Tasarruf sahiplerinin mağduriyetlerine yol açan holdinglerin faaliyetlerinin araştırılarak alınması gereken önlemler ve holding adı altında gerçekleştirdikleri izinsiz halka arz yoluyla oluşan mağduriyetin neden ve sonuçlarıyla bu süreçte spk'nın sorumluluğunun araştırılması hk. (10/18-282)
Konya Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 76. Birleşim · 3. yasama yılı · 29 Mart 2005 · 1.784 kelime · yaklaşık 9 dakikalık okuma
Kaynak göster
Nezir Büyükcengiz (CHP), 29 Mart 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 76. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TASARRUF SAHİPLERİNİN MAĞDURİYETLERİNE YOL AÇAN HOLDİNGLERİN FAALİYETLERİNİN ARAŞTIRILARAK ALINMASI GEREKEN ÖNLEMLER VE HOLDİNG ADI ALTINDA GERÇEKLEŞTİRDİKLERİ İZİNSİZ HALKA ARZ YOLUYLA OLUŞAN MAĞDURİYETİN NEDEN VE SONUÇLARIYLA BU SÜREÇTE SPK'NIN SORUMLULUĞUNUN ARAŞTIRILMASI HK. (10/18-282)); konuşma 1.784 kelime.
Nezir Büyükcengiz (CHP, Konya). “Tasarruf sahiplerinin mağduriyetlerine yol açan holdinglerin faaliyetlerinin araştırılarak alınması gereken önlemler ve holding adı altında gerçekleştirdikleri izinsiz halka arz yoluyla oluşan mağduriyetin neden ve sonuçlarıyla bu süreçte spk'nın sorumluluğunun araştırılması hk. (10/18-282)”. TBMM Genel Kurulu, 76. Birleşim tutanağı, 29 Mart 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/nezir-buyukcengiz-22-2005-03-29-tasarruf-sahiplerinin-magduriyetlerine-yol-acan-holdinglerin-faaliyetl (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
NEZİR BÜYÜKCENGİZ (Konya)Sayın Başkan, Yüce Meclisin değerli üyeleri; görüşmekte olduğumuz (10/16) esas numaralı Meclis araştırması önergesi üzerinde önerge sahipleri adına söz almış bulunuyorum; bu vesileyle Yüce Meclisin siz değerli üyelerini, Sayın Başkanı ve Sayın Başkanın yüksek şahsında yüzbinlerce, yurt dışında ve yurt içindeki, sahte holding mağduru yurttaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, 1980'li yılların başında "24 Ocak kararları" adıyla ekonomi tarihimize geçen bir uygulamanın getirdiği bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler anlayışı sonucu, ülkemiz bir banker faciası yaşadı. Bankerzede olayı diye tarihe geçen bu ekonomik tahribatın yaraları henüz sarılırken, 1990'lı yılların başında yeni bir ekonomik model ortaya çıktı, o da, holding kimliğiyle faaliyet gösteren sözde holdingler.
Model yanlış, niyet kötü, altyapı yok, kuralsızlık, yasa tanımazlık dizboyu, ticaret-siyaset-din üçgeninin en iyi biçimde bütünleştirilmeye çalışılarak, başlatanların kendi çıkarlarına uygun hale getirdikleri bir ekonomik model.
