için randevu almakta zorlanan SSK'lı vatandaşımızın bu çilesini ortadan kaldırmanın ilk adımlarını atmış olduk. Kuşkusuz, bu uygulamalar, beraberinde çözümlenmesi gereken yeni durumları karşımıza çıkarmaktadır. Ancak, başlangıçta da söyledim, biz, zorluklarla dolu bir atılımı, siz Yüce Meclisimizle birlikte göze almak zorundayız, siyaset bunun için yapılır. İktidarıyla ve muhalefetiyle, doğum sancılarından korkarak, değişim hamlesinden kaçmaya hiçbirimizin hakkı yoktur. Nitekim, başından beri son derece uyumlu bir çalışmayı yürüttüğümüz Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanımız ve değerli bürokratlarımız, hekimlerimiz, sağlık çalışanlarımızla birlikte, sorunları, sahada her gün yeni baştan tespit ve teşhis ederek ve süratle çözüm yollarını ortaya koyarak, bu ortak ve verimli hizmet anlayışını rafine etmeye devam ediyoruz.
Uygulamanın ilk haftasında zorluklara yol açtığı gözlenen, sürekli hastalığı olanların, sağlık ocakları ve benzeri birinci basamak sağlık kuruluşlarına başvurma gerekliliği süratle ortadan kaldırılmıştır. Buna benzer birçok yeni düzenlemelerle bürokrasi azaltılmakta, herkesin alıştığı bürokrasi azaltılmakta ve koşulsuz hasta memnuniyeti ilkesini, bütün sağlık çalışanlarımızın sahiplenmesi sağlanmaya çalışılmaktadır.
Yedi günlük uygulamamız sonucundaki bazı rakamları Yüce Heyetinize ve değerli halkımıza arz etmek isterim:
6 ilimizde, toplam 400 000 hastamız, birinci basamağa, yani, sağlık ocaklarımız ve benzeri kuruluşlarımıza müracaat etmiştir. Bunlardan, hastanelere sevk edilenlerin oranı, yalnızca yüzde 28'dir, hastalarımızın yüzde 72'si birinci basamak sağlık kuruluşlarında hizmet alabilmiş ve evlerine dönebilmişlerdir. Toplam hasta içinde SSK'lı oranının yüzde 22 oluşu da, daha uygulamanın başında, hem SSK hastanelerinde hem SSK'nın hizmet verdiği dispanserlerde kısmî bir rahatlamayı, birinci haftada ortaya koymuş durumdadır.
Acaba, bugün görüşeceğimiz tasarı, dönüşüm sürecimizde, bize hangi değişiklikleri sağlıyor:
Bunlardan birincisi, zorunlu hizmetin kaldırılmasıdır. Benden önceki konuşmacılar, bu husustaki takdir hislerini ifade ettiler, kendilerine gerçekten çok teşekkür ediyorum. Hekimlerimizin ve diğer sağlık çalışanlarımızın üzerinde Demokles'in kılıcı gibi sallandırılan 2514 ve 4576 sayılı Kanunlar, bugün, siz değerli milletvekillerimizin oylarıyla tarihe karışmış olacak.
Bu tasarıda getirilen ikinci önemli değişiklik, zorunlu hizmet yerine, gönüllü sözleşmeli çalışmanın getirilmesidir.
Üçüncüsü, hastane döner sermayelerimizin, sağlık hizmeti satın almasının önünün açılmasıdır.
Dördüncüsü de, sağlık çalışanlarına, yıllardır emsallerine verilen ekgösterge haklarının verilmesidir.
Mecburî hizmetin kaldırılışıyla ilgili olarak arkadaşlarımız yeterince sizleri aydınlatmış oldular; dolayısıyla konuşmamda bu konuları kısaca geçiyorum. Sadece şunu söylemek isterim: Gerçekten, 21 inci Yüzyıla yakışmayan bir uygulamayı bugün birlikte ortadan kaldırıyoruz. Bu kanunun yirmiiki yıllık uygulaması sonucunda, hekimlerin, yurt sathında dengeli ve âdil dağılımının, zorlamalarla sağlanamayacağı da ortaya çıkmıştır. Gönüllülük esasına dayalı bir istihdam politikasının benimsenmesinin, etkin ve kaliteli sağlık hizmeti sunmak açısından, daha uygun olacağı kanaatine varılmış ve böylece bu tasarı hazırlanmıştır.
Değerli milletvekilleri, ülkemizin her yöresindeki sağlık kurum ve kuruluşlarımızın personel ihtiyacının gerektiği anda temini ile hizmet sürekliliğinin sağlanarak, hizmette aksamalara meydan vermemek ve ülkemizin sağlık göstergelerinin gelişmiş ülkeler seviyesine gelmesini bir an önce gerçekleştirmek için sözleşmeli personel istihdamına ilişkin bu tasarıyı önünüze getirmiş bulunmaktayız.
Yine bu tasarıyla, her unvandaki sağlık personeli için ücretler daha özendirici hale getirilmiş ve böylece, hem istihdamda hem de görevde kalıcılığın sağlanması hedeflenmiştir.
Kadroların azamî yüzde 5'i şehir merkezlerinde kullanılacak, geri kalanı, sağlık personeli istihdamında zorluk çektiğimiz ilçe ve beldelerde istihdam edilecektir.
