Tuz gölündeki kirlenmenin araştırılarak alınması gereeken önlemler (s.s:181)
Konya Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 6. Birleşim · 2. yasama yılı · 14 Ekim 2003 · 1.799 kelime · yaklaşık 9 dakikalık okuma
Kaynak göster
Nezir Büyükcengiz (CHP), 14 Ekim 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 6. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TUZ GÖLÜNDEKİ KİRLENMENİN ARAŞTIRILARAK ALINMASI GEREEKEN ÖNLEMLER (S.S:181)); konuşma 1.799 kelime.
Nezir Büyükcengiz (CHP, Konya). “Tuz gölündeki kirlenmenin araştırılarak alınması gereeken önlemler (s.s:181)”. TBMM Genel Kurulu, 6. Birleşim tutanağı, 14 Ekim 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/nezir-buyukcengiz-22-2003-10-14-tuz-golundeki-kirlenmenin-arastirilarak-alinmasi-gereeken-onlemler-s (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA NEZİR BÜYÜKCENGİZ (Konya)- Sayın Başkan, Yüce Meclisin değerli üyeleri; görüşülmekte olan 181 sıra sayılı Tuz Gölündeki kirlenmenin araştırılarak, alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğümüzün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca kurulan Meclis araştırması komisyonu raporu üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüş ve düşüncelerini sizlerle paylaşmak üzere huzurlarınızdayım. Bu vesileyle, Yüce Meclisin siz değerli üyelerini, Sayın Başkanı ve Sayın Başkanın yüksek şahsında sorunla ilgili tüm yurttaşlarımızı, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, bildiğiniz gibi, Türkiye Büyük Millet Meclisinin iki temel görevi vardır. Bunlardan birincisi yasama, ikincisi denetlemedir.
Denetim görevi, soru önergeleri, araştırma, soruşturma önergeleri ve gensoru önergeleriyle yürütülmeye çalışılıyor. Meclis araştırması, Anayasamızın ve İçtüzüğümüzün milletvekillerine verdiği önemli bir denetim mekanizmasıdır. Milletvekilleri, bu yolla, ülke sorunlarını ve çözümlerini millet adına araştırma, ilgilileri dinleme, çözüm önerilerini saptama, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine getirerek yürütmeye, yani, hükümete, iktidarlara rapor verme olanağına sahip olur. Yasama ile yürütmenin bir araya gelerek, somut sorunları somut tespit ve teşhisler doğrultusunda tartıştığı, irdelediği, gündeme getirdiği önemli bir olaydır. Gerek Meclis araştırma ve soruşturma önergeleri, gerekse soru önergeleriyle denetim aracı, etkin, güncel bir sistem ve yöntemle, maalesef, işletilememektedir.
22 nci Dönem Birinci Yasama Yılında gelen 765 adet sözlü soru önergesinden 163 tanesi cevaplandırılmış; yine, gelen 127 adet -dikkatinizi çekiyorum 127- Meclis araştırması önergesinden sadece 23 tanesi görüşülmüş olup, 12 tanesi kabul edilmiş, 11 tanesi çok önemli olmasına karşın reddedilmiş ve 104 tanesi ise gündemde beklemektedir.
Bize seçim bölgelerimizde soruyorlar: "Önerge verdiniz; ne oldu?.." Yanıt vermekte zorlanıyoruz. Geçmişe dönüp baktığımızda, araştırma önergeleri sonucu kurulan komisyonlarca yapılan çalışmaların bitmesiyle ortaya çıkan raporlar hükümetlere sunulmuş, alınacak önlemlerle ilgili önerilerde bulunulmuş; ama, bunun gereği yerine getirilmemiş. Neye yaramış; hiçbir şeye; hükümetlere bununla ilgili bir gensoru dahi verilmemiş.