1980'li yıllarda bankerlik faaliyeti gösterenler, araştırma önergesine konu olan sözde holding yöneticilerine göre, daha dürüst, daha onurlu, daha haysiyetliydiler; çünkü onlar, ekonominin kuralları gereğince insanların parasını toplayabilmek için, sadece yüksek faiz vaat ediyorlardı. Paranıza ayda yüzde 8-10-15 -her neyse- kâr vereceğiz vaadiyle insanların birikimlerini topladılar ve sonunda çarçur ettiler, o günkü şartlarda cezalarını da aldılar; ama, bu holding yöneticileri, yüksek kâr taahhüdüyle birlikte, kutsal İslam Dinimizi sonuna kadar sömürdüler. Dinine bağlı masum yurttaşlarımızın temiz duygularını istismar ettiler. Onların, yıllardır dişinden tırnağından artırıp oluşturdukları birikimlerini dolandırdılar. Allah dediler, peygamber dediler, Kur'an-ı Kerim'den ayetler okudular, kötü niyetli dinadamlarına komisyonlar vererek, cami içlerinde ve önlerinde, cami cemaatlerinin parasını topladılar. Öğretmenlik, şoförlük, işçilik gibi birçok meslek mensupları, bu modelle büyük paraların bir araya toplandığını görüp, yaptıkları işi bırakarak, sadece kâğıt üzerinde şirketler kurdular, bu şirketleri tabela holdingi haline getirerek çalışmalarını başlattılar. İçlerinden bazıları milletvekili oluvereyim diye siyasete atılmak istedi; seçilemeyince, milletvekili olamadım, bari bir holding kuruvereyim diye bu işe başladılar. Bağışlamanızı diliyorum, biraz amiyane olacak; ama, Konya şeker fabrikasının boş şeker torbalarını sırtlarına vurup, yurt dışındaki yurttaşlarımıza gittiler; onları kandırarak, onların paralarını bu torbalara doldurup Türkiye'ye getirdiler ve çarçur ettiler. O, paralarını aldıkları insanların eline de, bir adi defter yaprağına, ben, Ahmet oğlu Süleyman'dan şu kadar para aldım, şu kadar süre sonra, şu kadar faiziyle birlikte vereceğim diye, aldatmaca bir belge yazdılar, kıytırık birer belge verdiler. Söylemlerinde siyaset vardı. Bu paraları yatırıma dönüştürüp, Türkiye'nin en önemli, en büyük sermaye sahipleri olacaklarını ve oradan alacakları güçle iktidarları değiştireceklerini, laik, demokratik rejimimizi kökten değiştireceklerini ve kendi kafalarının arkasındaki özlemini duydukları bir rejimi ülkemizde hâkim kılacaklarını da el altından yaymaya başladılar. Topladıkları bu paraların bir kısmıyla, aynı siyasî düşünceyi taşıyan parti ve partilerin çalışmalarını kolaylaştıracak şekilde onları finanse ettiler, o siyasî kuruluşları, o siyasî partileri iktidara getirmeye çalıştılar.
Değerli arkadaşlarım, ben, 20 nci Dönemde de, şu anda çatısı altında bulunduğumuz Yüce Parlamentonun üyesiydim. Görüşmekte olduğumuz önergede belirtilen sorunların, o yıllar, en sıcak günlerinin yaşandığı başlangıç yıllarıydı. Seçim bölgem Konya'da, bu tür faaliyetlere başlayan kuruluşlar, holdingler hakkında, her hafta sonu basın açıklamaları, basın toplantıları yaptım; yerel basının arşivlerinde vardır. Bunların akıbetinin, 1980'li yıllardaki bankerzedelerin akıbetiyle aynı olacağını söyledim. Sürekli, uyarı görevimizi yaptık, hemşerilerimi sürekli uyardım.
Bunun yanında, ayrıca, yine o günlerde, 7 Temmuz 1997 tarihinde, günün Maliye Bakanının cevaplaması talebiyle, tabela holdinglerin denetimleriyle ilgili Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verdiğim soru önergesi de halen Meclis arşivlerindedir.
Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz, o günlerde de, bu modelin yanlışlığını ve sonunda çok büyük tahribatlar yaratacağını, her türlü platformda sürekli dile getirdik. Sonuçta, bu modelin yaratıcıları ve uygulayıcıları bizi tehdit etmeye başladılar; sanki, parası toplanan yurttaşlar pozuna bürünerek "paramızı nereye vereceğimize karışmayın" gibi sözlerle sürekli bizi taciz ettiler.
Sonuçta geldiğimiz nokta, keşke onları haklı çıkarsaydı; ama, maalesef, hortumlanan bankalardaki gelişmelerde olduğu gibi, Cumhuriyet Halk Partililer olarak biz haklı çıktık.