Burada altını çizerek vurgulamak istediğim iki önemli husus var: Birincisi, bu kadroların çakılı olması ve sadece tahsis edildiği il, ilçe veya kurumdaki belirli noktada kullanılabilmesidir. Bu konuda geçmişten bugüne hep -komisyonlarda da bunlar dile getirildi- şu söyleniyor sayın muhalefet sözcülerince: "Sadece ücret politikalarında değişiklik yapılarak bu bölgelerde istihdam sağlanabilir." Biz, bu düşüncede değiliz; çünkü, yalnızca ücret politikalarında değişiklik yapılarak 657'ye tabi memur alınması, memur statüsünde sağlık personeli alınması, sadece, bu bölgelerin memuriyete girmek için bir kapı olarak kullanılmasına yol açmakta ve sonuçta, yine bu bölgelerde gerekli personel sağlanamamaktadır.
Görüşeceğimiz tasarı, büyük bir özveriyle çalışan bir ekibin ürünüdür. Bu tasarıda, Bakanlık ekibimizle birlikte Devlet Personel Başkanlığı ve Maliye Bakanlığı elemanlarının ciddî katkıları vardır. Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal işler ve Plan ve Bütçe Komisyonları, tasarıya çok değerli katkılarda bulunmuşlardır.
Değerli milletvekilleri, birkaç cümleyle de bazı itirazlar hususunda görüşlerimizi ifade etmek istiyorum.
Bu tasarı, kesinlikle Anayasaya aykırı bir tasarı değildir; çünkü, Anayasa Mahkemesinin, 9 Ekim 1996 günü Resmî Gazetede yayımlanan sözleşmeli personelle ilgili bir kararında "idarenin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlüğü olduğu kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevlerde, 128 inci maddeye göre, memurlar ve diğer kamu görevlilerinden hangisinin çalıştırılacağına ilişkin tercih yasa koyucunun takdir alanı içindedir" denilmek suretiyle, Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığında sözleşmeli personel istihdamının Anayasanın 128 inci maddesine aykırı olmadığına hükmedilmiştir.
Sözleşmeli personel modeli, dünyanın bütün ülkelerinde başarıyla uygulanan bir modeldir.
Değerli arkadaşlarımız "eşit işe eşit ücret" şeklinde slogan bir ifadeyi sürekli kullanıyorlar. Oysa, bugün, örneğin, bir doktor, Sağlık Bakanlığında devlet memuru olarak, TEDAŞ'ta 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak, BOTAŞ'ta 1475 sayılı Kanuna tabi işçi olarak, Kalkınma Bankasında nevi şahsına münhasır sözleşmeli olarak, vs. çalışmaktadır. Dolayısıyla, bu şekilde sözleşmeli bir statünün getirilmesi, şu anda, son derecede tabiîdir ve maksadı hâsıl etmek üzere getirilmiş bir sözleşmedir.
Sayın Sözen'in, 1960'lı, 1970'li yıllara atıf yaparak, geri dönmesini hayretle karşılamıyorum; çünkü, kendisi de ifade ettiler; biz, yepyeni bir yöntem, yepyeni bir anlayışla bir yasa tasarısı huzurlarınıza getiriyoruz ve yasa tasarımızın insancıl olmadığının, demokratik olmadığının ifade edilmesini, bu husustaki iddiaları da katî olarak reddediyorum ve bu ifadelere cevap vermeyi bile gereksiz görüyorum.
AK Partinin, kimsenin kaşının, gözünün, bıyığının, sakalının peşinde olmadığını da, bütün kamuoyu son derece iyi bilmektedir. Aslında, bu tasarı, bizatihi Sağlık Bakanının kendisinin bile, çakılı kadrodaki bir personeli alıp, başka bir yere vermesini engelleyen bir tasarıdır.
Bu tasarı, Sağlık Bakanlığında eleman temininde güçlük çektiğimiz bölgelerde, sağlık personelinin sürekliliğini kurumsallaştırmaktadır. Dolayısıyla, bunun tam tersine bir iddiada bulunmak, bana hakikaten çok enteresan gelmiştir.
Son olarak da, meslek odasıyla ilgili bazı şeyler söylemek istiyorum. Bu husustaki meslek odası, Türk Tabipler Birliği, çok olumlu işbirliği çabalarımıza, bir meslek odası olarak yaklaşmak yerine, ideolojik bir muhalefet anlayışıyla yaklaşmaktadır ve onların, ülkesine, insanına, hastasına, fedakârca, hekimce yaklaşan onurlu Türk hekimleri ile elini halkın cebine uzatan hekimleri birbirinden ayırma konusunda bir çabalarının olmamasını tabiî karşılıyorum; çünkü, aynı zihniyet, yüzde 20 enflasyonun beklendiği, hedeflendiği 2003 yılı içerisinde, ocak ayı içerisinde serbest muayene ücretlerine yüzde 20, temmuz ayından başlamak üzere de yüzde 25 zam getirmiş durumdadır ve aynı zihniyet, bugün, ülkede, bir doğumun asgarî ücretinin 850 000 000 Türk Lirası olmasını öngörmüş ve bu hususta da, listesine bu fiyatı koymuş durumdadır; ancak, bugüne kadar, insan haklarına, Anayasaya, hasta haklarına, Hipokrat yeminine, ceza yasalarımıza aykırı bir biçimde fakir fukaraya, garip gurebaya yaklaşarak...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
23 konuşma daha · 9 Temmuz 2003