Bu dönem, iktidar tarafından denetim görevinin engellenmeye çalışıldığını hep birlikte görüyoruz. Bu hususta endişelerimiz var. "Nasıl olsa, bizim yeterli çoğunluğumuz var, Meclisi istediğimiz gibi çalıştırırız, parmak hesabıyla muhalefetin sesini kısarız" anlayışı hâkim. Bu anlayış sonucudur ki, denetim faaliyetleri etkili biçimde yerine getirilemiyor. Şu anda görüşmekte olduğumuz raporla ilgili önerge, AKP Grubuna mensup milletvekilleri tarafından verildi; kabul edildi; komisyon kuruldu; çalışmalarını tamamladı; raporunu sundu. Şimdi, raporu görüşüyoruz. Bundan sonraki gelişmeleri Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak dikkatle izleyeceğiz. Bakalım ne olacak?..
Bu tür önergelerden çıkacak sonuçların değerlendirilerek gereğinin yapılması, yürütmenin görevidir. Birinci Yasama Yılında, yine, AKP'li milletvekilleri tarafından verilen yolsuzluklarla ilgili önergenin görüşülmesi esnasında, Grubumuz sözcüsü Sayın Ali Topuz'un "siz, iktidarsınız, devletin bütün bilgileri, arşivleri ve imkânları elinizde; bu araştırma önergesiyle ne yapmak istediğinizi anlayabilmiş değiliz. Elinizdeki bilgileri dürüstçe değerlendirerek, sorunun üzerine gittiğiniz takdirde gereğini yapmış olursunuz" dediğini anımsıyorum. Şimdi, aynı şeyleri ben söylüyorum: İktidarsınız, bütçeyi siz yapıyorsunuz, yatırımları siz yönlendiriyorsunuz, Tuz Gölündeki kirliliği de siz önleyeceksiniz, gerekli tedbirleri siz alacaksınız.
Değerli arkadaşlarım, bizler, öncelikle, bu garipliğe Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak bir çözüm bulmalıyız. Evet, bizler bu koşullar altında İçtüzük ve Anayasa hükümlerine yeni bir bakış getirerek, denetim yollarını güncelleştirmeli ve etkinleştirmeliyiz. Geçen hafta görüştüğümüz Bilgi Edinme Hakkı Yasası, her ne kadar "işi kolaylaştıracak" denilecek olsa da, yeterli değildir. Tekrar ifade ediyorum ki, İçtüzük ve Anayasa hükümleri bu hususta yeniden düzenlenmelidir.
Değerli arkadaşlarım, Tuz Gölü kirleniyor; Tuz Gölü çok uzun yıllardan beri kirleniyor. Maalesef, gelmiş geçmiş hükümetlerin hiçbiri bu konuya yeteri kadar duyarlılık göstermedi.
Değerli milletvekilleri, komisyonumuz, üç ayı aşkın süren çalışmalarını tüm teknik ayrıntılarıyla rapor haline getirerek bugün Yüce Meclisin bilgilerine sunmuştur. O nedenle, ben konunun teknik ayrıntılarına çok fazla girmeyeceğim; ancak, rapordaki bilgileri siz değerli milletvekillerimiz değerlendirirlerken, sorunun ne kadar uzun süredir devam ettiğinin bilinmesi açısından, 20 nci Dönem milletvekilliğim sırasında bu sorunla ilgili, günün Başbakanına yönelttiğim bir soru önergeme, yine Başbakan adına Çevre Bakanı tarafından verilen yanıtı kısaca bilgilerinize sunmak istiyorum. Tarih 5 Ağustos 1998; soru önergesi :
"Dünyamızın nadir doğal kaynaklarından olan, Türkiye'nin ikinci büyük gölü ve ülkemizin tuz ihtiyacının yüzde 73'ünü karşılayan Tuz Gölünün ekolojik dengesi hızla bozulmaktadır. Bunun nedeni, çevresindeki yerleşim merkezlerinin evsel ve sanayi atıksularının herhangi bir arıtmaya tabi tutulmadan göle ulaşmasıdır.
Konya kanalizasyonunun yanı sıra, Konya Şeker Fabrikası ve deri sanayii gibi gelişmiş küçük sanayi siteleriyle Konya'da bulunan 1 100 civarında küçük ve orta ölçekli işletme ve fabrikaların atıksuları Keçeli Deresine, buradan da yine kanal aracılığıyla Tuz Gölüne ulaşmaktadır. Gölün kirlenmesi böyle devam ederse, Tuz Gölü yakın gelecekte yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalacaktır.