Değerli arkadaşlarım, uyguladıkları yöntemlerle büyük paraları ellerinin altında gören sözde holding yöneticileri, evlerinden pazar yerine giderken dolmuş parasından kısarak bir Murat 124'e dahi sahip olamayan yurttaşlarımızın bunlara yatırdığı paralarla, son model zırhlı Mercedes otomobil ve Lincoln ciplerle gezmeye başladılar. Malikanelerinin banyo bataryalarını İtalya'dan getirttiler. Bunlar, bizim, Konya'da yaşadığımız ve gördüğümüz gelişmeler.
Bu paralarla, gece rüyalarında gördükleri yatırımı yapmaya çalıştılar; ertesi gün çıktılar, hiçbir fizibilitesi olmadan, hiçbir rantabilitesi olmadan biz bu parayla şu yatırımı yapacağız diye sadece arsa aldılar, üzerine tabela astılar, doğru dürüst hiçbir yatırım yapmadılar. Zaten, başlangıçta da ufak tefek paralar kazandılarsa bile "laik cumhuriyete, laik devlete vergi vermek caiz değildir" fetvalarıyla ve bu söylemlerle devlete de hayırları olmadı, bir kuruş vergi ödemediler doğru dürüst.
Değerli arkadaşlarım, bu yanlış yatırımlarla, geçici de olsa bir istihdam yaratır gibi göründüler. Kendilerine iş istemeye gelen hemşerilerimizin çocuklarını işe almak için, kıyıda köşede, daha paraları varsa onları da getirip ortak olmasını talep ettiler; kalan paraları da, onların çocuklarını geçici işçi alarak, bir yerlerde çalıştırır gözükerek topladılar; bu topladıkları paraların bir kısmını, yerel seçimlerde, kendi yandaşlarını yerel yönetimlere seçtirmek için harcadılar ve o yerel yönetimlerle birlikte, işbirliği yaparak, belediyeleri de sonuna kadar sömürdüler.
Öyle görülüyor ki, AKP ve Cumhuriyet Halk Partisi Gruplarının verecekleri oylarla bir komisyon kurulacak. Bu komisyonun yapacağı en önemli görevlerden biri de, bu holdinglerin, bu sahte, sözde holdinglerin yerel yönetimlerle, o günkü belediyelerle olan işbirliğini araştırmak olmalıdır.
Değerli arkadaşlarım, bunlar, yasalarımızı, ticaret kurallarını hiçe sayarak, kendi kafalarına estiği gibi, hovardaca, milletin parasını çarçur ettiler. Aradan epeyce bir süre geçip, para akışı azalmaya, daha sonra da kesilmeye, geri ödemeler talep edilmeye başlayınca, bizimkilerin foyaları meydana çıkmaya başladı; ama, atı alan Üsküdar'ı geçmişti.
Değerli arkadaşlarım, merkezi Almanya'da bulunan, Türkiye Araştırmalar Merkezinin yaptığı bir araştırma, 2000 yılında; para toplayan toplam Türk holdingi 54; holdinglerin 30'u Konya'da, 11'i İstanbul merkezli; Almanya'da 30 büro açmışlar; din motifi kullanıyorlar, camilerde para topluyorlar. Bu, Almanya'daki bir araştırma merkezinin yaptığı araştırma. Mark bazında, yılda yüzde 23 ile 30 arası kâr payı vaat ediyorlar.
Değerli arkadaşlarım, mark bazında yüzde 23-30 faizi, yasadışı işlerle uğraşanların bile vermesinin mümkün olmadığını siz de biliyorsunuz.
Gelmişiz 2000 yılına. 2000 yılından sonraki beş yıllık gelişme sonucunda açıklanan araştırma sonuçları da şöyle: Pek çok mağdurlar derneği kurulmuş. Pek çok Alman ve avukat bu konuyla meşgul. Tam 190 000 Türk, sadece Almanya'da, para kaptırmış; diğer Avrupa ülkeleri hariç, yurt içindekiler hariç. Kaptırılan para 5 ilâ 8 milyar euro, sadece Almanya'da. Değerli arkadaşlarım, 2005 malî yılı bütçesinde yatırımlara ayrılan ödeneğimiz 11 katrilyon lira. Bir yıl boyunca Türkiye Cumhuriyeti ülkesine 11 katrilyon liralık yatırım yapılacak; olayın vahametini gösteren rakamlar.
Bugün camilerde para toplayan yok. Zaten, toplanacak para kalmamış. Mahkemelerde davalar sürüyor. İnsanlarımızın bu kuruluşlara güveni kalmamış. Bu davaların kazanılması mümkün değil. Zira, para kaptıranın elinde kıytırık bir protokolün dışında hiçbir şey yok. Ayrıca, bu davalar kazanılsa bile kimin, nesini alacaksınız; hiçbir şey yok, kalmamış.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKANBuyurun efendim, konuşmanızı tamamlayın.
NEZİR BÜYÜKCENGİZ (Devamla)Değerli milletvekilleri, geçtiğimiz günlerde Konya'da Endüstri Holdingle ilgili ikinci bir operasyon gerçekleştirildi. Adı geçen holding ile bahse konu diğer holdinglerin birçoğunun ticarî açıdan bu holdingle hiçbir farkı yok. Şimdi, burada yapılan uygulama, acaba, senin holdingin benim holdingim gibi bir uygulama mı diye düşünmemek mümkün değil; çünkü, Endüstri Holding -açıkça ifade etmek istiyorum- MHP düşüncesinde ve o partinin resmen kayıtlı üyeleri tarafından kurularak faaliyetlerini sürdürmüştü. Diğerlerine aynı uygulamanın yapılmaması acaba nedendir diye sormak istiyorum.
Değerli arkadaşlarım, şimdi, bütün bunlara rağmen, birkısım yetkililer, birkısım meslek odası başkanları, birkısım biraz evvel konuşan İktidar Partisi mensubu arkadaşımız "efendim, bunların hepsini bir potada değerlendirmemek lazım, içlerinde iyileri de var, dürüstleri var, sermaye birikimi olanlar var..." Ben iddia ediyorum ki, içlerinde, bu tür holdinglerin içlerinde hiçbir tane, ayakta kalacak gücü olan kalmamıştır, yoktur; çünkü, bugün için, parasını geri ödeme talebinde bulunan hiçbir kimsenin parası ödenmiyor. Bırakınız ortaklarının paralarını ödemeyi, bunlar, piyasaya verdikleri, alışveriş yaptıkları, firmalara verdikleri çekleri dahi ödeyemiyorlar. Adı büyük olanlar, dürüst diye burada ilan edilenler bile çeklerini ödeyemez duruma düştüler.
Değerli arkadaşlarım, bu işin Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemine getirilerek bugün görüşülmüş olması mutluluk veriyor; ancak, gecikmiş bir görüşme. Değerli arkadaşımız İstanbul Milletvekili Sayın Tamaylıgil bu önergeyi bu dönemin başında verdi, ikibuçuk yıl evvel verdi. İkibuçuk yıldır 20'nin üzerinde araştırma önergesi Türkiye Büyük Millet Meclisinde bu Yüce Çatı altında görüşüldü. Bunun daha önce görüşülmesi gerekirdi. Bugüne kadar aradan geçen ikibuçuk yıl zarfında belki bir yerlerde, bazı yerlerde bir şeyler kalmışsa, onlar da bu ikibuçuk yıl içerisinde buharlaştı. Şimdi, biz, bu önergenin görüşülmesi sonucunda kurulacak komisyon olarak, çalışmalar sonucunda, yapacağımız araştırmalar sonucunda, korkarım ki, bunların elinde hiçbir şey kalmadığını göreceğiz.
Bunun adı nedir değerli arkadaşlarım; bunun adı -buna bir ad koymak gerekiyor Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak- ticaret midir, bunun adı insanlara hizmet etmek midir, ülkeye hizmet etmek midir, yatırım yapmak mıdır, yoksa, bunun adı dolandırıcılık mıdır, sahtekârlık mıdır, kapkaççılık mıdır; buna bir ad koymak zorundayız. Bunun sorumluları kimdir; bunun sorumluları, bu tür holdingler faaliyete başladığından bugüne kadar ülkeyi yönetenlerdir, gelmiş geçmiş tüm hükümetlerdir ve bunun içerisine, maalesef, ifade etmeliyim ki, AKP Hükümetinin son ikibuçuk yıllık ihmalleri de dahildir.