Soru 1.- Konya Büyükşehir Belediyesinin atıksu arıtma tesisi yapması konusundaki çalışmaları hangi aşamadadır?
Soru 2.- Belediyeyi bu çalışmayı yapmaya zorlamayı düşünüyor musunuz?
Soru 3.- 63 000 000 insanımızın -o zaman nüfus 63 000 000'muş-beslenme yoluyla sağlığını doğrudan ilgilendiren sorunun bu boyutlara gelmesinin sorumluları hakkında herhangi bir yaptırım uygulamayı düşünüyor musunuz?
Arıtma tesisinin malî yükünün çok fazla olacağı bilindiğinden, Konya Büyükşehir Belediye Başkanlığının bu projeyi yaptırarak maliyeti belirlemesi halinde tesislerin yapımı için belediyeye maddî yardımda bulunmayı düşünüyor musunuz?"
Değerli arkadaşlarım, Sayın Öksüz tarafından verilen önergede, sorulan bu soruların tamamı, aynen sorun olarak devam ediyor. 1998'den 2003'e kadar aradan geçen beş yıl süre içerisinde gelmiş geçmiş hükümetler, bundan önceki hükümetler ve bu hükümet tarafından, bugüne kadar Tuz Gölü için hiçbir şey yapılmamış.
Önergeye uzun uzun cevap yazmış o zamanki Çevre Bakanımız ve sonucu şöyle bağlamış: "Bakanlığımızca, tüm bu çalışmaları içeren ve tutarı 87 536 856 Amerikan Doları olan bir projenin 1998 yılı yatırımlarına dahil edilerek uygulanması için Yüksek Planlama Kuruluna başvurulmuştur. Bakanlığımızın hedefi, uzun yılların ihmali sonucunda oluşan Tuz Gölündeki sorunların en kısa sürede çözüme kavuşturulmasıdır." Son olarak "Bakanlar Kurulu kararı çerçevesinde yapılacak çalışmalarla yürütülecek uygun projelere destek verilmesi amacıyla, gerek dış kredi gerekse iç finansmanın sağlanması hususunda gereken her türlü çaba gösterilecektir" deniyor 1998 yılındaki önergeye verilen cevapta. O günden bugüne kadar bu sorunların hiçbirisi çözüme kavuşmamış.
Değerli arkadaşlarım, aradan beş yılı aşkın süre geçti, 2003 yılında aynı sorunları tartışıyoruz. Aslında bu sorunu çözüme kavuşturmak bir tercih meselesidir. Çevreye duyarlı mısınız değil misiniz; Değilsiniz.
Bakınız, gelişmiş ülkelerde çevre sorunu en önemli sorun olarak algılanıyor ve Çevre Bakanlığı da en önde gelen bakanlık olarak görevini sürdürüyor. Bizde ise, siz, iktidara gelir gelmez, çevreye ve çevre sorunlarına ne kadar önem verdiğinizi, Çevre Bakanlığını bir başka bakanlıkla birleştirmek suretiyle etkinliğini yok denecek düzeye indirerek kanıtladınız!.. İnşallah, raporunu görüşmekte olduğumuz Tuz Gölünün kirlenmesi sorununda bu düşüncelerimiz tezahür etmez.
Değerli arkadaşlarım, 10.12.2002 tarihinde Sayın Özkan Öksüz ve arkadaşları tarafından Meclis Başkanlığına Anayasamızın 98 inci ve İçtüzüğün 104 üncü maddesi uyarınca verilen önergeyle kurulan (10/5) esas numaralı Komisyonun, Cumhuriyet Halk Partili üyesi olarak çalışmalarına ben de katıldım. Seçim bölgemle de yakından ilgili olduğu için, sorunu uzun yıllardan beri izlemekteyim. Bu vesileyle, başta komisyon başkanı ve komisyon üyesi değerli arkadaşlarıma, komisyona katkıda bulunan teknokrat ve bürokratlara, milletvekili arkadaşlarıma teşekkür ediyorum.
Komisyonumuz, önergenin gerekçesinde belirtildiği gibi, konuyla ilgili araştırmayı ve bilgi toplama görevini en ince ayrıntılarına kadar yerine getirmiştir; 18.3.2003 tarihinden 3.6.2003 tarihine kadar 9 toplantı yapmış ve bu toplantılarda, Çevre Bakanlığı, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü, Tekel, Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı Genel Müdürlüğü, BOTAŞ Genel Müdürlüğü, Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı, Hazine Müsteşarlığı, Konya Belediyesine bağlı KOSKİ Genel Müdürlüğü bünyesinde çalışan konuyla ilgili çok değerli teknokrat ve bürokratlarla ve yine konuyla ilgili bazı üniversitelerimizden gelen akademisyen uzmanlarla müteaddit defalar görüşmeler yapmış, huzurlarınızda görüştüğümüz raporu düzenleyerek sizlere sunmuştur.
Konya Belediyesine ait KOSKİ Genel Müdürlüğüyle birlikte, Kulu, Şereflikoçhisar, Cihanbeyli Belediyeleri yetkililerinden de bilgiler alınmıştır.
Değerli arkadaşlarım, sorunla ilgili çalışmaların uzun yıllardan beri devam ettiğini gördük. Çözüm yollarıyla ilgili öneriler de, biraz önce belirttiğim kurumlarımızda yeteri kadar var. Olay, birinci derecede ekonomik. Konya Büyükşehrinin atıksularının bir yolla Tuz Gölüne kadar uzanması en önemli olumsuz etken. Konya Belediyesince arıtma tesisinin ihale edilmiş olması ve kısa zamanda inşaatına başlanacağı, olumlu bir gelişmedir. Bunun yanında, Şereflikoçhisar, Cihanbeyli, Kulu, Altınekin, Aksaray, Sultanhanı ve Gölle bağlantılı diğer belediyelerimizin arıtma tesislerinin yapımını çabuklaştıracak ekonomik yardımların da hükümet tarafından hızla yapılma zorunluluğu vardır.
Önceki hükümetler döneminde İspanya tarafından açılması planlanan bir kredi veya hibenin gerçekleşmemiş olması, üzüntü verici bir durumdur. Bunun da, ülkemizin üst üste yaşadığı ekonomik krizler dönemine rastlaması sonucu gerçekleşemediği kanısındayım.
Değerli arkadaşlarım, bölge, Anadolu'nun en önemli tarımsal alanlarının bulunduğu bir kesim ve Cihanbeyli, Kulu, Şereflikoçhisar, Eskil, Aksaray'da -Gölün civarındaki Aksaray- tarımla uğraşan birçok çiftçimiz de, Gölün su dengesinin bozulması sebebiyle her yıl mustarip oluyorlar, mağdur oluyorlar, zarar görüyorlar. Tarımsal sulamayı gerçekleştirmek amacıyla, bu coğrafyada, Devlet Su İşlerinin, uzun yıllardan beri devam edegelen, sulamayla ilgili çalışmaları var. Adı geçen belediyelerin birçok atığı, bu kanallar vasıtasıyla Tuz Gölüne ulaşıyor.
Komisyon çalışmalarımız esnasında, devletin konuyla ilgili birçok biriminin birbirleriyle uyumlu çalışma anlayışı içinde olmadıklarını -üzülerek söylüyorum- gördüm. Devlet Planlama Teşkilatından Hazineye, Çevre Bakanlığından Enerji Bakanlığına, Tarım Bakanlığından İller Bankasına kadar, bürokrasinin, bir yetki kargaşası içinde sürekli topu birbirlerine atarak, sorunun çözümü üzerine ciddî bir şekilde eğilinilmediği gerçeği de ortaya çıkıyor.
Ülkemizin tuz ihtiyacının yüzde 75'ini karşılayan Tuz Gölünün kirlenmesini önleyecek çalışmaların bir an önce etkinliğe kavuşturularak bitirilmesi için bu uyuşmazlığa öncelikle son verilmeli, gerekirse hükümet tarafından yeniden düzenlemeler yapılmak suretiyle sorunun çözümü kolaylaştırılmalıdır.