Biraz evvel ifade ettim, ikibuçuk yıldır bu önerge gündemde bekliyor. Daha önce burada görüşülen bir araştırma önergesiyle bir komisyon kurulmuş, yurt dışında yaşayan yurttaşlarımızın, vatandaşlarımızın sorunlarıyla ilgili ve o komisyon bir rapor hazırlamış. Sayın Ali Rıza Gülçiçek'in verdiği önerge sonucu. Bu rapor da, bu tür holdinglerin insanların din duygularını istismar ederek yurt dışında dolandırıcılık yaptıklarını söylemiş, ondan sonra da, aradan birbuçuk yıl geçmiş olmasına rağmen, yine bir tedbir alınmamış.
Sayın Bakan burada geçmişe yönelik birçok açıklamalar yaptı. Kendisini dinledik, teşekkür ediyoruz ve bu açıklamalarında ikibuçuk yıllık icraatları süresi içerisinde aldıkları tedbirleri sıraladı.
Değerli arkadaşlarım, hükümetlerin görevi, sadece olası mağduriyetleri önlemek için geleceğe yönelik tedbirler almak değildir. Geçmiş dönemlerdeki mağduriyetlerin giderilmesi için de yaptırımlar uygulamaktır hükümetlerin görevi. Yasaysa yasa, kararnameyse kararname, bugüne kadar bu hükümet tarafından çıkarılıp bu konu üzerine parmak basılması gerekirdi diye düşünüyorum.
Sayın Başbakan, kendisine, bu paraları kaptırdıkları şirketleri, holdingleri şikâyet eden yurttaşlarımıza "bana mı sorarak bu paralarınızı verdiniz" demiştir; aynen, kredi borçlarının ertelenmesini isteyen çiftçilerimize "yok öyle 25 kuruşa simit" dediği gibi. Ama, bu, bir ülkenin Başbakanının bütün sorunlarla ilgilenmesi gerektiği, gerçeğini ortadan kaldırmaz.
Değerli arkadaşlarım, öyle anlaşılıyor ki, bu önerge kabul edilecek. Bu önergenin kabulüyle yapılacak çalışmalar sonucunda ortaya çıkacak raporun değerlendirilmesi ve o raporda istenilecek şeylerin yerine getirilmesi gerekir. 20'nin üzerinde, görüşülen araştırma önergelerinin sonucundaki komisyon çalışmalarının önerilerinin, bugüne kadar, hükümet tarafından -özellikle söylüyorum- hiçbirisi yerine getirilmemiştir, hangi konuda olursa olsun. Burada görüşüyoruz, İçtüzüğün gerektirdiği hükümleri yerine getiriyoruz, gerçekleştiriyoruz, ondan sonrası gelmiyor. Ondan sonrası hükümetin görevidir, hükümetlerin görevidir.
Şimdi burada da, ben öyle inanıyorum ki, iyi niyetle bir komisyon kurulacak, komisyon çalışmalarını tamamlayacak ve önerilerini getirecek; bugün, biraz evvel, burada, bundan önceki görüştüğümüz rapor gibi görüşeceğiz, sokak çocuklarıyla ilgili rapor gibi bunun raporunu da görüşeceğiz; ondan sonra rafa kalkacak, hiçbir tedbir alınmayacak. Şimdiden bu tedbirin alınması konusunda da hükümeti uyarıyorum.
Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak, bu işin başından beri vardık, bundan sonrasında da varız. Yurttaşlarımızın, gerek yurt dışındaki gerek yurt içindeki yurttaşlarımızın haklarını sonuna kadar savunduk, bundan sonra da savunacağız, devam edeceğiz bu savunmalarımıza. İnşallah, bu çalışmalarımız, bu önergenin görüşülmesi ve bu önergenin görüşülmesinden sonra ortaya çıkacak komisyon çalışmalarıyla, sahte holdingler tarafından, üçkâğıtçı holdingler tarafından -bağışlayın benim tabirimi- dolandırılan yurttaşlarımızın mağduriyetine çare buluruz diye düşünüyorum.
Beni dinlediğiniz için hepinize teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
37 konuşma daha · 29 Mart 2005