Ayrıca, önümüzdeki yılın bütçesine -çok önemlidir bu- yeteri kadar ödenek hükümet tarafından mutlaka konulmalıdır; aksi takdirde, bu sorunun çözümü yine uzun yıllar sürüncemede kalacaktır.
Bu vesileyle, bir anımı da sizlere aktarmak istiyorum: 1998 yılında, yine, şu anda Meclisimizin oturumunu yöneten Sayın Başkan Yılmaz Ateş'le birlikte -bizim Çevre Komisyonu Başkanımızdı o zaman- Tuz Gölü civarında bir geziye de katıldık; kendileri de hatırlayacaklar. Sayın Başkan, geçtiğimiz günlerde ben tekrar gittim, sizin gördüğünüz gibi duruyor hâlâ; onu da bu vesileyle size iletmek istiyorum.
Değerli arkadaşlarım, Tuz Gölü kirleniyor; devletin, bu kirliliği önlemekle ilgili, ekonomik olanaklar ölçüsünde görev yapmasını kabul etmek mümkün değildir. Anayasamızın 65 inci maddesi, ekonomik ve sosyal haklarla ilgili olarak devletin görevinin, ekonomik gücüyle sınırlı olduğunu ifade ediyor; ancak, çevre hakkı, yaşam hakkının, insanlık hakkının bir parçasıdır. Böylesine önemli bir konunun, belki, anayasa düzenlemesi sırasında yaşam hakkı içinde yer alması zorunluluğu vardır. Birçok yerde kirliliği görüyoruz. Bizim, Türk Ulusu olarak kaliteli bir yaşama ulaşabilmemiz için bu konularda yeni düzenlemeler yapmamız zorunludur. Avrupa Birliği ilerleme raporunda eleştirilen hususlardan birisi, çevreyle ilgili hiçbir düzenleme yapmayışımızdır. 21 inci Yüzyılda Avrupa Birliğinin kapısını zorladığımız bir dönemde, çevre sorunuyla ilgili düzenlemeleri hızla yapmamız gerekiyor. Tuz Gölü ve birçok güzelliğimiz elimizle kirleniyor, doğanın dengesi bozuluyor. Tuz Gölünün kokmaya başladığını hepimiz görüyoruz, yaşıyoruz. Artık tuz da kokmaya başladı. Tuzun kokması, bir ülke için tehlikeli bir göstergedir. Bunların nedenleri devlet katında belli. Devletin kurumlarının, başta hükümet olmak üzere, her konuda kirleticilikten uzak durmaları gerekiyor.
Biz, bu bakış içerisinde, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, böylesine önemli bir kirliliğin yaşandığı Tuz Gölünde, kirlenme nedenlerinin, alınması gerekli önlemlerin, bunun ekonomik ve sosyal hayata yansımalarının ne olduğunun araştırılmasına, hiçbir önyargıya kapılmadan katkı verdik. Cumhuriyet Halk Partisi olarak, bilgiye, belgeye, her zamandan daha fazla, milletvekillerimizin, halkımızın ve basınımızın ulaşmasını sağlamak amacıyla, rapora olumlu bakıyoruz ve raporda belirtilen Tuz Gölünü kirlilikten arındıracak ve ülkemizin diğer tüm kirliliklerden arındırılmasıyla ilgili önlemlerin, hükümet tarafından, zaman kaybedilmeksizin alınmasını içtenlikle de diliyoruz. Tuz Gölündeki kirliliğin ekonomik katkılarla arınacağı belli; hükümet, bu katkıyı hemen yapmalıdır.
Devletteki diğer kirlilikleri temizlemek için de, milletvekili dokunulmazlıklarını sınırlayan anayasa değişikliği tasarısının, bir an önce, Türkiye Büyük Millet Meclisi önüne getirilmesi zorunluluğu vardır.
Bu duygularla, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsım adına, Yüce Meclisin siz değerli üyelerini saygıyla selamlıyorum; beni dinlediğiniz için, hepinize teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
21 konuşma daha · 14 Ekim 2003